2 Ağustos 2015 Pazar

Yıldız Tilbe: İnsanlar intihar etmesin diye piyasaya sürmediğim şarkılarım var



Transseksüel mücadelenin yüzleri: Hijralar

Hijraların Hindistan’da üçüncü cinsiyet kabul edilmesi için uzun zamandır mücadele edilmekteydi. Yüksek Mahkeme, Hindistan’da üçüncü cinsiyetin var olduğunu 2014 yılının nisan ayında kabul etme kararı almıştı.

Kültürel tabular, yasalar ve ailevi baskılar Güney Hindistan’daki transseksüel bireylere çok az yaşam şansı tanıyor. Sarah Fadaian, Bangalore’de yaşadığı yıllarda fark ediyor ki çoğu “Hijra” (Hindistan’da transseksüellere verilen isim) toplumdan hakaret görerek, dışlanarak şehirlerin kenar mahallelerinde ve karanlık köşelerinde yaşamaya zorlanıyor.

Erken yaşlarda, kendilerini dışlayan biyolojik ailelerinin yanından ayrılarak biraz da olsa kabul görebilmek için büyük şehirlere taşınıyorlar. “Hijra” kelimesi de etimolojik açıdan incelendiğinde, Urdu-Hindistan dillerinde “kabileden ayrılan kişi” anlamına geliyor. Bangalore’ye gelen çoğu transseksüel, şehirde kendilerine “Guru” diyen tecrübeli transseksüeller tarafından evlat ediniliyor ve onların gözetimi altına yaşamaya başlıyor. Hemen hepsi vücutlarında “Guru”nun sembolik dövmesini taşıyor.

Erkek fizyolojisi ile doğan Hijra’lar genellikle Narwaan denen transseksüel topluluğa kabul edilme ayinine katılabilmek için penis ve testislerin alındığı operasyonlar geçiriyor.

20. yüzyılın sonlarına kadar Hijra aktiviteleri ve sivil toplum kuruluşları, Hijra’ların üçüncü cinsiyet olarak kabul edilmesi için lobi faaliyetlerini devam ettirdi. Nisan 2014’de Yüksek Mahkeme, üçüncü cinsiyetin Hindistan’da var olduğunu kabul eden kararı aldı.

Pelin Aydın

https://gaiadergi.com/transseksuel-mucadelenin-yuzleri-hijralar/

Rusya Facebook’u bu emojiler yüzünden yasaklayacak!

Homofobi Rusya’da çok olağan ve geniş kabul görmüş bir tutum. Öyle ki, Ruslar özellikle Gay (ama lezbiyen değil) ilişkilere karşı çok ağır tepkiler verebiliyor. Gay’lik suçlaması, muhafazakar toplumlarda görülenden bile ağır şiddetle karşılaşabiliyor.

Rusya’nın gay’lere karşı tepkisi şimdi de Facebook’u vuracak gibi görünüyor. Facebook’ta yer alan ve iki erkek suratın birbirine öpücük vermesini sembolize eden emoji nedeniyle Rusya Facebook’a yasak getirmeyi konuşuyor.

Mikhail Marchenko isimli bir Rus milletvekili, Facebook’taki bu “gay” ilişki özendirmelerinin araştırılmasını ve gerekiyorsa Facebook’un yasaklanması için meclise bir öneri verdi. ABD teknoloji şirketlerinin kullanıcılarının tüm özel yazışmalarını ABD istihbaratına verdiğini ortaya çıkaran CIA ajanı Edward Snowden’e de sığınma hakkı veren ve Facebook dahil olmak üzere tüm ABD teknoloji şirketlerinin Rusya’dan çıkması için her türlü zor koşulu öne süren Rusya’nın, Facebook’tan bu emojileri silmesini isteyeceği tahmin ediliyor. Facebook eğer bu kararı kabul etmezse, Rusya’da erişimi engellenecek. Gerçi Rus halkı da ABD teknoloji şirketlerine çok itibar etmiyor, ülkede Facebook yerine, Facebook benzeri bir Rus sosyal ajanda servisi çok daha yoğun olarak kullanılıyor.

http://donanimgunlugu.com/rusya-facebooku-bu-emojiler-yuzunden-yasaklayacak/

PKK'da gay ve lezbiyen taburları

Terör örgütü KCK/PKK’nın lezbiyen ve gay’lerden oluşan taburlar oluşturduğu ortaya çıktı. Son 3 yılda oran yüzde 15'lere çıktı.

"Etnik asimilasyona uğruyoruz" diyerek daha önce Avrupa ülkelerine iltica eden örgüt mensuplarının artık bu gerekçe kabul edilmediği için "Cinsel tercihlerimizden dolayı toplumda dışlanıyoruz" diyerek Avrupa'ya taşındıkları bildirildi.

Yeni Akit gazetesinde yer alan habere göre, İstihbarat birimlerine göre son bir yılda 100 kadar önemli KCK mensubu "eşcinsel" olduğunu söyleyerek Almanya, Fransa ve Hollanda'ya iltica etti. Son 3 yılda örgüte katılanların içindeki eşcinsellerin oranının yüzde 15 seviyesinde olduğu açıklandı.

Edinilen bilgiye göre; terör örgütü, eşcinsel kişileri, 'Sizin hakkınızı savunuyoruz', 'Size sahip çıkacağız', 'Gelin bize katılın; bu aynı zamanda sizin özgürlük mücadeleniz olacak' diyerek dağa çıkarıyor. Bu gerekçelerle PKK'nın son yıllarda tabur oluşturacak kadar eşcinseli dağa çıkardığı belirtiliyor. PKK'nın aynı zamanda eşcinsel ilişkiye teşvik ettiği de aktarılıyor.

ESKİ MİLİTANLAR ANLATIYOR

PKK'dan ayrılan F. D. isimli eski militan şunları anlatıyor: "Örgütte her türlü cinsel ilişki artık serbest gibi. Eskiden çeşitli cezalara çarptırılıyorlardı ama artık durum değişti. PKK eşcinsellere yönelik açılımlar yapıyor. Zaman zaman yapılan açıklamalarda eşcinsellere destek çıkılıyor. Bu da örgüte eşcinsellerin gelmesini sağladı. Hatta örgüt içinde gay ve lezbiyenlerin oluşmasına olanak sağlandı ve bu insanlar bilerek bir arada tutulmaya başlandı. Ama asıl mesele örgüt artık Avrupa'ya elemanlarını gönderirken 'eşcinsel olduklarını ve toplumda dışlandıklarını' söylemelerini istiyor. Hatta bunun için cinsel ilişkiye bile sokuluyor bu kişiler. Çünkü yapılacak kontrollerde bunun görülmesi sağlanıyor. Avrupa'ya rahatlıkla eleman göndermenin yeni adını eşcinsel olarak seçmişler. Erkekler gay, kadınlar ise lezbiyen olarak gönderiliyor."

Örgütten ayrılan isimlerin verdiği ifadelerde çarpıcı bilgiler bulunuyor. Dağa çıkarılan küçük erkek ve kız çocuklara zorla tecavüz edildiğini anlatan eski PKK mensupları "Şehirlerde beyaz kadın ticaretinden yüzde 15 oranında pay alan KCK aynı zamanda, eşcinsel kavramını da yurtdışına militan taşımada kullanıyor. KCK/PKK milislerini veya militanlarını yurtdışına gönderirken kaçak yollardan onları Yunanistan üzerinden, Avrupa ülkelerine ulaştırıyor" ifadelerini kullanıyor.

KADINLARLA İLİŞKİ YÖNETİCİLERE SERBEST

KCK/PKK, militanları dağda tutmak için her türlü yolu mübah görüyor. Bunların arasına eşcinsel ve çocuk militanlara tecavüzü de ekleyen örgüt, aynı zamanda kuruluş aşamasında koyduğu kuralları da çiğniyor. Çünkü PKK'da cinsel ilişkiye girmek suç sayılıyordu ve cezası ağır. Duygusal ilişkide bulunmak ise cinsel ilişkiden daha tehlikeli bulunuyordu. Son yıllarda cinsel ilişkiye girmenin cezasının azalması örgüt yöneticilerinin de istedikleri kişilerle cinsel münasebette bulunmalarından kaynaklanıyor.

PKK'da yıllarca çeşitli kademelerde yer alan F.T. isimli eski militan, örgüt yöneticilerinden Kadri Çelik, Cemil Bayık ve Fehman Hüseyin başta olmak üzere üst düzey yöneticilerin kadın militanlarla rahat bir şekilde cinsel ilişkiye girdiklerini anlatıyor. F.T, Dr. Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin'in örgüt içinde ilişkiye girdiği iki kadın militanın ismini de veriyor. "Fehman, Beritan kod adlı Cihan Asi ve Jiyan kod adlı kadın militan ile cinsel ilişkide bulunuyordu. İki kadın da örgütte tanınan önemli isimler. Cihan Asi 2009'da yakalanıp cezaevine konulurken, Jiyan kod adlı kadın militan ise halen dağ kadrosunda ve Fehman Hüseyin ile ilişkisi devam ediyor."

Jiyan isimli terörist örgütte aktif görevlerde bulunuyor ve KCK yapılanmasının önemli isimlerinden. Zaman zaman Hakkari ve Şırnak taraflarına geçerek burada küçük kız ve erkek çocukları kandırıp dağa çıkardığı belirtiliyor. F.T, örgütteki eşcinsel ilişkiye dair ise bildiklerini şöyle anlatıyor: "Örgütte erkek erkeğe, kadın kadına cinsel ilişki yaygın. Aynı şekilde yaşı küçük çocuklara da eski militanlar tarafından tecavüz ediliyor. Benim tanık olduğum 30 kadar eşcinsel ilişki olayı var. Aslında cinsel ilişki örgütte yasak ve bazen infazla sonuçlanacak cezaları bile var. Ama bu çoğu zaman uygulanmaz. Sadece tanık olduğum bir olay oldu. O da Yılmaz kod adlı militan ile Mizgin kod adlı iki kişi birbiriyle olan cinsel ilişkisi sonucunda cezaya çarptırılıp infaz edildiler. Çünkü bu olay örgütün en üst düzeyine kadar intikal etmişti. Eşcinsel veya normal ilişkide bulunan örgüt mensuplarına verilen göstermelik cezalar çok önemli değil. Çünkü ceza alan bu kişilerin daha sonra rütbe alıp yönetici konumuna yükseldiklerine şahit oldum."

