Denizli Gay LBT
Gay Life & Art Culture - Halil Kandok - 5.Yıl
21 Mayıs 2013 Salı
ABD'nin Zeki Müren'i çok konuşulur
Soderbergh'in 1950'lerin ABD'sinde eşcinselliğini özenle saklamış pop piyanisti Walter Liberace'nin hikayesini anlatan 'Şamdanların Ardında'da Matt Damon ve Michael Douglas gay aşıkları oynuyor. Film gay cinselliğini ihmal etmeden gösteriyor.
CANNES- Steven Soderbergh’in merakla beklenen Behind the Candelabra- Şamdanların Ardında filmi dünya galasını yaptı. Ve sinema değerinden çok anlattığı ve ima ettiği çeşitli ögeler yüzünden ilgiyle karşılandı. Film, 1950’lerde büyük ün yapan, tekniği kadar melodilere getirdiği yorumla da beğenilen ve ayni zamanda tam bir sahne canavarı olan pop piyanisti Walter Liberace’nin hayatından bir kesit veriyor. Liberace o yıllarda üç de film çekmiş, sonra sanatını konserler ve TV şovlarıyla sürdürmüş, zamanının son derece popüler bir kişiliği. O yılların ABD ’sinde eşcinselliğini özenle saklamış, menejeri sayesinde ortalığa yaydığı “hayatımın kadınını arıyorum” palavraları ardında sayısız aşığı olmuş, son derece frapan giysileri ve sayısız mücevheriyle (hele o dev yüzükler!) sahnelerde devrim yapmış bir kişilik. O zamanlar dendiği gibi, ABD’nin Zeki Müren’i...
Film bize onun 1977’de başlayıp beş yıl süren en büyük aşkını anlatıyor. Kendisi de ‘gay’ olan yakışıklı taşra delikanlısı Scott, onun hayatına dalıyor. Ve yatağıyla birlikte sırlarını, komplekslerini ve zamanla parasını da paylaşıyor. Bir büyük kavga onları ayırıncaya dek... Ama 1984’de sanatçı dönemin belası AİDS yüzünden ölmek üzereyken, onu ölüm döşeğinde ziyaret eden yine Scott oluyor.
Film iyi anlatılmış, cesur sahneleri olan sağlam bir biyografi. Özellikle cinsellik olayı hiç ihmal edilmeden gösteriliyor. Bu gay aşıkları Michael Douglas ve Matt Damon’un oynaması ise belki en ilginç yanı. Nitekim dopdolu basın toplantısı çok ilgi çekti. Douglas özetle Liberace ile 12 yaşındayken tanıştığını, öneri gelince adeta paranoya geçirdiğini, uzun tereddütlerden sonra kabul ettiğini söylüyor. Kanserden kurtulduktan hemen sonraki günlerde çekimler başlamış. Gırtlak kanserinden iyileşen sanatçı oldukça sağlıklı gözüküyor. Ama zaman zaman sesi biraz gidiyor.
Matt Damon, onu TV’den hatırladığını, role korkarak sıvandığını ve çok ciddi biçimde çalıştıklarını söylüyor. Makyaj masasında geçirdikleri zamanın çekimlerden çok daha uzun olduğunu belirtiyor. Yönetmen Soderbergh ise filmin şugünlerde çok güncel olan ‘gay evlilik’ olayıyla çakışmasının bir raslantı olduğunu, projeye tereddütlerle ve ancak büyük bir TV kanalının desteğiyle sıvandıklarında, olayın pek konuşulmadığnı belirtiyor. Yönetmene göre bugün ABD’den Fransa ’ya her yerde tartışılan bu tür evlilikler, 50 yıl sonra sıradan görülecek. “Mesele 50 yılı kısaltmak” diyor yönetmen. Ve ABD’de tam 14 eyaletin bunu yasallaştırmasını örnek olarak veriyor. Tüm ekip filmin bu yolda bir büyük adım olacağına inançlarını belirtiyorlar.
Ve Soderbergh bize ‘sinemayı bırakma’ tasarısının doğru olduğunu, tam 24 yıl önce yine Cannes’da gösterilen kült filmi ‘Seks Yalanları’yla başlayan mesleğinde belli bir yorgunluk dönemine geldiğini ve bir süre dinleneceğini söylüyor. Onu öyle iyi anlıyorum ki!
Atilla Dorsay - Radikal
Uçağın kalmasıyla yere çakılması 15 saniye sürüyor
Uçağın yere çakılması 15 saniye sürüyor
* 21 yaşındayım, kimseyle ilişkiye giremiyorum.Erken boşaldığım için utanıyorum. Uçağın kalkmasıyla yere çakılması 15 saniye sürüyor. Ne yapmam gerekiyor?
- Senin uçağın bakıma ihtiyacı var. Ben çakılmayı önlerim de ya çekeceğin vicdan azabı ne olacak? Bu sefer kızlar peşini bırakmaz. Kapında kuyruk olup seni unutmazlarsa... Ben bu vebali çekemem. Evlen gel karşıma, saati sen ayarla, üstüne karışma.
Pilli silaha can suyu lazım
* 56 yaşındayım, dulum, 9 ay önce kalp pili takıldı. Ameliyattan sonra sertleşme sorunu başladı. Acaba eski haline döner mi? 5 yıldır birlikte olduğum partnerim penisimin inceliğinden şikayetçi. Kalınlaştırmamı istiyor. Acaba mümkün mü? Pilli silaha can suyu katacak bilgi istiyorum.
- Değerli okurum, senin şu pilli silahı önce markalayalım. Made in Turkey, onu anladık. Teşhir adı: Pilli silah. Numarası: 56. Tescile müracaat tarihi: 09.05.2013. Özellikleri: Sık sık tutukluk yapıyor. Namlusu biraz zayıf, avucu doldurmuyor. Ama bunları silip atacak kabzasında gümüş var mı? Eğer gümüşlüyse kime dokunsa sahibini abad eder. Altınlısını bugünlerde bulmak zor. O padişahlık döneminde şanstı. Dokun, ya vezirliği ya da zenginliği kap. Sedef kakmalılar da var. Ancak onlara güvenmeye pek gelmez. Karşıyı hedef alırken ya sağındaki ya da solundakini vurup sepete atar. Senin namluyu değiştirip bozamayız. Ama görüntüde göz boyama yapabiliriz. Ne var ki 5 yıllık kadını da kolay kandıramayız. “Düne kadar bu nazlıydı, bize aman dedirtirken şimdi nasıl oldu da azgın ve yaman oldu” derse onu bilemem. Karar senin, piline dokunmayalım. Can suyunu genç fidanlara bırakalım. Namluyu içeriden çubukla desteklemek için onarıma başka ustaya yollayalım. Bir de şu soruya cevap arayalım. Ana hatun nerede? 5 yıllık olan arada su içmeye mi geliyor senin derene?
Haydar Dümen - Posta
* 21 yaşındayım, kimseyle ilişkiye giremiyorum.Erken boşaldığım için utanıyorum. Uçağın kalkmasıyla yere çakılması 15 saniye sürüyor. Ne yapmam gerekiyor?
- Senin uçağın bakıma ihtiyacı var. Ben çakılmayı önlerim de ya çekeceğin vicdan azabı ne olacak? Bu sefer kızlar peşini bırakmaz. Kapında kuyruk olup seni unutmazlarsa... Ben bu vebali çekemem. Evlen gel karşıma, saati sen ayarla, üstüne karışma.
Pilli silaha can suyu lazım
* 56 yaşındayım, dulum, 9 ay önce kalp pili takıldı. Ameliyattan sonra sertleşme sorunu başladı. Acaba eski haline döner mi? 5 yıldır birlikte olduğum partnerim penisimin inceliğinden şikayetçi. Kalınlaştırmamı istiyor. Acaba mümkün mü? Pilli silaha can suyu katacak bilgi istiyorum.
- Değerli okurum, senin şu pilli silahı önce markalayalım. Made in Turkey, onu anladık. Teşhir adı: Pilli silah. Numarası: 56. Tescile müracaat tarihi: 09.05.2013. Özellikleri: Sık sık tutukluk yapıyor. Namlusu biraz zayıf, avucu doldurmuyor. Ama bunları silip atacak kabzasında gümüş var mı? Eğer gümüşlüyse kime dokunsa sahibini abad eder. Altınlısını bugünlerde bulmak zor. O padişahlık döneminde şanstı. Dokun, ya vezirliği ya da zenginliği kap. Sedef kakmalılar da var. Ancak onlara güvenmeye pek gelmez. Karşıyı hedef alırken ya sağındaki ya da solundakini vurup sepete atar. Senin namluyu değiştirip bozamayız. Ama görüntüde göz boyama yapabiliriz. Ne var ki 5 yıllık kadını da kolay kandıramayız. “Düne kadar bu nazlıydı, bize aman dedirtirken şimdi nasıl oldu da azgın ve yaman oldu” derse onu bilemem. Karar senin, piline dokunmayalım. Can suyunu genç fidanlara bırakalım. Namluyu içeriden çubukla desteklemek için onarıma başka ustaya yollayalım. Bir de şu soruya cevap arayalım. Ana hatun nerede? 5 yıllık olan arada su içmeye mi geliyor senin derene?
