24 Eylül 2018 Pazartesi

Gelin adayları birbirine aşık oldu; damatlar ne olacak peki?


Türkiye'de uzun süre yayınlanan 'Kısmetse Olur' programının Vietnam versiyonunda izleyicilerde büyük şaşkınlık yaratan bir olay yaşandı.

Programda haftanın final bölümünde gelin adaylarından ikisi birbirlerine aşık olduklarını açıklayarak programı terk etti.

Gelin adaylarından Minh Thu yarışmada hiçbir damat adayını tercih etmediğini açıkladıktan sonra gözyaşları içinde bir başka gelin adayı olan Truc Nhu'ya sarıldı.

Gelin adayının diğer gelin adayına sarılırken 'benimle eve gel' dediği duyuldu.

Bu duygusal anlar diğer gelin adaylarını da gözyaşlarına boğarken, ilan-ı aşk edilen gelin adayı flört ettiği damat adayının yanına gitti.

Damat adayına 'umarım seni hak ettiğin gibi sevecek birini bulursun' dedikten sonra iki gelin adayı stüdyoyu şaşkın bakışların arasında terk etti.

Milliyet

Ceylan Ertem ulusal medyaya eşcinsel olarak açıldı: Bir kadınla aşk yaşamayı çok isterim

Ceylan Ertem, geçen yıl çıkan ‘Yine de Amin’ albümündeki ‘Nilüfer' isimli şarkısını hayalinde oluşturduğu bir kadına yazdığını söyledi. Kadınları aşağılayan şarkılardan insanların çok sıkıldığını belirten Ceylan Ertem, "Bir kadınla aşk yaşamayı çok isterim” dedi.


Ceylan Ertem, geçen çarşamba günü İstanbul Kadıköy’de bulunan eğlence  mekânı Mecra’da sevenleriyle 'Misafir Odası' isimli söyleşi etkinliğinde buluştu.

Ceylan Ertem, söyleşide alternatif müzik yapan kadın sanatçıların şarkı sözlerinin 'ince şeyleri anlamaya yönelik’ olduğuna yönelik bir yoruma, "Hepimiz var olan kabadayı erkek dilinden, ya da erkek şarkı sözü yazarlarının ‘Deli Kadın’ gibi istemeden de olsa kadınları aşağılayan şarkılarından çok sıkıldık" dedi.


Sanatçı, "Şarkıların hep kadının erkeğe yazdığı şarkılar mı? Kadının kadına duyguları da var mı?" sorusuna 2017’de söylediği ‘Nilüfer’ şarkısını örnek göstererek şöyle cevap verdi:

"Hayalimde bir kadın canlandırdım. O kadına aşık olduğumu düşünerek o şarkıyı yazdım."

Ceylan Ertem, aşk şarkısı yazarken düşünmenin yeterli olup olmadığına yönelik soruya da, "Hepimizin içinde kadınları arzulayan bir yan var. Bunu kimse inkâr etmesin. Ben kadınları da erkekleri de çok seviyorum. İnşallah, Allah’ım, senden tek bir isteğim var: Bir kadınla aşk yaşamak. Ama şu an erkekleri hâlâ çok seviyorum. Erkeklerden vazgeçemedim ama…" diyerek cevap verdi.

http://www.milliyet.com.tr/ceylan-ertem-bir-kadinla-ask-magazin-2748009/

23 Eylül 2018 Pazar

Callum Aylott


Homofobiyi tedavi etmek mümkün mü?

Bilim, bir kişinin cinsel yönelimini değiştirme fikrini terk edeli çok oldu.


Çoğu biliminsanı hastalık olmayan bir şeyi "tedavi edemeyeceğinizi" söylüyor. Eşcinsellik 1973'de ABD'de bir ruh hastalığı olarak sınıflandırılmaktan çıkartılmış, 1990'da da Dünya Sağlık Örgütü aynı kararı almıştı.

Ancak homofobi, nedenlerini anlamaya çalışan araştırmacıların giderek daha çok ilgisini çekiyor.

'İrrasyonel korku'
1960'lı yıllarda "homofobi" deyimini ilk bulan ABD'li psikolog George Weinberg homofobiyi "eşcinsellerle yakın mesafede olma korkusu" diye tanımlamıştı. Yunanca "phobia" kelimesi bir şeyden duyulan irrasyonel korku anlamına geliyor.

Weinberg 1972'de yazdığı Toplum ve Sağlıklı Eşcinsel kitabında "Eşcinselliğe karşı önyargılarını aşmadan asla bir hastanın sağlıklı olduğunu düşünmem" demişti.

Eşcinsellik, ABD'de akıl hastalıkları listesinden 45 yıl önce çıkartıldı.
Araştırmacılar homofobiyi psikoloji, kültür ve din pencerelerinden almaya çalışor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45599165

Almanya'da 7 bin eşcinsel çift evlendi

Almanya’da eşcinsel çiftlerin evlenmesine izin veren yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Şimdiye kadar 7 binden fazla çift evlendi. Berlin ve Hamburg'da gay çiftlerin , Dresden ve Bremen'de ise lezbiyen çiftlerin yaptığı evlilikler daha yüksek oldu.

ALMANYA'da 1 Ekim 2017 tarihinde eşcinsel çiftlerin evlenmesine izin veren yasa yürürlüğe girdi. Evanjelik Basın Servisi'nin (epd) resmi makamlardan aldığı bilgilere göre şimdiye kadar Almanya'da evlenen eşcinsel çiftlerin sayısı 7 bini geçti. Başkent Berlin'in Tempelhof-Schöneberg, Friedrichshain-Kreuzberg ve Charlottenburg-Wilmersdorf ilçelerinde 1100'den fazla evlilik kayıt altına alındı. Berlin eşcinsel çiftlerin yaptığı evlilikler bakımından birinci sırada.

HERKES İÇİN EVLİLİK YASASI
Köln'de 1056, Hamburg'da 900, Münih'te 830 eşcinsel evlilik kayıtlara geçti. Almanya'daki kentler arasında en düşük sayı ise 29 ile Schwerin'de kaydedildi. Araştırmada tüm eyaletlerin başkentleri ile Leipzig, Nürnberg, Freiburg, Braunschweig gibi bazı seçilmiş büyük kentlerde yapıldı.
Almanya'da eşcinsel çiftler daha önce resmi olarak kendilerine evli çiftlerle aynı hakları tanıyan "hayat ortaklığı” statüsünü elde edebiliyorlardı. Almanya'da 1 Ekim tarihinde "herkes için evlilik” yasası yürürlüğe girdi. Yasanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra birçok eşcinsel çift evlendi.

