28 Ağustos 2016 Pazar

Türkiye’nin ilk açık kimlikli lezbiyenlerinden Güner Kuban: Benimki bir yaşam tarzı seçimiydi

Çerkes Ethem'in yeğeni Güner Kuban: 'Canımı biraz daha sıkarsanız, bu planetten giderim!'Çok tartışmalı bir aile hikâyesi, fırtınalı bir hayat ve duyanı hayrete düşüren bir ölüm kararı... Çerkes Ethem’in yeğeni 81 yaşındaki mimar Güner Kuban’la kitabı Mona Kitap’tan çıkan ‘Bir Vatan Aşkına’ vesilesiyle buluştuk; cinsel yöneliminden kendini, gelecekte yeniden canlandırılmak üzere dondurtma planına, sürükleyici bir film tadındaki hayatını konuştuk.


Güliz ARSLAN- Fotoğraflar: Selçuk ŞAMİLOĞLU

İnsanların hakkınızda ne dediği hiçbir zaman umurunuzda olmamış ama amcanız Çerkes Ethem’e ‘hain’ denmesini engellemeye ömrünüzü adamışsınız. Neden bunu umursuyorsunuz?

- Bu planette olan hiçbir şeyi ciddiye almıyorum. Planetimiz diğerleri gibi müthiş bir hızla bilinmeyen bir yöne gidiyor, bu belirsizlik içinde neyi ciddiye alabiliriz ki? Ama haksızlığa dayanamıyorum. Bütün haksızlıklarla mücadele etmem imkansız fakat Ethem Bey’e yapılan haksızlığın detaylarını biliyorum. Daha çocukken ailemin hain olmadığını kanıtlamaya söz vermiştim.

Neler yaşadınız da böyle bir söz verdiniz...

- Ailemin sürgünde olduğu Yunanistan’da doğdum. Altı aylıkken vaftiz edilmiştim. Çünkü annem çocuklarının Saint Joseph’te tahsillerine bedava devam edebilmesi için Katolik’liği kabul etmiş gibi davranmak mecburiyetinde kalmış. Aynı okula yatılı verildiğimde altı aylıktım. Sonra ailece Türkiye’ye kaçtık. Bandırma’da ‘hainin çocuğu’ diye çok kovalandım. İlkokula yazılırken babamın kimliğini gizlemek zorunda kalmıştık. Bir arkadaşımın evinde beni yemeğe alıkoyduklarında zehirleyecekler korkusuyla çatalı ağzıma götüremediğimi hatırlıyorum. 16 yaşıma kadar babamı görmedim. Tarih dersinde ailem hakkında anlatılan iftiraları duyunca ayağa kalkıp hakikatleri söyleyerek sınıfı terk etmiştim bir seferinde de... Bütün bunlar içime işledi.

BUNDAN ÖNCEKİ YAŞAMIMDA ETHEM BEY BABAMMIŞ

Kitabın ne kadarı kurgu?

- Olaylar kurgu değil. Konuşmaların bazıları kurgu.

Atatürk’ten şöyle bir cümle aktarıyorsunuz örneğin: “İsmet yeter, senin Ethem’i çekememenden usandım be! Çerkesler olmasa kim durduracaktı Yunan ordularını?”

- Anneme yazdığı mektuptan, babamla daha önce yaptığı konuşmalardan böyle söyleyebileceğini düşünüyorum.

Savunduğunuz şey şu değil mi: İsmet İnönü, Çerkes Ethem’i kıskanıyor, o yüzden sürekli onunla uğraşıyor. Atatürk de başta karşı dursa da bir süre sonra onun etkisinde kalıyor. Çerkes Ethem’inse tek yaptığı vatanını korumaya çalışmak. Bu tarihi karakterlerin bu kadar siyah ve beyaz olarak ayrılması mümkün mü?

- Ethem Bey’in Ankara Garı’nda bir fotoğrafı var; bütün heybetiyle duruyor. Sadece dokuz ay sonra çekilmiş fotoğraftaysa tamamen çökmüş, iskelete dönmüş durumda. Siyah-beyaz değil, tam tersine; her şey bir yalan perdesinin arkasında gizlendiği için gri...

Kitabı taraflı bulanlar olacaktır…

- Hayatım boyunca hep haklının yanında oldum. Eğer Ethem Bey’i hatalı bulsaydım, onu da yazardım.

Hiç hatası yok muydu?

- Yoktu. Dürüst olması, vatanını sevmesi, entrika bilmemesi… Bunlar hataysa, hatalıydı. Bir de insanlara güvenmesi… Bende de var o. Sürekli soyar beni yanımda çalışanlar.

Kendinizi onunla başka açılardan da özdeşleştiriyor musunuz? Hiç yüz yüze gelmemişsiniz ama aranızda güçlü bir bağ var gibi…

- Belki tuhaf bulacaksın ama… Amerika’da Iris Salssman adlı astrolog eski yaşamlarımı buldu. 114 tane. Bundan önceki yaşamımda Ethem Bey babammış. Onu çok seviyormuşum. Rusya’daymışız. Annemi, babamı öldürmüşler gözümün önünde. Ben de 15-16 yaşlarında işkencede ölmüşüm. Bu yaşamımda da Ethem Bey’in çocuğu olmak için çok beklemişim. Ama Ethem Bey savaşmaktan aile kurmaya imkan bulamadığı için son dakikada Reşit Bey’in, babamın, ailesine katılmışım.

ÇERKES ÇOCUKLARI İÇİN TATİL KÖYÜ YAPTIRACAĞIM

Çizdiğiniz Çerkes Ethem portresine göre; o çok yakışıklı, çok çalışkan, çok cesur, çok vatanperver, çok dürüst, hep iyi niyetli ve affedici biri. Biraz idealize ediyor olabilir misiniz?

- Hayır, bunları sadece ben söylemiyorum, tarih de böyle yazıyor. Halide Edip’in (Adıvar) Ethem Bey’e, “Heybetli görünüşünüz, cesaretiniz ve gücünüz kadar saçtığınız ışıktan da etkilenmemek mümkün değil. Etrafınızda herkes gölgede kalıyor” dediği, anılarında geçiyor.

Ocak ayında, TBMM, Dilekçe Komisyonu’ndan Çerkes Ethem’in itibarını zedeleyecek herhangi bir kararın hiçbir zaman çıkmamış olduğuna ilişkin yanıtı aldığınızda ne hissettiniz?

- Evvela derin bir nefes aldım ama sonra içime müthiş bir acı çöktü. Bütün o ızdıraplar, hasretler, sürgünde ölümler boşunaymış demek…

Şimdi bu konuyla ilgili yapacağınız bir şey var mı?

- Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açtım; değil Ethem Bey’i hain ilan edecek, itibarını zedeleyecek bir karar dahi çıkmamış olduğu halde, neye dayanarak yıllarca tarih kitaplarında ‘hain’ damgası vurduklarının hesabını versinler bakalım. Tazminat kazanırsam idealim; Bandırma’da Çerkes çocukları için gelenekleri öğrenebilecekleri bir tatil köyü yaptırmak. Bir de İzmir’e bir anıt mezar yaptırmak, bu anıt mezara da amcamın; heykeltıraş Nuh Acun Bey’in elinden çıkma heykelini koymak istiyorum.

HAZIR OLDUĞUMDA TELEFON EDECEĞİM, GELİP BENİ BUZA KOYACAKLAR

Sürgünde doğmuşsunuz. Altı aylıkken yatılı okula verilmişsiniz. Yaşam boyu ülke değiştirmişsiniz. Beş kez isminiz değişmiş. Altı dil öğrenmişsiniz. Kendinizi herhangi bir yere ait hissediyor musunuz?

- Hayır. Her milletin iyisi ve kötüsü var. Ben iyi ve dürüst insanların tarafındayım. Haksızlığın doğadan başlayarak bütün alanlara yayıldığı bu planete bir daha gelmek isteyeceğimi zannetmiyorum. Bu kadar haksızlık ve eşitsizliğin olduğu bir yere niye geleyim ki…Günde 200 bin kişi açlıktan ölürken lokmaların boğazına takılmaması mümkün mü? ‘Eski komünistliğinden ne kaldı’ diye sorarsan… Gördüğün şu evde oturuyorum işte. Zengin biri değilim, parayı sevmem. 'Herkesin bir odası olduğu' bir ekonomik sistemi gerçekleştirmek mümkün olsaydı, hemen buradan çıkar o odada içim rahat uyurdum. Ama sınıflar arasında eşitliği sağlamanın imkansız olduğunu genç yaşta öğrendim.


Atatürk ve Çerkes Ethem (sol üstte.) Güner Kuban, eğitimi için Almanya’ya giderken... (sağda). Çeşitli ülkelerde işletmecilik yaptı. Hollanda’daki mekânı Homolulu, dünyaca ünlüydü. (sol altta).

Çerkes olmak ne ifade ediyor sizin için? Dili, dansı, adetleri ne kadar biliyorsunuz?

- Yunanistan’da doğduğum ve 35 yıl Avrupa ve Amerika’da yaşadığım için dans ve adetlerine hayran kalmakla yetinmek zorundaydım. Nezaketin ve asaletin timsali olduğu kadar cesaret ve güçten yana üstün olduğu bir ırka mensup olmak sevindirici tabii…

Türkiye’nin ilk cryronic’isiniz. Hayattaki görevinizi tamamlayınca kendinizi Amerika’daki bir merkezde donduracağınızı açıklamıştınız. Sormaya korkuyorum ama; ‘yaşam misyonum’ dediğiniz bu kitap da bittiğine göre…

- “Vakit geldi mi” diyorsun değil mi? Evet, canımı biraz daha sıkarsanız giderim. Bize sormadan başlatılan bu yaşamı kendim sonlandıracağım. Çok komik değil mi; iki insan sevişiyor diye biz dünyaya geliyoruz! Küçüklükten beri doğa ve toplum kurallarına karşı çıkıyorum. Yaşadığım olaylar bir yana, yaradılıştan isyankâr biriyim. Fikrim değişmedi; benden normal bir ölüm beklemeyin. 18 yaşında hissetmediğim dakikada dondurulmaya gideceğim.

Şimdi 18 yaşında gibi hissediyorsunuz o zaman?

- Vücudum sağlam. Yine de gençleri deli gibi kıskanıyorum; dans eder gibi sörf yapan gençleri görünce kıskançlıktan çatladığımı da itiraf etmeliyim.

YİYİP İÇECEĞİZ, SABAH BİR KALKACAKSINIZ, GÜNER YOK!

Peki bu kendinizi dondurma işlemi nasıl yapılacak?

- Hazır olduğumda telefon edeceğim. Gelip beni buza koyacaklar. Önce İngiltere’ye, sonra San Francisco’ya götürecekler. Orada nükleer saldırılara bile dayanıklı tüplere yerleştirecekler. Kanımı boşaltıp yerine yapay kan dolduracaklar.

Diğerleri bu işlemi öldükten sonra, 24 saat içinde yaptırıyormuş, siz öleceğiniz anı da kendiniz seçecekmişsiniz...

- Planım şu; dostlarımı Göcek’e tekneye davet edeceğim. Artık sen de dahilsin bu plana! Şampanyalar, havyarlar… Yiyip içeceğiz, sabah bir kalkacaksınız, Güner yok. Diğerleri yaşamı pek sevdiler de tekrar gelip onu sürdürmek istiyorlar. Benimki merak. 50 yılda bir, gelip etrafıma bakıp gitmek istiyorum.