EŞCİNSEL TABURLARI

Örgütün eşcinsel ilişkiyi desteklediği de ortaya çıktı. Örgüte katılan Şervanlar adı verilen genç yaştaki militanların bilinçli bir şekilde eşcinsellerin arasına katıldığı belirtiliyor. Örgütün eşcinsellerin bulunduğu önemli iki taburu bulunuyor. Sadece kadınlardan oluşan ve adına Cehennem Bölüğü denilen kamplarda ağırlıklı olarak lezbiyenler bulunuyor. Çiyareş (Karadağ) Taburu'na bağlı Cehennem Bölüğü, adını Cehennem Dağı'ndan alıyor. Buradaki mağaralarda kadınlar yaşıyor. İyi savaşçı olan kadınların bulunduğu bölüğün önemli özelliği olarak lezbiyen ilişkileri gösteriliyor. Gay'lerin bulunduğu kamplar ise tabur seviyesinde. Özellikle Şikefta Birindar (Yaralı Mağara) Taburu gay'lerin olduğu kampların bulunduğu alan olarak ön plana çıkıyor. Aynı şekilde sözde Zap eyaletine bağlı Ertuş Taburu'nda da gay'ler bulunuyor. İki taburda bin kadar militan bulunuyor. Buradaki teröristlerin hepsi gay'lerden oluşmuyor. Ancak yaygın olarak bulundukları belirtiliyor. Örgütte bu tür ilişkilere küçük cezalar dışında bir yaptırım uygulanmıyor.

http://www.internethaber.com/etnik-asimilasyon-pkk-teror-orgutu-terorsit-gay-lezbiyeni-tabur-avrupa-cinsel-te-414196h.htm

Bu kez Özkes'ten Tanal'a LGBTİ eylemi göndermesi

CHP'den istifa eden İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'le Mahmut Tanal kavgası büyüyor. Tanal'ın, Özkes'e "Fırıldak Kubilay'ın durumuna düşme" demesine Özkes'ten, Tanal'a "LGBTİ eylemli" gönderme geldi.

CHP'den istifa eden İhsan Özkes'e Twitter'dan cevap veren Mahmut Tanal'a, Özkes'in cevabı da Twitter'dan geldi.

Tanal, Twitter hesabından Özkes'e "Sayın İhsan Bey, MHP'ye geçeceksen siyasetin adabına uygun bir şekilde, yakışır bir vaziyette geçersin. CHP'ye haksız saldırılarına cevap yazarsam altında ezilirsiniz. Size yakışan ise istifa ettikten sonra size bu toplumda saygı değer bir mevki/makam sağlayan CHP'ye laf atmak senin haddin değil. İstifa ederek fırıldak Kubilay'ın durumuna düşmemeyi tasviye ederim" demişti.

LGBTİ eylemli göndeme
Tanal'ın bu tweetlerinden sonra, Özkes yeniden klavyenin başına oturdu ve Tanal'a yanıt verdi.

"Olduğum gibi göründüm, göründüğüm gibi oldum. Asla hiçbir hesap kitap içinde olmadım" diyen Özkes, Mahmut Tanal'ın İstiklal Caddesi'nde düzenlenen polisin çok sert müdahalede bulunduğu LGBTİ yürüyüşe katılarak, TOMA'ya tırmanmasını hatırlattı. Özkes, "Ne Apo'nun posteri altında yürüdüm, ne Ramazan'da mübarek aylara dil uzatılan pankartlar ve kabul edilemez görüntüler arasında TOMA'ya çıktım" dedi.

Fırıldak cevabı
Özkes, "Ne başörtüsünü AYM'ye götürdüm, ne de dindar gözükme çabasına girdim. Fırıldak gibi bir o tarafa bir bu tarafa asla ve asla savrulamadım" ifadelerini kullandı.

http://www.karar.com/gundem-haberleri/bu-kez-ozkesten-tanala-lgbti-eylemi-gondermesi?

İki Gay'in Birlikteliği Kanlı Bitti

Yıllardır eşcinsellik sorunlarına çözüm arayan ingiltere'de eşcinsel ölüm oranları had safhaya ulaştı

İngiltere'de birlikte yaşayan iki gay arkadaş'ın ölümü ülkeyi derinden sarstı. Yıllardır eşcinsellik sorunlarına çözüm arayan ingiltere'de eşcinsel ölüm oranları had safhaya ulaştı.
Motorcu satanist bir gurup arasında bulunan arkadaşlar yaklaşık bir aylık bir birliktelik yaşıyorlardı. Ancak bu birliktelik pek uzun sürmedi. Jonathan Yorkle adlı arkadaş bir diğer arkadaşı olan Simith Weberson adlı arkadaşı ile arasında yaşadığı anlaşmazlıklar sonucu arkadaşını boğazından keserek vücudunu bir mezarlık yanına kafasını ise çöp kutusuna attı.
Arkadaşını öldürme sebebinin de kıskançlık olduğunu söyleyen Yorkle, Simith Weberson'u grupta ki diğer erkek arkadaşlarından kıskandığını ve bu yüzden öldürdüğünü belirtti.
Ülke'de gündemi derinden sarsan bu vahşi olayın dünya'da yankı bulmaması ise herkesi şaşırttı

http://www.yerlidusunce.org/haber/3986/iki-gayin-birlikteligi-kanli-bitti.html

Batı Kudüs'teki eşcinsel yürüyüşünde bıçaklı saldırı: 6 yaralı

Batı Kudüs'te "Eşcinsel Gurur Yürüyüşü" düzenleyen İsrailli gruba bıçaklı saldırı yapıldığı, 6 kişinin yaralandığı bildirildi.
İsrail basınında yer alan haberlerde, saldırganın bir Ortodoks Yahudi olduğu ve olay yerinde gözaltına alındığı belirtildi. Hafif şekilde yaralılanan yürüyüşçülerin ise olay yerindeki ilk tıbbı müdahalenin ardından hastaneye kaldırıldığı ifade edildi.
Batı Kudüs'te gerçekleştirilen yürüyüşe yüzlerce eşcinselin katıldığı kaydedildi.Önceki yıllarda Batı Kudüs'te düzenlenen eşcinsel yürüyüşlerinde, bazı Ortodoks Yahudiler tepki göstermiş ve idrar dolu torbaları yürüyüşçülerin üzerilerine atmıştı.
İsrail'in başkenti Tel Aviv'de geçtiğimiz ay onyedincisi düzenlenen yıllık "Eşcinseller Gurur Yürüyüşü"ne ise on binlerce eşcinsel katılmış, herhangi bir olay yaşanmamıştı. (AA)

Onur yürüyüşü duvarları yıkıyor

Biz 90’lardan bu yana emek hareketine yakın durduk. Ortak çalıştık. Emek hareketi ile aramızda sadece “Devrimci Ahlak” duvarları vardı.

Miran KOÇKIR
Sevgili Canlar,
Öncelikle aranızda olamamanın hüznünü yaşıyorum ve bu mektubun orada tartışılmasının, emeğin olduğu, mücadelenin olduğu bir yerde dile gelmesinin de mutluluğunu yaşıyorum. Sizlere bu yıl 13’sü düzenlenen “onur” yürüyüşünden bahsedeceğim ama ondan önce biraz zamanınızı almak istiyorum.
Roşin Çiçek, Kürdistan’da babası tarafından göz göre göre katledildi. Evden kaçtı, arkadaşına sığındı yine başka bir arkadaşının ihbarıyla kaldığı yerde bulundu ve bütün apartmanın kapılarını çala çala kaçmaya çalışsa da sığınacak bir yer bulamadı. Bir akşamüzeri Elaziz yolu üzerinde vücudunda onlarca kurşunla babası ve amcası tarafından cinayete kurban gitti. Ondan önce Ahmet Yıldız da törenin kurbanı olmuştu. Sonrasını hala korkarak yaşıyoruz. Bir insan düşünün ki, var olmak için yaşasın, devletler, kültürler onu tanımasın, sokak ortasında aşağılansın, öldürülsün, evleri basılsın, küfürler edilsin, nefes alamasın, emeğiyle üretemesin, her dakika ecelle aynı sokak köşesinde birbirlerine bir soluk kadar yakın bir şekilde yaşamaya zorlansın. Hayatımız ne yazık ki zor. Bu satırları yazarken bile ailem beni bilmiyor ve bilirse neler yaşayacağımı tahayyül edip duruyorum.
Din, devlet, patron, pezevenkler ekseninde hayatımız dar ediliyor. “Patronsuz, pezevenksiz bir dünya istiyoruz!” dedikçe sabahında bir saldırıyla uyanıyoruz. “LGBTİ hakları, sendikal haklardır!” dedikçe tehditler, işten çıkarmalar, polis baskınlarına maruz kalıyoruz. “Alışın, gitmiyoruz!” dedikçe sokaklarda ölüm fermanlarımız asılıyor, nefes almakta zorlanıyoruz. “İş, emek, özgürlük!” dedikçe yaşadığımız her güne şükrediyoruz.

RENKLERİMİZLE DOLDURDUK SOKAKLARI
Kadın olmanın bile suç olarak görüldüğü bu topraklarda, kendimiz olabilmek için paramparça ettiğimiz bedenimiz her dakika, bizleri yok etmek için bekleyen kurtlar sofrasına doğru sürükleniyor. Önceden bu kadar politik değilken bir tehdit unsuru olarak görülmüyorduk. Artık iktidarların korktuğu odaklardan biri haline geldik. Kendimiz de politikleştik. Daha çok sokağa döküldük. Zaten çoğumuz sokaktaydık ama renklerimizle doldurduk bu sefer sokakları. Daha çok çalıştık haklarımız için. Neticesinde bizi bir tehdit olarak gören iktidar yürümemizi engelledi. Gecenin en karanlık dakikalarına kadar çatıştık iktidar canavarıyla. Ama karanlık zaten bizimdi. Her gece herkes uyuyunca biz çıkardık sokağa bir sonraki günü görmek için, nefes alabilmek için çalışırdık. Bu yüzden kazandık.