EVLENEN HER DÖRT ÇİFTTEN BİRİ EŞCİNSEL
Araştırmaya göre çoğunlukla zaten "hayat ortaklığı” statüsünde bulunan çiftlerin evlendiği görülüyor. Evliliklerin üçte ikisinde bu durumun geçerli olduğu belirtiliyor. Toplamda lezbiyen çiftlerle gay çiftlerin hemen hemen eşit dağıldığı kaydedilirken, bölgesel olarak bu durum farklılık gösteriyor. Berlin ve Hamburg'da gay çiftlerin yaptıkları evlilikler, Dresden ve Bremen'de ise lezbiyen çiftlerin yaptığı evlilikler daha yüksek oldu.
Eşcinsel evlilikler yapılan evliliklerin toplamı içinde de önemli bir paya sahip. Berlin'de her dört evlilikten birinin bir eşcinsel çift tarafından yapıldığı kaydediliyor. Bavyera'nın beş büyük kentinde ise her dokuz evlilikten biri eşcinsel çiftler tarafından yapıldı. Eşcinsel çiftler tarafından evlat edinilen çocuklarla ilgili olaraksa ilgili resmi makamlar henüz kesin bir sayı veremiyor.

http://www.hurriyet.com.tr/avrupa/almanyada-7-bin-escinsel-cift-evlendi-40964642

Hem başörtülü hem eşcinsel bir kadın olmak çok ağırdı.

Başörtülerini çıkaran kadınların hikayesi: Yalnız yürümeyeceksin

Rüzgar saçlarımı ilk uçuşturduğunda, tenime ilk dokunduğunda kalbimin derinliklerine de dokunmuştu. Bana yalnız olmadığımı, güçlü olduğumu, özgür olduğumu o an gerçekten hissettirmişti

Yalnız Yürümeyeceksin Platformu, kadınların aile ve çevreden gelen baskılara rağmen başörtülerini çıkarma hikâyelerinin yer aldığı bir platform.

“Arkadaşlarımızla, küçük kardeşlerimizi 2 mahalle ötedeki parkta oynatmak için çıkarken aniden önümüze bir tülbent atıldı ve ‘Bundan sonra kapalı gezeceksiniz’ dendi.”

“Hem başörtülü hem eşcinsel bir kadın olmak çok ağırdı. Gerçek kimliğimi herkesten saklıyordum. Eşcinsel oluşumu, başörtümü bilenlerden; başörtümü de eşcinsel çevremden...”

“Ben de istediğim gibi, nasıl mutlu hissediyorsam öyle giyinmek, saçlarımı savurmak, boyamak, şekil vermek istiyorum. Sadece özgür olmak istiyorum.”

“Yıllarca tek tel saçım gözükse bilmem kaç sene cehennemde yanacağımı işittim. Oysa rüzgar saçlarımı ilk uçuşturduğunda, tenime ilk dokunduğunda kalbimin derinliklerine de dokunmuştu. Bana yalnız olmadığımı, güçlü olduğumu, özgür olduğumu o an gerçekten hissettirmişti.”

Yalnız Yürümeyeceksin Platformu, hayatlarının herhangi bir döneminde başörtüsü takmış ve başörtüsü baskısını türlü şekillerde yaşamış kadınların, aile ve çevreden gelen baskılara rağmen başörtülerini çıkarma hikâyelerinin yer aldığı ve benzer durumdaki kadınların birbirlerinin hikâyelerinden haberdar olmalarını hedefleyen bir sosyal medya platformu. Çoğu 20’li yaşlarındaki kadınların hikâyelerinin yer aldığı platformun web sitesinde, şu ana kadar 30’un üzerinde mektup paylaşılmış durumda. Eşinin ailesinden baskı gören kadınlardan çocuk yaşta zorla başörtüsü taktırılanlara, eşcinsel ve başörtülü bir kadının yaşadıklarından arkadaş grubundan dışlananlara kadar birçok hikâyeyle karşılaştığımız platformun editörleriyle platformun oluşum sürecini ve hedeflerini konuştuk.

Güvenlik nedeniyle isimlerini vermediğimiz editörler, platformun ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor: “Platformun hikâyesi sadece platformun oluştuğu zamandan ibaret değil aslında. Bir araya gelmiş kadınların ve bu hikâyenin başlamasını sağlayanların hepsinin bireysel yaşamları bu hikâyeye içkin diyebiliriz. Daha spesifik olarak bahsedersek, bizler sosyal medya üzerinden feminizm ve kritiği, ifade özgürlüğü, liberteryenizm, din konularında fikir paylaşan ve etkileşimde bulunan ve bu konular çerçevesinde birbiriyle iletişim halinde olan kadınlarız. 8-10 kişilik fikir ve etkileşim grubumuzda, hayatında başörtüsü giyme konusunda zorluklar yaşamış bir arkadaşın bu tarz bir dayanışma ağı fikrini ortaya atması, benzer tecrübeleri olanların hikâyelerinden bahsetmesi, diğerlerimizin de kendi becerilerince destek vermesiyle ortaya çıkmış bir platformuz...”

‘KADINLARA YALNIZ OLMADIKLARINI GÖSTERMEK İSTEDİK’
Platformu kurarken kültürel ve ailevi baskı altında kendilerinden başka açılacak kimse bulamayan kadınların, kendi hikâyeleri gibi birçok hikâye olduğunu görmelerini hedeflediklerini söyleyen platform editörleri, kadınlara “yalnız olmadıklarını” göstermek istediklerini ifade ediyor. Yükselen muhafazakâr ve İslami kültürel etkinin, artan imam hatipleşmenin bu tarz hikâyeleri de arttırdığını ancak kendilerinin henüz yeterli bir çevreye ulaşamadıklarını düşünüyorlar.

Başörtüsü ve tesettür konusunda yaşanan sorunların konuşulmayan, dile getirilmesi çeşitli sebep ve politikalarca ötelenmiş bir konu olduğuna da dikkat çekiyorlar.

‘DAYANIŞMANIN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ’
Platforma gelen hikâyeleri okurken en çok da uzaktaki, tanımadığın bir kadınla dertleşme ve onu anlayabilme hissi oluştuğunu dile getiren editörler, ortak sorunların fark edilmesinin, dayanışma ve mücadelenin önemini gösterdiğini ifade ediyorlar. Bu süreçte Türkiye’deki politik ortamın etkisiyle birçok olumsuz tepkiyle de karşılaştıklarını anlatıyorlar: “İslam düşmanı olmaktan bir ‘proje’ ürünü olmaya, ‘liboşluk’tan gizli Sorosçu olmaya türlü yaklaşımlarla çok çeşitli çevrelerce dışlandığımızı da hissettik. Halbuki, bizzat kadın iradesiyle, bizzat kadın iradesi ve özgürlüğü için başlamış bir dayanışma platformundan öte değiliz.”