Nasıl karar vermiştiniz böyle bir şey yaptırmaya?

- 90’lı yıllarda Aktüel dergisine haber yapmak için gitmiştim Alcor şirketine. Görüşmeyi yaptıktan sonra kendi anlaşmamı da imzaladım.

Ne kadar kalacaksınız dondurulmuş vaziyette?

- Herkes ölümüne neden olan hastalığın çaresi bulunana kadar kalıyor. Nanoteknolojinin bütün organlarımızı tamir edebilecek güce erişmesi çok yakın. Organlarımız bozulduğu için yaşlanıyoruz. Onlar düzelince gençleşeceğiz. Bu sisteme göre, ‘buz rüyalı uyku’dan istediğin yaşta uyanabileceksin. Ben 17 yaşında uyanmak istediğimi yazdım belgelere.

Bambaşka bir dünyaya uyanacak olmak korkutmuyor mu?

- Hayır, Afrika’dan medeniyet görmemiş birini Amerika’ya getirdiğinizde birkaç hafta sonra alışıyor. Ben de alışırım.

Yakınlarınızın hiçbiri olmayacak…

- Dostlarımın çoğunu kaybettim yaşlılığın en kötü tarafının bu olduğuna inanıyorum zaten.

EVLİLİK, SEVGİLİYİ AKRABA YAPMAK APTALLIĞIDIR. SAKIN EVLENME!

Türkiye’nin ilk açık kimlikli lezbiyenlerinden birisiniz. Bunun hayatınızı zorlaştırdığı olmadı mı?

- Bu kitap için buluşmuşken bu konudan söz etmek istemiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim; benimki bir yaşam tarzı seçimiydi. Küçüklüğümden beri herkesin yaptığının tersini yaptım. Yoksa, insan zevk almasını bildikten sonra cinsiyet fark etmez.

Çok büyük aşklar yaşamışsınız. Sevgiye, aşka dair neler öğrendiniz hayatta?

- Sevgi de diğerleri gibi egoist bir duygu. Bir kişinin yanındaki halet-i ruhiyeni seviyorsun. Sonra da hep o insanla olmak istiyorsun, hep öyle hissetmek için. Geriye bak şimdi, birini sevdinse, ne demek istediğimi anlayacaksın.

Üç kez de evlenmişsiniz…

- Evlilik, sevgiliyi akraba yapmak aptallığıdır. Sakın evlenme!

Çocuk sahibi olmayı ister miydiniz?

- Hayır, aklımın ucundan bile geçmedi. Yaşamak zorunda bırakıldığım bu planete başka bir canlı getirmenin sorumluluğunu yüklenmek istemezdim.


Güner'in babasını ilk defa gördüğü gün (solda). Jet sosyetenin önemli isimlerinden biriydi. (sağda)

Hayattaki en büyük pişmanlığınız nedir?

- Bir sevgilimi aldattığım için çok pişmanım. Dünyayı dolaştım, şimdi geldim ona çok yakın bir yerde oturuyorum. Aradan 60 yıl geçti, “Af kanunu çıksın artık” diyorum, “Hayır” diyor. Bütün sevgililerimi üzdüm zaten. Balık burcu kadını bir yerde daha çok sevildiğini hissederse oraya gidermiş. Annesiz büyümenin etkisi de var herhalde. Yaşamımda neyi aklımla yaptımsa, kusursuz yaptım. Ama neyi duygularımla yaptımsa mutlaka berbat ettim.

Şu an bir sevgiliniz var mı?

- Yok. Benim yaşımda birinin âşık olmaması gerektiğine inanıyorum.

Niçin?

- Sükutu hayale uğrar da onun için.

Aşkın yaşı var yani?

- Bana göre var.

Dünyanın çok çeşitli yerlerinde yaşamışsınız. Çok ünlü mekanların işletmeciliğini yapmışsınız. Yalıkavak’a gelip sakin bir hayat sürmeye nasıl karar verdiniz?

- Yaşam misyonumu tamamlamak için Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Çok feminen olan Ege Denizi’ne bakabildiğim Yalıkavak’taki bu koy beni baştan çıkardı. Ama sakin yaşadığımı sana kim söyledi?

GECE ÜÇE KADAR KENDİ KENDİME DANS EDİYORUM

Çalışmadığınız zamanlarda neler yapıyorsunuz?

- 12-13 saat yazıyorum zaten, geriye pek vakit kalmıyor. Arkadaşlarım geliyor arada. Halikarnas’ta dans etmeyi çok severim. Canlı orkestra olduğu zaman Bodrum Marina’ya gidiyoruz. Herkes gelip dansa kaldırıyor beni. Bir buçukta falan bitiyor müzik, eve geliyoruz. Üçe kadar kendi kendime dans ediyorum.

Bundan sonra yazmayı planladığınız başka kitaplar da var mı?

- Hem de çok! İlki bir ütopya… Ethem Bey, amcam Tevfik Bey’e uysaydı, “Haklısın, düzenli ordudakiler kardeşlerimizdir ama bize ateş ettikleri anda kardeşlik bitmiştir. Buna karşılık verelim” deseydi, düzenli orduyu önüne katıp Ankara’ya kadar gitseydi Türkiye’nin hali nasıl olurdu? Bunu yazmak istiyorum. Bir de yazar Funda Mara’yla bir bilimkurgu serisi yazıyoruz. Aliena adında, Sirius’tan -gökyüzünün en parlak yıldızı- evrensel barış mesajları getiren bir kızın Küçük Prens’le birlikte yaşadıkları maceraları anlatıyorum.


GÜNER KUBAN, AMCASI ÇERKES ETHEM HAKKINDA ANLATILAN BU BEŞ OLAYA İTİRAZ EDİYOR:

1. Ethem Bey, Çerkeslerin isyanını bastırdıktan sonra Ankara’ya, “İsyancıları İstiklal Mahkemesi’ne veriyorum” diye telgraf çekti. Cevapta, “Hepsini bu akşam asacaksınız” dediler. İnfazlar gerçekleştikten sonra, ertesi gün, aynı yerden; “Bize katılmayı teklif ettikleri için onları affedelim” diye bir telgraf daha gelmiş. İşgal güçleriyle padişahın kışkırttığı bu isyan daha sonra Çerkesleri birbirine düşürmek için oynanmış bir oyuna dönüştürüldü.

2. Ethem Bey, Meclis’e hakaret ettiği için hain ilan edildiği söyleniyor. Böyle bir şey yok. Hakaret içerdiği söylenen telgraf, Miralay İsmet Bey’in komutasındaki düzenli ordunun; Yunan’la savaşmakta olan, Ethem Bey’in başında olduğu Kuvay-i Seyyare’ye hücum etmesinden iki gün sonra çekilmiş.


Ethem Bey'in bilinen tek sivil resmi (sağda)

3. “Ethem Bey isyan etti, Yunan’ın tarafına geçti” sözleri doğru değil. Maiyetiyle birlikte dağlarda son dakikaya Mustafa Kemal’in doğruları anlamasını bekledi. 17 kurşun yarası vardı. Hastalığı dayanılmaz hale gelince, saklandığı köyün halkını da daha fazla zor duruma düşürmemek için Yunanlılardan geçiş hakkı isteyerek Almanya’ya geçti ve orada hastaneye yattı. İyileştikten sonra Ürdün’e gitti. Kralın sarayında yaşamayı reddetti ve son anına kadar çok mütevazı bir evde kaldı.

4. Ethem’in, babamın ve amcalarımın bir Çerkes devleti kurmak için örgütlendikleri iddiası tamamen safsata. İngilizler, Yunanistan’da maddi imkanların sıfırlandığı zamanda babama torbalarla altın göndererek ondan Türkiye ve Rusya arasında bir tampon devlet kurmasını istemişler. Fakat babam Reşit Bey; “Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk, ona karşı düzenlenen hiçbir hareketin içinde olmayız!” diyerek reddetmiş.

5. Ethem Bey, bir Çerkes kahramanı değil, bir Türk halk kahramanıdır. O Anadolu’yu kurtarma mücadelesini başlatan bir vatanseverdir. Çerkesler isyan etti, gitti onu da bastırdı. Ama o zamana kadar ‘Ethem Bey’ iken bir gecede ‘Çerkes Ethem’ ilan edildi. Ethem Bey’i en çok üzen, onu alkışlayan ellerle ihanet damgasını vuran ellerin aynı kişilere ait olmasıydı.

SÖYLEŞİNİN PERDE ARKASI: ETHEM BEY ŞİMDİ GÜLÜYOR!

* Mimarlığını kendisinin yaptığı, Yalıkavak’ı müthiş bir açıdan gören evinde buluşuyoruz. Bizi kapıda karşılıyor. Dimdik duruşu, açık renk kıyafeti ve bembeyaz saçlarıyla evin önündeki sütunlardan biri gibi görünüyor. Girişte etkileyici bir Çerkes Ethem heykeli var. Dikkatle baktığımı görünce yaklaşıp “Bu kitabı yazana kadar hüzünlü bakıyordu, şimdi gülüyor” diyor.

*  Pekinez cinsi, dünyalar tatlısı iki köpeği var. Sevgililerine değilse de, pekinezlere sadık kaldığını söylüyor, hep bu cins köpekleri olmuş.

* Ben onu babaannemin köyüne birlikte bir Çerkes düğünü izlemeye davet ediyorum, o beni kendini dondurtmadan önce vereceği tekne partisine... Ayrılırken, sert bir ses tonuyla ama gülerek “Dost olduk ama röportajı yazarken kelimelerimi değiştirirsen, kalemini kırarım!” diyor. Neyse ki Çerkes kadınlarını kızdırmamak gerektiğini iyi biliyorum.

Kadınlar biseksüel erkekleri tercih ediyor...

Çünkü yatakta daha şevkatli ve yaratıcılar

Avustralya’da yapılan bir araştırma, kadınların biseksüel erkeklerin seksüel deneyimlerinden, heteroseksüel rakiplerine göre daha memnun olduklarını ortaya koydu. 

Avustralya’da bulunan Deakin School of Health and Social Development’un yaptığı araştırmaya göre, ülkede yaşayan 78 kadın ile yapılan sohbetler, kadınların biseksüel erkekler ile seviştiklerinde daha memnun olduklarını ortaya koydu. Biseksüel erkeklerin yatakta daha şehvetli ve daha yaratıcı olduklarını söyleyen kadınlar, aynı zamanda biseksüel erkeklerin daha iyi baba olduklarını ya da olabileceklerini düşünüyor.

Araştırmanın başında bulunan Dr Maria Pallotta-Chiarolli’nin bizzat görüştüğü, yaşları 16 ve 65 yaş arasında değişen heteroseksüel kadınların yaptığı açıklamaya dayanarak hazırlanan cinsellik raporuna göre, kadınların cinsel hayatları düşünülen kalıplar içerisinde yaşanmıyor. Kadınların cinsellikte yaratıcılık ve şehvet bulmayı arzuladığını söyleyen Dr. Chiarolli, araştırma sonrasında ortaya çıkan raporların şaşırtmadığını söyledi. Farklı cinsel deneyimlerin yatakta yaratıcılığı arttırdığını söyleyen araştırmacı, biseksüel erkeklerin bu sebepten daha tercih edilebilir olduklarını oldukça anlaşılır bulduğunu açıkladı.