İNSANCA YAŞAYABİLMEK...
Aslında bunları sadece biraz daha birbirimizin yüreğine dokunabilmek için yazıyorum. Size yabancı değil zaten yazdıklarım. Hepimizin az çok yaşadıkları. Sadece farklı olarak trans bireyler daha kötü durumda. Zorunlu seks işçiliğine (Kiminizin bu kelimeye alerjisi olabilir ama bu bizim gerçekliğimiz. Bunu yaşamak için yapmak zorundayız) mahkûm bırakılıyor, evlerinden çıkamıyor, evinden markete giderken bile yol boyunca onlarca tacize uğruyor, işlerinden dolayı potansiyel tecavüz objesi olarak görülüyor. Biraz onların psikolojisinden bakmanın önemli olduğunu düşüyorum. Yaşamak onlar için en büyük amaç. “İnsanca yaşamak”…
Bu yılki Onur Yürüyüşü’nden bir hafta önce trans yürüyüşü vardı. Bu yürüyüşte her şey gayet iyi bir şekilde gerçekleşti. Hiçbir saldırı ve taciz olmadan Onur Yürüyüşü’nün olduğu güne kadar her şey güzel geçti. Maalesef üç transın yaptığı (ki çoğumuz bunun bilinçli yapıldığını düşünüyoruz) yürüyüşün önüne geçti. Ne yazık ki, polis dehşetinden çok bu olay konuşuldu. Birkaç kişinin saçma tutumu LGBTİ’lerin üzerine yüklenmemeli. Yüz bin kişinin olduğu bir yürüyüşte –ki saldırılar altında olduğumuz bir yürüyüşte– istemediğimiz olaylar olabiliyor. Polis saldırısına uğradık, öldürülmek istendik bir çok arkadaşımız hastanelik oldu.

ARTIK ÖLMEK İSTEMİYORUZ!
Özgür ve eşit bir yaşam istiyoruz. Bunun da en azından şimdilik az olsa da bilinçli bir kitle olarak sosyalizmde olduğunu ve ancak sosyalizmle olacağını biliyoruz. Bu yüzden LGBTİ’nin de emek mücadelesinde ve sosyalizm mücadelesinde yer alabilmesi, örgütlenebilmesi gerekiyor. Bu politik bilincin aşılanması ve emekçilerin de LGBTİ’lere alan açması gerekiyor.
Örgütlerimiz her zaman emeğin yanında oldu; Tekel Direnişi’nde Pembe Hayat ve Kaos GL dernekleri emekçileri yalnız bırakmadı. Paralar toplandı, çadırlar açıldı, evlerimizi sofralarımızı açtık. Soma işçi katliamının olduğu yıl 17 Mayıs Ankara’da Homofobi ve Transfobi karşıtı yürüyüşü Soma’da ölenlerin anısına yaptık. Siyaha büründük. Gezi’nin olduğu yılki Onur Haftası temamız “direniş”ti. Gezi’de barikatlardaydık. Hatta seks işçileri evlerini, sofralarını açtı polis teröründen kaçanlara. Onlarca arkadaşımız gözaltında işkence gördü, gözünü kaybetti. Suruç’a gittik, elimizden gelen yardımı ulaştırmaya çalıştık. Kobane direnişi bitene kadar sınırdan ayrılmadık. Bu sürede birkaç arkadaşımız Kobane’de şehit düştü.

BİRLİKTE KARŞI ÇIKALIM ZALİMLERE
Biz 90’lardan bu yana emek hareketine yakın durduk. Ortak çalıştık. Emek hareketi ile aramızda sadece “Devrimci Ahlak” duvarları vardı. Bu duvarın yıkılmasını Gezi’ye kadar bekledik. Şimdi emek ve özgürlük isteğimizi hep birlikte haykırmamız gerekiyor. Ayrımın, homofobinin, transfobinin olmadığı, erkten ve erillikten uzak bir toplumun inşası için ortak çalışmalıyız. Artık LGBTİ hareketini emekten ayrı bırakmamak için çabalamalıyız. Çünkü artık politikleşen bir hareket var. LGBTİ’ler politikleşmek istiyor. SDP, HDP, SYKP, YSGP, ESP, KP, CHP vb. birçok örgütte örgütlenen onlarca LGBTİ arkadaşım var. Sayıları artık bini geçiyor. Her ilde örgütlerimiz çoğalıyor. En son LGBTİ örgütlenmesi 35 ili geçti, hızla büyüyen bir aile haline geldik. Bizler özgürlüğün emekten ayrı bir olgu olmadığını biliyoruz. Gelin birlikte karşı çıkalım tüm zalim iktidarlara. Erilliğe, patriyarkaya, ataerkilliğe. Mücadeleyi birlikte büyütelim. Tabii birbirimizi inkar etmeden ve kucaklayarak.
Ekmeğin, emeğin, özgürlüğün kadim savaşçısı değerli kadın yoldaşlarıma en içten dileklerimle sevgilerimi yolluyorum. Umarım LGBTİ ve mücadelemizin ortaklaşması gerektiği konusundaki düşüncelerimi iyi bir şekilde anlatabilmişimdir. Daha paylaşacak çok şeyimiz var. Emek’i örgütleyen tüm canlarımıza selam olsun…

Evrensel

30 Temmuz 2015 Perşembe

Serena Williams: Kadın, Üstelik Siyah Tenisçi!

Serena Williams 20 yıldır beyazların “ev sahibi” olduğu tenis alanına yön veriyor. Tenis dünyasında kadınların nasıl görünmeleri gerektiğine dair “kaygı” ise Williams’a saldırmak için her daim kullanılıyor.

Serena Williams, kazandığı 21. Grand Slam şampiyonluğu ile tüm zamanların en başarılı tenisçisi olmaya devam ediyor. Rakamla söylemek dile kolay ama 21 Grand Slam şampiyonluğu hiç mi hiç öyle kolaya alınacak bir başarı değil. Kendisi, şimdiden tenis dünyasını bırakın dünya sporunun en büyük efsanesi artık! Fakat eşi benzerine az rastlanabilecek bu tarihi olay yaşanırken tüm dünyanın odaklandığı şey Serena Williams’ın bedeni. Williams’a yönelik yorumların temelinde elbette ki kurumsallaşmış cinsiyetçilik ve beraberinde ırkçılık var.

Tenis, Victoria döneminde beyaz zengin erkeklerin kulüplerinde beyaz “hanımların” ipek elbiselerle “kadınca” oynadıkları güzide bir spor. Yani tenis, o zamanlar hem beyazların “ev sahibi” olduğu hem de zarif ve kırılgan ideal Batılı kadın imgesinin yeniden üretildiği bir alan. Günümüzde bu durumun değiştiğini söylemek zor. Çünkü kadın tenisçilerin ilk 100 sıralamasına bakıldığında tenisin bugün de beyazların hakim olduğu bir alan olduğu rahatlıkla söylenebilir. İlk 100’de Serena Williams da dahil olmak üzere sadece altı siyah kadın tenisçi yer alıyor. Tenis alanında değer gören beden sermayesinin, yani ideal kadınlığın nasıl olduğunu anlamak için ise Maria Sharapova örneğine bakmak yeterli çünkü kendileri Serena Williams’ın dörtte biri kadar Grand Slam şampiyonluğu elde etmiş olsa bile, toplamda Williams’tan çok daha fazla para kazanıyor ve bırakın tenisi, spor dünyasının (1) en çok kazanan kadın sporcusu. Çünkü zayıf, sarışın ve beyaz.

Mevcut durum içinde Serena Williams, 90’lardan bu yana tenis alanına işlemiş olan ideal beyaz kadınlık imgesine bir karşı duruş/tehdit oluşturuyor. Yorumlar veya haberler Serena Williams’ı zaman zaman “şişmanlığı” ve sıklıkla da “kaslı” bir bedene sahip olması nedeniyle hedef alıyor. Örneğin Serena Williams 2007’de sakatlık sonrası tekrar kortlara döndüğünde performansından çok ne kadar zayıfladığı manşet olmuştu. Tüm dünya, özellikle de tenis dünyası, Serena Williams’ı biraz daha kadınsı olduğu için adeta kutlamıştı. Serena Williams ve kardeşi, beyaz rakipleri gibi zarif ve kırılgan ideal Batılı kadın imgesini sergilemedikleri için, 2014 yılında da Rusya Tenis Federasyonu başkanı bu iki oyuncu hakkında “William (Erkek) Kardeşler” (Williams Brothers) demekten ve onların bedenlerini ima ederek “korkutucu” ifadesini kullanmaktan çekinmemişti. Son olarak ise bir Twitter hesabı Serena Williams’ı kaslı bedeninden dolayı “erkek yapılı” olarak yaftalamaktan geri durmadı.(2)

Serena Williams neredeyse 20 yıldır beyazların “ev sahibi” olduğu tenis alanına yön veriyor ve siyah kadınlara özgü bir kadınlığı temsil ediyor. Bu nedenle, Serena Williams’a yönelik cinsiyetçi yorumlar açıktan ya da gizliden gizliye onun siyahlığına gelip dayanıyor. Ya görünüşünden dolayı ara ara “goril” benzetmesi yapılıyor, ya davranışları nedeniyle “getto” olarak yaftalanıyor ya da performansı nedeniyle “vahşi”. Serena Williams’ın 2015 Wimbledon şampiyonluğunu kazanmasının ardından Bush’un eski özel kalem müdürünün Serena Williams hakkında attığı Twitter mesajında Serena Williams’ın başarısı ve kaslı bedeni nedeniyle “steroid” kullandığına dair bir imada bulunması ırk düzlemindeki yaklaşıma güzel bir örnek. Benzer şekilde Sharapova’nın vekili Max Eisenberg’ın, Serena Williams’ın turnuvadaki 125 mph hızındaki servisine ithafen #bunormalmi? (#isthisnormal?) hashtagı ile attığı Twitter mesajında doping iması yaptığı düşünülebilir fakat bu her halükarda ırkçı bir anlayışın ürünü. Çünkü en hızlı servis rekoru, 131.0 mph ile Almanyalı Sabine Lisicki’ye ait ve bu rekora ilişkin olarak “normal mi” gibi imalar söz konusu değil.

Serena Williams’ın maruz kaldığı ırkçılıkla pekiştirilmiş cinsiyetçilik ve cinsiyetçilikle pekiştirilmiş ırkçılığın bir diğer örneği ise Grand Slam maçı ile aynı vakitte New York Times’da yayınlanan haber. Haberde Serena Williams’ın bedeni diğer beyaz tenisçilerle kıyaslanırken, bu bedenin özenilse bile bu kadınlar tarafından tercih edilmek istenmediği yazılmış. Çünkü bu beyaz kadınlar ısrarla daha ince olmak istediklerini dile getirip, “kaslanmak” istemediklerini ifade etmişler, yani Serena Williams gibi olmak istemediklerini. Sharapova, sahip olduğu beden sermayesinin kendisine kazandırdığı milyonların pek bir farkında olmalı ki, “Biraz daha ince olmak isterdim” diyor. Aynı yazıda devamlı olarak beden (ince, zarif, kassız olmak) ile kadınlık arasında heteroseksist ve geleneksel bir ilişki kurulup, dışında kalan bedenler/kadınlar ötekileştiriliyor.