http://www.yalnizyurumeyeceksin.com


‘BAŞÖRTÜSÜ YASAKLARINI DA DESTEKLEMİYORUZ’
Platform içerisinde politik olarak aynı yerlere denk düşmemelerine rağmen “özgürlük” konusunda hemfikir olduklarını belirten editörler, “Eskilerin başörtüsü yasaklarını desteklemediğimizi de belirtiyoruz. Devletten ya da sistematik olarak herhangi bir yerden gelen kadına yönelik giyim kodları meselelerinde, kadının iradesi ve özgürlüğü tarafındayız. 11 yaşında Kur’an kursuna gitmiş ve ‘Başörtüsünün irade olduğuna inandırıldım’ diyen kadınların seslerini duyurmak için platform açmış olmamız, başörtüsü yasaklarını destekliyor olduğumuz anlamına kesinlikle gelmiyor. Bu konuda tepkiler genelde bu yönde geliyor, sanki ilkini yapıyor olmamız ikinciyi destekliyor olmamız demekmiş gibi... Ya da platform hikâyelerine ‘Zorla başörtüsü çıkarılanları neden yazmıyorsunuz, demek ki bu uygulamaya karşı değilsiniz’ tepkileri geliyor. Hayır, zorla başörtüsü çıkarılması politikalarına da karşıyız. Ama ‘İkisinden de bahsetsenize’ tutumunu da yine gördüğümüz baskıların bir başka biçimi olduğunu düşünüyoruz.”

‘ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE KASTEDENLERİ FARK EDİN’
Toplumun birçok açıdan kutuplaştığı, başörtülü-başörtüsüz ayrımının da sık sık körüklenmeye çalışıldığı bu toplumsal koşullarda Yalnız Yürümeyeceksin Platformunun kadınlara bir de çağrısı var:

“Kim olursanız, hangi şartlarda yaşarsanız yaşayın, özgürlüğünüze ve iradenize kastedenleri, zorlu düşünsel yolları geçmeniz gerekse de fark edin. Yüzyıllar boyu ikinci plana atılan kadın iradesi ve bunun üzerine kurulan kültürün aniden yıkılmadığını bilin ve bu kültürün etkilerinden kurtulmaya çalışın. Dine sarılmalı ya da dini terk etmeli, nasıl belirlerseniz belirleyin hayatınız kendi iradeniz ve özgürlüğünüz etrafınca kurulsun. Bunu yaparken de yalnız yürümeyeceğinizi, dayanışmanın uzak olmadığını görebilin.”

Buse VURDU

https://www.evrensel.net/haber/361882/basortulerini-cikaran-kadinlarin-hikayesi-yalniz-yurumeyeceksin

Barnados'tan Rihanna çıkar ama bizden çıkmaz; Çünkü..!

Rihanna'ya ülkesi tarafından yeni bir elçilik verildi. Ri-Ri Barbados'da hükümet tarafından ülkesinin Sıra dışı ve Tam Yetkili Elçisi olarak atandı.


Zeki Müren hayata veda ettiği yerde anılacak


'Sanat Güneşi' Zeki Müren, yaşama veda ettiği yerde, İzmir Kültürpark'ta düzenlenecek etkinlikte anılacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla pazartesi akşamı gerçekleştirilecek programda şarkıların yanı sıra şiirler ve masallar da olacak.

24 Eylül 1996 günü, TRT İzmir Televizyonu'nun Kültürpark'taki stüdyolarında kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp kriziyle hayata gözlerini yuman Türk Müziği'nin ‘Sanat Güneşi’ Zeki Müren, vefatının 22'nci yıldönümünde özel bir konserle anılacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla gerçekleşecek 'Masal Tadında' konser, 24 Eylül Pazartesi akşamı saat 20.00’de, usta sanatçının yaşamını yitirdiği Kültürpark'taki İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde ücretsiz gerçekleşecek. Masallar, şiirler ve şarkılarla dolu gecede, Bursa’dan gelen 40 kişilik saz üstadları ve solistler sahne alacak. Turgay Mercan’ın sunumu ve Meriç Ersal'ın şefliğinde düzenlenecek konserde, Özlem Güneri’ de masal anlatacak.

Sanata olan katkılarından dolayı 1991 yılında 'Devlet Sanatçısı' unvanıyla ödüllendirilen Zeki Müren, Türkiye'de verilmeye başlanan Altın Plak Ödülü'nün de ilk sahibi olmuştu. Ünlü sanatçı, müzik yaşantısı boyunca 600'ü aşkın plak ve kaset doldurmuş, 300'ü aşkın şarkı bestelemişti.

http://www.gazetevatan.com/zeki-muren-hayata-veda-ettigi-yerde-anilacak-1202480-magazin/

Kerimcan Durmaz'dan Demet Akalın'a büyük jest


Geçtiğimiz günlerde evine haciz gelen Demet Akalın'ı yakın arkadaşları hiç yalnız bırakmıyor! Akalın'ın evinde hasar gören eşyaları paylaşmasının ardından Kerimcan Durmaz bakın ne yapmış!
GönderYazdırKerimcan Durmaz'dan Demet Akalın'a büyük jest

Evine gelen haciz memurları tarafından eşyalarına el konulan Demet Akalın, geçtiğimiz günlerde hepsini geri almıştı. Ünlü şarkıcı, hasar gören bazı eşyalarını sosyal medyada paylaşınca komşusu ve yakın dostu Kerimcan Durmaz duruma el attı.

Hasar gören tüm eşyaların yenisini satın alıp ünlü şarkıcının evine gönderen Durmaz, bu davranışıyla Akalın’ı duygulandırdı.

Gözyaşlarına hakim olamayan sanatçıyı, şu sıralar yanında kalan annesi Şenay Akalın sakinleştirdi. Şenay Akalın, bir süre kızının ve torunu Hira’nın yanında kalacakmış. (Posta)

Okan Kurt’tan boşanma sonrası ilk paylaşım


Geri bıraktığımız hafta içi şarkıcı Demet Akalın ile olan altı yıllık evliliğini sonlandıran Okan Kurt, sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
GönderYazdırOkan Kurt’tan boşanma sonrası ilk paylaşım

Okan Kurt, boşanma sonrası ilk kez kızı Hira’yla bir araya geldi. Demet Akalın’ın “Kızımız Hira’yla ilgili bilgileri benden değil dadısından alıyor, ben onunla telefonda bile konuşmuyorum” dediği Okan Kurt, kızıyla oyun parkında vakit geçirirken çekilmiş karesini; “Benim Aşkım, güzel kokulum. Baban yoluna kurban olsun Senin” notuyla paylaştı.

http://www.milliyet.com.tr/okan-kurt-tan-bosanma-sonrasi-ilk-magazin-2747517/

22 Eylül 2018 Cumartesi

Walt Whitman


31 Mayıs 1819 - 26 Mart 1892

ABD'li eşcinsel şair ve yazar (31 Mayıs 1819 - 26 Mart 1892).  Ailesi çiftçiydi. Dört yaşındayken New York’un Brooklyn semtine taşındılar. Ev geçimine katkıda bulunması gerektiğini 11 yaşında anladı ve okulu bırakıp çıraklıklara başladı (1830). Bir matbaada çalışırken dizgiciliği öğrendi. Kendini yetiştiren okumalarla doğa vergisi şiir-yazı yeteneğini besleyip güçlendirmek olanaklarını buldu, küçük bir taşra gazetesinin (Long Islander, 1838-1839) yazı ve yönetim işlerini üstlendiği zaman 21 yaşındaydı.