GZone

Maxim Steklyanov


Ulusun ötekileri: Kuir Ermeniler

Deanna Cachoian-Schanz ile Ermeni toplumunun LGBT bireylere bakışını, normların dışında kalan kimliklerin tehdit olarak algılanışını ve bunun altında yatan nedenleri konuştuk.

Deanna Cachoian-Schanz, 24. LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri kapsamında 25 Haziran’da düzenlenen ‘Diaspora’da LGBTİ+ Olmak ve Örgütlenme’ başlıklı panele katılarak dikkat çekici bir sunum yaptı. Ca’ Foscari Venedik Üniversitesi’nde Ortadoğu Çalışmaları, Ermeni Dili ve Edebiyatı alanında, Sabancı Üniversitesi’nden ise Kültürel Çalışmalar bölümünde yüksek lisans derecesi alan Schanz, son yıllarda LGBT kadınlar tarafından üretilmiş çağdaş ve deneysel edebi yapıtlar üzerine çalışıyor ve deneyimlerini Diaspora ve Ermenistan’da LGBT bireylere yaklaşımı açıklamak üzere kullanıyor.

Schanz ile Ermeni toplumunun LGBT bireylere bakışını, normların dışında kalan kimliklerin tehdit olarak algılanışını ve bunun altında yatan nedenleri konuştuk.

* 24. LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında düzenlenen panelde yaptığınız sunumda, Ermeni toplumunun LGBT bireylere bakışına dair çarpıcı yorumlar getirdiniz; Ermenistan’da birçokları için millî düşmanların LGBT’ler ve Türkler olduğunu söylediniz. Hatta kimi Ermeniler için gey olmak, Türk olmaktan bile fenaymış...

- Bunları konuşurken önce milliyetçilik üzerine düşünmek gerekiyor. Milliyetçilik, içinde ‘ötekileri’ barındıran, ikili bir yapıdır.

2014 yılında, Ermenistan’da yayın yapan ‘İravunk’ gazetesinde ilginç bir yazı yayımlandı. ‘İravunk’ Ermenicede ‘hak’ anlamına gelir; başlığı ‘Uluslararası Homoseksüel Lobisinin Çıkarlarına Hizmet Ediyorlar: Ülkenin ve Ulusun Düşmanlarının Kara Listesi’ olan bu yazı, gazetenin ismiyle çelişiyordu. Yazıda LGBT ve müttefikleri, milletin ‘ötekileri’ olarak sunuluyordu. Milliyetçiliğin, aile ve üreme fikrine nasıl tutunduğunu, kendini nasıl koruduğunu ve yeniden ürettiğini incelediğimizde, üremeyen ya da geleneksel aile yapısına, normatif cinsel kimliklere karşı duran bedenin sıklıkla dışlandığını görüyoruz. Üreme görevini yerine getiremeyen ya da getirmek istemeyen, varlığı geleneksel aile yapısıyla çelişen bir beden... Belki de homofobinin diğer türlerinden farklı olarak, Ermeni toplumlarında kuir beden, çeşitli politik ve sosyal nedenlerle, millete meydan okuyan bir unsura, ulusal düşmana dönüşür. Sözünü ettiğim yazı, bu anlamda, Ermenistan’da LGBT bireylere yaygın bakışı çok iyi temsil ediyor. Diaspora’da da durum çok farklı değil. Gey Ermenilerin varlığı sıkça inkâr ediliyor. Onların Ermeni değil, Türk olduğu bile söyleniyor. Bu da ulusal düşmanlar ile etnik ve cinsel ötekiler arasında ilginç bir ilişki kuruyor.

* Baskın milliyetçilik ve bununla ilişkili olarak LGBT bireylere dair bu önyargılar Ermeni toplumunda nasıl yayılıyor?

- Bence bu durum milliyetçiliğin dayattığı normatif değerlerle yakından ilişkili. Tanımlanmış kimlikler ve sınırlar, genellikle homojen grupların oluşmasına yol açar. Bu konsept heterojen bir yapıyı tercih etmez; milletin kökenlerinin ‘saf’ olduğu mitine dayanır: “Hepimiz aynı yerden geliyoruz, birbirimize bağlıyız. Aynı kan, aynı din, aynı tarih, aynı coğrafya...” Bunun karşısında, ulusun düşmanları fikri açığa çıkar.

Toplumsal cinsiyet, ‘ulus’ fikrinin önemli bileşenlerinden biri. Kadınlara ve erkeklere bazı değerler ve kodlar atfedilir. Kadınlar geleneğin koruyucuları ve yuva kurucular olarak görülür. Çocuk doğururlar, asker olacak, milleti için savaşacak oğullar yetiştirirler... Sadece fiziksel değil, kültürel ve geleneksel bakımdan da, o ‘ev’i kuracak olan kadınlardır. Erkekler için de tanımlanmış bazı değerler vardır. Ulus, aile ve yuva tanımları kimi zaman eşanlamlı hale gelir. Ulus, tüm bu ailelerin bir araya gelerek oluşturduğu bütündür.

Deanna Cachoian-Schanz New York’ta doğdu. Sarah Lawrence Üniversitesi’nde edebiyat okuduktan sonra bir sene Ermenistan’da İngilizce öğretmenliği yaptı. Ca’ Foscari Venedik Üniversitesi’nde Ortadoğu Çalışmaları, Ermeni Dili ve Edebiyatı, Sabancı Üniversitesi’nde ise Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisans yaptı. Son yıllarda çalışmalarını, LGBT kadınlar tarafından üretilen çağdaş ve deneysel Ermenice edebi yapıtlar üzerine yoğunlaştırdı. Shushan Avagyan’ın, 20. yüzyılın önde gelen feminist yazarları Zabel Yesayan ve Şuşanig Kurğinyan’ın muhayyel karşılaşmaları üzerine kurulu olan ve bunun paralelinde sansür, çeviri ve edebiyat meselelerini tartışan ‘Book-Untitled’ (Girk-Anvernagir) adlı kitabını Ermeniceden İngilizceye çevirdi.

* Sunumunuzda ‘Mayr Hayasdan’ (Ermenistan Ana) heykelini milliyetçilik ve toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde ele aldınız. Bu sembol bize ne gösteriyor?

- Yerevan’da bulunan ‘Ermenistan Ana’ anıtı, Sovyetler Birliği ülkelerinde dikilen çok sayıda heykelle benzerlik gösteriyor. Bu anıtta askerî unsurlarla birlikte sunulan kadın figürü, elinde, yatay şekilde bir kılıç tutuyor. ‘Ermenistan Ana’ bu kılıcı düşmana karşı kullanmasa da, onunla birlikte koruyucu ve kendinden emin bir duruş sergiliyor. İlgili Vikipedi makalesinde, bu anıtın barışı ve gücü sembolize ettiği vurgulanıyor. Heykel aynı zamanda, kocalarının yanında savaşan ve ulusu koruyan tarihteki diğer Ermeni kadın figürlerini hatırlatıyor. Ülke böylesine ataerkil olunca, kadınların toplumla etkileşimi de, erkek vatandaşlarla ilişkileri üzerinden oluyor: Kocalarının yanında mücadele eden eşler ya da savaşa giden oğulların anneleri... Aslında evle ilişkilendirilen kadın, burada, toplumsal alanda dikiliyor – ancak tabii ki cinselliğinden sıyrılmış bir formda, ulusun ve yuvanın sağlam bir koruyucusu olarak...

Böyle bir anıta baktığımızda, askerî özelliklerle donatılmış, iffetli bir kadın imgesiyle karşılaşıyoruz. Ataerkil toplumlar iffete, bekârete önem verir. Bir annenin cinselliğini konu etmek ciddi bir tabudur. Bu da son derece ikircikli bir durum, çünkü kadının cinselliğini inkâr etmek, evin, ailenin ve ulusun oluşumunu inkâr etmek, varoluşumuzun kaynağının, kirli sırrımıza dönüşmesi demek.

* Bu inkârı toplumsal normların dışında kalan cinsel kimliklerin inkârıyla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

- Öncelikle, anne figürünün cinselliğinin inkârı ile, Ermenilerin Türklerle etkileşimlerini, ortak geçmişlerini ve toplumun heterojen yapısını inkâr etmeleri arasında bir benzerlik görüyorum. Ermenistan’da, Diaspora’da ve Türkiye’deki Ermeni toplumunda, özellikle Soykırım’dan sonraki 100 yıl boyunca benimsenen söylem, ulusun saflığı vurgusuna dayanıyor; tüm Ermenilerin Hıristiyan olduğunu ve Türklükle ilişkisi olmadığını öne sürüyor. Ermeniler arasında geçen konuşmalarda bile, bir noktadan sonra “Ailenizin her iki tarafı da Ermeni mi?” türünden sorulara geliyor sıra. Örneğin benim, bir Ermeni olarak, sarışın ve mavi gözlü olmam insanları şaşırtıyor. Ermenice konuşabildiğimi öğrendiklerinde şaşkınlıkları daha da artıyor. Bu tepkinin altında, “Senin bu toplumun bir üyesi olmanı beklemezdim, çünkü kafamda bu toplum için tanımladığım fiziksel özelliklere sahip değilsin. Bu görünüşteki birinin dilimizi konuşmasını da beklemezdim” gibi bir düşünce yatıyor. Müslümanlaştırılmış Ermeniler konusu da koca bir tabu. Çünkü eğer Ermeni’ysen Müslüman olamazsın, hem Ermeni hem Türk olamayacağın gibi...

Ermeni toplumundan bireyler LGBT kimliklerini açıkladıkça, Ermenistan, Diaspora ve Türkiye’deki Ermeni toplumlarında benimsenen milliyetçi söylem şuna dönüştü: “Heteroseksüel değilsen Ermeni olamazsın.” LGBT meseleleri ya da deneyimleri etrafında yazılmış kitap, haber ve makalelere gelen tepkiler, Ermenistan’daki, LGBT’lerin durumunu özetliyor. Bununla ilişkili olarak, Nancy Agabian’ın, tezim için incelediğim ‘Me and Her Again: True Stories of an Armenian Daughter’ başlıklı anı kitabından üç yorum alıntılıyorum: “Gey Ermeni yoktur!” “Siz bir avuç Türk’ten başka bir şey değilsiniz!” “Tüm Ermeni ibnelere, biseksüellere ve lezbiyenlere ölüm!” Bu yorumlar Ermeni LGBT’leri konu alan bir makale için yazılmıştı. “Hem gey hem Ermeni olamazsın” iddiası, vatanın homojenliği ve saflığını yücelten milliyetçi söylemin geliştirdiği toplumsal tepkilerden biri. Kuir Ermeniler ve Türkler gibi ‘diğerleri’, zamanla mitleşerek, Ermeni vatanına dönük başlıca tehditlerden biri olarak algılanır oldu.

* Konuşmanızda Diaspora’yı kuir bir alan olarak ele alma fikrini ortaya attınız. Bunu açıklar mısınız?