Özetle, tenis dünyasında kadınların nasıl görünmeleri ya da nasıl bedenlere sahip olmaları gerektiğine dair “kaygı” Serena Williams’a saldırmak için her daim kullanılıyor. Dahası Serena Williams’ın maruz kaldığı kurumsallaşmış cinsiyetçilik (3) ırkçılıkla da kendisini harmanlıyor ve bu ikili ayrımcılık Serena Williams’ın tarihi başarısının arkasındaki yoğun çabanın, saatler süren antrenmanların, sakatlıkların ve yapılan tüm fedakârlıkların göz ardı edilmesine ve değersizleştirilmesine çanak tutuyor. Serena Williams, altı Wimbledon şampiyonluğu ve tüm Grand Slam Şampiyonluklarını elinde bulunduran dünyanın bir numaralı tenisçisi olarak gözlerimizin önünde tarih yazıyor: Hem sportif başarı anlamında hem de beyazlara ait tenis alanında siyahi bir kadın olarak direniş anlamında. Kimileri de konuşadursun!

DipNot: Belirtmek gerekir ki, Serena’nın başarısını “erkeksi” veya “kaslı” olmak, “steroid” kullanmak ya da ırksal avantaja sahip olmakla açıklamaya çalışmak spor dünyasında hâkim olan cinsiyetçi ve ırkçı bir anlayış. Bu anlayışın doğurduğu en temel pratik ise cinsiyet testi. Cinsiyet testi, tenis alanındaki beyaz hakimiyeti nedeniyle yüzeye çıkmıyor belki ama özellikle atletizm gibi sporlarda bilhassa gelişmemiş ülkelerden gelen siyahi kadın sporcuları “geleneksel beyaz Batılı ideal kadın” imgesini sunmadıkları için avlıyor. (MŞK/ÇT)

(1) Smith (2007)’e göre spor dünyası, sporun ekonomi, politika, eğitim ve hukuk sistemi ile olan ilişkisine işaret etmektedir.

(2) Amelie Mauresmo da “kaslı” bedeninden dolayı benzer yorumlara maruz kalmış ve rakibi tarafından “yarım erkek/adam” olarak tanımlanmıştı.

(3) Kadın ve erkeklerin farklı set düzeniyle oynamaları veya faklı şekildeki kupalar kurumsallaşmış cinsiyetçiliğin faklı yansımalarıdır.

Mustafa Şahin Karaçam

Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi doktora öğrencisi, Sporda Toplumsal Araştırmalar Grubu üyesi.

Bianet

Mario Gomez'de Süper Lig'de ter dökecek








Xabi Alonso çılgınlığı


Bayern Münih'in İspanyol orta saha oyunucusu Xabi Alonso'nun sosyal medyada serbest kaldığı söylentileri yayılınca üç büyüklerin taraftarları attığı olay tweet'lerle kendi kulüplerinin yöneticilerine seslendi 

Berk Atan; Pozitif, sıcak ve samimi





http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/29630643.asp

İmam Daayiee Abdullah ile Eşcinsellik ve İslam

Dünyada eşcinsel kimliğini açıklamış sayılı birkaç imamdan biri olan Daayiee Abdullah ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Mutlu ve kendinden oldukça emin eşcinsel bir Müslüman olan Abdullah’ın anlattıkları, herkesin kulak kabartması gereken hafıza açıcı düşünceler.

Eşcinsellik bir hastalık mı?

Öncelikle bu tanımı açıklığa kavuşturalım istiyorum: Eşcinselliği siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Aynı cinsiyetten olan insanların ilişkileri tarih boyunca her kültürde bir çok farklı şekilde algılanmış. Eşcinsellik bazı kültürlerde desteklenmiş, hatta o kültürün önemli bir parçası olmuş, bazı kültürlerde de mitolojiden ya da ait oldukları kültürün ahlak kurallarından dolayı hoş görülmemiştir. Fakat özellikle son 150 yılda Viktorial (tutucu ve muhafazakar) ve tıbbi açılardan eşcinselliğin insanların kendilerini ifade etme çeşitliliği yerine bir hastalık olduğu söylemi oluşmuştur. Bana göre eşcinsellik cinsel çeşitliliktir.

Yani Kutsal Kitaplar bu konuda bir şey söylemiyor. Eşcinselliğin bir hastalık olması kültürel bir inanç, doğru mu?

Evet öyle. Dinler gelmeden önce aynı cinsiyetten insanlar arasında farklı bir çok ilişki yaşanıyordu ve bu ilişkilere olumsuz bir anlam yüklenmemişti. Bu sadece, insanların kendilerini ifade etme biçimlerinden biriydi, hatta biseksüeller için bile. Mesela çocuğu olan ailelerin yanlarında bir de erkek yardımcıları olurdu. Asker arkadaşları, ordu görevlileri ya da normal halktan insanlar arasında da görülen bir ilişki türüydü. Hatta kölelik sürecinde de rastlanmıştır eşcinsel ilişkilere.

Yani, bir “Allah” inancı oluşmadan önce eşcinsellik vardı. Sonra İbrahim (Semavi) dinleri Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam geldi ve eşcinsellik kavramı  da yeni bir boyut kazandı. Museviliğin ilk yıllarında insanlığın emeli büyük bir ulus kurmak idi ve bu yüzden Musevilik’te amacı çocuk yapmak olmayan cinsel ilişkiler hoş karşılanmıyordu.

Hıristiyan dini ise daha ziyade  zengin ve güçlü erkekler ile ergen erkek çocukları arasında yaşanan cinsel ilişki, yani “pedofili” (oğlancılık) konusuyla meşguldü. Bu ilişki geleneği aslında başta olumlu ve faydalı bulunuyordu, çünkü fakirlik içinde yaşayan bir çok kişiye daha müreffeh bir hayat tarzı yaratmıştı. Oğlancılık (pedofili-sodomi) Hıristiyanlığın tolere etmediği şeylerden biriydi. Sonradan bütün bu bilgiler din değiştiren insanlar aracılığıyla İslam dinine aktarıldı.

Yani “eşcinsellik” kavramının anlamlandırılması kültürle alakalı bir durum, insanların bu ilişki türünün tam olarak ne olduğunu tanımlayabilmelerinden değil.

Bu sadece belli başlı bazı insanların yorumu diyebilir miyiz?

Olabilir, ama daha ziyade insanların olayın bütün etmenlerine aynı anda bakmamaları diyebiliriz. İnsanlar bilgileri bir metin kitabı gibi okuyup ezberliyorlar; konuyu, aktörleri, rolleri ya da sonuçları incelemeden.  Bu bir zina mı yoksa karşılıklı rıza ile gerçekleşen yetişkin ilişkisi mi?

Bazıları eşçinselliğin tedavi edilmesi gerektiğini söylüyor. Siz tedavi olup iyileşmiş bir eşcinsel tanıyor musunuz?

Hayır tanımıyorum. Eşcinselliğin bir hastalık olduğunu söyleyenler bilimi, kendi biyolojilerini ya da bir çok başka etkeni anlamıyor. Ne zaman farklı bir şey ile karşılaşsalar, “öteki” ya da “doğal olmayan” olarak damgalıyorlar. Tabiatta doğal ya da doğal olmayan bir çok şey vardır. Bu yüzden kimse keyfi olarak bir sınır çizgisi çizemez. “Bu taraftaysan haklısın, şu taraftaysan haksızsın.” Bu insanoğlunun diğer insanları kontrol almaya çalışması ya da kendi duygusal algılarından dolayı düştüğü yanılgıyla başa çıkma biçimidir. Bazen insanlar anlayamadıkları şeylerden korkarlar.

Eşcinsellik ve İslam

Sizce neden bu kadar çok ve farklı Kur’an yorumu var?

Hepsi farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda yapıldı çünkü. Hamafi Şafi’den önceydi, Maliki ikisinin arasında bir dönemde yaşadı. Hanbeli ise bunların hepsinden sonra yaşadı ve gerçek bir Kur’an alimi değildi. Diğerlerinden çok daha farklı düşünen bir din adamıydı ve hadis çalışmaları ve Kur’an yorumlamaları üzerine uzmanlaşmıştı. Şiilik ise önceki düşünce tarzlarıı kadar eskidir ve Sunnilik ile mutabık kalacak şekilde gelişmiştir. Yani; elimizde beş kadar farklı temel İslam yorumu var ve bunların hepsi her konuda hemfikir değildir. O zaman başka yorumlara da yer var demektir.

Lut Kıssas’ı hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz nasıl yorumluyorsunuz bu hadisi?

Hadisleri pek doğru bulmuyorum. Elimizdeki yaklaşık 5000 hadisten 4900’ü kuşkulu ya da birbirleriyle çelişecek kadar zayıftır. Din alimlerine göre sadece 100 tanesinin doğru olduğu bir şekilde kesindir. Bu 100 hadis dışındakiler ya birbiriyle ya Kur’an ile çelişiyor. Bu durumda ben hadislerin  güvenilirlik veya geçerliliklerini onaylayamam. Dolayısıyla hadislerin çoğu ya fayda sağlamak ya da zamanın politik çıkarlarını korumak için ortaya atılmışlardır.