Brooklyn’de yayımlanan daha etkin bir gazeteye yazar oldu (Daily Eagle) , kısa sürede de yönetimini üstlendi (1846-1848) . Yaşamının başlangıç dönemlerinde yeterli bir ilgiye kavuşmamış olan Whitman’in bu dönemdeki ürünleri neden sonra derlenip başlanacaktır. Bu yıllarda Shakespeare'in oyunlarından tatlar almaya, İtalyan operalarını izlemeye, güzelliklere düşkün özgürce bir yaşam sürmeye başlayabildi. Kendini yetiştirmede yararlandığı kaynakları buldu: Kutsal Kitap, Homeros, Dante, Ossian, Walter Scott, Goethe, Cariyle, Emerson vb.

Gazete yazılarıyla köleliğe karşıt, işçi haklarından yana, özgürlük savaşçısı, yoksullara yalan, insanca koşulların özleminde ülkücü bir çizgi izledi. Kısa süre New Orleans’ta çalıştı. New York’a dönünce yaşamı yazı yetiştirmekle, geçim parasını babasının marangozluk işine yardım etmekle (1851-1854) , ilk şiirlerini yayımlatmakla (New York Tribune, 1854) , köleliğe karşı direnenlerin gazetesi Freeman’a gönüllü hizmetle geçti. Sonunda ilk şiir derlemesini bastırdı: Leaves of Grass (Çimen Yaprakları 1855) . Bu kitap okurun ilgisini çekmeyince ilk basımında yalnızca 94 sayfa olan kitabını, yeni ve özgün eklemelerle 384 sayfaya çıkartarak ertesi yıl aynı adla yeniden yayımlattı (1856) .

Yaşı geçtiği için cephede değil hastabakıcı olarak askeri hastanelerde çalışarak yurduna hizmet etti (1862-1864) . İnsan acılarını gözlemekten gelen yürek burkuntusuyla savaş şiirleri yazdı: Drum Taps (Trampet Sesleri) 1865. Bu küçük kitaptaki savaş acısıyla barış özlemlerini dile getiren ürünleri de ana kitabının 4. basımına ayrı bir bölüm olarak ekledi (1867) . Savaşın bitişiyle Lincoln’ün ölüm yası birlikte geldi, Washington’da İçişleri Bakanlığının Kızılderililerle ilgili bölümünde bir memurluğa geçtiyse de çabucak uzaklaştırıldı (1864) . Yandaşlarının desteğiyle bu kez Adalet Bakanlığında küçük bir görev aldı (1864-1874) . Arada şair düzyazılarını kitaplaştırdı: Democratic Vistas (Demokratik Görünümler) 1871. 1873’te kısa bir süre bir inme, annesinin ölüm haberiyle birlikte geldi; işini bırakıp New Jersey’de yalnızlığı yeğledi. Ölümüne kadar da oradan ayrılmadı. Bütün Eserleri (10 cilt) 1902’de yayımlandı. Şiirden ölçü-uyak-nazım biçimi-koşuk birimi gibi geleneksel öğelerine sırt çevirir; duyguların coşkusu, tutkuların sıcaklığıyla insanlığın bütün özelliklerini verir. Sanatçılığının niteliklerini özetleyen bazı satırlar, onun Amerika’ daki yeni halkın erdemlerini dile getirdiğini belirtirler.

Yoldan Geçen Yabancı


Yoldan geçen yabancı! sana nasıl istekle baktığımı bilemezsin,
Sen aradığım erkeksin, ya da aradığım kadın, (sanki bir düş görüyorum.)
Bir yerde, tatlı bir yaşamgeçirmiş olacağız seninle,
Herşeyi hatırlıyorum, hepsi yeniden canlanıyor gözümde, yanyana yürüyoruz,
akıcı, sevgi dolu, içi dışı tertemiz, olgun,
Benimle büyüdün sen, küçük bir oğlan ya da küçük bir kızdın benimle,
Ben yemek yedim seninle, ben uyudum seninle, senin vücudun senin olarak
kalmadı yalnızca, benim vücudumu benim olarak bırakmadı yalnızca,
Gözlerinin, yüzünün, etinin tadını veriyorsun bana, birlikte yürüyoruz,
karşılığında sakalımın, göğsümün, ellerimin tadını alıyorsun,
Seninle konuşmasam da bir şey değişmiyor, tek başıma oturduğum, ya da gece tek
başıma uyandığım zamanlar seni düşünüyorum,
Bekliyorum, seninle gene buluşacağız, kuşkum yok bundan,
Seni hiçbir zaman yitirmemeye bakıyorum.

"fizy İstanbul Müzik Ödülleri" sahiplerini buldu; Mabel Matiz'in yılı!

fizy'nin Atlantis Yapım, Zorlu Performans Sanatları Merkezi ve SM Production iş birliğiyle hayata geçirdiği "İstanbul Müzik Haftası" kapsamında "İstanbul Müzik Ödülleri" verildi


Dinleyiciler tarafından belirlenen 11 kategoride seçimler yapıldı. Bu kapsamda
"En İyi Erkek Sanatçı" Tarkan,
"En İyi Kadın Sanatçı" Sezen Aksu,
"En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı" ve "En İyi Video Klip" Aleyna Tilki,
"En İyi Albüm" Edis,
"En İyi Grup" Mor ve Ötesi,
"En Çok Dinlenen Single" (Öyle Kolaysa) eseri ile Mabel Matiz,
"En İyi DJ" Mahmut Orhan,
"En İyi Söz-Müzik" Ersay Üner,
"Dijital Platformlarda En Çok Arama Yapılan Sanatçı" Ahmet Kaya ve
"Tüm Zamanların En İyi Grubu" MFÖ seçildi.

"Eşcinsel futbol hakemi" davasında bir garip gerekçe!

Eşcinsel olduğu için mesleğinden uzaklaştırılan hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın TFF aleyhine açtığı dava Yargıtay’da bozuldu. Dinçdağ, 2009’dan bu yana adalet arıyor.


Eşcinsel olduğu için hakemlik yapması engellenen Halil İbrahim Dinçdağ’ın Türkiye Futbol Federasyonu ( TFF) aleyhine açtığı ve 23 bin TL tazminat kazandığı dava, Yargıtay’dan döndü. Kararda, Dinçdağ’ın yaşadığı olayda, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı savunuldu.