- Aslında bu fikir tam olarak bana ait değil. Dina Georgis, Gayatri Gopinath ve Anne-Marie Fortier gibi akademisyenler, Diaspora’yı kuir bir alan olarak ele alan bir bakış geliştirmişlerdi. Diaspora homojen olmayan, melez bir alan. Amerika Diasporası’nı ele alalım; orada, yerinden edilmiş ve Amerika’ya yerleşmiş bir Ermeni topluluğu var. Bu, topluluk hiçbir zaman homojen olamayacak; her zaman, yerinden edilmiş bir halkın, kaybolmuş bir vatanın parçası olma özlemini duyan, melez bir yapı olarak kalacak.

‘Kuir’ kavramının da, hareketli, norm dışı, homojen olmayan bir alana tekabül ettiğini söylemek mümkün. Saflık söyleminin de tam karşısında yer alıyor. Kuir, yeni imkânlar ve alanlar açarken, normatif paradigmaları yıkıyor ve dünyayı nasıl yeniden yapılandırabileceğimizi sorguluyor. Diaspora da bunu, kasten değil ama varoluşu itibariyle yapıyor.

* Diaspora’da gey Ermeniler neden bir tehdit olarak algılanıyor?

- Üreme ve analık fikri, bunun önemli bir parçası. Özellikle Soykırım’dan sonra, Ermeni toplumları, özellikle de Diaspora, anavatanı ve toplumu koruma fikrine tutunarak var oldular. Diaspora, bu hayalî anavatanın dışında kalıyor ve kendini korumak için ‘kayıp vatan’ fikrini kurguluyor, yeniden üretip geliştiriyor. Bu, Diaspora’nın hayatta kalabilmesinin tek yolu olarak görülüyor.

Aile, Ermeni kültüründe çok önemli. Normların dışında kalanlar, aile yapısını da tehdit etmeye başlıyor. ‘Kuir beden’, üreme, soyun devamlılığını sağlama fikrini sorgulamaya açıyor. Diaspora’daki dedelerimizin ve ninelerimizin kuşağı, Soykırım’dan kurtulanların çocukları. Onlar yaşamları boyunca, belirli bir etnik gruba ait oldukları için acı çeken insanların trajik kaçış hikâyelerini dinlediler. Bir kimliğe tutunarak direndiler ve hayatta kaldılar. Kuir beden bu resme dahil olunca, yıllardır süregelmiş bu kimliğe ve etrafındaki söylemlere meydan okumuş oluyor. Aslında birçok LGBT Ermeni kimliğini yadsımıyor, hatta ona tutunuyor, onun bir parçası olmak istiyor. Kuir, Ermeniliği ya da onun geçmişini inkâr etmese de, Ermenilerin kimliklerini, aidiyetlerini, bağlarını anlama şekillerini sorgulamaya açıyor.

Tuğba Esen - Agos

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16371/ulusun-otekileri-kuir-ermeniler

10-15 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde gay evlilikleri çok artacak

Robotlar insanlaşacak ama biz de robotlaşacağızSavaşların, yoksulluğun, açlığın ve kıtlığın ortadan kalktığı, paranın anlamını yitirdiği bir dünya mümkün mü? Türkiye nelere yatırım yaparsa gelecekte küresel lider olabilir? Havası temiz, trafiğin olmadığı yeni şehirler kurulabilir mi? Ağır işleri robotların yaptığı yeni bir dünya ne kadar uzakta? İnsanoğlu-robot aşkı fantezi mi? Dünyanın önde gelen gelecekbilimcilerine göre çok da uzak olmayan bir gelecekte bunların hepsi mümkün. Dünyaca ünlü fütüristler geleceğin fotoğrafını Hürriyet için çekti.

İpek YEZDANİ - Hürriyet

KİMLERLE KONUŞTUK?

Dr. James Canton 
ABD’de üç farklı Beyaz Saray yönetimine danışmanlık yapmış olan, teknoloji, iş dünyası, küreselleşme, ticaret, sağlık ve iklim konularında küresel trendleri önceden hesaplayabilen, dünyanın önde gelen fütüristlerinden Dr. James Canton, IBM, General Electric, Apple, Philips gibi dünya devlerinin yanı sıra ABD Savunma Bakanlığı’yla da çalışmış bir gelecek bilimci (fütürist).  ABD’de Kaliforniya merkezli ‘Küresel Gelecek Enstitüsü’nün (Institute for Global Futures) kurucusu ve CEO’su.

Jason Silva
National Geographic kanalı tarafından yayımlanan ve tüm dünyada izleyici rekoru kıran ‘Zihin Oyunları’ adlı belgeselin sunucusu, fütürist ve felsefeci

Ufuk Tarhan
Dünyanın önde gelen strateji danışmanlarından Ross Dawson tarafından ‘Dünyanın en etkili 100 kadın fütüristi’ arasında gösteriliyor.

Alphan Manas 
Işık Üniversitesi İnovasyon ve Girişimcilik Merkezi Danışma Kurulu Üyesi, yakın ve uzak gelecekteki uygarlıklara daha iyi bir yaşam tarzı, ortam ve ürünler sağlamak üzere fikirler geliştiren gelecek tasarımcısı.

TEKNOLOJİ

DEĞİŞİM KELİMESİ BİLE YETERSİZ

Fütüristlere göre teknoloji alanında elde edilen gelişmeler sayesinde gelecekte giysilerimizin içine iletişim araçları yerleştirilecek, üzerimizde taşıdığımız ufak bir çiple beyin dalgalarımızı birbirimize gönderebileceğiz. Daha da ötesi, telepati ve beyin okuma gerçek olacak. 

Dr. James Canton - Canlı-cansız tüm nesneler birbiriyle bağlantılı hale gelecek

‘Nesnelerin interneti’ (Internet of Things) dediğimiz teknoloji sayesinde canlı veya cansız her nesneye yerleştirilecek alıcılar aracılığıyla tüm nesneler birbiriyle bağlantılı hale gelecek, bu şekilde yeni bir internet devrimi gerçekleşecek. Örneğin kullandığınız arabayla evdeki kahve makineniz birbiriyle bağlantılı olacağından siz arabaya bindiğinizde ve eve doğru gitmeye başladığınızda kahve makinesi de sizin geliş saatinize göre kahvenizi hazırlamaya başlayacak.

Robotlar insanlaşacak ama biz de robotlaşacağız

Dr. James Canton

Jason Silva - İnsanın 2.0 versiyonu çıkacak

Biyoloji, bir enformasyon teknolojisi haline gelecek, bu da şu anlama geliyor: DNA’yı kodlayabileceğiz. İnsanlığı, şu anda hayal bile edemeyeceğimiz kadar radikal bir biçimde geliştirebilecek yeni araçlarımız olacak. Yani insanın 2.0 versiyonu gerçek olacak. Bu şekilde hastalıkları iyileştirebileceğiz ve vücudu daha uzun yaşamaya programlayabileceğiz. Dünya sanki doğrudan bizim ihtiyaçlarımıza hizmet ediyor gibi hissedeceğiz. Büyülü bir dünya olacak.

Ufuk Tarhan - Beyin okuma mümkün olacak

‘Değişim’, önümüzdeki yıllarda yaşayacaklarımızı izah etmekte çok yetersiz bir kelime. Artık değişimin de ötesinde insanlığın dönüşümünden bahsediliyor. Bunun dört tane tetikleyicisi var: Nano teknoloji, genetik, insanlığın dönüşümü ve uzay teknolojileri. Şu anda dijital devri yaşıyoruz. Giderek dijitalleşiyoruz ve robotlaşıyoruz. Mesela ileride beyin okuma mümkün olacak. Şu anda bile bilim insanları beyne girip çıkabiliyor. Üzerimizde taşıdığımız ufak bir çiple beyin sinyallerimizi birbirimize gönderebileceğiz.  Mesela felçli bir insan yürümek istediğini düşündüğü zaman beyin bu isteği o kişiye takılı cihaza gönderiyor, cihaz da ona adım attırıyor.

İLETİŞİM

SANAL GERÇEKLİK ASIL GERÇEKLİK OLACAK

Zihinsel iletişim, ortak dil, beyinden beyne giden yollar... Ama kozalarımıza çekileceğimiz bir dünya.

Jason Silva - Telepati mümkün

Zihinsel iletişim, yani telepati gerçek olacak.  İletişim, zihinlerin birlikte harmanlanmasıyla ilgili hale gelecek. Bu da iç dünyamızda ciddi değişiklikler olacak demek. Teknoloji, hayallerimizin ötesinde zihinsel alanlar yaratacak. Sanal gerçeklik asıl gerçeklik olacak.

Jason Silva

Dr. James Canton - İletişim araçları giysilerimizin içine yerleştirilecek

İnternet ya da akıllı telefonlarla yapılan gerçek zamanlı çeviriler farklı millet ve kültürlerden insanları anında ve çok daha iyi anlamamızı sağlayacak. Yabancı bir dilde konuşan bir insanın ne dediğini anında anlayabileceğiz. Ticaretin de geleceğini bu şekillendirecek. İletişim araçları, taktığımız mücevherlerin ya da giydiğimiz giysilerin içine yerleştirilecek.

Ufuk Tarhan - Gelecekte birbirimize kafadan bağlanacağız 

İnsanlar arasındaki iletişim; beyinden beyine iletişime doğru gidiyor. Yani gelecekte birbirimize kafadan bağlanacağız. Bu yüzden de mahremiyet çok büyük bir sorun olacak. Bir yandan da insanlar daha fazla sayıda iletişim aletleriyle donanmış olsa da evlerine, yani kozalarına çekilecekler. Fiziksel iletişim çok sınırlı kalacak.

İNSAN-ROBOT AŞKI GERÇEK OLACAK MI?

Ufuk Tarhan - ‘Seksi’ robotlar aşk hizmeti verecek ama evlilikler de yıpranacak. 

** İnsan-robot aşkı tabii ki olacak. Halihazırda Japonya’da ‘seksi’ diye tanımlanan robotlarla insanlar arasında bu tür şeyler yaşanıyor zaten. Robotlar şimdilik işletim sistemleriyle insanlarla ilişki kuruyorlar ancak gelecekte bu daha da ileri aşamalara taşınacak. Bunun bir diğer sebebi de insanlığın bugüne gelinceye kadar birçok değerini yitirmiş olması. ◊ Sevgi, şefkat, samimiyet gibi insanı insan yapan birçok duygu yitirildiği için insanların birbirine güveni kalmadı. Dolayısıyla en temel ihtiyacımız olan bir arada olmak, birbirimize bağlanmak gibi ihtiyaçlarımızı gelecekte robotlarla da karşılayacağız. Çünkü robot, insana duymayı istediği şeyleri söyleyecek, birçok insan da robotla daha huzurlu hissedecek.

Ufuk Tarhan

** Evlilik kurumu da zayıflayacak. İnsanlar daha az doğuracak. Çünkü daha geç yaşlanacaklar, insan hayatı daha da uzayacak. Ve insan yetiştirmek dünyanın en kıymetli şeyi olacak. Organik insan diye bir kavram çıkabilir. 10-15 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde gay evlilikleri çok artacak. ◊ Enerji ve üretim maliyetlerinin fiyatları çok düşeceğinden dolayı insanların daha sade giyindiği, daha sade yaşadığı, daha spiritüel bir moda girdiği bir gelecek tasavvur edebiliriz. Yani insanlar daha çok içine kapanmaya doğru yol alacak ve bir anlam arayışına girecekler. “Bu dünyada ne yapıyoruz” gibi anlam arayışları çok artacak. Anlamsız şeyleri sonlandırmaya doğru bir trend olacak.