Lut hikayesi ile ilgili olan konu da uydurulmuştur. Kur’an’dan bir referans verilecek olunursa şunu hatırlatmak isterim; Lut hikayesi yaratıcımızın masum insanlara zarar verdiği için yok ettiği diğer toplumlar hakkındadır. İnsanlara ne yapıp zarar vermişlerdir? Bazı din adamlarına göre bu sorunun cevabı “cinsel ilişki”; Aynı cinsiyetten olan birisiyle cinsel ilişkiye girmektir. Ben de bunu teori olarak şöyle düşünüyorum: Eğer cinsel ilişki seni suçlu yapıyorsa, evrensel tanımlamaya göre cinsel birleşme eylemi bir erkeğin bir kadın ile çiftleşmesidir ki bu tecavüzcülerin de gerçekleştirdiği cinsel eylemdir. O zaman bütün erkekler tecavüzcüdür. Aynı şekilde kadınların yaptığı eylem de fahişelerin yaptığı iş ile aynıdır. O zaman bütün kadınlar fahişedir. Yani kim olduklarını belirleyen yaptıkları eylemdir. Pek tabii ki her kesimin tecavüzcü ya da fahişe olması diye birşey söz konusu olamaz. Bu mantığı genişletirsek; Her eşcinsel ilişki cinsel eğilimi gösteren bir işaret değil, ama eşcinsel tecavüzünü bir çeşit işkence ve ülke kontrolünü ele geçirmek amacıyla kullanan, karısı olan hetero erkeklerin amacı bu değil. O zaman bu kıssasta bahsedilen suç “çiftleşme eylemi” olamaz, başka bir şey olmalı. Konu iyice incelenirse  burada masum insanlara karşı uygulanan kötülüğün tecavüz, ceza ve işkence olduğu ortaya çıkar. Kur’an’da o zaman ne olduğuna dair açıklamalar vardır: Ayetlerde açıkça anlatılır ki; masumlara insanların verdiği zarar baskıcı, zararlı ve tahrip edici bir tavırdaydı.

Eşcinselliğe karşı kullanılan tek İslami söylem bu değil mi?

Evet, doğru. Ama görmemiz gerekir ki; Bu konu hakkında kendileri derinlemesine ve ciddi bir araştırma yapmamış kişiler kendilerine öğretilmiş yanlış bilgileri başkalarına aktarmak istiyor. Sorun da burdan kaynaklanıyor zaten. Benim vardığım sonuca varmayacak bile olsalar, konuyu derinlemesine işleyip anlama şansı olan insanlar bile vardıkları sonucun temelini değiştiriyorlar. Çünkü onların geçmişte kullandığı bazı içerikler günümüzün inanılırlık standartlarıyla bağdaşmıyor.

İslam 1500 yıldır var ama sadece yakın zamanda bir kaç din insanı eşcinsel kimliğini açıkladı. Neden daha önce değil de şimdi?

Bu tam net değil aslında. Bu Salafist düşünce tarzını takip eden Vahabiliğin bir yorumlaması, ki çok dar bir kapsamla açıklanmıştır. Bütün İslam tarihi boyunca her zaman cinsel çeşitliliği destekleyen bireyler ya da din adamları olmuştur.

Dünya’da her 150-200 yılda bir ruhsal bir yenilenme ve entellektüel bir canlanma olur. Dolayısıyla İslamik mesajların anlaşılması da o devrin insanına göre yeniden değerlendirilir. Yani Müslümanların hayatını zamana uyarlayacak yasal reformlar oluşur.

Mesela 160 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu, İngiliz kolonilerinin İmpoaratorluğa gelip kültürü değiştirmeye çalışmasından sonra, eşcinselliği suç olmaktan çıkarmıştır. İngilizler Osmanlı’yı birçok Avrupa kolonisine ayırarak “oğlancılık”ı yasaklayan kendi Viktorial kültürlerini yerleştirmeye çalışmışlardı. Bu duruma karşı durmak isteyen Osmanlı da eşcinsel olarak sınıflandırabilecek insanların cezalandırılmaması için yeni yasal düzenlemeler yaptı.

Yani Batı’dan çok daha önce  İslam Dünya’sı eşcinselliği suç olmaktan çıkarmıştır. Ve şimdi, yani 160 yıl sonra dünyada kadın hakları ve cinsel çeşitlilik konularında yeni reformlar yapılmakta. Bu gibi hakların kazanılmasındaki çalışmalar hız kazanıyor ve ayrıca akademisyenler de bu konunun geçmişte yorumlandığı şeklin olumlu olmadığında ve eşcinselliğin negatif bir olgu olarak anlaşılmasının sebebinin politik ve kültürel sebepler olduğunda hem fikirler.

Bugün bu konuyu  insan pisikolojisini, tıp bilimini ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde dünyayı çok daha iyi çözebilen üstün çağdaş bilimümüzle tekrar değerlendirmeliyiz. LGBTQ Müslümanlarının durumunu için İcma Kanunları’na göre değerlendirmek zorunda değiliz.

İslam ve Huzur

Hıristiyan bir eşcinsel olarak da dindar mıydınız?

Dindar bir çocuktum ben, ama 8 yaşında anlamlandıramadığım şeyler keşfettim ve sorgulama gereği duydum. Büyüdüğüm kültürde bu sorularıma anlamlı cevaplar bulamamıştım çünkü. Sonra diğer inançları araştırmaya başladım. Detroit şehrinde bulunan Hindu ve Budist tapınaklarına, Yahudi sinagoguna ve diğer çeşitli Hıristiyan inançlarının kiliselerine gittim. Bu kadar çok farklı bilgiye maruz kalmak bana Allah’ın ne demek istediği hakkında çok çeşitli anlayışların olabileceğini öğretti. Hiç bir zaman insanların kendilerini ifade etmek için sadece bir yol olduğuna inanmadım, daha fazla yol olması gerek diye düşündüm. Yaratıcı her zaman aynı “yaratıcı”, ama insanların kendilerini ifade etme biçimleri farklı olabiliyor. Ve amaç insanlar arasında eşitlik ve denge kurmak olduğu sürece bunda bir sorun yok.

Siz Müslüman olarak doğmadınız, Müslümanlığı seçtiniz. Neden İslam?

Pekin Üniversitesi’nde okurken bazı sınıf arkadaşlarım Hue ve Uygur Müslümanı’ydı. Hueler etnik Çinli, Uygurlar ise Çin’in batısına göç etmiş eski Türkler. Onlarla sohbetlerim sırasında İslam’a merak sardım. Sonra Pekin’deki Nyou Jye Camiisi’ni ziyaret ettim ve bu benim İslam ile ilk gerçek tanışmam oldu. Orada dinlediğim Hutbe (o zaman Arapça bilmiyordum, Çince dinlemiştim) bana çok anlamlı geldi ve İslam’a olan ilgim daha da arttı. O günden beri yaptığım akademik çalışmalar, incelemeler ve insanlara verdiğim dini danışmanlık sonrasında diyebilirim ki; İslam bana doğru bir seçim olduğunu kanıtladı.

İslami öğretilerin huzurlu bir toplum yaratabileceğini mi düşünüyor musunuz?

Eğer adalet, merhamet ve insaf gibi temel konulara sadık kalınabilirse, insanların İslam’ın barışcıl yönünü görmeleri çok daha kolay olacaktır diye düşünüyorum. Müslüman ya da gayri müslim, insanların yanılmasının ya da İslam’ı anlamak istememesinin sebebi; Kur’an ı bir “kural kitabı” olarak görmeleridir. Yani: “Onlar o zaman öyle yapmış biz de şimdi aynısını yapmalıyız.” Kur’an bu değil. Nasıl İncil veya Tevrat kendi zamanları için gelmişse, Kur’an ve mesajları da kendi zamanı için gelmiştir. Kur’an’ın bir mesajı da: dinlerin amacının barış ve huzur olduğudur zaten.

Müslümanlığın bu günkü şöhreti hakkında ne düşünüyorsunuz?

İslam politik olarak kötüye kullanılıyor ve bu yüzden de özellikle son 15-20 yıl içinde bir çok politik sorunlar ortaya çıktı. Biraz daha, mesela 50 yıl geriye gidersek: Petrol parası ile beraber Vahabi ve Salafist düşünce tarzı da Ortadoğu’dan Dünya’nın diğer yerlerine transfer edildi. Yani petrol ile beraber Ortadoğu kültürü de Batı’ya ithal edildi. Bu da bir çok açıdan zarar verici oldu, çünkü başka bir kültürün içine sokulan şeyler yadırganır ve bu da karmaşaya sebep olabilir. Bu durumda da politik olarak yeni bilgilerin insanların inançlarını anlamasında daha doğru olacağı açıklaması yapılır. Fakat ben bu görüşe katılmıyorum, yanlış bir düşünce.

Müslüman bir eşcinsel olmak

Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Kimliğiniz nedir?

Kendimi nasıl tanımlarsam tanımlayayım; Mesela sihayi Amerikalı erkek, yüksek eğitim almış, bir çok coğrafyayı dolaşmış, yurtdışında yaşamış, bir kaç dil bilen vs. Eşcinsel olmam bu uzun listenin sonunda yer alır ancak. Eşcinsellik benim tek ve ilk kimliğim değil.

Eşcinselliğinizi çocuk yaşınızda farkettiniz ve ergen yaşınızda çevrenize açıkladınız. Zor bir yolculuk olsa gerek.

Hayır pek zor değildi. Konuyu ailemle aramda hallettikten sonra bir sorun olmadı. Başka kimi ilgilendirir ki bu zaten?

Yani asıl sorun aile, ve konuyu aile içinde hallettikten sonra kendinizi diğer insanlara kabul ettirmeniz daha kolay mı oldu?

Evet. Bir aile içinde yetişiyorsunuz ve dolayısıyla herkes birbirini tanıyor. Aile içinde huzurlu bir anlayış ortamı var ise, yapılacak tek şey serpilip büyümek.

Müslüman olduktan sonra eşcinsel kimliğinizde ne değişti?

Bir şey değişmedi. Müslüman olduğum zaman zaten çoktan beri çevremde ve ailemde kabullenilmiş bir eşcinseldim. Sorun aslında insanların bir şeyin ne olup olmadığı hakkındaki yanlış anlayışları. Aynı dilde bile insanların kendilerini ifade etmeleri çeşit çeşit olabilir. Ben İslam’ı kabul ettikten sonra herhangi bir şekilde değişmedim, çünkü değişecek bir şey yoktu. Ben erkek seven bir erkeğim.  Zaten emekli bir futbolcuya benziyorum, efeminen görünüşüm ya da hareketlerim de yok. Bu yüzden insanlar bana pek eşcinsel bir erkek diye yaklaşmıyorlar hemen.

Yani cinsel kimliğinizin İslam’ı seçmenizde bir etkisi yok.

Doğru. Benim Kur’an’dan anladığım; İnsanlar gelişir ve eşini ya da yol arkadaşını bir şekilde bulur. Kur’an gayet açık aslında, genelde kadın ya da erkek kelimelerini kullanmaz, partner ya da eş gibi cinsiyet içermeyen bir terminoloji kullanır. Kur’an’daki kurallar ya da yorumlar kişinin cinsiyeti ya da cinsel eğilimi ne olursa olsun herkese aynı şekilde hitap eder.