Haydar Dümen - Posta
Barbadoslu Kezban New York'ta
Derin yırtmaçlı elbisesi ile sıradan bir görüntü çizen Rihanna kafasına taktığı başörtü ile bir hayli dikkat çekti.
Yeni klibinin promosyonu için fotoğraf çekimine bu şekilde katılan Barbadoslu şarkıcı, otelden ayrılırken de başörtüsünü çıkarmadı.
Posta
Fransa'nın ilk homoseksüel çifti: Vincent ve Bruno
18 Mayıs’ta eşcinsel evliliğe onay veren yasanın ilk çifti olacak Vincent ve Bruno. Yeni yasanın üzerinden geçmesi gereken on günün sonunda, 29 Mayıs’ta, Montpellier’de evlenecek olan çift mutluluktan havalara uçuyor.
Militan bir homo olan kırk yaşındaki Vincent, bölgesindeki homoseksüeller ve lezbiyenler derneğinin başkanlığını ve Fransa ve Benelux ülkelerindeki Interpride World’ un yöneticiliğini yapıyor.
Yeni yasanın sevginin bu türünü de kabul etmesi ile gurur duyuyorum, diyor.
Herkes gelsin, katılsın düğün törenimize.
Tören dışarıya konulacak büyük bir ekrandan izlenilebilecek.
“Herkes davetlimizdir,” diyor belediye başkanı.
“Gelin, onların bu mutlu gününde hep birlikte kadeh kaldıralım.”
Çoktandır bu özel gün için hazırlık yapan çiftlerin takım elbiseleri hazır.
Fransa Kadın Hakları Bakanı Najad Valaud Belkaçem de davetlilerin arasında. Balayını Brezilya’da geçirecek olan çift, yedi yıldır birlikte imiş ve evlendikten sonra ‘ onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine’ de olmayacak gibi görünüyor.
Bir süre sonra, yine Fransa’ da tasvip edilmeyen bir şey için savaşacaklar. Evlatlık edinmek istiyorlar.
Eşcinsel evliliğe izin veren Fransa, çiftlerin evlat edinmelerine henüz hazır değil.
Yasalar izin verse bile halk buna karşı çıkıyor.
26 Mayıs’ta yine büyük bir protesto hazırlanmış.
Karşıt görüşlerin de törene geleceğini tahmin ediyoruz diyor, sosyalist belediye başkanı Mandroux. Buyursun gelsinler ama onlardan demokrasinin şiddeti yendiğini anlamalarını bekliyoruz.
Belediye başkanlarının çoğu, özellikle de sağcı olanları, homo evlilikleri gerçekleştirmeyi reddediyormuş.
Vienne belediye başkanı ne kendisinin, ne de belediye encümen üyelerinin homo evliliği gerçekleştireceklerini bildirmiş. Bu böyle biline, söylemedi demeyin, demiş.
Demiş de, yasa bu gelişigüzel reddetmelere karşı.
Görevden alınma riskleri ve 75.000 avro cezası var.
İşte böyle.
Darısı olmayanlara.
Onlar ermiş muradına, biz tahta kerevete de razıyız.
Bron, Volkskrant, 21 Mayıs, Ariejan Korteweg
Radikal
Militan bir homo olan kırk yaşındaki Vincent, bölgesindeki homoseksüeller ve lezbiyenler derneğinin başkanlığını ve Fransa ve Benelux ülkelerindeki Interpride World’ un yöneticiliğini yapıyor.
Yeni yasanın sevginin bu türünü de kabul etmesi ile gurur duyuyorum, diyor.
Herkes gelsin, katılsın düğün törenimize.
Tören dışarıya konulacak büyük bir ekrandan izlenilebilecek.
“Herkes davetlimizdir,” diyor belediye başkanı.
“Gelin, onların bu mutlu gününde hep birlikte kadeh kaldıralım.”
Çoktandır bu özel gün için hazırlık yapan çiftlerin takım elbiseleri hazır.
Fransa Kadın Hakları Bakanı Najad Valaud Belkaçem de davetlilerin arasında. Balayını Brezilya’da geçirecek olan çift, yedi yıldır birlikte imiş ve evlendikten sonra ‘ onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine’ de olmayacak gibi görünüyor.
Bir süre sonra, yine Fransa’ da tasvip edilmeyen bir şey için savaşacaklar. Evlatlık edinmek istiyorlar.
Eşcinsel evliliğe izin veren Fransa, çiftlerin evlat edinmelerine henüz hazır değil.
Yasalar izin verse bile halk buna karşı çıkıyor.
26 Mayıs’ta yine büyük bir protesto hazırlanmış.
Karşıt görüşlerin de törene geleceğini tahmin ediyoruz diyor, sosyalist belediye başkanı Mandroux. Buyursun gelsinler ama onlardan demokrasinin şiddeti yendiğini anlamalarını bekliyoruz.
Belediye başkanlarının çoğu, özellikle de sağcı olanları, homo evlilikleri gerçekleştirmeyi reddediyormuş.
Vienne belediye başkanı ne kendisinin, ne de belediye encümen üyelerinin homo evliliği gerçekleştireceklerini bildirmiş. Bu böyle biline, söylemedi demeyin, demiş.
Demiş de, yasa bu gelişigüzel reddetmelere karşı.
Görevden alınma riskleri ve 75.000 avro cezası var.
İşte böyle.
Darısı olmayanlara.
Onlar ermiş muradına, biz tahta kerevete de razıyız.
Bron, Volkskrant, 21 Mayıs, Ariejan Korteweg
Radikal
Eşcinsel evlilik karşıtları korkuyor
"Eşcinsel evlilik, Hristiyanların doktor veya öğretmen olmasını engelleyebilir"
İngiltere'de eşcinsel evlilik karşıtları milletvekillerini göreve çağırdı. Karşıtlar, hükümetin öne sürdüğü ve bu hafta tartışılacak olan eşcinsel evlilik ile ilgili yasa tasarısında acil değişiklikler yapılmasını istiyor.
The Daily Telegraph'a gönderdikleri mektupta Hristiyan liderler, tasarıda değişiklik olmazsa genç insanların kariyer seçimlerinin etkileneceğini, birçok insanın yardım derneği ve kamu hizmetinde çalışmaktan korkacağını ifade etti. Mektupta genç insanların kariyerleri ile vicdanları arasında seçim yapmak zorunda kalacağı belirtildi.
Muhafazakar grupların endişeleri Adrian Smith adlı bir görevlinin yaşadığı olumsuz deneyimle artmıştı. Facebook'ta eşcinsel evlilik ile ilgili olumsuz paylaşımları nedeniyle rütbesi düşürülen Smith açtığı davayı kazanmasına rağmen görevine geri getirilmedi.
Habertürk
İngiltere'de eşcinsel evlilik karşıtları milletvekillerini göreve çağırdı. Karşıtlar, hükümetin öne sürdüğü ve bu hafta tartışılacak olan eşcinsel evlilik ile ilgili yasa tasarısında acil değişiklikler yapılmasını istiyor.
The Daily Telegraph'a gönderdikleri mektupta Hristiyan liderler, tasarıda değişiklik olmazsa genç insanların kariyer seçimlerinin etkileneceğini, birçok insanın yardım derneği ve kamu hizmetinde çalışmaktan korkacağını ifade etti. Mektupta genç insanların kariyerleri ile vicdanları arasında seçim yapmak zorunda kalacağı belirtildi.
Muhafazakar grupların endişeleri Adrian Smith adlı bir görevlinin yaşadığı olumsuz deneyimle artmıştı. Facebook'ta eşcinsel evlilik ile ilgili olumsuz paylaşımları nedeniyle rütbesi düşürülen Smith açtığı davayı kazanmasına rağmen görevine geri getirilmedi.
Habertürk
Eşcinselliği kabul eden Amerikalıların oranı yüzde 59 seviyesine ulaştı
ABD 'muhafazakârlığı' aşıyor mu?
Yapılan bir araştırma, son 12 yılda Amerikalıların evlilik dışı çocuk sahibi olma, boşanma ve eşcinsellik gibi konulardaki görüşlerinin önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. 2013'te eşcinsel ilişkiyi kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı yüzde 59'e ulaştı.