Alphan Manas - Aseksüelliğe yönelim var

Evlilik kurumu zayıflayacak, insanlar artık kolay kolay çocuk yapmak istemeyecek. Hamileliklerin çoğu rahim dışı döllenmeyle gerçekleşecek. Örneğin biz insan algısını yöneterek sadece kel erkeklerden hoşlanan bir kadın profili oluşturabiliriz. Gelecekte insanın direkt nöronlarına müdahale ederek bu yapılabilir. Zaten şu anda cinsel anlamda aseksüelliğe doğru bir yönelim var. Örneğin artık herkes antidepresan alıyor, bu da cinsel istek ve arzuları bastırıyor. Birçok insan da “Ben ilişkiyle hiç uğraşmayayım, robot bir sevgilim olsun” diyebilir. Ve insanların bilinçaltında robotlardan hoşlanmasını sağlayabiliriz. Bunlar yapılamayacak şeyler değil.

TÜRKİYE GELECEKTE KÜRESEL LİDER OLABİLİR

Bir rol modeli olarak Türkiye, geleceğin ‘belirleyici’ ülkelerinden biri. 

Dr. James Canton: Ortadoğu için pozitif rol modeli 

Yaşanan son darbe girişimi ve Ortadoğu’daki patlamaya hazır olayları göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin mevcut bölgesel çatışmaların çözümünde lider ülke olması gerekiyor. Hem bulunduğu bölgenin hem de dünyanın geleceğinde önemli bir rol üstlenmesini, gelecekte daha da büyük bir küresel lider olmasını bekliyorum. Bu, ancak ve ancak Türkiye’nin, Ortadoğu’da istikrarlı bir güç olmasıyla; aynı zamanda da gelişmiş, özgür, demokratik ve örnek bir model kimliğini pekiştirmesiyle mümkün.

Ufuk Tarhan: Türkiye’yi bilim ve teknoloji kurtaracak

Dijital devrim, robot devrimi ve yenilenebilir enerji sayesinde çok değil, 10-15 yıl sonra dünyada mevcut kapitalist düzen değişecek. Türkiye’de yaşanacak gelişmelerin de bu süreçten bağımsız kalmasına imkân yok. Türkiye aklını başına devşirirse, dünyanın egemen güçlerinin mutlaka sahip olması gereken teknolojiye, bilime, bilgiye, paylaşıma, paradigmaya ama en önemlisi de çalışkanlığa sahip olursa bizim çok daha iyi durumda olmamamız için hiçbir sebep yok. Türkiye’yi bilim ve teknoloji kurtaracak. 

Jacque Fresco: Türkiye’nin sorunları, diğer ulusların sorunlarından bağımsız değil

Türkiye’nin bugün yaşadığı problemler, aslında bütün ulusların karşı karşıya kaldığı problemlerden bağımsız değil. Gezegenimizi, kaynakların üretimi ve dağıtımını sadece zenginlerin ya da güçlülerin ulaşımından çıkaran bir küresel sistemi organize etmek zorundayız. Ya küresel olarak ayakta kalacağız ya da müstakil olarak öleceğiz. 

YAPAY ZEKÂ VE ROBOTLAR 

GELECEKTE YAPAY ZEKÂ, İNSAN ZEKÂSINI GEÇECEK

Robotlarla rekabete hazır olun... Bir robot haline gelmeye de...

Dr. James Canton - Robotlar işlerimizi elimizden alacak

Gelecekte belli başlı üretim işlerinde robotlar insanların yerini alacak. Sanal robotlar da bilgiye dayanan işleri yapacak. Bu da kaçınılmaz olarak insanlarla akıllı makineler arasında rekabete ve çatışmaya yol açacak. Yaptığımız işleri ve mesleklerimizi yeniden gözden geçirmemiz ve kendimizi sürekli yenilememiz gerekecek, çünkü birçoğunu robotlar elimizden alacak.

Jason Silva - Sayborglar geliyor! 

Yapay zekâ, biyolojik zekâyla arasında hiçbir fark kalmayana dek gelişmeye devam edecek. Eninde sonunda biyolojik olmayan zekamızla biyolojik zekamızı birleştireceğiz. Zekamızın biyolojik ve yapay bileşenleriyle birlikte gerçek birer sayborg (insan ve robot karışımı sibernetik organizma) haline geleceğiz.

Ufuk Tarhan - Vücudumuza yerleştirilen çiplerle robotlaşacağız

Bu yüzyılın insanı, saf insan olarak yaşayan son insan nesli, bundan sonra yola yapay zekâlarla devam edeceğiz. Şu anda yaşadığımız dijital çağdan sonra transhümanizm, yani insanlığın dönüşümü çağına gireceğiz. Bu, şu demek: Bu yüzyıl insanı, saf insan olarak yaşayan son insan nesli olacak. Bundan sonra yola insana benzeyen, insansı ya da insansı olmadığı halde insani fonksiyonlar içeren yapay zeka gibi şeylerle devam edeceğiz. Yapay zekâyla iç içe geçmiş olacağız. Vücudumuza girecek parçalarla biz de biraz robotlaşacağız. Şu anda bu çağ başladı, ilk ilkel uygulamaları yapılıyor, bir sürü insana cihaz takılı vaziyette. Bunların zirvesinin 2050’lerde olabileceği düşünülüyor. Fiziksel güç gerektiren aşağı yukarı bütün işleri, ayrıca rutin hesaplama işlerini robotlar yapacak. İnsanlar daha yaratıcılık gerektiren işler yapacaklar. Kısacası; alın teri değil, akıl teri dönemine geçiyoruz. İnsanlar işlerini zamandan, mekândan, her şeyden bağımsız yapacaklar. Beynimiz bir anlamda ofisimiz olacak. Beyni olan ve kendini güncelleyebilmiş herkesin bir işi olacak.

Alphan Manas - Robotlar önce asgari ücretle çalışacak, sonra sofistike işlere girecek 

Fabrikalar mikro-fabrikalara dönüşecek. Kocaman fabrikalar olmayacak. Her şeyin üretimi bölgeselleşecek. Ancak dünyada işsizlik hiçbir zaman ortalama yüzde 6’nın altına inmeyecek. Buradaki temel sorun şu: İnsanların işini üstlenen robotlar önce asgari ücretle yapılan işlere, mesela inşaata yönlendirilecek. İnşaat yapım teknolojileri değişeceği için süreç hızlanacak. Robotlar daha sonra sofistike işlere de sokulacak.

JACQUE FRESCO: DÜNYADAKİ TÜM KAYNAKLAR İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI OLACAK

Gelecekten bahseden en saygın isimlerden biri. Ürettiği projeler, toplumların kendine yeni bir yön çizmesini sağlıyor. Örneğin yeni bir toplum modeli sunan ‘Venüs Projesi’ bu konuda düşünen herkese ilham veriyor. Günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak kabul edilen, 100 yaşındaki Amerikalı fütürist, endüstri mühendisi, mimari tasarımcı ve düşünür Jacque Fresco, geleceğin resmini çizdi.

Gelecekte çok ses getirmesini beklediğiniz teknolojik gelişmeler neler?

Teknoloji, her geçen gün daha da kusursuzlaşıyor. Gelecekte en çok büyüyeceğini düşündüğümüz trend şu: Akıllı ve interaktif bir ortam yaratmak amacıyla her şeyin içine sensörler (alıcılar) yerleştirilecek ve bunların sayısı sürekli artacak. Yaşadığınız ortamın ne kadar akıllı olmasını istiyorsunuz? Bu, ortamınıza kaç tane alıcı yerleştirdiğinize bağlı olacak. Dünya çapında bir sensörler ağı olacak. Canlı-cansız her şey birbiriyle bağlantılı hale gelecek. Bunları, tüm insanoğluna ulaşması amacıyla yaşayan tek bir ağ olarak organize ettiğimizde, gelecekteki medeniyetin başlangıcını göreceğiz. Önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde bunun gerçekleşmesini umuyoruz.

İletişimdeki teknolojik gelişmeler sosyal ilişkileri nasıl etkileyecek?

- Herkes tarafından kullanılan ortak dil olacak. Bu hedefe en çok yaklaşan, bilim toplumunun kullandığı dil.

Gelecekte nasıl bir yönetim şekli olacağını hayal ediyorsunuz?

- Biz tüm toplumsal sorunlara bilimsel metotlarla yaklaşmayı öneriyoruz. Sorunları para, kredi kartı vs. olmadan doğrudan insan ve kaynakla çözmeyi hedefliyoruz. Üretimde, malın ve hizmetin dağıtımında makineleşmeyi savunuyoruz. Örneğin tasarladığımız gelecekte temel ihtiyaçlar için her yerde erişim merkezleri olacak ve herkes erişim merkezlerine gidip ihtiyacı olan neyse onu alabilecek. Bunu, bugünkü devlet kütüphanelerine benzetmek mümkün. ‘Kaynağa dayalı ekonomi’dir bu. Gelecekte dünyadaki tüm kaynakların, dünyadaki bütün insanların ortak mirası olacağını öngörüyoruz. Aslında dünyada herkes için çok yüksek yaşam standardı oluşturabilecek kaynağımız var; ancak şu anda insanlara bedava sağlık hizmeti vermek için bile para ayıramıyoruz.

Geleceğin yönetim şekillerine örnek oluşturması amacıyla ‘Venüs Projesi’ni yarattınız. Nasıl bir proje bu?

- Venüs Projesi, küresel çapta barışçıl ve sürdürülebilir bir medeniyete ulaşmak için çalışan bir sosyo-ekonomik sistem ve sosyal değişim hareketi. Kısa vadede paranın, siyasetin, kişisel çıkarların aşama aşama ortadan kalktığı bir geleceğe işaret ediyor.

26 Ağustos 2016 Cuma

Barak Shamir


'Kaş aldırmak Özcan Deniz'e yakışıyor'

Twitter’dan kaşlarını aldıran erkek oyuncuları eleştiren Nurgül Yeşilçay, konu Özcan Deniz’e gelince çark etti

Nurgül Yeşilçay, Nişantaşı’nda objektiflere takıldı. ‘Muhteşem Yüzyıl Kösem’ dizisiyle yeni sezonda ekranda olmaya hazırlanan oyuncu, “Hazırlığımı yaptım. Eleştiriye de her şeye de hazırım. Çok güzel olacak” dedi. Geçtiğimiz günlerde kaşlarını alan erkek oyuncularla ilgili bir tweet atan Yeşilçay, muhabirlerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Oyuncu , ‘İkinci Şans’ filminde birlikte kamera karşısına geçtiği Özcan Deniz’in de kaşlarını aldırdığının hatırlatılması üzerine, “Özcan’a yakışıyor ama, onda iyi duruyor” diyerek kahkaha attı.

SEÇKİN ŞENVARDAR - MİLLİYET

Fahriye Evcen paraya para demiyor!

İki sezondur dizilerde oynmayan Fahriye Evcen iki reklam filminden 2 milyon 700 bin lira alarak bir rekora imza attı... Dizilerin saat olarak uzun olmasından dolayı gece-gündüz demeden haftanın her günü çalışmaktan bıkan oyuncular için reklamlar güzel bir çıkış kapısı ama standart üstü bir güzelliğinizin olması gerekiyor...