Uzun süren mücadele

Dinçdağ, Trabzon’da, hakem ve radyocu olarak tanınan, sevilen biriydi. Cinsel kimliği açıklandı ve hayatı altüst edildi. 19 yıllık radyo programına veda etti. Ölüm tehditleri aldı. 2009-2010 sezonunda hakemlik yapamaması üzerine TFF aleyhine, 100 bin TL’lik tazminat davası açtı. Önce ayrımcılığa maruz kaldığını, ardından da hakkını aramak için yazdığı dilekçenin basına sızdırılmasıyla özel hayatının teşhir edildiğini belirtti. İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2015 yılında, Dinçdağ’a, 3 bin TL maddi, 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

İlginç yorum

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise yaklaşık üç yıl sonra kararı bozdu. İki sayfalık kararda, hiçbir gerekçe yer almadı. Kararda,  “Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme hakkından yoksun bırakmamak için, yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır” denildi. Kişilik haklarının kişisel varlıkların korunmasıyla ilgili olduğu belirtilen kararda, şu ifadeler dikkat çekti: “Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık, yaşam ile nesep gibi insanın insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir. Davaya konu olayda, olayın gelişimsel şekli bir bütün olarak değerlendirildiğinde manevi tazminat koşulları oluşmamıştır.”

Anlaşılmaz nitelemeler

Dinçdağ’ın avukatı Fırat Söyle, yeni bir ayrımcılığa imza atıldığını vurgulayarak, karar düzeltme istemiyle Yargıtay’a başvurdu. Dairenin bozma kararının anlaşılması güç, muğlak ve çelişkili ifadelerden ibaret olduğunu belirten Söyle, “Bozma sebeplerini idrak etmeye çalıştım ancak karardan çok da bir şey anlayamadığımı itiraf etmek zorundayım. Sayın Daire, hukuk bilgilerimizi adeta kargaşaya sürükleyecek olan bir metne imza atmıştır. Kararın çoğu yerel mahkemeden alıntı, son iki paragrafta yapılan tanımlamalar da hukuki olmaktan uzaktır. Kararda geçen ‘Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü’ şeklindeki değerlendirmenin tam aksine duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zararın ta kendisidir. ‘Acılarını içlerinde gizleyenler’ şeklindeki ifadenin hangi manaya geldiği meçhuldür. Bu nitelendirmenin kararda yer bulmasının maksadı tarafımızca anlaşılamamıştır” dedi.

Abesle iştigal karar

Kişinin şeref ve haysiyetinin, özel hayatının gizliliğinin ve sırlarının saldırıya uğramasının kişilik hakkının ihlali anlamına geldiğine dikkat çeken Söyle, şöyle devam etti: “Müvekkilimizin kişilik hakları, öncelikle TFF’nin haklı bir gerekçeye dayanmadan kendisini görevden uzaklaştırılması, sonrasında ise özel hayatının teşhir edilmesi sonucunda ihlal edilmiştir. Müvekkilin eşcinsel yöneliminin deşifre edilmesiyle birlikte sosyal, özel ve ekonomik hayatı büyük sekteye uğramış, zarar görmüştür. Çalışma hayatı bitirilmiştir. Mayıs 2009’dan bugüne dek herhangi bir yerde iş bulabilmiş değildir. Çalışma hayatının bitirilmesinin tek sorumlusu davalı kurumdur. Kişinin hayatının bu denli bitirilmesinin, manevi tazminatın koşullarını oluşturmadığını, dolayısıyla haksız fiil teşkil etmediğini söylemek abesle iştigaldir. Müvekkil işsiz kalması bir yana tamamen yoksullaştırmıştır. Parasız ve evsiz kaldığı günlerde, geceleri sokakta banklarda sabahladığı olmuştur... ”

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1089163/Bir_garip_gerekce.html

Siyah gey kimliği, sanatsal ifadesinin önemli bir parçası!

“Yeni soul” nedir, ne değildir?

Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez

Blood Orange adı altında müzik yapan İngiliz müzisyen, şarkıcı ve besteci Dev Hynes’ın yeni albümü “Negro Swan”, çağdaş soul müzik hakkında güncel bir değerlendirmeyi de beraberinde getiriyor.


Jazzy art funk.” “Post punk.” “Dream pop.” “Chillwave.” “Lo-fi /hip hop soul.” “Downtempo rock.” “Spacey chillwave.” “Anxious alt-pop.” “Progressive R&B.” “Indie hip hop.” Bunlar sağda solda çıkan yazılarda albümü tanımlamak için kullanılmış ifadelerden bazıları. Neredeyse tamamını aynı cümlede kullanan da var. Bir albüm hem “post punk”, hem de “spacey chillwave” olabiliyor demek ki. “Marksist kapitalistler” gibi bir şey.


İnsan tabii şunu düşünüyor. Bu nasıl bir tarzdır ki bu kadar iddialı, havalı ve yaratıcı tanımlarla tarif etmek zorunda kalıyorsunuz. Ama gene de net bir tarif veremiyorsunuz. Bu nasıl sofistike bir müzisyenliktir ki Debussy’yi, Fauré’yi Mozart’ı, Bach’ı, Beethoven’ı bu kadar fazla sıfatla anlatamıyor insanlık. Ama Dev Hynes’ı böyle böyle ele alıyor. Müzikte olduğu kadar müzik yazarlığında da yepyeni ufuklara doğru evriliyoruz, o kesin. Bu tanımlar bugünün müzik dünyasında pek çok albüm için kullanılan standart tanımlardan sadece bazıları. Alt-türler diyelim. Eskiden kasetçiye giderdik, “Şu taraf disco, şu taraf rock, yerliler de burda” derdi abiler. Kesin ve net. Bugünün müziğindeyse her şey flu, köşeler daha az.

Sadece soul değil 

Blood Orange’ın “Negro Swan”ı temelde bir soul albümü. Ama bugünün dünyasında artık hiçbir şey sadece “bir şey” değil. O bakımdan bu müzik de, temelinde soul olmasına rağmen sadece soul değil. İçinde R&B var. Hip hop var. Bu tip müziklerde alışık olmadığımız synthesizer tonları var. Bu tip müziklerde alışık olduğumuz Curtis Mayfield vokalleri var. Pop var. (Bence içinde rock ve post-punk geçen tanımlar yanıltıcı olur). Bu albümü ilgi çekici yapan bu kimya. Eskiden bildiğimiz, kulağımıza yabancı gelmeyen sesler, melodiler yeni dünyanın kültürel kodlarına göre yeniden yorumlanmış. Bu tip tek albüm bu değil elbette. Tek sanatçı da Blood Orange değil. Bana kalırsa The Internet, The Weeknd, Frank Ocean, Miguel, Sampha gibi isimleri de eğer henüz tanışmadıysanız kurcalamakta fayda var. Başta soul, siyah müziğini seven biri için bugünün yeni dalgasını anlamak açısından bu gerekli.