Kendinizi sadece LGBTQ imamı olarak mı görüyorsunuz?

Tabii ki değil. Bu çok önemli bir konu aslında, sorduğun için teşekkür ederim. Medya eskiden beni hep “eşcinsel imam” olarak tanıtmaya çalıştı. Bir derece tabii ki doğru bu ama ben herkesin imamıyım. Yani benim işim ve insanlarla olan etkileşimim kapsayıcılık prensibine dayalı. Herkese hitap edebilirim, kimseyi kapsam dışında bırakmıyorum ki bu çok önemli bir nokta. Hem eşcinsel hem de heteroseksüeller bana bir çok konuda danışmak ya da dini bilgi almak için başvuruyor. Ayrıca geleneksel olmayan şekilde dini nikah kıymak isteyenler de bana geliyor. Son 15 yılda nikahını kıydığım 65 çiftin 47’si eşcinsel değildi.

LGBTQ’lerin sorunları

Diğer dini cemaatlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Politik olan konularda dini cemaatler olarak genelde fikir ayrılıklarına düşüyoruz. Ama evlilik eşitliği, insanların cinsel tercihi ya da cinsiyeti ne olursa olsun dini pratiklerini gerçekleştirebilmesi gibi temel konularda benim gibi düşünen din insanlarıyla genelde fikir ayrılığı yaşamıyorum. Mesela Budizm, Hinduizm dinleri ve Şih mezhebi de benim gibi düşünüyor. Bunun dışında fikirlerime karşı çıkanlar genelde beni küçük düşürmek isteyenler.

Amerika’da laik yasalar geçerlidir. Dünyada da sanırım “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi” daha büyük bür standarttır. Zaten hepimizin din ya da ırka bakmaksızın herkese eşit adalet uygulanmasından yana olması gerekmez mi?

Genel olarak sosyal medya ya da mail ile aldığım tepkileri soracak olursan; Evet zaman zaman olumsuz yorumlar geliyor ama bana teşekkür ve takdir mesajları yazanların sayısı, beni tenkit edenlerden yaklaşık üç kat daha fazla.

Özellikle dini kesimden gelen olumsuz tepkilere nasıl karşılık veriyorsunuz?

Bu haklı ya da haksız olma meselesi değil aslında, ama bir çok insanın tutumu bu şekilde malesef. Öncelikle hepimizin karşılıklı oturup konuşabileceğimizi anlatmaya çalışıyorum. Sonra onlara bulunduğum konumu anlatıp, aynı anda ben de onlarınkini görmeye çalışıyorum, ki bu zaten çoğunlukla bildiğimiz klasik düşünce tarzı. Anlatmak istediğim; aslında okuduğumuz şeyin aynı metin olduğu, sadece benim vardığım noktanın onlarınkinden farklı olduğu. Bu benim yanlış düşündüğüm anamına gelmez. Sadece varılan sonuçlar farklı ve bunun kimseye bir zararı yok.

Fiziksel dünyada da öyle değil mi? Farklı perspektiflerden bakılan olaylar  farklı şekillerde algılanabilir. Mesela bir trafik kazası: İki arabanın çarpışmasına caddeden yani yer yüzeyinden, ya da bir binanın ikinci katından aşağıya doğru bakanlar kazayı farklı şekillerde göreceklerdir. Bilgi aynıdır ama algı farklı olacaktır. Ve bu iki görüşü beraber değerlendirdiğimizde  kazanın neden olduğunu ya da sürücülerin ne yaptığını çözebiliriz. Yani; Kur’an ile ilgili farklı görüş ve algıları  karşılaştırıp beraber değerlendirirsek daha büyük ve daha doğru bir bilgiye ulaşabiliriz. İnsanların yanıldığı nokta şu ki; aslında hepimiz o daha büyük gerçeğin ya da doğrunun peşindeyiz. Büyük doğru daha küçük doğruları da kapsar zaten. Ama bazen insanlar bu mantığı anlamayı reddediyor.

Hayatınızdaki en zor ve en mutlu anlarınız nelerdir?

Bazen diğer insanlara bazı şeyleri anlatmak çok zor oluyor. Mesela bazı ülkelerde özgürlüklerini kazanmaya çalışan LGBTQ’ler hala aileleriyle ve toplumla zorluklar yaşıyorlar. Ya da başka sebeplerden dolayı da yara almış olabilir bu insanlar. Çünkü acı çekmişler, aşağılanmışlar, utandırılmışlar, toplumdan dışlanmışlar ve tartaklanmışlar. Diğer insanlar gibi olabilmeleri için özel ilgiye ve bakıma ihtiyaçları var.

Her yıl Philadelphia’da yapılan buluşmamız bu bakımdan çok önemli. Orada insanlar kendilerine benzer insanlarla tanışıyor ve bir aile ortamı buluyorlar. Çünkü daha rahat bir ortamda kendilerini de daha iyi anlayabiliyorlar. Memleketlerine döndüklerinde kendilerini kabullenen ya da destekleyen insanlar olmasa da buluşmada tanıştıkları diğer müslüman eşcinsellerle internet arkadaşlıklarına devam ediyorlar.

Eğitim şart!

İmam Daayiee Abdullah
İmam Daayiee Abdullah
MECCA Enstitüsü‘nü kurmanızın amacı nedir, neler yapacaksınız?

Ben MECCA Enstitüsünün kurucusu ve başkanıyım. Beş yıl önce geldi aklıma bu fikir. İnsanların Kur’an’ın mesajlarını doğru anlamaları için onları eskiden öğrendiklerini temel alarak eğitmek yerine, eskiden öğrendiklerinin içinden günümüz dünyasına uygulanabilecekleri seçip yeniliklere açık bir şekilde yeniden değerlendirerek eğitmenin daha doğru olacağını farkettim. Bu mantığı şu örnekle açıklayabilirim: Eskiden kırsal kesimlerde ya da çöllerde develerin nasıl sürüleceği ya da atların  zamanın şartlarına göre nasıl kullanılacağına dair kurallar vardı. Modern çağda aynı işlerin nasıl yapılacağı eskiye göre farklı tabii ki ama diğer insanlarla ilişkilerimizde uymamız gereken etik ve nezaket kuralları devam ediyor.

Bugün develerimizi nereye park ediyoruz? Tabii ki bugün artık develerle yolculuk etmiyoruz ya da günlük hayatta at kullanmıyoruz. Onların yerine arabalarımızı sürüp, toplu taşıma araçlarına biniyoruz. Ama o metotların uygulanması veya trafik kuralları temel olarak hala aynı aslında. Taşıtını insanların üzerine üzerine sürmezsin mesela, ya da toplumunda sorun yaratacak herhangi bir davranışta bulunmamız hoş karşılanmaz.

Biz MECCA Enstitüsü’ndekilerin amacı; İnsanları kendi muhakemeleriyle Kur’an mesajlarını anlamaya yönlendirmek olacak. Din adamlarının dediği, molların desteklediği ya da uzaklarda bir yerde fildişi kulelerinden oturup fetva verenlere bağımlı kalmadan. Yani öğrenciler konuyu akademik olarak çalışacak, okumaları yapacak, önüne çıkacak soruları cevaplayacak, muhakeme yapacak. Pasif bir şekilde oturup, birilerinin Kur’an mesajlarının ne anlama geldiğini anlatmasını dinlemeyecek.

Bu aynı zamanda bir “online kurs” olacak. Yani öğrenci nerede olursa olsun akıllı telefon, tablet, dizüstü ya da masaüstü bilgisayarından derse katılabilecek, eğitmene soru sorabilecek. Bunların ayarlamalarını yapmada eğitim asistanlarımız yardımcı olacak öğrencilere. Ayrıca ders notlarına arşivimizden ulaşılabilinecek. Kayıtlarımız 27-29 Temmuz’da başlıyor. Dersler ise Eylül’ün ikinci haftası başlıyor.

Kısaca kapsayıcı ve ilerlemeci bir perspektif ile eski yorumları mukayese ederek Kur’an’a modern yorumlar getireceğiz. Kur’an etiğini ve psikolojisini öğreterek modern Kur’an yorumları üzerine çalışacağız. Erken İslam tarihini, o zamanlardaki cinsiyet ve cinsellik anlayışlarını tartışacağız. Kur’an ezberi ve Arapça derslerimiz olacak. Bir de Hadisler ve onlarla ilgili sorunları ciddi bir şekilde sorgulayacağız.

Bunlar sadece başlangıç dersleri. Amacımız üç yılın sonunda öğrencilerin imam ya da imame olmalarına yetecek derleri almış olmaları. Gerekli donanımı edindikleri zaman da hapishane, hastane ya da askeriyede sosyal hizmet görevlileri olarak ve kapsayıcı camiler ve ya diğer ibadethanelerde dini görevli olarak çalışabilecekler.

Yani MECCA Enstitüsü kadın imamlar da mı yetiştirecek?

MECCA Enstitüsü kapsayıcı ve yenilikçi bir İslami eğitim merkezi. ‘Kapsayıcı ve yenilikçi eğitim’ kadınları, cinsel grup azınlıklarını ve transları da öğrenci olarak görmek zorundadır. Ayrıca bu eğitim daha önceden biz inananları ayırmak ya da tecrit etmek için kullanılmış fiziksel sakatlık, farklı İslami düşünce tarzları, etnik köken gibi gruplar altında toplanmış insanları da kapsayacak.

Kadının ibadet yönetmesine gelince; Kur’an’da hiçbir zaman kadınların ibadet seremonisinin herhangi bir parçasına katılmalarını engelleyen bir sebep yoktur. Bu görüş İslam’ın geldiği zamanlarda var olan ataerkil hanedan sisteminin devlet yönetimi içinde yer almasından kaynaklanmıştır. Kadınların ibadete katılmalarınn engellenmesi Hazreti Muhammed’in 632 yılında ölmesinden sonra çıkmıştır. 661-662 yıllarında ise, sadrazamın torununun İslam İmparatorluğu’nın lideri olup başkent Şam’a göç etmesiyle kabile toplumunun hanedanlık sistemi geri gelmiştir.

Siz enstitüde hangi dersleri vereceksiniz?