LGBT Temalı Eşcinsellik Filmleri

Film seyrederken hepimiz genelde farklı türden, hayata bakış açımızı geliştirecek, bizi hüzünlendirecek en önemlisi bizlere bir şeyler öğretecek filmleri tercih ederiz. Bu noktada LGBT temalı eşcinsellik filmleri de gerek hayata olan bakış açımız, gerek tecrübelerimiz gerekse de iyi vakit geçirmek açısından bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. LGBT temalı eşcinsellik filmleri içerisinde çok önemli yapımlar da bulunurken, filmlerden bazılarının kenarda köşede kalmış pek fazla dikkat çekmemiş yapımlar olduğunu da görüyoruz. Eğer konuya birazcık dahi ilginiz varsa, listemizdeki filmleri bir göz gezdirin.

Eşcinsellik Filmleri

30. The Watermelon Woman – 1996 – IMDB: 6.3
The Watermelon Woman
Cheryl genç, siyahi ve lezbiyen bir kadındır ve Philadelphia’da en yakın arkadaşı Tamara ile çalışmaktadır. Gelişen olaylar sonucu Cheryl, Watermelan Woman adında bir kadının sahne adını keşfeder ve hayatına dair de pek çok bilgi edinir. Sonrasında ise olaylar gelişir.

29. Looking for Langston – 1989 – IMDB: 6.6
Looking for Langston
Yüksek sosyete de karşılaşan iki gayin hikayesini anlatan filmin fantezi türü filmler arasında yer aldığını söylemek de mümkün. Olaylar Harlem Rönesansında geçerken, gerek görselleri gerekse de hikayesi ile arşivlik bir film diyebiliriz.

28. My Beautiful Laundrette – Benim Güzel Çamaşırhanem – 1985 – IMDB: 6.9
My Beautiful Laundrette
Homoseksüellik, ırkçılık ve Thatçerizm – tüm özellikler bu karmaşık ve sorgulayıcı kara mizahta buluşmuş. Özellikle Thatcher zamanına ilişkin en güzel filmlerden birisi olan My Beautifl Laundrette, dönemin ayrılıkçı yaşamının nasıl oluştuğunu ve değerlerin nasıl bir yarışa dönüştüğünü aktarması açısından bir klasik haline gelmiş diyebiliriz.

27. Stranger by the Lake – Göldeki Yabancı – IMDB: 6.9
Stranger by the Lake
Göldeki yabancı filmi sadece izleyeceğiniz bir film değil, aynı zamanda içine girerek olayları yaşayabileceğiniz de bir film. Seksi bir paralel dünyada geçen filmde, kişilerin limitleri test edilirken, hayatın tehlikeli yönlerine de yargılayıcı bir gözle bakılmıyor.

26. Tangerine – 2015 – IMDB: 7.1
Tangerine
Sinema eleştirmenleri Tangerin için tam bir drama yorumunu yapıyorlar. Bazıları ise filmi Die Hard’tan sonraki en iyi Los Angeles Yılbaşı filmi olarak değerlendiriyor. Film ayrıca bazı eski sinema filmlerinden de örnekler taşımasıyla sinemaseverlerin ilgisini çekmeyi başarıyor.

25. Je Tu IL Elle – Ben Sen O – 1974 – IMDB: 7.1
Je Tu IL Elle
Filmde Je gönüllü bir şekilde bir odaya kapatılan kızı, “Tu” senaryoyu, “il” kamyon sürücüsünü ve “Elle” de kız arkadaşı temsil ediyor.

24. My Own Private Idaho – Benim Güzel Idaho’m – 1991 – IMDB: 7.1
My Own Private Idaho
Keanu Reeves ve River Phoenix’in başrollerinde olduğu filmde, aktörler 90’lı yılların başlarında iki gay üçkâğıtçıyı canlandırıyorlar. Filmin çok sayıda kaliteli ve ilgi çekici sahnesi olduğunu da ekleyelim.

23. Pariah – 2011 – IMDB: 7.2
Pariah
Brooklyn’li bir gencin cinsel kimliğini ararken hayatını, arkadaşlarıyla ve ailesi ile olan ilişkisini ve kalp kırıklıklarını anlatan film, son yılların LGBT ile alakalı en iyi filmleri arasında da gösterilmişti. Dee Rees’in yönetmenliğini yaptığı filmin oyuncuları arasında ise Adepero Oduye ve Kim Wayans var.

22. Orlando – 1992 – IMDB: 7.2
Orlando
Genç bir soylu olan Orlando’ya 1. Kraliçe Elizabeth’in tarafında sonsuz kadar genç kalması emri veriliyor. Mucizevî bir şekilde bu olay gerçek oluyor. Film Orlando’nun İngiltere’deki birkaç yüzyıl geçirişini konu ediyor.

21. Theorem – Teorem – 1968 – IMDB: 7.3
Theorem
Varlıklı bir ailenin garip bir ziyaretçisi çıka geliyor ve hizmetçiyi, evin oğlunu, anneyi, kzı ve sonunda da birkaç gün sonra babayı taciz etmeye başlıyor. Gidişinin ardındansa kimse normal hayatına devam edemez hale geliyor. Bu ziyaretçi kimdi? İlahi bir güç müydü diye düşünmeye başlıyorlar?

20. Carol – 2015- IMDB: 7.3
Carol
Carol herkesin uzun süredir beklediği bir lezbiyen filmi. Carol isimli kitaptan beyaz perdeye aktarılan filmin kitabı da büyük beğeni toplamıştı. Film çok sayıda sinema eleştirmeninden de tam not aldı diyebiliriz.

19. Beau Travail – 1999 – IMDB: 7.3
Beau Travail
Eski bir yabancı askeri lejyon hakkında çekilmiş olan bir filmde, eskiden ihtişamlı bir hayatı olan lejyon liderinin askerlerine Afrika’ya doğru liderlik edişi konu ediliyor.

18. Portrait of Jason – Jason’ın Porteresi – 1967 – IMDB: 7.3
Portrait of Jason
Jason Holiday ve Shirley Clarke’ın Chelsea otelindeki bir gecesi. Tek kelimeyle harika, duygu yüklü ve endişe verici.

17. Tropical Malady – Sud Pralad – 2004 – IMDB: 7.3
Tropical Malady
Tümüyle garip. Tümüyle güzel. Gelmiş geçmiş en garip ve en harika gay aşk hikayelerinden birisi. Özellikle filmin son karesindeki sürpriz karşılaşma seyirciyi hipnotize edebilecek bir özelliğe sahip.

16. Tomboy – 2011 – IMDB: 7.4
Tomboy
Bir ailenin yeni bir mahalleye taşınmasının ardından, 10 yaşındaki Lauire kendini çevrede bir erkek ismi olan Mikhael ile tanıtmaya başlıyor.

15. The Death in Venice – 1971 – IMDB: 7.5
The Death in Venice
Visconti Dirk Bogarde’nin yüzünü tiyatral bir makyaja bürümüş olabilir, fakat bu film aşk ve ölüm hakkında yapılmış en güzel eserlerden birisi olarak değerlendiriliyor.

14. Un Chant D’amour – Aşk Bir Şarkı – 1950 – IMDB: 7.5
Un Chant D’amour
Jean Genet’in hem seksi hem de inanılmaz filmi Aşk Bir Şarkı, bir hapishanede geçiyor. İki mahkumun birbirlerinin ağzına küçük bir delikten içtikleri sigarayı üfledikleri filmin, cinsellik, güç ve şiddet açısından başarılı bir hikaye olduğunu söyleyebiliriz. Çok sayıda sinema eleştirmeni tarafından da olumlu yorumlar almış bir film.

13. Beautiful Thing – 1996 – IMDB: 7.7
Beautiful Thing
Londra’nın kenar mahallelerinden birinde, genç Jamie asker arkadaşlarının kurbanı olmamak için spor saatlerini kaçarak geçiriyor. Komşusu genç Ste ise babası tarafından dövülen ve Jamie’nin evine gece yatmak için gelen bir komşu. Aynı yatakta yatmaları sonucu yeni duygularını keşfe çıkıyorlar.

12. Weekend – Haftasonu – 2011 – IMDB: 7.7
Weekend
Gerçek insanların hayatlarındaki gerçek zorlukları aktaran film, LGBT sineması klişelerine yönelik harika bir antidot sunuyor. İlişkilere yönelik bakış açısını aktaran filmler arasında özel bir yere sahip bir film diyebiliriz.

11. Happy Together – Mutlu Beraberlik – 1997 – IMDB: 7.7
Happy Together
Gerek müzikleri ile gerekse de “cool” karakterleriyle dikkat çeken Mutlu Beraberlik yayınlandığı ilk zamanlardan bu zamana kadar LGBT filmi severlerin listelerinin de en üst sıralarında yer alıyor. Sinematografisi, yönetmenliği ve oyunculuğu ile klasikler arasına girmeyi başarmış bir film diyebiliriz.

10. Brokeback Mountain – Broceback Dağı – 2005 – IMDB: 7.7
Brokeback Mountain
Brokeback mountain gerek Heath Ledger’ın gerekse de Jake Gyllenhaal’ın oyunculukları ile hayat verdikleri bir film. Her ne kadar bir Holywood filmi olsa da, iki gayin arasındaki romantik ilişkiyi anlatması bakımından çarpıcı bir film olduğunu söyleyebiliriz.

9. Show Me Love – Sev Beni – 1998 – IMDB: 7.7
Show Me Love
İsveç’te küçük bir kasabada iki genç kızın hikayesini anlatan filmde, Elin popüler ve güzel ayrıca da hayattan sıkılmış bir karakteri canlandırıyor. Agnes’in ise bir arkadaşa ihtiyacı var ve Elin’e gizli duygular besliyor.

8. Victim – Kurban – 1961 – IMDB: 7.8
Victim
Dönemin önde gelen avukatlarından birisi gay bir kişiyi tehdit eden bir şantajcının peşine düşmüştür. Kendisi de gay olan avukatın içine düştüğü durumun filmde bir hayli çarpıcı şekilde aktarıldığını söyleyebiliriz. O dönemlerde ise homoseksüel ilişkiler halen daha yasak ilişkiler arasındaydı.

7. The Bitter Tears of Petra von Kant – Petra Von Kant’ın Acı Gözyaşları – 1972 – IMDB: 7.8
The Bitter Tears of Petra von Kant
Film aşkın vahşi doğasıyla ilgili bilmeniz gereken her şeyi iki saatlik bir süre içerisinde sizlere aktarabiliyor. Bu yönüyle hem vahşi hem de harika bir film diyebiliriz.

6. Blue is Warmest Color – Mavi En Sıcak Renktir – 2013 – IMDB: 7.8
Blue is Warmest Color
Filmin Emma ile tanışmasının ardından hayatı değişen Adele’in hikâyesini anlattığını söyleyebiliriz. Mavi gözlü bu genç kadın, kendini bir kadın olarak fark etmeye başlarken, arzularını da keşfe çıkıyor.

5. Madchen in Uniform – Üniforma Giyen Kızlar – 1931 – IMDB: 7.8
Madchen in Uniform
Eğer Naziler başarılı olmaya devam etselerdi, LGBT sineması bugün ne durumda olurdu? Genç kızların birbirlerine duydukları aşkı anlatan filmde ayrıca kızların kendileri ile olan çekişmelerini de görüyorsunuz.