Hynes’ı özel yapan dersini çok iyi çalışmış olması. Kullandığı beat’ler, vokaller, klavye tonları, mırıldanmalar, bazı nakaratlar o kadar doğru yerlere dokunuyor, o kadar sağlam referanslarla ilerliyor ki kayıtsız kalmak mümkün değil. Albüme bir başlarsanız, içine çekiliyorsunuz.

Dev Hynes’ın siyah gey kimliği, sanatsal ifadesinin önemli bir parçası. Marjinal bir kimlikle yaşamak, özellikle de kişisel hikayeler anlatan şarkılar yapıyorsanız hiç kolay değil. Hynes bunu yaparken bir yandan da kendi kuşağının soul müziğini inşa ediyor. Hip hop sularına giriyor, popun şifrelerini kurcalıyor. Güzel melodileri birbirine aşılıyor. Fonda Michael Jackson ve Prince’in hayaleti dolaşırken bir yandan da Marvin Gaye, Al Green, Curtis Mayfield gibi babaların açtığı yolun tozunu alıyor.

Albüme dair olumsuz eleştiri olsa olsa şarkı arası röportaj kullanımına olabilir. Şimdilerde çokça karşımıza çıkan, sanatçıyla bir sohbetten bölümleri şarkı aralarına “attırma” hadisesi beni açmıyor. “Müziğinle, şarkılarınla neyi anlatamadın da demeç veriyorsun?” diyesi geliyor insanın.

Pop etkisiyle “blues” yaratıyor

Ortalama iki buçuk üç dakikalık 16 şarkıdan oluşan 49 dakikalık bu albüm “Orlando” ile açılıyor. Curtis Mayfield tipi soul vokal göndermesini aşina kulaklar hemen algılayacak. “Saint” ‘80’lerin başında soul’dan popa geçen sanatçıların tarzını andırıyor. Ancak Hynes pop etkisini, bizi neşeli ve yüksek tutmak için değil, aksine buradan bir “blues” yaratarak kullanıyor. Albümün genelinde de bu durum benzer. Diddy ve Tei Shi’li “Hope” hayli klasik tınlayan bir rap şarkısı görünümünde. Albüm “Jewelry” ile başka türlü bir ivme kazanıyor. Müthiş bir beat’i var ve burada bu hareket gelmese albüm tekdüzeliğe giderdi. “Charcoal Baby” erken single’lardan biriydi. Melodik ve oldukça güçlü riff’leri var. “Vulture Baby” caz sularında gezinen bir buçuk dakikalık kısa bir ara gaz olmuş. “Chewing Gum”, ASAP Rocky’nin katkısıyla etkileyici. “Holy Will” deneysel bir dört dakika. Albüm sonlara doğru giderek netleşiyor. Adeta tatlıyı sona saklamışlar. “Running” bana yıllar önce Galliano ya da Urban Species dinlediğim günleri hatırlattı. Bu bakımdan albümün soul’un sadece ‘70’lere 80’lere değil, ‘90’lara da uzandığı hissine kapıldım. Hynes’ın her ne kadar ABD’de yaşasa da İngiliz olmasının etkisi burada ortaya çıkmış. “Out of Your League”, “Minetta Creek” ve son şarkı “Smoke” en fazla kulak kesildiğim şarkılar oldu.

http://www.milliyet.com.tr/yeni-soul-nedir-ne-degildir-/mehmet-tez/cumartesi/yazardetay/22.09.2018/2746105/default.htm

21 Eylül 2018 Cuma

AYM’den homolara bir destek daha

Anayasa Mahkemesi son bir yılda üçüncü kez eşcinselliği savunan bir karara imza attı. Anayasa Mahkemesi, Şanlıurfa 3. Asliye Mahkemesi’nin M.K isimli bir sapkının “cinsiyet değiştirmesine” onay vermemesini “hak ihlali” olarak değerlendirdi.


AYM’den homolara bir destek daha
 Hakkı Bilir  İstanbul  Anayasa Mahkemesi (AYM) Türk aile yapısını yok etmek olağanüstü bir gayret sarf eden eşcinseller sapkınlara ise açıktan destek veriyor. İslami davalardan yatan mahkumların bireysel başvurularını ret eden AYM, bir kez daha eşcinsel sapkınların sözde haklarını savunan bir karara imza attı. Daha önce Türk Medeni Kanunu’nun cinsiyet değişikliğine izin verilmesi için, “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartını iki kez iptal eden AYM, M.K isimli bir eşcinselin “cinsiyet değiştirme” başvurusunu reddeden Şanlıurfa 3. Asliye Mahkemesi’nin kararını “hak ihlali” saydı. AYM, gerekçeli kararında, “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir” ifadelerine yer verdi.

AYASOFYA MAHZUN BIRAKILDI

Daha önce de vermiş olduğu birçok kararla tepki çeken AYM’nin, “cinsiyet değiştirmek” için yapılan başvuruyu “hak ihlali” olarak değerlendirmesi bu kadar da olmaz dedirtti. AYM, vermiş olduğu bu skandal kararla cinsiyet değiştirmenin ise adeta önünü açtı. Eşcinsellerin adeta kollandığı kararın ilgili kısmında şu ifadelere yer verildi, “Başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkına yapılan müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir” AYM, 30 Kasım 2017’de ise cinsiyet değiştirme ameliyatı olamadığı için nüfus cüzdanı değiştirilemeyen bir eşcinselin davasını da karara bağlamıştı. AYM, Türk Medeni Kanunu’nun cinsiyet değişikliğine izin verilmesi için, “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartını iptal etmişti. Bu konuda bir başka başvuruda ise Edirne 1. Asliye Mahkemesi’nce yapılmıştı. AYM, bu başvuruda da “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartını Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmişti.

JET HIZIYLA KABUL ETTİ

İslami dava mahkumlarının bireysel başvurularını sürekli olarak reddederek yüzlerce aileyi mağdur eden Anayasa Mahkemesi (AYM) bir homonun “cinsiyet değiştirmek” için yaptığı bireysel başvuruyu ise olumlu bir şekilde karara bağladı. Toplumun büyük beklentiler içerisinde olduğu birçok başvuruyu, “yetkisizlik” bahanesiyle reddeden AYM, M.K isimli eşcinsel bir kişinin başvurusunu ise jet hızıyla kabul etti. Daha önce Şanlıurfa 3. Asliye Mahkemesi’ne “cinsiyet değiştirmek” için başvuran M.K’nın isteğini reddetmesi sonrası AYM’ye yaptığı bireysel başvurudan, “hak ihlali” kararı çıktı.

https://www.yeniakit.com.tr/haber/aymden-homolara-bir-destek-daha-518797.html

Miklos Csepai


Eşcinsel kimliğini gizlemeyen Türk YouTuber: Deniz Andrews

Hollanda'da erkek arkadaşıyla beraber yaşayan, eşcinsel kimliğini gizlemeyen Türk YouTuber Deniz Andrews, samimi açıklamalar yaptığı videolarla dikkat çekiyor.