Bu güz semestiri “Karşılaştırmalı kronolojik Kur’an” dersi vereceğim. Bu 36 saatlik 9 aylık dönemlerden oluşan üç semestirlik bir kurs olacak. Önce son 100 yılda popüler bazı yorumcuların Kur’an meallerini ele alacağım. Sonra öğrenciler Hazreti Muhammed’e ilk vahiy inmesinden itibaren başlayarak tüm ayetleri teker teker okuyacak, sonra da farklı yorumları inceleyip aralarındaki tutarsızlıkları beraber tartışacağız. Sanırım bu şekilde öğrencilerin konuyu anlamaları, günümüzde “gerçek İslam” diye tanıtılan tek bir düşünce tarzını öğrenmelerinden daha aydınlatıcı olacaktır.

Günümüzde LGBTQ olmak!

Neden LGBT’lere karşı toplumsal bir dışlama ve çifte standart var, neden bazı insanlar onlardan nefret ediyor?

Öyle yapmaları onlara öğretiliyor ve kültür de bu zihniyeti destekliyor. Genellikle insanların birinden nefret etmek için gerçek bir sebebi olmaz. Bazı insanlar da siyahilerden, Asyalı’lardan ya da başka bir etnik kökenden nefret etmesi gerektiği öğretilerek büyütülmüştür mesela. Çoğu kez nefret taşıyan o kişinin geçmişinde nefret ettiği kişi tarafından bir yaralanma ya da zarar verilme gibi bir olay yaşanmamıştır. Öyle bile olsa, Ona zarar verenin, o kişinin ait olduğu etnik grup değil sadece o gruptan tek bir kişi olduğunu algılayamıyorlar. O yüzden işte nefret öğretiliyor diyorum. Birisinin onlara söylemesinden başka bu sonuca varmalarını gerektirecek başka bir sebepleri yok aslında. Ama bu bile onların nefretleri için yeterli bir sebep.

Amerika dışında, Norveç gibi başka ülkelerin LGBT kuruluşlarında da aktifsiniz. Farklı kültürlerdeki eşcinsellerin kendilerini ifade etme şekillerinde farklılıklar görüyor musunuz?

Hayır, Norveç’te LGBTQ’ler ile Amarikalı ya da Avrupalı olanlar arasında bir fark görmüyorum. Yanlız mülteci ya da göçmen eşcinsellerin kendini toplumdan izole ettiğini gözlemliyorum ve bunun sebebinin o kişinin kendisinden değil hükümet politikalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Mültecilere dil kursu ya da sosyal integrasyon hizmetleri yerine (psikolojik) bakım sağlanmalı öncelikle. Bunlar hükümetlerin görüş darlığından kaynaklanan hatalar. Bir başka hata da polisin namus cinayetleri ve görücü usulü evlenme konularını ciddiye almaması. Bunlardan kaynaklanan sorunlar yüzünden bir çok genç hayati tehlike altında yaşıyor.

Türkiye’deki LGBT örgütleriyle bağlantınız var mı?

Çok az. Eskiden bir görüşmemiz olmuştu. Bir kaç yıl önce üzerine konuştuğum konular hakkında yazdıklarımı Türkçe olarak kullanmak istemişlerdi. Bunlar Türçe olarak kullanıldı ve gerçekten Türkiye LGBTQ’ler arasında daha fazla olumlu bakış açıları görmeye başladık.

Türkiye’deki son Onur Yürüyüşü Ramazan ayına denk gelmiş olsa da eskilerinden daha canlı ve renkliydi. Bu son yürüyüşte bazı katılanlar tamamen soyunarak kışkırtıcı hareketlerde bulundu. Bu anlar fotoğraflandı ve fotoğraflar internette yayınlanınca çok tepki çekti.

LGBTQ’ların bu tür marjinal davranışları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben burda heteroseksüellerin her zaman yaptığı şeylerden farklı birşey görmüyorum, heterolar yapınca dikkat çekilmeyen birşeyi homoseksüller yapınca gözümüze sokmaya çalışıyorlar. Ama tabii ki bu tarz davranışları onaylamıyorum, çünkü bunlar eşcinselliğe karşı olan ve saldırmak için bahane arayanlara hazır malzeme yaratır ve bu da genel olarak tüm LGBTQ’lere zarar verir.

Bence bu eleştiri bir şekilde heterolseksüellere her zaman olan bir şeye dikkat çekmek için – Müslüman olmayan ülkelerdeki bazı durumlarda verilen aşırı açık poz. Bu yaptıkları göründüğü kadar açık bir şekilde yapılmamış bile olsa aynı tepkiyi alacaktır. Ama Türkiye laik bir ülke olmalı, dindar değil. İnsanların böyle bir şeyi birilerine saldırmak için kullanabilmeleri hükümetin basiretsizliğidir. Bu sorunlardan sadece birisi.

Ben de o yürüyüşten bir fotoğraf görmüştüm; Toma tarafından yere düşürülmüş ve dudağı kanayan bir trans kadının resmiydi. Bu fotoğrafa baktığınızda aslında transların bir şekilde memnun olduklarını görebilirsiniz, çünkü artık yok sayılamayacaklardır. Yani artık toplum onları gerçek bir insan olarak görüp birşeyler yapılması gerektiğini anlamıştır.

Toplumun inançlarına karşı bir itham olarak algıladıkları şeyi ortadan kaldırma isteği bu şekilde devletten onay almış oluyor. Bu yüzden de laik bir yönetim olarak devletin yaklaşımını daha uzlaşmacı bir hale getirmesi ve dini yasal kanunlara uyarlamak isteyen kesimi de dizginlemesi gerekir. Bu dindar insanların bir şeyleri hoş görüyor olması demek değildir. Bu devletin yurttaşlarına eşit haklar uygulaması ve insan haklarına saygı duyuyor olması demektir.

“Türkiye anayasada laik bir ülke olsa da pratikte pek değil”

Siz, Müslüman ve sözde de olsa laik bir ülkenin LGBT’lerine ne tavsiye edersiniz?

Bence insanlar eşitliğin her ki boyutu için çalışmalılar; Yani hem yasal hem de kültürel. Çünkü insanlar herkesin farklı yaratılmış bireyler olduklarını fakettiğinde, eşcinselleri de  kendilerini gördükleri gibi bir insan olarak görmeye başlayacaklardır. Hükümet ise tek bir tarafı kayırmak gibi herhangi bir yanlış bir politika gütmektense tüm vatandaşların ortak çıkarı için çalışmalıdır. Ve bu “ortak çıkar” sadece dindar insanların söyledikleri değildir, laik insanların da fikirleri göz önüne alınmalıdır. Ve tabii ki ülkenin anayasası da uygulanmalıdır. Yasalar ise her vatandaş için eşit ve erişilebilir olmalıdır.

Eğer eşcinsellik resmi bir cinsiyet olarak tanınsa ve eşcinsellere eşit haklar verilse, hayattaki amacınız ne olurdu?

Zamanla insanların kendilerini tanımlamaları da gelişmelidir. Özellikle başkalarına zarar verecek bir şey yapmıyorlarsa başkaları üzerinde karar vermekten ya da yorum yapmaktan vazgeçmeliyiz. Cinsiyet cinsel eğilimin belirleyicisi değildir, bu yüzden de konu bir insan hakları konusudur, insanları kategorilere ayırmak değil. Bu damgalamaktır ve damgalamak insanlığa zarar verir.

Gelecekteki emelim MECCA Enstitisi’nün büyüyen bir eğitim kurumu olmasını ve Müslümanların inançlarını daha iyi ve kapsamlı bir şekilde anlayabilmelerini isterim ki günlük hayattaki içsel gelişimlerini ve büyümelerini engellemeden inançlarını daha iyi yaşayabilsinler. Ayrıca insanların birbirine merhamet, insaf ve eşitliğin inancında muamele ettiği Kur’an ahlakının toplumun önemli bir parçası olacak şekilde genişlediğini de görmek isterim.

Samimi ve açık cevaplarınız için teşekkür ederim, Daayiee Abdullah.

*

Bu röportajın yapılmasını sağlayan  Nefise Ozkal Lorentzen’a çok teşekkür ediyoruz.

NOT: Bu yazıda kullanılan fotoğrafların kullanım hakkı Integral Film‘e aittir.

http://indigodergisi.com/2015/07/roportaj-imam-daayiee-abdullah-escinsellik-islam/

LGBTİ mahkûmlar için komisyon önerisi

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, engelli, yabancı ve LGBTİ mahkûmların yaşam koşullarının incelenmesi amacıyla TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kurulmasını önerdi.

Tanal ve arkadaşlarınca TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesi, engelli, yabancı ve LGBTİ mahkumların yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmasını içeriyor. Önergenin gerekçesinde, “Cezaevlerinin koşulları ile ilgili olarak yakın zamanda Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği tarafından bir rapor hazırlanmıştır” denilerek, rapordaki eksiklikler sıralandıktan sonra şöyle devam edildi:

“Türkiye hapishanelerinde, içme suyu, ped, tuvalet kâğıdı, sabun, deterjan gibi, temel sağlık ve hijyen için elzem olanlar da dahil tüm sarf malzemeleri parayla satılıyor. Ailelerinden uzaktaki yabancılar ve yakınları tarafından dışlanma riski altında olan LGBTİ’ler gibi özel ihtiyaç sahipleri de dahil olmak üzere, dışarıdan para gönderilemeyen pek çok mahpus için bu çok ciddi bir sorun. Türkiye’deki cezaevlerinin koşullarının iyileştirilmesi ve uluslararası standartların getirilmesi gereği aşikârdır.”

MERİÇ TAFOLAR Ankara

Milliyet

Uluslararası LGBTİ örgütlerinden Başbakan Davutoğlu'na mektup

Avrupa'da faaliyet gösteren LGBTİ ve seks işçileri dernekleri, Başbakan Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Öztürk'e mektup yazarak, Kemal Ördek'in güvenliğinin sağlanmasını ve ayrımcılık yapan polislere soruşturma açılmasını istedi.

Avrupa'da faaliyet gösteren LGBTİ ve seks işçileri dernekleri, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na ve İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk'e LGBTİ aktivisti Kemal Ördek'in maruz kaldığı saldırı ve polisin tavrıyla ilgili ortak bir mektup gönderdi.

Mektupta Kemal Ördek’in güvenliğinin sağlanması için Başbakan ve İçişleri Bakanı’ nın ellerinden geleni yapması gerektiği ve Ördek ile avukatına ayrımcı tavırlarla yaklaşan, Ördek’i şikayetçi olmaması için ikna etmeye çalışan polis memurları hakkında soruşturma başlatılması gerektiği ifade edildi.