ABD’de yapılan bir araştırma, son 12 yılda vatandaşların; evlilik dışı çocuk sahibi olma, boşanma ile eşcinsel ve evlilik dışı ilişkiler gibi konulardaki görüşlerinin önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. Uluslararası araştırma şirketi Gallup’un 2-7 Mayıs tarihleri arasında yaptığı araştırmaya ülke genelinde bin 535 yetişkin katıldı. ‘Değerler ve İnançlar’ adlı çalışma, 2001 ve 2013 yılları arasındaki değişimi tespit etmeyi amaçlıyordu.
Buna göre, 2001 yılında eşcinsel ilişkiyi kabul edilebilir; bulan Amerikalıların oranı yüzde 40 iken, 2013’te bu rakam 19 puanlık artışla yüzde 59 seviyesine ulaştı. Bu yıl itibariyle eşcinsel ilişkiyi tasvip etmeyen Amerikalıların oranı yüzde 38 olarak belirlendi.
Evlilik dışı çocuk yapmayı kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı son 12 yılda yüzde 45’ten yüzde 60’a yükseldi. 2013 yılı itibariyle Amerikalıların yüzde 36’sı evlilik dışı çocuğa karşı olduklarını belirtti. Bekarların evlilik dışı cinsel ilişkilerine olumlu bakanların oranı da, 2001-2013 yılları arasında yüzde 10 artış gösterdi. Bekar çiftler arasında evlilik öncesi cinsel ilişkiyi kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı 2001 yılında yüzde 53 iken, 2013’e gelindiğinde bu rakam yüzde 63’e çıktı. Amerikalıların yüzde 26’sı ise evlilik öncesi cinsel ilişkinin kabul edilemez olduğu görüşünde birleşti. Aynı dönemde, boşanmayı ahlaki bulanlar arasında da artış olduğu görülüyor.
Araştırma, 2013 itibariyle Amerikalıların yüzde 6’sının doğum kontrolünü kabul edilemez bulduklarını belirledi. Ülkede doğum kontrolünü kabul edenlerin oranı ise yüzde 91 olarak tespit edildi.
Radikal
Yapılan bir araştırma, son 12 yılda Amerikalıların evlilik dışı çocuk sahibi olma, boşanma ve eşcinsellik gibi konulardaki görüşlerinin önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. 2013'te eşcinsel ilişkiyi kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı yüzde 59'e ulaştı.
ABD’de yapılan bir araştırma, son 12 yılda vatandaşların; evlilik dışı çocuk sahibi olma, boşanma ile eşcinsel ve evlilik dışı ilişkiler gibi konulardaki görüşlerinin önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. Uluslararası araştırma şirketi Gallup’un 2-7 Mayıs tarihleri arasında yaptığı araştırmaya ülke genelinde bin 535 yetişkin katıldı. ‘Değerler ve İnançlar’ adlı çalışma, 2001 ve 2013 yılları arasındaki değişimi tespit etmeyi amaçlıyordu.
Buna göre, 2001 yılında eşcinsel ilişkiyi kabul edilebilir; bulan Amerikalıların oranı yüzde 40 iken, 2013’te bu rakam 19 puanlık artışla yüzde 59 seviyesine ulaştı. Bu yıl itibariyle eşcinsel ilişkiyi tasvip etmeyen Amerikalıların oranı yüzde 38 olarak belirlendi.
Evlilik dışı çocuk yapmayı kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı son 12 yılda yüzde 45’ten yüzde 60’a yükseldi. 2013 yılı itibariyle Amerikalıların yüzde 36’sı evlilik dışı çocuğa karşı olduklarını belirtti. Bekarların evlilik dışı cinsel ilişkilerine olumlu bakanların oranı da, 2001-2013 yılları arasında yüzde 10 artış gösterdi. Bekar çiftler arasında evlilik öncesi cinsel ilişkiyi kabul edilebilir bulan Amerikalıların oranı 2001 yılında yüzde 53 iken, 2013’e gelindiğinde bu rakam yüzde 63’e çıktı. Amerikalıların yüzde 26’sı ise evlilik öncesi cinsel ilişkinin kabul edilemez olduğu görüşünde birleşti. Aynı dönemde, boşanmayı ahlaki bulanlar arasında da artış olduğu görülüyor.
Araştırma, 2013 itibariyle Amerikalıların yüzde 6’sının doğum kontrolünü kabul edilemez bulduklarını belirledi. Ülkede doğum kontrolünü kabul edenlerin oranı ise yüzde 91 olarak tespit edildi.
Radikal
20 Mayıs 2013 Pazartesi
Eşcinsele Anayasa'da koruma yok
'Türkiye milletvekilliği' geliyor
Uzun zamandır tartışılan "Türkiye milletvekilliği" için yeni anayasa da ilk adım atıldı. Dört parti yeni Anayasa'ya "Dört yüz elli milletvekili, seçim çevrelerinden nisbi temsil sistemine göre seçilir. Yüz milletvekili ise ülke seçim çevresi esas alınarak seçilir" hükmünde uzlaştı.
ANKARA- TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, yeni anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan “Eşitlik” ve daha önce yarım bırakılan “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuruluşu ve Milletin Temsili” maddelerini görüştü. Yeni anayasada Türkiye milletvekilliğinin ilk adımı da atıldı. Komusyon üyesi dört parti, TBMM’nin yine 550 milletvekilinden oluşması, ancak 100 üyenin “Türkiye milletvekili” olarak seçilmesinde uzlaştı. Madde metni, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beş yüz elli milletvekilinden oluşur. Dört yüz elli milletvekili, seçim çevrelerinden nisbi temsil sistemine göre seçilir. Yüz milletvekili ise ülke seçim çevresi esas alınarak seçilir” şeklinde yazıldı. Seçim barajının yüzde 5 olmasıyla ilgili CHP’nin önerisi ile seçim barajının tamamen kaldırılmasıyla ilgili BDP önerisi reddedildi.
ULAŞMADA FIRSAT EŞİTLİĞİ
Komisyonda, “Eşitlik” maddesinde kadınlarla ilgili hükümlerde ilerleme sağlandı. Dört partinin uzlaşmasıyla, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin hayata geçmesini sağlamak ve kadına yönelik her türlü şiddeti ve kötü muameleyi önlemekle yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Kadınların seçimle gelinen görev ve mevkilerin yanı sıra mesleki konumlara ve sosyal sorumluluklara erkeklerle eşit şekilde erişebilmeleri sağlanır” hükmünün yazılmasına karar verildi.
EŞCİNSELE ANAYASAL KORUMA YOK
Ancak CHP ve BDP’nin eşcinsellerin haklarının korunması amacıyla önerdiği hüküm Ak Parti ve MHP’nin itirazına takıldı. CHP ve BDP’nin, “Bir cinsiyetin üstünlüğüne dayanan kültürel veya toplumsal önyargılardan kaynaklanan uygulamaları ve hukuk kurallarını ortadan kaldırmak devletin ödevidir” hükmüne Ak Parti ve MHP itiraz etti.
Radikal
Uzun zamandır tartışılan "Türkiye milletvekilliği" için yeni anayasa da ilk adım atıldı. Dört parti yeni Anayasa'ya "Dört yüz elli milletvekili, seçim çevrelerinden nisbi temsil sistemine göre seçilir. Yüz milletvekili ise ülke seçim çevresi esas alınarak seçilir" hükmünde uzlaştı.
ANKARA- TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, yeni anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan “Eşitlik” ve daha önce yarım bırakılan “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuruluşu ve Milletin Temsili” maddelerini görüştü. Yeni anayasada Türkiye milletvekilliğinin ilk adımı da atıldı. Komusyon üyesi dört parti, TBMM’nin yine 550 milletvekilinden oluşması, ancak 100 üyenin “Türkiye milletvekili” olarak seçilmesinde uzlaştı. Madde metni, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beş yüz elli milletvekilinden oluşur. Dört yüz elli milletvekili, seçim çevrelerinden nisbi temsil sistemine göre seçilir. Yüz milletvekili ise ülke seçim çevresi esas alınarak seçilir” şeklinde yazıldı. Seçim barajının yüzde 5 olmasıyla ilgili CHP’nin önerisi ile seçim barajının tamamen kaldırılmasıyla ilgili BDP önerisi reddedildi.
ULAŞMADA FIRSAT EŞİTLİĞİ
Komisyonda, “Eşitlik” maddesinde kadınlarla ilgili hükümlerde ilerleme sağlandı. Dört partinin uzlaşmasıyla, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin hayata geçmesini sağlamak ve kadına yönelik her türlü şiddeti ve kötü muameleyi önlemekle yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Kadınların seçimle gelinen görev ve mevkilerin yanı sıra mesleki konumlara ve sosyal sorumluluklara erkeklerle eşit şekilde erişebilmeleri sağlanır” hükmünün yazılmasına karar verildi.