Eşcinsel kimliğini gizlemeyen Türk YouTuber: Deniz Andrews

'Ay eşcinsel oldum ben!'

Videolarının başlangıcındaki "Herkese merhabalar, kanalıma hoşgeldiniz" el hareketiyle marka haline gelen Deniz Andrews, YouTube hesabında eğlenceli, samimi ve zaman zaman kendini üzen anılarını izleyicilerle paylaşıyor.

Anlatım dili çok samimi

Eğlenceli bir anlatım dili olan Deniz Andrews, homofobik olduğunu söyleyenlerin bile ilgisini çekiyor ve eşcinselliğe olan yargıları bir anlamda kırmayı başarıyor.

Hayatına dair birçok detayı sıkılmadan paylaşıyor

Eşcinsel olduğunu ailesi ile paylaştığında karşılaştığı olumsuzlukları, erkek arkadaşıyla tanışma hikayesindeki doğallığı, erkek bakımı için verdiği tüyolar ve dövmeleriyle ilgili yöneltilen soruları hiç sıkılmadan büyük bir heyecanla YouTube'da yayınlıyor.

Homofobik yorumlara verdiği cevaplar güldürüyor :)

43 binden fazla abonesi olan Deniz Andrews'in videolarının altına ne yazık ki zaman zaman homofobik ve aşağılayıcı yorumlar da yapılıyor.

Bu tip yorumlar için de bir video çeken Deniz Andrews, bu yorumlara son derece saygılı, fakat bir o kadar da komik bir dille yanıt veriyor.

Instagram hesabı da bir o kadar eğlenceli

Videolarını izlerken sanki aynı masada oturduğumuz bir arkadaşımızı dinliyormuşuz sıcaklığı yaratan Deniz Andrews'ün Instagram hesabı da var.

Son derece cesur 

Eşcinsel kimliği ile barışık olan Deniz Andrews her ne kadar Türkiye'de yaşamıyor olsa da, videolarında günümüz şartlarında eşcinsel bir Türk için oldukça cesur açıklamalar ve itiraflarda bulunuyor.

Bu anlamda herkese cesaret veriyor.

Takip edin, ettirin

Deniz Andrews'ün YouTube hesabını takip etmenizi ve videolarını beğeni yağmuruna tutmanızı şiddetle öneriyorum.

Instagram.com/mehmetcankmrc
twitter.com/mehmetcankmrc
YouTube.com/mehmetcankomurcu

http://www.milliyet.com.tr/escinsel-kimligini-gizlemeyen-turk-youtuber--deniz-andrews-molatik-8962/?Sayfa=7

Çizgi romanlarda eşcinsellik: Queer çizgi roman listesi


Lezbiyen, gay, transseksüel, biseksüel ve diğer cinsel yönelimlerden ya da 3. cinsiyetlerden karakterlere, senaryolara, temalara sahip Queer çizgi romanlar, günümüzde sıradan çizgi romanlardan kat kat daha fazla ilgi görüyor. Bu çizgi romanların bazıları aktivist bir duruşa sahip iken, bazıları yalnızca karakter kadrosunda LGBTİ bireylere yer vermiş durumda; bazıları yalnızca erotik olabilirken, bazıları macera, dram, korku gibi başka kategorilere de uzanmakta.

Çizgi roman akımı, uzun bir tarihe sahiptir ve homoseksüelliğin tüm Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın genelinde suç sayılabildiği ilkel kültürel zamanlarda, medya akımlarının çoğu gibi çizgi romanlar için de eşcinsellik, itibarsız ve aşağılayıcı bir sıfat idi. 1954 tarihli çizgi roman yasası, Amerika’daki çizgi romanlarda eşcinsellikten bahsetmeyi yasaklamıştı. Günümüze kadar bu durum kademeli olarak değişse de, bu değişim sürecinde eşcinsellikten bahseden eserlerin bir kısmında erkek şovenizmi ürünü olup fantezi kurgudan ileri gidemeyen lezbiyen hikayelere rastlamak da mümkün. Sizin için hazırladığım 10 adetlik queer çizgi roman listesinde bunlar olmayacak. 🙂

Fight Club 2 / Chuck Palahniuk – Cameron Stewart
Erkekliğin çöküşü ve queerlik… Yeraltı edebiyatının şahane ismi Chuck Palahniuk’un kendisi tarafından yazılmış Fight Club hikayesi (film olan değil, roman olan) 10 bölümlük bir çizgi roman olarak devam ediyor.

Pride / Joe Glass
Pride, temelde eşcinsel adalet ile ilgili bir yapıt. Harika bir yazar olan Joe Glass’ın eseri. Cinsiyet ve cinsel yönelim yelpazesinden bir çok farklı queer süper kahraman içeriyor.

Shirtlifter / Steve MacIsaac
Eşcinsel adam anlamına gelen İngiliz argo tabiri, Shirtlifter, Justin Hall, Steve MacIsaac, Ilya gibi çeşitli yazar ve sanatçıların queer çizgi romanlarını barındırıyor. Ancak her şeyden çok, Steve MacIssac’ın zekasını. Evlilikten güvenli sekse, çevrimiçi randevuya kadar her şeye değinilmiş.

Midnighter and Apollo / Steve Orlando
Midnighter’ı yaratan adam onu yok etmek istiyor ve bu mükemmel savaşçının sadece bir zayıf noktası olduğunu biliyor; sevdiği adam. Eğer Midnighter’ı cehenneme gönderemezse, Midnighter yeraltı dünyasına doğru yürümeye başlayacak… Ruhu, Cehennemin Lordu Neron tarafından çalınmış sevgilisi Apollo’yu kurtarmak için. Superman, Batman, Wonder Women gibi karakterlerin yaratıcısı Steve Orlando’dan harika bir eser daha!

Kim & Kim
Kendisi de transseksüel bir birey olan Mags Visaggio tarafından yaratılan Kim & Kim, uzaydaki iki queer ödül avcısı karakteri konu alır. Kim Quatro, otoriter babasından kaçan bir trans kadındır ve Kim Dantzler biseksüel bir necromancer’dır.