4. All About My Mother – Annem Hakkında Her Şey – 1999 – IMDB: 7.9
All About My Mother
Almodovar’ın en iyi filmlerinden birisi olarak gösterilen Annem hakkında her şey, trans kişilerin yaşamına ilişkin anlatılan en iyi hikâyelerden birisi. Film merakla bir sonraki olayı beklediğiniz bir hikaye ye dönüşürken, milenyuma girerken insanların trans kişilerle, AIDS ile ve diğer konularla ilgili endişelerini de gözler önüne seriyor.

3. Mulholland Dr. – Mulholland Çıkmazı – 2001 – IMDB: 8.0
Mulholland Dr.
David Lynch’in yönetmen koltuğunda oturduğu film, Amerika ve Fransız ortak yapımı olma özelliğini de taşıyor. Bir araba kazasının ardından hayatı değişen bir kadını konu alan filmde, hayaller ve gerçekler arasında kaybolan bir karakterin hikayesini izliyoruz.

2. The Dog Day Afternoon – Köpeklerin Günü – IMDB: 8.0
The Dog Day Afternoon
Amerikan sinemasının en gözde zamanlarından birisine ait bir film olan Köpeklerin Günü, pek çok seviyede farkını ortaya koyuyor.

1. Paris is Burning – Paris Yanıyor – 1990 – IMDB: 8.1
Paris is Burning
Trajedinin, şaşanın ve müziğin en kaliteli yönlerinin birleştiği bu LGBT filminin klasikler arasında yer aldığını söyleyebiliriz. Film ayrıca kendi sınıfında önemli mihenk taşlarından da birisi.

http://www.listefilm.com/escinsellik-filmleri/

‘Türkiye’de trans olmak: Dışlanma, Ayrımcılık ve Şiddet’

Türkiye’de trans olmak ne demek?

Basına yansıyan cinayetlerden, intiharlardan biraz olsun haberdarız.

Peki ya ötesi?

Seks işçilerinin deneyimleri nelerdir?

Evine aldığı müşterisi tarafından kaç kişi boğulmak istendi?

Kaç kişi ‘erkekliğe halel getirdi’ gerekçesiyle kaçarak bıçaklanmaktan kurtuldu? Ve tabii bu, kurtulmaksa...

Sırf mavi kimliği olduğu için otele alınmamak da neyin nesidir?

En temel ihtiyaç olan barınma hakkının translar için daha pahalı olmasındaki adalet göstergesi nerede?

Esnaf tarafından yolda yürürken linç edildiniz mi hiç?

Bu alanlarda uzman aktivistler, kurum ve kuruluş temsilcileri ile mağdurların röportajları bize neler anlatabilir? Duymak isteresek...

Farkındalığımız artarsa, transfobi, hak ihlalleri ve cinayetler azalır mı?

Transları dışarıda bırakan sosyal güvenlik sistemi geliştirilebilir mi?

Yoksulluk ve yoksunluk hallerinde iyileşme görülür mü?

Tehditler ve psikolojik şiddet önlenebilir mi?

Buralar daha iyi bir diyara dönüşür mü?

Biz işe gidip gelirken birileri de -sağ olsunlar- bu alanda emek veriyorlar.

Şimdi bana düşen, birikenleri size iletmek...

Kemal Ördek'in hazırladığı Kırmızı Şemsiye'nin 2015-2016 yılları içerisinde gerçekleştirdiği hak ihlalleri izleme çalışmasının verileri yayımlandı.

İçinde neler var?

Dr. Fatma Hut’un ‘Siz bir erkeksiniz. Durumunuzu tasvip etmiyorum. Yanlış bir yola girmişsiniz, bu yanlışınıza ortak olmak istemiyorum’ sözleriyle karşı karşıya kaldım. Ne muayene etti ne de ilaç yazdı. Ağlayarak hastaneyi terk etmek zorunda kaldım.

H.Ç. Trans Kadın

*

Emniyette, karakolda dayak, falaka, saç kesmeler, kişileri saçından tutup tuvalet klozetine sokmalar vardı. [...]

Herkes LGBTİ haklarından bahsediyor; ancak seks işçiliği alanına kimse değinmiyordu. [...]

Amacımız LGBTİ’ler içerisinde yer alan seks işçilerinin sorunlarını kozmetik bir şekilde değil, gerçekten dile getirmek ve çözüm önerileri üretmek. Seks işçilerinin emekçi olarak statülerini geliştirmek, genelevlerin koşullarının geliştirilmesi için çabalamak, kayıtdışı çalışan seks işçilerinin şiddet karşısında güçlenmesini sağlamak, sosyal güvence hakkına kavuşmasını sağlamak, çete şiddetinin önüne geçmek, seks işçilerini bilgilendirmek, cinsel sağlık alanında reformlar gerçekleştirmektir.

Belgin Çelik, Alan Koordinatörü, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

*

[...] Ertesi gün sevgilimle beraber gittiğimizde, hamamın turistler tarafından kapatıldığını ve bizi içeri alamayacaklarını söylediler. Bu esnada içeri başka müşteriler giriyordu. [...] Hamam sahibine 3000 TL para cezası verildi. [...] Derdimizi bugüne dek bizi hiç dinlememiş kişilere anlatmamız gerekiyor.

Ebru Kırancı, Trans Aktivist, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği

*

Trans olmak ile seks işçisi olmak arasında fark var elbette; ancak toplumdaki trans kadın algısı trans kadınların hepsinin doğrudan seks işçiliği yaptığı yönünde. Eşiyle yaşayan, ailesiyle yaşayan, şarkıcı olan, doktor olan, özel sektörde çalışan veya ünlü olan trans kadınları görmek çok sıradan bir durum değil Türkiye’de. O sebeple, kime sorarsanız sorun, trans kadınları seks işçiliği ile özdeşleştirecektir.

Bihter Altay, İzleme ve Destek Sorumlusu, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

*

‘Cinsiyet kimliğimin zihinsel hastalık olarak değerlendirilmesi’ yanlışı, pek çok ailenin ve kimi zaman bireylerin kabullenme sürecini daha sancılı hale getiriyor. [...] Sahaya daha çok girilmelidir. Yani teoriden ve kendi aramızda konuşmalardan çıkıp diğer bireylerdeki yanlış algı değiştirilmelidir.

Deniz Eren Mutlu, Trans Aktivist

*

Açıkçası trans geçiş sürecinin Türkiye’de ‘sahipsiz’ kaldığını düşünüyorum.

Avukat Sinem Hun, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

*

LGBTİQ’nun ‘kimlik’ savaşı, varoluş savaşını belki en çok vereni trans bireyler gerçekten. Çünkü reelde de bir kimlik savaşının içine giriyorsunuz; toplumdaki hakimden, bakkalına; en yakınından İETT şoförüne dek mütemadiyen bir açılma süreci sizi bekliyor. Nefret söylemi, katliam olasılıkları da cabası tabii. Okulda güvenlik görevlisi, hastanede Ayşe Teyze, adliyede hakime derken bitmek bilmeyen bir döngüyü takip ediyorsunuz. O kimlik değişene kadar ne savaşlar veriliyor; ailesinden tut da en kel alaka isme kadar...

Emirhan Deniz Çelebi, Yönetim Kurulu Üyesi, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği

*

Cinsiyet geçişi ile ilgili yasal düzenlemelerde ciddi sorunlar var. Bunların ilki, cinsiyet kimliğinde beyanın esas kabul edilmemesi, ikincisi tıbbi değerlendirme yapıldıktan, cinsiyet geçişinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğu kurul raporu ile tespit edildikten sonra bile, kayıtlarda değişiklik yapılması için cerrahi işlemlerin, dahası zoraki kısırlaştırılmaların dayatılması.

Yar.Doç.Dr. Koray Başar, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği'nin Açık Toplum Vakfı ve İstanbul İsveç Başkonsolosluğu'nun finansal desteğiyle yürüttüğü ‘Trans-İzleme: Türkiye’de Translara Yönelik Hak İhlallerinin Savunuculuk Perspektifi ile İzlenmesi Projesi’ kapsamında hazırladığı ‘Türkiye'de Trans* Olmak: Dışlanma, Ayrımcılık ve Şiddet’ başlıklı kitabın pdf versiyonuna şu linkten erişebilirsiniz.

Kitabı, Kırmızı Şemsiye’den de edinebilirsiniz. Ofis koordinatörü Tolga Tuneli'ye ulaşmanız halinde, size istediğiniz miktarda basılı kopyayı karşı ödemeli kargo yolu ile iletilecektir: tolga.tuneli@kirmizisemsiye.org veya 03124192991 (haftaiçi her gün 12:00 - 18:00 arası).

Yayın ile ilgili sorularınız için Kemal Ördek'e kemal.ordek@kirmizisemsiye.org adresinden veya 03124192991 no’lu (haftaiçi her gün 10:00 - 18:00 arası) telefondan ulaşabilirsiniz.

Yaygınlaştırmanız dileği ile...

Hande Çayır - T24

http://t24.com.tr/yazarlar/hande-cayir/turkiyede-trans-olmak-dislanma-ayrimcilik-ve-siddet,15313

Karısı bir kadın için terk edince, homofobik olan erkek

Homofobik lider, lezbiyen ilişki için terk edilmiş!

Jonathan Saenz beyanlarında, eşcinsel evliliği ensest ile karşılaştırmıştı

ABD’nin Teksas eyaletinde homofobik çalışmalar yürüten “Texas Values” isimli aşırı muhafazakar topluluğun başkanı Jonathan Saenz’ın karısının onu lezbiyen sevgilisi için terk ettiği ortaya çıktı.

Gzone’un haberine göre, 2011 yılında yaşanan olay, Unicorn Booty isimli sitenin haberiyle gün ışığına çıktı. ABD’de faaliyet gösteren “Texas Values” isimli aşırı muhafazakar grubun başkanı Jonathan Saenz beyanlarında, eşcinsel evliliği ensest ile karşılaştırmış, LGBT çocukların “terapi” ile “normal”e döndürülmesini savunmuş ve daha pek çok homofobik faaliyette bulunmuştu.

Kutsal aile değerlerini savunan Saenz’in kendi evliliği ise büyük bir depremle sarsıldı zira Saenz’in eşi Corinne ondan boşanmak istiyordu, üstelik de başka bir kadınla ilişki yaşıyordu. Homofobik Saenz, elbette bu boşanmayı durdurmak için girişimlerde bulundu. Saenz, hem karısını “zina” ile suçladı hem de karısının sevgilisini mahkeme salonundan attırmaya çalıştı ancak bu girişimlerinde başarılı olamadı. Corinne Saenz, homofobik kocasından boşanmayı başardı.

Karısı lezbiyen çıkınca, homofobik olmuş. Noldu..? Hani heteroseksüellerin en büyük fantezisi lezbiyenlerle ilişki yaşamaktı... Analdınız mı şimsi lezbiyenlerin de eşcinsel olduğunu ve heteroseksüelleri tınlamadıklarını? Pardon ya... Biseksüeller de en sonunda kendi cinslerine sabitleniyorlar..!