EŞCİNSELE ANAYASAL KORUMA YOK
Ancak CHP ve BDP’nin eşcinsellerin haklarının korunması amacıyla önerdiği hüküm Ak Parti ve MHP’nin itirazına takıldı. CHP ve BDP’nin, “Bir cinsiyetin üstünlüğüne dayanan kültürel veya toplumsal önyargılardan kaynaklanan uygulamaları ve hukuk kurallarını ortadan kaldırmak devletin ödevidir” hükmüne Ak Parti ve MHP itiraz etti.
Radikal
Meis Sitesi Kurşunlandı!
Meis Sitesi sakinlerinden Michelle Demishevich’in kaosgl.org’a verdiği bilgiye göre, Avcılar, Meis Sitesi'ne silahlı saldırı gerçekleşti.
Translara kadınlara yönelik silahlı saldırı!
Demishevich: Yine Topal İsmail lakaplı terörle mücadeleden gazi emeklisi biri tarafından Meis Sitesi 20 dakika boyunca kurşunlandı. Dün de aynı adreste kurşunlanan siteye gelen Avcılar İlçe Emniyet polisleri ısrarlarımıza rağmen kurşunların geldiği adresi kayıtlara geçirmediler. Ve bugün yeniden devletin polisinden güç alan ve giderek daha da tehlikeli olan bu kişiler biz transların yaşamına kastetmektedir.” dedi.
SPoD’dan Levent Pişkin, LGBT Derneklerin ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve TBMM’den Milletvekililerinin baskısıyla polisin olay yerine gittiğini ve saldırganların ifadesi alınmak üzere karakola götürüldüğünü iletti.
Kaos GL
Translara kadınlara yönelik silahlı saldırı!
Demishevich: Yine Topal İsmail lakaplı terörle mücadeleden gazi emeklisi biri tarafından Meis Sitesi 20 dakika boyunca kurşunlandı. Dün de aynı adreste kurşunlanan siteye gelen Avcılar İlçe Emniyet polisleri ısrarlarımıza rağmen kurşunların geldiği adresi kayıtlara geçirmediler. Ve bugün yeniden devletin polisinden güç alan ve giderek daha da tehlikeli olan bu kişiler biz transların yaşamına kastetmektedir.” dedi.
SPoD’dan Levent Pişkin, LGBT Derneklerin ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve TBMM’den Milletvekililerinin baskısıyla polisin olay yerine gittiğini ve saldırganların ifadesi alınmak üzere karakola götürüldüğünü iletti.
Kaos GL
Popo Art
İNGİLTERE’DE yaşayan Boyarde Messenger, pop art sanatının önde gelen isimlerinden Roy Linchtenstein’ın eserlerini 6 bin sterline (17 bin TL) popolara çiziyor.
Çizdiği eserlerin fotoğraflarını çeken 32 yaşındaki ressam, bu fotoğrafları 3 sterline (7.5 TL) satıyor.
Akşam
Çizdiği eserlerin fotoğraflarını çeken 32 yaşındaki ressam, bu fotoğrafları 3 sterline (7.5 TL) satıyor.
Akşam
"Zac Efron'un üstüne işerken hiç utanmadım"
Nicole Kidman'dan şok açıklama!
Nicole Kidman, geçtiğimiz yıl Cannes'da en çok konuşulan konu haline gelen 'The Paperboy' filminde rol arkadaşı, Zac Efron'un üstüne işediği sahne ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.
Hollywood'un başarılı ve güzel oyuncularından Nicole Kidman, 'The Paperboy' adlı filmde rol arkadaşının üzerine idrarını yaptığı zaman utangaçlık yaşamadığını ama Moulin Rouge'da şarkı söylerken ne yapacağını şaşırdığını söyledi. Paperboy adlı filmde rol arkadaşı Zac Efron'un çıplak göğsüne idrarını yapmasıyla ilgili konuşmaya devam eden Kidman: "Oyuncu açısından rol için ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalı. O an siz bir karaktere can veriyorsunuz ve rolün getirisi ne ise onu yapmak zorundasınız bunu geri çevrimezsiniz aksine hakkını vermelisiniz. Yoksa hiçbir zaman başarılı olamazsınız." dedi.
Akşam
Nicole Kidman, geçtiğimiz yıl Cannes'da en çok konuşulan konu haline gelen 'The Paperboy' filminde rol arkadaşı, Zac Efron'un üstüne işediği sahne ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.
Akşam
TRT Eurovision'da geri adım atacak mı?
Eurovision 2013 Eşcinsellik Tartışması TRT
Eurovision 2013 müzik yarışması 1.si Danimarka oldu.Eurovision 2013 Danimarka,Eurovision 2013 Azerbeycan 2. oldu.Eurovision 2013 eşcinsellik tartışması çıktı.Eurovision 2013 Eş cinsellik TRT için tartışma ayrıntıları...
Eurovision 2013 müzik yarışması 1.si Danimarka oldu.Eurovision 2013 Danimarka,Eurovision 2013 Azerbeycan 2. oldu.Eurovision 2013 eşcinsellik tartışması çıktı.Eurovision 2013 Eş cinsellik TRT için tartışma ayrıntıları...
Eurovision 2013'ü Danimarka kazandı
Eurovision 2013 yarışmasını Danimarka kazandı.İsveç'te düzenlenen 58. Eurovision Şarkı Yarışması’nı Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest 'Only Teardrops' şarkısıyla kazandı.
Danimarka 281 puanla 1. olduğu yarışmada kardeş ülke Azerbaycan 234 puanla ikinci oldu. Ukrayna'nın 214 puana 3. olduğu gecede Norveç 191 puanla 4. oldu.
Türkiye Eurovison'a Katılmıyor- TRT Eurovision'u Yayınlamıyor
TRT Eurovision finallerine katılamama kararından sonra finalleri de yayınlamama kararı aldı. Peki neden TRT yayınlamıyor? Türkiye Eurovision'a katılmıyor.
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), 2013 Eurovision Şarkı Yarışması'nın finallerini yayınlamama kararı aldı. TRT'nin aldığı karararın gerekçe ise şunları gösterdi:
TRT'nin, Avrupa Yayın Birliğinin düzenlediği Eurovision Şarkı Yarışması'nın puanlama sistemine itiraz ettiği ve itirazının kabul görmediğini anlayınca da bu yıl yarışma finallerine katılmayacağını açıkladığı hatırlatıldı. Bu nedenle kurum ilkelerinden taviz vermemek adına 2013 Eurovision Şarkı Yarışması'nın finallerini yayınlamama kararı alındığı belirtilen açıklamada, gelecek yıl durum değerlendirmesinin ayrıca yapılacağı kaydedildi.
TRT’den tartışmalı Eurovision kararı
TRT Genel Müdürlüğü’nden dün yapılan yazılı açıklamada, TRT’nin, Avrupa Yayın Birliği’nin düzenlediği Eurovision Şarkı Yarışması’nın puanlama sistemine itiraz ettiği ve itirazının kabul görmediğini anlayınca da bu yıl yarışma finallerine katılmayacağını açıkladığı hatırlatıldı. Bu nedenle kurum ilkelerinden taviz vermemek adına 2013 Eurovision Şarkı Yarışması’nın finallerini yayınlamama kararı alındığı belirtilen açıklamada, gelecek yıl durum değerlendirmesinin ayrıca yapılacağı kaydedildi.
Lezbiyen polemiği
Yarışmada, Finlandiya’yı temsil eden Krista Siegfrids’ın 18 Mayıs’ta eşcinsel evliliklere izin verilmemesini farklı bir yöntemle protesto edeceği ve “Marry Me” isimli şarkısını söylerken bir kadın vokalistiyle öpüşeceği gündeme gelmiş, TRT’nin bunu canlı yayınlayıp yayınlamayacağı tartışma konusu olmuştu.
Milliyet
Eurovision 2013 müzik yarışması 1.si Danimarka oldu.Eurovision 2013 Danimarka,Eurovision 2013 Azerbeycan 2. oldu.Eurovision 2013 eşcinsellik tartışması çıktı.Eurovision 2013 Eş cinsellik TRT için tartışma ayrıntıları...
Eurovision 2013 müzik yarışması 1.si Danimarka oldu.Eurovision 2013 Danimarka,Eurovision 2013 Azerbeycan 2. oldu.Eurovision 2013 eşcinsellik tartışması çıktı.Eurovision 2013 Eş cinsellik TRT için tartışma ayrıntıları...