Fun Home / Alison Bechdel
Alison Bechdel tarafından yazılan ve çizilen Fun Home, şimdi aynı zamanda bir Broadway müzikali de oldu. Fun Home, otobiyografik bir grafik roman. Bechdel’in yaşlanmasıyla beraber ortaya çıkan aile draması…

Snapshots of a Girl / Beldan Sezen
Hem Batılı hem de İslam kültürleri içinde yetişmiş bir kadının lezbiyen olarak açılmasını konu alan otobiyografik bir grafik romanı. Snapshots of a Girl (Bir Kızın Ekran Görüntüleri), lezbiyen kültürü, cinsel politika ve aile dramı üzerine tamamen modern bir yaklaşım. Evet, yazarı bir Türk, Beldan Sezen. 🙂

Quantum Teens Are Go / Magdalene Visaggio
Gençler, farklı laboratuarlardan çalınan parçalardan ev yapımı bir zaman makinesi inşa etmeye çalışıyor. Ne yanlış gidebilir? Kim & Kim’in yazarı ve Memeter’in sanatçısı Magdalene Visaggio bizi queer ve trans yoldaşlarının öncülüğünde, punk dolu bilim-kurguya; vahşi bir yolculuğa çıkartıyor.

Memetic / James Tynion
Dünyanın sonu geldi ve her şey bir internet meme’si yüzünden! Aaron adında işitme engelli genç bir eşcinselin konu alındığı Memetic, New York’da geçen bir cyber-fantezi ve bilim kurgu hikayesi. Yazarı, James Tynion, BOOM! Studyoları tarafından basılmış.

Princess Princess Ever After / Katie O’Neill
Oni Press tarafından yayımlanan, Katie O’Neill’in kaleme aldığı Princess Princess Ever After’da karşımızda Sadie ve Amira adında iki farklı prenses var. Bu iki prensesin maceralar yaşamaları, kurtarılmaları ve sonsuza dek mutlu yaşamaları için sadece birbirilerine ihtiyaçları var, büyüleyici bir prense değil.

Diren Demir

https://gaiadergi.com/cizgi-romanlarda-escinsellik-queer-cizgi-roman-listesi/

Malezya Başbakanı: Eşcinselliği veya LGBTİ haklarını kabul edemeyiz

Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, cuma günü yaptığı açıklamada Malezya'nın eşcinsel evliliği veya LGBTİ haklarını kabul edemeyeceğini belirtti.


Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mahathir, "Malezya'da, batı ülkelerinde insan hakları olarak tanımlanan şeyler olsa bile kabul edemeyeceğimiz bazı şeyler vardır. LGBTİ'yi, erkekler veya kadınlar arasında evliliği kabul edemeyiz" dedi.

Malezya, son dönemde eşcinsel çiftlere ve LGBTİ organizasyonlarına yönelik yaptırımlarıyla gündemde.Bu ay, iki kadın 'lezbiyen' oldukları gerekçesiyle kırbaç cezasona çarptırılmıştı. Başbakan Mahathir ise, söz konusu cezanın İslam dininin adaletini yansıtmadığını söyleyerek eleştiride bulunmuştu.

EŞCİNSELLERE YÖNELİK ŞİDDET OLAYLARI YÜKSELİŞTE

Malezya'da eşcinsellere yönelik şiddet olayları da yükselişte. Geçtiğimiz ay, Kuala Lumpur'da bulunan bir gay bar, polis ve din görevlileri tarafından basılmış, başkentin yakınındaki Seremban'da ise bir trans kadına saldırıda bulunulmuştu.

Yine Malezya'da düzenlenen bir sergiden LGBTİ sanatçılarının eserlerinin kaldırılması sonucunda ise, ülkenin İslami işlerden sorumlu başkanı, ülkedeki sivil toplum kuruluşları ve LGBTİ aktivitsleri tarafından tepki toplamıştı.

Malezya'da ayrıca oral ve anal seks de 'doğanın kanunlarına aykırı' olarak nitelendiriliyor. Medeni kanun, bu tür 'suçlara2 ilişkin 20 yıla kadar hapis, kırbaç ya da para cezası öngörüyor ancak bu cezalar nadiren uygulanıyor.

https://tr.sputniknews.com/asya/201809211035306898-malezya-basbakani-escinselligi-veya-lgbt-haklarini-kabul-edemeyiz/

Kuklaların seks hayatı

Evlilik eşitliği kanunun geçmesini New Yorker dergisi kapağında çocukların çok iyi tanıdığı iki kuklayla kutlamıştı. “Susam Sokağı”nın bizde Edi ve Büdü olarak bilinen Ernie ve Bert karakterleri evlerindeki koltukta televizyondan kanunun kabul haberini izlerken biri başını diğerinin omzuna koymuştu. Aslında New Yorker kuklalara dair çok konuşulan ama bir türlü resmiyet kazanmayan bir altmetne gönderme yapıyordu.

Ernie ve Bert aynı evde yaşayan, ayrı yataklarda uyusalar da aynı yatak odasını paylaşan, birlikte yemek yiyen iki ev arkadaşı mı yoksa arkadaştan daha öte mi? İki erkek kukla zaman zaman birbirlerini banyoda sabunluyor mesela. Yıllar içinde “Susam Sokağı”ndaki video’lardan yapılan derlemelerde hep ikilinin arkadaşlıktan öte ilişkisine dair ipuçları arandı. Dünyanın çeşitli yerlerinde onur yürüyüşlerinde ikilinin posterleri, bayrakları dalgalandı.

KENDİ İLİŞKİSİNDEN İLHAM ALMIŞ

80’ler ve 90’larda “Susam Sokağı”nda yazarlık yapan Mark Saltzman iki kuklayı her zaman eşcinsel bir çift olarak gördüğünü açıkladı önceki gün Queerty sitesine. Hatta, Ernie ve Bert skeçlerini yazarken kendi erkek arkadaşından ilham aldığını, ikilinin çift olduğuna dair aklında hiç şüphe olmadığından bahsetti.

“Susam Sokağı” yapımcıları kimseyi rencide etmemeye özen gösteren bir açıklama yaptı hemen: “Ernie ve Bert birer kukladır ve cinsiyetleri yoktur ve en iyi arkadaşlardır.”

Karakterlerin yaratıcısı Frank Oz da artan tartışmalar karşısında Twitter’dan bir açıklama yaptı.

“Anlaşıldığı kadarıyla Mark Saltzman’a Bert ve Ernie’nin eşcinsel olup olmadıkları sorulmuş. Öyle olduklarını hissediyorsa mesele yok. Ama elbette değiller. Peki asıl soru nedir? Gerçekten önemli mi bu? Neden insanları sadece eşcinsel diye tanımlayalım? İnsan olmak eşcinsel ya da düzcinsel olmaktan daha fazlasıdır.” Oz kendisine yönelik itirazlara da “queer” karakterlerin cinsel kimliklerin vurgulanması gerektiğine inandığını, ama bu niyetlere yaratılmayan karakterlere de saygı duyulması gerektiğini söyledi.

Bu açıklamalar Ernie ve Bert’in cinsel kimliklerine dair yerleşmiş ezberleri bozmaya yetmeyecek ama. Yedi sene önce iki karakterlerin televizyonda evlenmeleri için başlatılan kampanyaya 11 bin kişi imza vermişti.

Oray Eğin - Habertürk

https://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/2148574-kuklalarin-seks-hayati