“SALDIRGANLAR SERBEST, ÖRDEK SAKLANIYOR"
Transgender Europe (TGEU), Uluslararası LGBTIQ Gençlik Örgütü (IGLYO), Uluslararası LGBTI Derneği Avrupa Birimi (ILGA-Europe), Orta ve Doğu Avrupa ile Orta Asya Seks İşçileri Ağı (SWAN), Avrupa Seks İşçilerinin Hakları Uluslararası Komitesi’nin (ICRSE) ortak mektubunda LGBTİ’lere yönelik ayrımcılığa karşı siyasi irade eksikliği eleştirildi.

Beş örgüt mektupta, kanun uygulayıcılarının tavrı karşısında şaşkınlıklarını dile getirirken, bu saldırının ve polis memurlarının tavrının tekil bir olaya değil, LGBTİ’lere ve seks işçilerine yönelik artan düşmanlık iklimine işaret ettiğini söyledi.

“Saldırganlar serbestçe dolaşırken, Kemal Ördek devam eden tacizlerden dolayı saklanmak zorunda kalıyor” diyen hak örgütleri, İstanbul Onur Yürüyüşü’ne yönelik polis saldırısı ve Ankara’da eşcinselleri öldürme çağrısı yapan afişleri de hatırlattı.

Bianet'te yer alan habere göre,Trans Cinayetleri İzleme Projesi verilerine göre, Türkiye’nin trans cinayetlerinde Avrupa öncüsü olduğunun belirtildiği mektupta, transfobi ve seks işçilerine yönelik nefretin durdurulması için devlet yetkililerinin hala adım atmadığı belirtildi.

Hak örgütleri, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerini ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu, İstanbul Sözleşmesi olarak anılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni hatırlattı.

NE OLMUŞTU
LGBTİ aktivisti Kemal Ördek, 5 Temmuz Pazar gecesi Ankara’daki evinde cinsel saldırıya uğramış, "Şu Lut kavmi de bir türlü bitmedi" diyen polise "Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız" dediği iddia edilen saldırganlar serbest bırakılmıştı.

http://www.birgun.net/haber-detay/uluslararasi-lgbti-orgutlerinden-basbakan-davutoglu-na-mektup-85755.html

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Papaz gay olduğunu açıkladı!

ABD'de eşcinsel evlilik yasallaştıktan sonra bir papaz daha aslında gay olduğunu açıkladı.
Bu haber 2015-07-28 17:19:35 eklenmiş ve 481 kez görüntülenmiştir.
 
ABD’de Protestan Lüteriyen Kilisesi'nden bir başpapaz mezhebinin gençler için yaptığı bir konferansta eşcinsel olduğunu açıkladı.
Başpapaz Kevin Kanouse kilise yönetimine bir mektup ile açıklamasını bildirdi. Mektubunda kendi farkındalığının, cinselliklerinde ve güvensizlik, reddediliş, önemsizlik gibi duygularla sorun yaşayan gençlere umut vermesini dilediğini aktardı.

Başpapaz Kevin Kanouse açıklamasında “Umarım birbirimizle kim ve kimin olduğumuz konusunda daha açık ve dürüst iletişim kurmamızda bir yararı olur” dedi.

Bağlı olduğu ELCA (Amerika Evanjelik Lutheran Kilisesi) Teksas Kilise Birliği'nden Elizabeth Eaton Huffington Post’a Başpapaz Kanouse’u, ailesini ve kilise üyelerini dualarında tuttuklarını söyledi.

Karısından ayrılmayacak

Karısından ayrılmamayı planlayan Kanouse, yazdığı mektupta yıllardır kendini reddediyor olduğunu ve yakın bir zamanda kendisini karısına açtığını söylüyor.

“Erken zamanlarda kişiliğimi saklamam gerektiğini kabullenmiştim. Ayrıca kilisede görev yapmak ve papaz olma isteğim vardı.”

Kanouse, 2009’da ELCA’nın eşcinselleri kabul etme kararına ‘hayır’ oyu vermesini de zamanında korku ve endişeden dolayı yaptığını söylüyor.

“Oyum ‘evet’ olsaydı, bunu savunmak zorunda kalmaktan korktum. ‘Hayır’ oyunun arkasına saklanmak daha kolaydı. Tam bir korkaktım.”

“Artık kilisemiz LGBT insanlarını kabul ediyor"

2013’de ELCA,  ilk açık eşcinsel papazı Dr. Guy Erwin’e görev olanağı sağlamıştı.

Daha önce kilisesinde görev alamamaktan korktuğunu açıklayan Kanouse, “Artık kilisemiz LGBT insanlarını kabul ediyor ve onların Tanrı vergisi yeteneklerinin de toplumumuza katabileceklerinin farkındalar” dedi.

Kanaouse karısı ile birlikte ayrılmamaya karar verdiklerini duyurdu fakat aynı zamanda eşcinsel insanların birlikte yaşama tercihine de saygı duyduğunu belirtti.

Mektubunda içinde bulunduğu durumu konuşmaya hazır, yolculuğunu paylaşmaya ve başkalarınınkini dinlemeye açık olduğunu belirtti.

http://www.medyapusula.com/haber/26724/papaz-gay-oldugunu-acikladi.html

LGBTİ mahkûmlar için komisyon önerisi

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, engelli, yabancı ve LGBTİ mahkûmların yaşam koşullarının incelenmesi amacıyla TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kurulmasını önerdi.

Tanal ve arkadaşlarınca TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesi, engelli, yabancı ve LGBTİ mahkumların yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmasını içeriyor. Önergenin gerekçesinde, “Cezaevlerinin koşulları ile ilgili olarak yakın zamanda Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği tarafından bir rapor hazırlanmıştır” denilerek, rapordaki eksiklikler sıralandıktan sonra şöyle devam edildi:

“Türkiye hapishanelerinde, içme suyu, ped, tuvalet kâğıdı, sabun, deterjan gibi, temel sağlık ve hijyen için elzem olanlar da dahil tüm sarf malzemeleri parayla satılıyor. Ailelerinden uzaktaki yabancılar ve yakınları tarafından dışlanma riski altında olan LGBTİ’ler gibi özel ihtiyaç sahipleri de dahil olmak üzere, dışarıdan para gönderilemeyen pek çok mahpus için bu çok ciddi bir sorun. Türkiye’deki cezaevlerinin koşullarının iyileştirilmesi ve uluslararası standartların getirilmesi gereği aşikârdır.”

MERİÇ TAFOLAR Ankara

Milliyet

Orçun Kaptan ve Serhat Özcan’ın romantik hamam sahnesi izleyiciyi bir hayli şaşırtacak!

‘Eski Sevgiliyi Unutmanın 10 Yolu"  7 Ağustos’ta izleyiciyle buluşmak için gün sayıyor. Senaryosu 3.5 yılda bilimsel aşk araştırmaları sonucu büyük özenle yazılan yılın en komik filmi oldukça cesur sahnelerden oluşuyor.

Filmde eski sevgiliyi unutmaya çalışan Atılgan Gümüş’ü sıkıntıdan kurtarmaya çalışan Serhat Özcan ve Orçun Kaptan’ın birlikte çektikleri hamam sahnesi çok konuşulacağa benziyor!

Orçun Kaptan çekimlerin oldukça keyifli geçtiğini belirtirken, “Serhat abi ile kadeh tokuşturmak güzeldi. Açıkçası tikim olduğu için biraz zorlandım...” diyerek espri yaptı…

Ünlü yönetmen Biray Dalkıran, yeni filmine çok güvendiğini belirterek; “İlişkiye sahip çıkmanın yolların anlattık. Bu filmi izlemeye gidenler birbirlerinin değerini daha iyi anlayacaklar ve kendilerinden çok şey bulup gülme krizine girecekler” dedi.

Magazin Sorti

Yasemin Allen ve sevgilisi Armağan Oğuz'dan ayrılmadık pozu


28 Temmuz 2015 Salı

LGBT aktivisti ailesi tarafından darp edildi

Yunus Darin Şahin: Kaçmak dışında çarem yok

Ahura LGBT aktivisti Yunus Darin Şahin, ailesi tarafından 27 Temmuz sabahı İzmir’deki evinde darp edildi. 

Şahin’i darp eden aile bireyleri karakola giderek, evinde gökkuşağı bayrağı ve YPJ bayrağı olduğu gerekçesiyle “bu terörist” diyerek Şahin hakkında suç duyurusunda bulundular.

habersol.org'da yer alan habere göre Darin Şahin yaşananları şöyle anlattı:

"Ailem bir gece önceden beni arayıp tehdit ve hakaret etmeye başlamıştı. Ben de bu yüzden geceyi arkadaşlarımın evinde geçirdim. Sabah eve bazı eşyalarımı almak için gittiğimde kapımı açamadım, kilidi değişmişti. Ev arkadaşlarım da evde olmadığı için bana kapıyı açacak kimse yoktu. Tam geri dönüyordum ki kapı içeriden açıldı, annem kolumdan tutup içeriye çekti, ardından amcam duvara vurmaya başladı beni.

Bu olay yaşandığında saat 7.30- 8.00 arasıydı. Saat 10’a kadar sürekli olarak darp ettiler. Sonra bir şekilde polisi aradım, 15-20 dakika içinde polisler geldi. Ailem polise evdeki bayrağı göstererek “bu ibne, dönme” dediler ve beni darp etmeye devam ettiler. Polis de aileme hak verdi ve engel olmadı. Her yerim kan içinde kaldı. Ardından hastaneye ve karakola gittik. Karakolda ailem beni tehdit ve darp etmeye devam etti. Polisler yine engel olmadı.

Karakolda da kötü muameleye maruz kalan Şahin, ailesi saat 15’te serbest kaldığı halde 3 saat boyunca nezarethane gibi bir odada bekletildikten sonra vücudunda yaralar olduğu halde saat 5’te bulunduğu yerden çıkartılarak terörle mücadeleye götürüldü.

Hukuki sürecini ÇHD ve İHD’li avukatların takip ettiğini söyleyen Şahin, bundan sonraki süreçteyse kaçmak dışında bir çaresi olmadığını belirtti. “Sırtımda bu aile yüküyle nereye kadar kaçarım bilmiyorum” diyen Şahin, “sonumun Roşin gibi, Ahmet Yıldız gibi olmasını istemiyorum” dedi.


http://www.demokrathaber.net/lgbti/lgbt-aktivisti-ailesi-tarafindan-darp-edildi-h52311.html