Eurovision 2013'ü Danimarka kazandı
Eurovision 2013 yarışmasını Danimarka kazandı.İsveç'te düzenlenen 58. Eurovision Şarkı Yarışması’nı Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest 'Only Teardrops' şarkısıyla kazandı.
Danimarka 281 puanla 1. olduğu yarışmada kardeş ülke Azerbaycan 234 puanla ikinci oldu. Ukrayna'nın 214 puana 3. olduğu gecede Norveç 191 puanla 4. oldu.
Türkiye Eurovison'a Katılmıyor- TRT Eurovision'u Yayınlamıyor
TRT Eurovision finallerine katılamama kararından sonra finalleri de yayınlamama kararı aldı. Peki neden TRT yayınlamıyor? Türkiye Eurovision'a katılmıyor.
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), 2013 Eurovision Şarkı Yarışması'nın finallerini yayınlamama kararı aldı. TRT'nin aldığı karararın gerekçe ise şunları gösterdi:
TRT'nin, Avrupa Yayın Birliğinin düzenlediği Eurovision Şarkı Yarışması'nın puanlama sistemine itiraz ettiği ve itirazının kabul görmediğini anlayınca da bu yıl yarışma finallerine katılmayacağını açıkladığı hatırlatıldı. Bu nedenle kurum ilkelerinden taviz vermemek adına 2013 Eurovision Şarkı Yarışması'nın finallerini yayınlamama kararı alındığı belirtilen açıklamada, gelecek yıl durum değerlendirmesinin ayrıca yapılacağı kaydedildi.
TRT’den tartışmalı Eurovision kararı
TRT Genel Müdürlüğü’nden dün yapılan yazılı açıklamada, TRT’nin, Avrupa Yayın Birliği’nin düzenlediği Eurovision Şarkı Yarışması’nın puanlama sistemine itiraz ettiği ve itirazının kabul görmediğini anlayınca da bu yıl yarışma finallerine katılmayacağını açıkladığı hatırlatıldı. Bu nedenle kurum ilkelerinden taviz vermemek adına 2013 Eurovision Şarkı Yarışması’nın finallerini yayınlamama kararı alındığı belirtilen açıklamada, gelecek yıl durum değerlendirmesinin ayrıca yapılacağı kaydedildi.
Lezbiyen polemiği
Yarışmada, Finlandiya’yı temsil eden Krista Siegfrids’ın 18 Mayıs’ta eşcinsel evliliklere izin verilmemesini farklı bir yöntemle protesto edeceği ve “Marry Me” isimli şarkısını söylerken bir kadın vokalistiyle öpüşeceği gündeme gelmiş, TRT’nin bunu canlı yayınlayıp yayınlamayacağı tartışma konusu olmuştu.
Milliyet
Ahu Tuğba'nın göğüsleri "genel ahlaka aykırı" bulundu
Danıştay, Ahu Tuğba'nın göğüsleri ve bacaklarına ceza veren RTÜK'ün kararını yerinde buldu.
1980’li yılların ünlü sinema oyuncusu Ahu Tuğba, 30 yıl aradan sonra "bacaklarıyla" yeniden gündem oldu. Danıştay, özel bir TV kanalına konuk olan ünlü sanatçınının bacak ve göğüs dekoltesini "genel ahlaka aykırı" buldu ve ilgili kanala ceza veren RTÜK’ün kararını yerinde buldu.
Milliyet
1980’li yılların ünlü sinema oyuncusu Ahu Tuğba, 30 yıl aradan sonra "bacaklarıyla" yeniden gündem oldu. Danıştay, özel bir TV kanalına konuk olan ünlü sanatçınının bacak ve göğüs dekoltesini "genel ahlaka aykırı" buldu ve ilgili kanala ceza veren RTÜK’ün kararını yerinde buldu.
Milliyet
O eski halinden eser yok şimdi
66. Cannes Film Festivali'nin konuğu olan Keanu Reeves belki de hayatında ilk kez 48 yaşını gösteren çizgileriyle ve aldığı fazla kilolarla objektiflere takıldı.
Aktörün geçirdiği değişimin bu kadar şaşırtıcı olmasının nedeni ise geçtiğimiz ekim ayında yani bundan sadece 7 ay önce her zamanki gibi incecik ve formda görünmesiydi.
Cannes'a ayağında kot pantolonu, v yaka tişörtü ve beyaz ceketiyle giden Reeves'in eski halinin yerinde yeller esiyordu.
Matrix serisinin Neo'su Reeves'in aldığı kiloların nedeninin yeni filmi olup olmadığı da merak uyandırdı.
1964 Lübnan doğumlu olan Keanu Reeves, İngiliz bir anne ile Çin asıllı Havai'li bir babanın oğlu. Kanada'da büyüyen Reeves, üç ülkenin de vatandaşlığına sahip.
Hürriyet
Aile içi şiddet sonucu 666 kadının hayatını kaybetti
Fatma Şahin korkutan rakamı açıkladı
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 2009-2012 yılları arasında aile içi şiddet sonucu 666 kadının
MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin’in yazılı soru önergesini yanıtlayan Şahin, şiddet ve şiddet sonucu ölüm vakaları konusundaki güncel verilerin Adalet Bakanlığı UYAP, İçişleri Bakanlığı POL-NET ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın veri sistemi üzerinde toplandığını belirtti.
Şahin, İçişleri Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, aile içi şiddet olaylarında 2009 yılında 171, 2010 yılında 177, 2011 yılında 163, 2012 yılında 155 kadının hayatını kaybettiğini bildirdi.
Fatma Şahin, söz konusu rakamların, yalnızca erkek şiddeti ile hayatını kaybeden kadınları değil, aile bireylerinden herhangi biri tarafından gördükleri şiddet sonucu hayatını kaybeden tüm kadınları kapsadığını belirtti.
Milliyet
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 2009-2012 yılları arasında aile içi şiddet sonucu 666 kadının
MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin’in yazılı soru önergesini yanıtlayan Şahin, şiddet ve şiddet sonucu ölüm vakaları konusundaki güncel verilerin Adalet Bakanlığı UYAP, İçişleri Bakanlığı POL-NET ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın veri sistemi üzerinde toplandığını belirtti.
Şahin, İçişleri Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, aile içi şiddet olaylarında 2009 yılında 171, 2010 yılında 177, 2011 yılında 163, 2012 yılında 155 kadının hayatını kaybettiğini bildirdi.
Fatma Şahin, söz konusu rakamların, yalnızca erkek şiddeti ile hayatını kaybeden kadınları değil, aile bireylerinden herhangi biri tarafından gördükleri şiddet sonucu hayatını kaybeden tüm kadınları kapsadığını belirtti.
Milliyet
19 Mayıs 2013 Pazar
Yeni Şafaktan homofobiye bir örnek daha;
Üçüncü cinsel devrim: Geliyorum diyen felâket!
Yusuf Kaplan - Yeni Şafak
Özelde Avrupa, genelde Batı toplumları, cinsel sapmaların pençesinde kıvranıyor. Cinsel sapmalar, insan türünün geleceğini tehdit edecek kadar kontrolden çıkmak üzere Batı toplumlarında.
CİNSEL SAPMALARIN TIRMANIŞI
Öte yandan, sadece eşcinsellik şeklinde tezahür etmiyor cinsel sapmalar. Ensest ilişkilerden hayvanlarla cinsel ilişkiye kadar zıvanadan çıkmış bir görünüm arzediyor. Belçika-Almanya hattında yaptığım bu son seyahatte, Alman hükümetinin, hayvanlarla cinsel ilişkiyi yasaklayan bir kanun hazırladığını öğrendim.
Ama gerek eşcinsel ilişkilerin, gerekse aile için sapkın ensest ilişkilerin hızla yaygınlaştığını ve bir özgürlük meselesi olarak meşrulaştırılmaya çalışıldığını söyledi arkadaşlar. Eşcinsellik dalgasından sonra ensest ilişkiler dalgasının öncelikle Avrupa'nın sözümona en gelişmiş, liberal toplumlarını kasıp kavuracağı anlaşılıyor.
Avrupa, insan zihnini ve hayatını dumura uğratan ontolojik felâketin ardından, şimdi de insan türünün sonunu hazırlayacak büyük bir helâketin eşiğine sürükleniyor.
BRÜKSEL'İN ADALETİ, AVRUPA'NIN HAYALETİ Mİ?
Brüksel'in, Avrupa'nın tarihî korkularını ve sanal hayallerini, İslam Toplumu Millî Görüş (IMGM) teşkilâtı Belçika üniversiteliler başkanı Ömer Karahan, Hüseyin Dağdeviren ve Brüksel'de mimarlık yapan Fatih Başaran'la birlikte Brüksel'i gece ve gündüz iki kez dolaşınca bihakkın gördüm.