T24

http://www.sanalbasin.com/homofobik-lider-lezbiyen-iliski-icin-terk-edilmis-15214411

Phillip Landis


Eşcinsel ilişki teklif eden adamı gasp eden şüpheli yakalandı

SAMSUN’da 52 yaşındaki F.K., eşcinsel ilişki teklifinde bulunduğu 22 yaşındaki A.D.’nin 17 lirasını gasp ettiğini belirterek polise şikayetçi oldu. A.D. polis tarafından yakalanarak gözaltına alındı. 

Olay, dün İlkadım İlçesi İlyasköy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya gece Ağabali Köprüsü altında bekleyen F.K. adlı erkek, yanından geçen A.D.’yi durdurup cinsel ilişki teklifinde bulundu. A.D. önce kabul etmedi daha sonra iki bira almasını söyledi. Bunun üzerine F.K., bira alması için A.D.’ye 17 lira verdi. Parayı alan A.D., vazgeçtiğini söyleyerek olay yerinden yaya olarak kaçtı. Polise giden F.K., olayı anlatıp şikayetçi oldu. Şikayetin ardından soruşturma başlatan polis A.D.’yi yakalayıp gözaltına aldı. Şüpheli hakkında ’gasp’ suçundan başlatılan soruşturmanın devam ettiği belirtildi.

http://www.gazetevatan.com/escinsel-iliski-teklif-eden-adama-gasp-suphelisi-yakalandi-980280-yasam/

Koton'un yeni yüzü Fahriye Evcen


http://www.gazetevatan.com/fahriye-evcen-moda-devi-ile-anlasti--980200-magazin/

25 Ağustos 2016 Perşembe

Homofobik ünlüler ve yaptıkları açıklamalar


1. Alişan, Cennet Mahallesi dizisinde eşcinsel bir şarkıcıyı canlandırdıktan sonra ağızları açık bırakan bir açıklama yaptı:

"Bu gay rolünü unutturmam için esaslı bir sevişme sahnesi çekmem gerekecek sanırım. Ya da tecavüz sahnesi. Aksi halde bu rol benim peşimi bırakmayacak."

Demek eşcinsel rolünde olmak yerine, tecavüzcü rolünde olmak daha iyi ha... Yuh!

2. Kadir İnanır'a "Eşcinsel rolünde oynamayı düşünür müsünüz?" sorusu sorulduğunda, sanki kendisine hakaret edilmiş gibi köpürdü!

"Bana sormamış olun" dedi. Ayrıca kendisi için "Böylesine iyi bir oyuncuyu eşcinsel rolünde de izlemek isterdik" diyen Hıncal Uluç'a sözlü saldırıda bulundu.

Sakin ol, Kadir Abi ya... Tamam aşırı erkeksin, kadirzm'sin. Şüphemiz yok, korkma! Tamam!

3. Ebru Gündeş, jüri olarak yer aldığı şarkı yarışmasındaki son derece yetenekli genci, feminen tavırları sebebiyle "Türk gençlerine kötü örnek olur" dedi ve eledi.

Kendisine tepki gösteren ve "Vicdanınız rahat mı? Gece rahat uyuyabiliyor musunuz? Gayet efendi ve sesi güzel çocuğun, sırf hafif kırık diye hakkını yediniz!" diyen Bülent Ersoy'a da "Gayet rahat uyuyorum, vicdanım rahat" cevabını verdi.

Evet, vicdan sorunu yaşamadıklarını zaten farklı olaylar sebebiyle de biliyoruz.

4. Oktay Kaynarca, "Mafya dizisi yapmayalım da, eşcinsel dizisi mi yapalım?!" dedi.

Birbirini seven iki erkektense; birbirlerini saçma sapan sebeplerden vuran, haraç kesen, sürekli kavga eden şiddet dolu mafya hikayeleri daha iyi sanki!

5. Okan Bayülgen, "Erkek çocuklar genelev bulamadıkları için eşcinsel oluyorlar" diyerek eşcinselliği çözdü, çaresini de buldu!

Eşcinsellik öyle bir mesele olarak görülüyor ki: Kimi insanlar "her zevki tadan, fazlasıyla cinsel açıdan özgür insanların" yeni bir deneyim amacıyla eşcinsel olduklarını söylüyor. Okan Bayülgen gibiler de "yokluktan" olduğunu iddia ediyor.

Hem de eğitimli, görmüş geçirmiş insanlar! Pes!

Eşcinsellik, tıpkı heteroseksüellik gibi normal bir durumdur.

6. Burcu Güneş, bir radyo programında kendisine iltifat eden kadın DJ'e, "İltifat ediyorsunuz ama yanlış anlaşılma olmasın, biz sağlıklı kadınlarız!" dedi.

Sanki birbirine iltifat eden kadınlar lezbiyen oluyormuş ve lezbiyenlik de bir "hastalıkmış" gibi!

7. Eli silahlı adam rollerini oynamaktan çekinmeyen Burak Özçivit, eşcinsel rollerini asla oynamayacağını söyledi.

"Örf adet diye bir şey var. 13 14 yaşındaki çocuklar var. Ben örnek olmak zorundayım, bu nedenle gay rolü oynamam oynayanlar oynasın.”

Hmmm elinde silahla mafya kovalarken çocuklara iyi bir örnek oluyor musun peki, Burak Özçivit?

8. Erol Köse'nin homofobik açıklamalarının ve hareketlerinin listesini yapsak sığdıramayız! O derece!

En son olarak Rüzgar Erkoçları kendi rızası dışında ifşa etmesiyle gündeme gelmişti. Ardından da eşcinsellere ve transeksüellere Twitter hesabı üzerinden hakaretler yağdırdı.

Kaos GL ve Pembe Hayat derneği başta olmak üzere Erol Köse'ye bu homofobik davranışları sebebiyle “Hakaret ve Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” sebebinden defalarca dava açıldı.

9. Kadın düşmanlığıyla homofobi her zaman el eledir zaten! Nihat Doğan'ın da homofobik açıklamaları oldu ve şaşırtmadı!

“Gay rolü oynamam, Al Pacino gay olsun! Ben felsefe kitabı yazıyorum!“ dedi. Felsefe dünyasına sabır diliyoruz.

10. Tarkan yıllar önce yayınlanan eşcinseller kampında çekilmiş fotoğraflarından sonra "Evet, o tarz eğilimlerim vardı ama tedavi oldum" açıklaması yaptı.

Kesin yaşanmıştır bu.

11. Esra Erol, evlilik programına bağlanan eşcinsel kadına "Pis, sapık" diye bağırdı ve tersledi.

Programın sadece heteroseksüel, daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti kanunları içerisinde evlenebilecek insanlara açık olduğunu biliyoruz tamam fakat eşcinsel bir kadına sırf yöneliminden dolayı böylesine hakaretler etmek nedendir?!


https://onedio.com/haber/ayip-ettiler-homofobik-aciklamalariyla-herkesi-sok-eden-15-unlu-727882

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Ryan Winter by B. Charles Johnson


Robotlarla cinsel ilişki eşcinselleri ne kadar özgürleştirecek?

Cinsel hastalıkları robotlar bitirecek!


İrlanda’da eğitim danışmanlığı firması NUI Galway tarafından yapılan bir araştırma, robotların sahip olabileceği gücü gözler önüne serdi.

Firma, 2050’de insanların robotlarla cinsel ilişkiye girmeyi tercih edeceğini öne sürerken, bu durumun cinsel hastalıklar ve seks köleliği gibi sorunları ortadan kaldırabileceğini savundu. İnsanların robotlarla ilgili önceliğinin ev işleri olduğu belirlenirken, robotlarla cinsel ilişkiye onay verenlerin oranı ise yüzde 21 oldu.

http://www.milliyet.com.tr/cinsel-hastaliklari-robotlar-dunya-2300017/

Bella Thorne: 'Ben biseksüelim!'

Snapchat'te genç bir kadınla öpüşürken çektiği fotoğrafları paylaşan Bella Thorne, Twitter'da bir takipçisinin 'Biseksüel misin' sorusunu 'Evet' olarak cevapladı.

18 yaşındaki ABD'li oyuncu Bella Thorne, Snapchat'te paylaştığı fotoğrafla cinsel kimliğini açıkladı. Genç aktris geçtiğimiz günlerde, erkek arkadaşı Gregg Sulkin'den ayrıldığını duyurmuştu

Hollywood ünlüleri her geçen gün cinsel kimliklerine ilişkin açıklamalarıyla Gündem oluyor. Bu konuda dürüst davranan en son isim de, 'Famous in Love' dizisinin yıldızı 18 yaşındaki genç oyuncu Bella Thorne oldu.

Thorne da tıpkı model/oyuncu Cara Delevingne ve Kristen Stewart gibi, cinsel kimliğini takipçileriyle paylaştı.

Snapchat'te genç bir kadınla öpüşürken çektiği fotoğrafları paylaşan Thorne, Twitter'da bir takipçisinin 'Biseksüel misin' sorusunu 'Evet' olarak cevapladı.

http://www.milliyet.com.tr/bella-thorne-ben-biseksuelim--magazin-2300349/

Hristiyan Sağcı Grup: “Gay Olmak Tom Daley’e Zarar Verdi”

İngiltere’deki muhafazakâr Hıristiyan grubu gay olmanın İngiliz dalgıç Tom Daley Olimpiyat performansında zarar verdiğini ve altın madalya kazanan Güney Afrikalı atlet Caster Semenya’nın bir kadın olmadığını söylüyor.

Daley’in, erkekler 10 metre dalışta 18. olarak bitirip finalde başarısız olmasından sonra ‘’Hıristiyanların Sesi’’ hesabından cumartesi günü bu tweetleri yayınladı.
...
Tweetlerde yaşlı adam denilerek Daleyin nişanlısı olan, Oscar ödüllü ‘’Milk’’in senaristi Dustin Lance Black’e atıfta bulunuluyor.

Rio’da gerçekleşen Olimpiyat Oyunlarında Daley’in erkekler 10 metre senkronize dalışta, Dan Goodfellow birlikte, bir bronz madalya kazandığı unutulmamalı. Ve o 10 metrelik tekli elemelerde oldukça etkileyiciydi.

‘’Hıristiyanların Sesi’’nin attığı bu tweete Daley’i savunanlar anında yanıt verdi. Yanıt veren ve savunanlar arasında ünlü yazar J.K. Rowling de vardı.

Geçen hafta da ‘’Hıristiyanların Sesi’’, Üzgünüm Caster Semenya sen kadın değilsin şeklinde bir başlıkla çıkmıştı. Vücudundaki Testosteron oranının ortalama bir kadından daha fazla olduğu gündeme getirilmişti. Ama testosteron bir sporcunun performansını etkileyebilecek olan birçok faktör yalnızca bir tanesidir ve bunun etkisi neredeyse belirsizdir. Yine de grup Semenya’nın “gerçek kadın” ölçütlerine uymadığını ve böyle yaparak onun Allah’a meydan okuduğu için yarışmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Eh, ne olursa olsun – Semenya kadınlar 800 metre yarışında Cumartesi altın madalya kazandı. Yine de, Hıristiyan Ses kadın olarak onu dışlamanın doğru olacağını Twitter’da Pazar günü söyleyerek onu kınamaya devam etti. Grup ayrıca aynı cinsten sporcuların evliliklerinin meşruiyetini inkar eden bir tweet gönderdi.

http://gmag.com.tr/hristiyan-sagci-grup-gay-olmak-tom-daleye-zarar-verdi/