Brüksel'de AB (Avrupa Birliği) fikrinin ve hayalinin geleceğinin simgesi, kanımca ne NATO binası, ne de büyük bir haç formunda yapılan AB binası.
Haç, Avrupa'nın hayallerini değil, hayaletlerini sembolize ediyor aslında. Haçla sembolize edilen Hıristiyanlık, Avrupa'nın entelektüel, siyasî ve kültürel hayatından çoktan çekilmiş durumda. Toplumların yarıdan fazlasında türlü ateizm biçimlerinin hâkim olduğu Avrupa ülkelerinde Hıristiyanlığın nerdeyse hiçbir karşılığı yok zira.
Brüksel'in AB fikrinin ve hayalinin ne denli grotesk bir görünüm arzettiğini en iyi sembolize eden binası, Brüksel'in devâsâ Adalet Sarayı.
Gece, hayaleti andıran Adalet Sarayı, gündüz AB fikri hayalinin her an hayalete dönüşebileceğinin metaforik resmi ve göstergesi gibi geldi bana. Brüksel'deki Adalet Sarayı, Avrupa'nın içine sürüklendiği krizin ve dekadansın en grotesk sembolü çünkü.
Sanki Avrupa fikri, hiçbir zaman günyüzü göremeyecek, Adalet Sarayı'nın gece beliren hayaletinin adaletinden, insafından merhamet dileyecek ama dileği yaşanan büyük çelişkilerden ötürü hiçbir zaman gerçekleşmeyecek gibi.
Açıkçası, Brüksel'in AB'nin başkentliği, gerçek değil, siyasî değil, artistik, estetize edilmiş, gelecekte gerçek olabileceği tahayyül edilen sanal bir başkentlik: Avrupa'nın fobilerini ve açmazlarını gizleyen bir başkentlik bu.
CİNSEL SAPMALARI, ÖZGÜRLÜK MESELESİ OLARAK GÖRMEK, İNSAN TÜRÜNÜN ÖLÜMÜNÜ GÖREMEMEK DEMEK
Brüksel'in sanal başkentliğinin dekadans biçiminde gerçeğe dönüştüğü en temel gösterge, cinsellikte yaşanan ürpertici sapmalar. Bu cinsel sapmaların şimdilik küçük gibi gözüken ama Avrupa'nın nereye sürüklendiğini gösteren ipucu, Belçika'nın sosyalist başbakanının eşcinsel biri olduğunun herkes tarafından açıkça biliniyor olması ve bunun görünüşte normal bir şey olarak kabul edilmesi.
Oysa eşcinsellik, insan türünü yok edecek bütün diğer cinsel sapmaların kapısını sonuna kadar açan bir anahtar. Bu nedenle, ensest ilişkileri normalleştiren bir süreç yaşanıyor Batı'da.
Bu sürece direnmesi beklenebilecek tek kurum kilise ama kilise, eşcinsel evliliklere şimdiden cevaz vermeye başladı bile. Kilise, 'eşcinsel evlilik' sorunu nedeniyle bir kez daha büyük sarsıntı geçiriyor Avrupa'da -ve Amerika'da.
Avrupalılar, eşcinsel ve ensest ilişkileri, bir 'özgürlük meselesi' olarak değerlendiriyor ve 'cinsel tercih' olarak nitelendiriyorlar!
İşte bu, ne tür bir zihinsel ve varoluşsal sapmanın yapı taşlarının döşendiğinin en ürpertici göstergesi.
Oysa gerek eşcinsel ilişkilerin, gerekse ensest ilişkilerin insan özgürlüğü olarak kabul edilmesi, insan türünün sonunun bizzat insan tarafından özgürce (!) hazırlanması aslında.
'BU BEDEN BENİM, İSTEDİĞİM HALTI YERİM'
Eşcinsel ilişkilerin bu denli güçlenmesi, cinselliği kadının özgürleşmesi olarak algılayan ikinci dalga feminist hareketin kaçınılmaz sonucu.
Kadının siyasî ve ekonomik haklarını savunmak için yola koyulan ilk dalga feminist hareket, ikinci dalga feminist hareketle birlikte, cinsel özgürlük hareketine dönüşmüştü.
Yaşamakta olduğumuz üçüncü dalga feminist hareket, haklar hareketi olma özelliğini çoktan yitirdi; belirleyici roller oynadığı eşcinsel ve ensest ilişkilerin meşrulaştırılması mücadelesine soyunmakla tam anlamıyla hazlar hareketine evrildi.
Burada da, haklar mücadelesi demokrasinin ölümüne ve hazlar hareketi dromokrasi'nin zaferine tanık oluyoruz!
Feminizmden eşcinselliğe gelen süreci, tek bir cümleyle şöyle özetleyebiliriz: 'Bu beden benim bedenim, istediğim haltı yerim!'
FELÂKETİN AYAK SESLERİ…
Peki, nedir bu? İnsanın tanrılaşma sürecini tetikleyen hümanizm hareketinin, post-hümanizm sürecinde, insanın hazlarını, arzularını, sapkınlıklarını kutsama ve putlaştırma sapmasına dönüşmesi elbette.
Sadece coğrafyanın, kültürün, siyasetin sınırlarının bitmesi değil, cinselliğin sınırlarının da bitmesi olgusunu yaşıyoruz: Üçüncü cinsiyet sapması, erilliğin ve dişilliğin eritilerek cinsiyet farklılıklarının sona erdirilmesi, insan türünün bitişinin başlangıç süreci aslında!
Bu, insanın fıtratına bizzat kendisinin yaptığı ontolojik saldırının nihâi noktası. Nihilizmin zıvanadan çıkması, insanlığın kendi kuyusunu kazması.
Ve insan türünün köküne kibrit suyu çakan bir sapmanın, özgürlük adına dayatılması ve özgürlük kavramının içinin boşaltılması…
Özgürlük kavramının, hazlara indirgenmesi, eşcinsellik sapmasında karşımıza çıkmıyor sadece. Ayrıca ensest ilişkilerin de özgürlük meselesi olarak yavaş yavaş meşrulaştırılması sapkınlığında da karşımıza çıkıyor.
Batılı seküler insan, böyle yapmakla dekadansla dans ettiğini göremeyecek kadar hazlarının ve arzularının, bedeninin ve bencilliğinin kölesine dönüşüyor. Ve bu cinsel sapma olgusu, postmodern, vulger kültür ve söylemleri hızla küreselleştiren film, müzik ve medya endüstrisi vasıtasıyla küre ölçeğinde yaygınlaştırılıyor.
Oysa cinsiyetin buharlaşması, insan türünün sonunu getirecek bir felâketin ayak sesleridir.
AVRUPA'NIN ÇIKIŞ YOLU, GETTOLAR/IN/DA MI GİZLİ?
Ancak Avrupa'nın, bu felâketle yüzleşebilecek ne hâli var, ne de mecali: Eğer Avrupa, derinlerde köksalan ırkçılık ve ayırımcılık psiko-patolojisinden, fobik kültüründen arınabilirse, bu felâketle nasıl yüzleşebileceğinin ipuçlarını, Avrupa'nın gettolara hapsettiği yabancı göçmenlerin -türlü nedenlerle hakkıyla temsil edemedikleri- kültürel kodlarında bulabilir.
Ömer Karahan kardeşim, Brüksel'in yabancılar kenti olduğunu söylüyor: Gettolarına hapsolan yabancı göçmenler kenti.
Nitekim, kentin merkezine oldukça yakın, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede lise yıllarından kardeşim Ali Rıdvan Sağlık'la kısa bir akşam turu yaptığımızda, neredeyse hiç Belçikalı'ya rastlamadık.
Batılı başkentlerde azımsanmayacak miktarda yabancı yaşıyor. Ama Batı'da değil, itildikleri ya da çekildikleri gettolarında.
DEKADANSIN YÜKSELİŞİ VE İSLÂM'IN GELİŞİ
Belçika'daki Müslüman nüfusun çoğunluğu Brüksel'de yoğunlaşmış. Brüksel'in % 25'i Müslüman.
Medeniyet fikrini mercek altına aldığım bir konferans verdiğim Belçika İslam Toplumu Millî Görüş teşkilatının üniversiteliler başkanı idealist genç kardeşim Ömer Karahan, nüfusun bütün Avrupa ülkelerinde geriye sayması, seküler kültürün, özellikle eşcinsel hayat formuyla ailenin temellerini yıkan yapı taşlarını döşemesi gibi kritik nedenlerle Müslüman nüfusun istikrarlı bir şekilde arttığını, önümüzdeki 50 yıl içinde, Brüksel'in nüfusunun % 50'sinin Müslüman olacağından korkulduğunu hatırlatıyor.
Brüksel'in yarısının 50 yıl içinde müslümanlaşabileceği meselesi, Belçikalıları çoktan kara kara düşündürtmeye başlamış bile.
Batılılar, insan türünün sonunu getirecek üçüncü cinsel devrim felâketiyle nasıl başedeceklerini bile bilmezken, Müslüman azınlıklar, kimlik sorunlarıyla boğuşuyorlar.
Ama şu kesin: Üçüncü cinsel devrim, Batı'dan bütün dünyaya bir virüs gibi yayılıyor hızla. Bir süre sonra, bütün dünya, eşcinsel ve ensest ilişkilerin yolaçacağı derin sorunlarla boğuşmak zorunda kalacak.
İslâm'ın dışında hiçbir din, bu cinsel sapmaların, insan türünün sonunu getirecek bu felâketin önünde duramaz. Bu gerçek anlaşıldı. Ve İslâm'ın önü, inanılmaz bir şekilde açıldı.
İşte bu noktada özellikle Avrupa'daki Müslümanlara büyük iş düşüyor: Müslümanlar, İslâm'la ilişkilerini pekiştirdikleri sürece, Avrupa'nın da, insanlığın da umudu olabilirler.
***
Cuma gününden itibaren Belçika-Almanya hattında yaptığım seyahate, Köln'de verdiğim bir haftalık seminere, İMGM üniversiteliler teşkilatının yeni döneminde umut ve ufuk vadeden Avrupa'nın geleceğine yürüyen projelerine ilişkin gözlemlerimi ve önerilerimi ayrıntılı olarak sizlerle paylaşmaya devam edeceğimi hatırlatmak isterim.
Yusuf Kaplan - Yeni Şafak
Özelde Avrupa, genelde Batı toplumları, cinsel sapmaların pençesinde kıvranıyor. Cinsel sapmalar, insan türünün geleceğini tehdit edecek kadar kontrolden çıkmak üzere Batı toplumlarında.
CİNSEL SAPMALARIN TIRMANIŞI
Öte yandan, sadece eşcinsellik şeklinde tezahür etmiyor cinsel sapmalar. Ensest ilişkilerden hayvanlarla cinsel ilişkiye kadar zıvanadan çıkmış bir görünüm arzediyor. Belçika-Almanya hattında yaptığım bu son seyahatte, Alman hükümetinin, hayvanlarla cinsel ilişkiyi yasaklayan bir kanun hazırladığını öğrendim.
Ama gerek eşcinsel ilişkilerin, gerekse aile için sapkın ensest ilişkilerin hızla yaygınlaştığını ve bir özgürlük meselesi olarak meşrulaştırılmaya çalışıldığını söyledi arkadaşlar. Eşcinsellik dalgasından sonra ensest ilişkiler dalgasının öncelikle Avrupa'nın sözümona en gelişmiş, liberal toplumlarını kasıp kavuracağı anlaşılıyor.
Avrupa, insan zihnini ve hayatını dumura uğratan ontolojik felâketin ardından, şimdi de insan türünün sonunu hazırlayacak büyük bir helâketin eşiğine sürükleniyor.
BRÜKSEL'İN ADALETİ, AVRUPA'NIN HAYALETİ Mİ?
Brüksel'in, Avrupa'nın tarihî korkularını ve sanal hayallerini, İslam Toplumu Millî Görüş (IMGM) teşkilâtı Belçika üniversiteliler başkanı Ömer Karahan, Hüseyin Dağdeviren ve Brüksel'de mimarlık yapan Fatih Başaran'la birlikte Brüksel'i gece ve gündüz iki kez dolaşınca bihakkın gördüm.
Brüksel'de AB (Avrupa Birliği) fikrinin ve hayalinin geleceğinin simgesi, kanımca ne NATO binası, ne de büyük bir haç formunda yapılan AB binası.
Haç, Avrupa'nın hayallerini değil, hayaletlerini sembolize ediyor aslında. Haçla sembolize edilen Hıristiyanlık, Avrupa'nın entelektüel, siyasî ve kültürel hayatından çoktan çekilmiş durumda. Toplumların yarıdan fazlasında türlü ateizm biçimlerinin hâkim olduğu Avrupa ülkelerinde Hıristiyanlığın nerdeyse hiçbir karşılığı yok zira.
Brüksel'in AB fikrinin ve hayalinin ne denli grotesk bir görünüm arzettiğini en iyi sembolize eden binası, Brüksel'in devâsâ Adalet Sarayı.
Gece, hayaleti andıran Adalet Sarayı, gündüz AB fikri hayalinin her an hayalete dönüşebileceğinin metaforik resmi ve göstergesi gibi geldi bana. Brüksel'deki Adalet Sarayı, Avrupa'nın içine sürüklendiği krizin ve dekadansın en grotesk sembolü çünkü.
Sanki Avrupa fikri, hiçbir zaman günyüzü göremeyecek, Adalet Sarayı'nın gece beliren hayaletinin adaletinden, insafından merhamet dileyecek ama dileği yaşanan büyük çelişkilerden ötürü hiçbir zaman gerçekleşmeyecek gibi.
Açıkçası, Brüksel'in AB'nin başkentliği, gerçek değil, siyasî değil, artistik, estetize edilmiş, gelecekte gerçek olabileceği tahayyül edilen sanal bir başkentlik: Avrupa'nın fobilerini ve açmazlarını gizleyen bir başkentlik bu.
CİNSEL SAPMALARI, ÖZGÜRLÜK MESELESİ OLARAK GÖRMEK, İNSAN TÜRÜNÜN ÖLÜMÜNÜ GÖREMEMEK DEMEK
Brüksel'in sanal başkentliğinin dekadans biçiminde gerçeğe dönüştüğü en temel gösterge, cinsellikte yaşanan ürpertici sapmalar. Bu cinsel sapmaların şimdilik küçük gibi gözüken ama Avrupa'nın nereye sürüklendiğini gösteren ipucu, Belçika'nın sosyalist başbakanının eşcinsel biri olduğunun herkes tarafından açıkça biliniyor olması ve bunun görünüşte normal bir şey olarak kabul edilmesi.
Oysa eşcinsellik, insan türünü yok edecek bütün diğer cinsel sapmaların kapısını sonuna kadar açan bir anahtar. Bu nedenle, ensest ilişkileri normalleştiren bir süreç yaşanıyor Batı'da.
Bu sürece direnmesi beklenebilecek tek kurum kilise ama kilise, eşcinsel evliliklere şimdiden cevaz vermeye başladı bile. Kilise, 'eşcinsel evlilik' sorunu nedeniyle bir kez daha büyük sarsıntı geçiriyor Avrupa'da -ve Amerika'da.
Avrupalılar, eşcinsel ve ensest ilişkileri, bir 'özgürlük meselesi' olarak değerlendiriyor ve 'cinsel tercih' olarak nitelendiriyorlar!
İşte bu, ne tür bir zihinsel ve varoluşsal sapmanın yapı taşlarının döşendiğinin en ürpertici göstergesi.
Oysa gerek eşcinsel ilişkilerin, gerekse ensest ilişkilerin insan özgürlüğü olarak kabul edilmesi, insan türünün sonunun bizzat insan tarafından özgürce (!) hazırlanması aslında.
'BU BEDEN BENİM, İSTEDİĞİM HALTI YERİM'
Eşcinsel ilişkilerin bu denli güçlenmesi, cinselliği kadının özgürleşmesi olarak algılayan ikinci dalga feminist hareketin kaçınılmaz sonucu.
Kadının siyasî ve ekonomik haklarını savunmak için yola koyulan ilk dalga feminist hareket, ikinci dalga feminist hareketle birlikte, cinsel özgürlük hareketine dönüşmüştü.
Yaşamakta olduğumuz üçüncü dalga feminist hareket, haklar hareketi olma özelliğini çoktan yitirdi; belirleyici roller oynadığı eşcinsel ve ensest ilişkilerin meşrulaştırılması mücadelesine soyunmakla tam anlamıyla hazlar hareketine evrildi.
Burada da, haklar mücadelesi demokrasinin ölümüne ve hazlar hareketi dromokrasi'nin zaferine tanık oluyoruz!
Feminizmden eşcinselliğe gelen süreci, tek bir cümleyle şöyle özetleyebiliriz: 'Bu beden benim bedenim, istediğim haltı yerim!'
FELÂKETİN AYAK SESLERİ…
Peki, nedir bu? İnsanın tanrılaşma sürecini tetikleyen hümanizm hareketinin, post-hümanizm sürecinde, insanın hazlarını, arzularını, sapkınlıklarını kutsama ve putlaştırma sapmasına dönüşmesi elbette.
Sadece coğrafyanın, kültürün, siyasetin sınırlarının bitmesi değil, cinselliğin sınırlarının da bitmesi olgusunu yaşıyoruz: Üçüncü cinsiyet sapması, erilliğin ve dişilliğin eritilerek cinsiyet farklılıklarının sona erdirilmesi, insan türünün bitişinin başlangıç süreci aslında!
Bu, insanın fıtratına bizzat kendisinin yaptığı ontolojik saldırının nihâi noktası. Nihilizmin zıvanadan çıkması, insanlığın kendi kuyusunu kazması.
Ve insan türünün köküne kibrit suyu çakan bir sapmanın, özgürlük adına dayatılması ve özgürlük kavramının içinin boşaltılması…
Özgürlük kavramının, hazlara indirgenmesi, eşcinsellik sapmasında karşımıza çıkmıyor sadece. Ayrıca ensest ilişkilerin de özgürlük meselesi olarak yavaş yavaş meşrulaştırılması sapkınlığında da karşımıza çıkıyor.
Batılı seküler insan, böyle yapmakla dekadansla dans ettiğini göremeyecek kadar hazlarının ve arzularının, bedeninin ve bencilliğinin kölesine dönüşüyor. Ve bu cinsel sapma olgusu, postmodern, vulger kültür ve söylemleri hızla küreselleştiren film, müzik ve medya endüstrisi vasıtasıyla küre ölçeğinde yaygınlaştırılıyor.
Oysa cinsiyetin buharlaşması, insan türünün sonunu getirecek bir felâketin ayak sesleridir.
AVRUPA'NIN ÇIKIŞ YOLU, GETTOLAR/IN/DA MI GİZLİ?
Ancak Avrupa'nın, bu felâketle yüzleşebilecek ne hâli var, ne de mecali: Eğer Avrupa, derinlerde köksalan ırkçılık ve ayırımcılık psiko-patolojisinden, fobik kültüründen arınabilirse, bu felâketle nasıl yüzleşebileceğinin ipuçlarını, Avrupa'nın gettolara hapsettiği yabancı göçmenlerin -türlü nedenlerle hakkıyla temsil edemedikleri- kültürel kodlarında bulabilir.
Ömer Karahan kardeşim, Brüksel'in yabancılar kenti olduğunu söylüyor: Gettolarına hapsolan yabancı göçmenler kenti.
Nitekim, kentin merkezine oldukça yakın, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede lise yıllarından kardeşim Ali Rıdvan Sağlık'la kısa bir akşam turu yaptığımızda, neredeyse hiç Belçikalı'ya rastlamadık.
Batılı başkentlerde azımsanmayacak miktarda yabancı yaşıyor. Ama Batı'da değil, itildikleri ya da çekildikleri gettolarında.
DEKADANSIN YÜKSELİŞİ VE İSLÂM'IN GELİŞİ
Belçika'daki Müslüman nüfusun çoğunluğu Brüksel'de yoğunlaşmış. Brüksel'in % 25'i Müslüman.
Medeniyet fikrini mercek altına aldığım bir konferans verdiğim Belçika İslam Toplumu Millî Görüş teşkilatının üniversiteliler başkanı idealist genç kardeşim Ömer Karahan, nüfusun bütün Avrupa ülkelerinde geriye sayması, seküler kültürün, özellikle eşcinsel hayat formuyla ailenin temellerini yıkan yapı taşlarını döşemesi gibi kritik nedenlerle Müslüman nüfusun istikrarlı bir şekilde arttığını, önümüzdeki 50 yıl içinde, Brüksel'in nüfusunun % 50'sinin Müslüman olacağından korkulduğunu hatırlatıyor.
Brüksel'in yarısının 50 yıl içinde müslümanlaşabileceği meselesi, Belçikalıları çoktan kara kara düşündürtmeye başlamış bile.
Batılılar, insan türünün sonunu getirecek üçüncü cinsel devrim felâketiyle nasıl başedeceklerini bile bilmezken, Müslüman azınlıklar, kimlik sorunlarıyla boğuşuyorlar.
Ama şu kesin: Üçüncü cinsel devrim, Batı'dan bütün dünyaya bir virüs gibi yayılıyor hızla. Bir süre sonra, bütün dünya, eşcinsel ve ensest ilişkilerin yolaçacağı derin sorunlarla boğuşmak zorunda kalacak.
İslâm'ın dışında hiçbir din, bu cinsel sapmaların, insan türünün sonunu getirecek bu felâketin önünde duramaz. Bu gerçek anlaşıldı. Ve İslâm'ın önü, inanılmaz bir şekilde açıldı.
İşte bu noktada özellikle Avrupa'daki Müslümanlara büyük iş düşüyor: Müslümanlar, İslâm'la ilişkilerini pekiştirdikleri sürece, Avrupa'nın da, insanlığın da umudu olabilirler.
***
Cuma gününden itibaren Belçika-Almanya hattında yaptığım seyahate, Köln'de verdiğim bir haftalık seminere, İMGM üniversiteliler teşkilatının yeni döneminde umut ve ufuk vadeden Avrupa'nın geleceğine yürüyen projelerine ilişkin gözlemlerimi ve önerilerimi ayrıntılı olarak sizlerle paylaşmaya devam edeceğimi hatırlatmak isterim.
TRT, BBC spikerlerinin diline düştü.
58. Eurovision Şarkı Yarışması'nda, Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest birinci oldu.
İsveç'te yapılan ve Türkiye ’nin katılmadığı 58. Eurovision Şarkı Yarışması'nda, Danimarka'dan katılan sanatçı Emelia de Forest, seslendirdiği 'Only Teardrops' şarkısıyla birinci oldu.
İsveç'in Malmö kentinde gerçekleştirilen yarışmada 40 ülkeden sanatçılar şarkılarını seslendirdi.
Türkiye'nin katılmadığı 58'inci Eurovision Şarkı Yarışması'nda Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest 'Only Teardrops' şarkısıyla 281 puan alarak birinci oldu. Azerbaycan'ın 234 puanla ikinci olduğu yarışmada Ukrayna 214 puanla 3'üncü, Norveç ise 191 puanla 4'üncü oldu.
Yarışma bu yıl eşcinsel evliliklere destek vermek amacıyla sergilenen sahne şovlarıyla dikkat çekti.
Finlandiyalı Krista Siegfrids, 'Marry Me' isimli şarkısını söylerken kadın vokalistiyle öpüştüğü performansı da gecenin konuşulan anları arasına girdi. Oylama yapılırken İsveçli sanatçıların sergilediği şovda da iki erkek dansçı öpüştü.
Eşcinsel içerikli sahne şovları sebebiyle bu yıl Eurovision'u yayınlamama kararı alan TRT, BBC spikerlerinin diline düştü. Yarışmayı sunan spiker Finlandiya'nın sahne şovu sırasında "Türkiye bu şov yüzünden yarışmayı yayınlamadı" ifadesini kullandı.
Öte yandan 'Hold Me' şarkısı ile ikinciliği kazanan Azerbaycanlı Farid Mammadov 234 puana ulaştığında elindeki Türk bayrağını sallamaya başladı.
Radikal
İsveç'te yapılan ve Türkiye ’nin katılmadığı 58. Eurovision Şarkı Yarışması'nda, Danimarka'dan katılan sanatçı Emelia de Forest, seslendirdiği 'Only Teardrops' şarkısıyla birinci oldu.
İsveç'in Malmö kentinde gerçekleştirilen yarışmada 40 ülkeden sanatçılar şarkılarını seslendirdi.
Türkiye'nin katılmadığı 58'inci Eurovision Şarkı Yarışması'nda Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest 'Only Teardrops' şarkısıyla 281 puan alarak birinci oldu. Azerbaycan'ın 234 puanla ikinci olduğu yarışmada Ukrayna 214 puanla 3'üncü, Norveç ise 191 puanla 4'üncü oldu.
Yarışma bu yıl eşcinsel evliliklere destek vermek amacıyla sergilenen sahne şovlarıyla dikkat çekti.
Finlandiyalı Krista Siegfrids, 'Marry Me' isimli şarkısını söylerken kadın vokalistiyle öpüştüğü performansı da gecenin konuşulan anları arasına girdi. Oylama yapılırken İsveçli sanatçıların sergilediği şovda da iki erkek dansçı öpüştü.
Eşcinsel içerikli sahne şovları sebebiyle bu yıl Eurovision'u yayınlamama kararı alan TRT, BBC spikerlerinin diline düştü. Yarışmayı sunan spiker Finlandiya'nın sahne şovu sırasında "Türkiye bu şov yüzünden yarışmayı yayınlamadı" ifadesini kullandı.
Öte yandan 'Hold Me' şarkısı ile ikinciliği kazanan Azerbaycanlı Farid Mammadov 234 puana ulaştığında elindeki Türk bayrağını sallamaya başladı.
Radikal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpg)