20 Mayıs 2019 Pazartesi

Zeki Müren'in yeni kitabı çıkmış, gördünüz mü?


BİR MUHABBET KUŞU- POSTMODERN GÖSTERGELER IŞIĞINDA ZEKİ MÜREN

Türkiye tarihinin en sevilen sanatçılarından Zeki Müren’in sanat yaşamının incelendiği bu kitapta, cinsiyet kuramları, postmodern kavramlar ve semiyolojik okumaların beslediği teorik içeriğe eşlik etmek üzere, Müren’in radyo, plak ve gazino solistliği gibi farklı dönemlerini kapsayan icra ve repertuvar analizlerinede ihtiyaç duyuldu. Bu amaçla, Zeki Müren’in söylemlerini ve toplumsal bir figür olarak varlığını, müzikal kimliğini ve sosyokültürel alanda temsiliyetini açıklamak üzerealternatif bir monobiyografi modeli oluşturuldu. Yazılı, görsel ve işitsel kaynak incelemeleri, süreli yayınlardaki taramalar ve derinlemesine görüşmeler aracılığıyladönemin koşulları değerlendirildi, sosyoloji, felsefe, tarih ve kültür teorilerinin müzikolojik saha ile bağlamlandığı, geliştirilmeyeaçık bir yol haritası çizildi.

Türkiye’de hemen herkesin hakkında fikir sahibi olduğu bir sanatçı olan Zeki Müren’in müzikal “temsil”ini yorumlayan Bir Muhabbet Kuşu, kuramsal çerçevesiyle akademisyenlere hitap ettiği kadar, müzikseverlerin de ilgisini çekecek bir çalışma...

http://dukkan.tarihvakfi.org.tr/index.php?route=product%2Fproduct&product_id=655&fbclid=IwAR27Ct8-YUMiLZr2NBMGgStpvsS5fAoMHjqL477oJNU15LkHPwyaKg2d9zM

Bülent Ersoy'dan Okan Bayülgen'e hayır!

Bülent Ersoy, Kıbrıs’ta aldığı sahne sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı.


Hayatının film olması için birden çok teklif alan Diva, “Bana benzer kim var? Okan Bayülgen dediler ama yaşı tutmayacağı için istemedim. Kendimi ancak ben oynayabilirim. Ama 30 sene önceki halimi canlandıramam” diye konuştu.

http://www.gazetevatan.com/bulent-ersoy-dan-okan-bayulgen-e-veto--1255355-magazin/

Cenk Tosun'dan memleketinin takımı olan Denizlispor'a formalı destek!

Denizli'nin Bozkurt ilçesine bağlı Çambaşı köyünden olan Cenk Tosun, Denizlispor Süper.Lig'e çıkınca, Denizlispor forması giyerek memleketinin takımına destek oldu!


Hayatın gerçeklerini görmeyecek kadar aptal olan Yeni Akit'ten yeni bir homofobi: Durdurun bu rezilliği

Uluslararası Af Örgütü tarafından düzenlenen “Homofobi, Transfobi ve Bifobiye Karşı #FobiniUçur!” etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz gün Ankara Ahlatlıbel Parkı ve İzmir Kordon Sahil Yolunda bir araya gelen sapkınlar, önümüzdeki hafta pazar günü ise İstanbul’da buluşmayı planlıyor.

Toplumu ayakta tutan aile yapısını yerle bir etmek amacıyla sık sık gündeme getirilen eşcinsellik sapkınlığının son icraatı ramazan ortasında Ankara ve İzmir’de bir araya gelerek sözde eşcinsel karşıtlığına karşı etkinlik düzenlemek oldu.

Ramazan ortasında sapkınlık propagandası
Daha önce de birçok yürüyüş organize eden Uluslararası Af Örgütü tarafından düzenlenen “Homofobi, Transfobi ve Bifobiye Karşı #FobiniUçur!” etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz gün Ankara Ahlatlıbel Parkı ve İzmir Kordon Sahil Yolunda bir araya gelen sapkınlar, önümüzdeki hafta pazar günü ise İstanbul’da buluşacak.

Toplumun temelini sarsıyor
Düzenledikleri etkinlikte uçurtma uçurarak sözde eşcinsellik karşıtlığına dikkat çektiklerini dile getiren sapkınların, toplumun temelini sarsacak düzeyde değerleri yerle bir etmesine ise kimse ses çıkarmıyor. Her fırsatta ‘özgürlük’ propagandası yapılan Batı’da bile eşcinsellere yönelik kısıtlamalar getirilirken Türk-İslam toplumunun değerleri ile bağdaşmayan ve o değerleri yok etmeyi amaçlayan sapkınların faaliyetleri düzenli olarak devam ediyor.

Haftaya da İstanbul’da bir araya gelecekler
11 ayın sultanı ramazan ayının ortasında her türlü dini değeri ayaklar altında alarak toplumun geleceğini tehlikeye atanların, Ankara’da etkinlik yeri olarak CHP’li Çankaya Belediyesinin işletmesinde olan Ahlatlıbel Parkı’nı seçmesi ise dikkatlerden kaçmadı. Ankara ile aynı gün İzmir Sahil Yolunda düzenlenen etkinliğin önümüzde hafta pazar günü İstanbul Moda Sahilinde düzenlenmesinin planlandığı öğrenildi.

Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına vekaleten bakan Vali Ali Yerlikaya’nın bu rezil etkinliğe müsaade etmemesi bekleniyor.

https://www.yeniakit.com.tr/haber/durdurun-bu-rezilligi-760953.html

Daha rahattır düşüncesiyle eşcinselim diyerek LGBTİ koğuşuna geçen heteroseksüelin başına gelenler!

HDP'li Gergerlioğlu: Milletvekili olarak cezaevini ziyaret edemiyorum

HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevlerine ilişkin sorunlar konusunda ilgili kurumlar ve üyesi olduğu İnsan Hakları Komisyonu’ndan gerekli desteği göremeyince tek başına kolları sıvadı.

Gergerlioğlu’nun gündeme taşıdığı cezaevleri sorunlarıyla ilgili açıklamalar şöyle:

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kardeşinin aşağıdaki sorunları yaşadığını aktarmıştır;

Mahpusun şu an Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulduğunu, kardeşinin LGBTİ koğuşunun diğer koğuşlara oranla rahat olduğunu ve orada daha rahat edeceğini düşündüğünü ve bu sebepten eşcinsel olduğunu beyan ettiğini ve LGBTİ koğuşuna geçtiğini aktarmıştır.

Sonrasında kardeşinin bu kararından pişman olduğunu, zaten LGBTİ olmadığını ve sadece koşulları daha iyi olduğu için böyle bir beyanda bulunduğunu, üç ay önce psikologa gidip LGBTİ bir birey olmadığına yönelik doktor raporu aldığını da eklemiştir. Kardeşinin bu rapora ve şu an bulunduğu koğuşta çok zorlanıyor olmasına ve LGBTİ koğuşundan çıkıp LGBTİ’lerin olmadığı bir koğuşa geçmek istemesine rağmen bu talebinin karşılanmadığını, kardeşinin bu sebepten ciddi psikolojik sorunlar yaşadığını ve kendine zarar verdiğini, aynı zamanda koğuşta diğer mahpuslarla kavga ettiği için can güvenliğinin olmadığını belirtmiştir.Kardeşinin psikolojik sağlığının bozulduğunu ve kendisine zarar vermesinden ciddi endişe ettiğini, diğer mahpusların kardeşine zarar verme ihtimalinden ötürü kardeşinin can güvenliğinden de endişe duyduğunu belirtiyor.Bakın oldukça sıkıntılı bir durum,tutuklu bir yanlış yapmış ama bu yanlışından sonra pişmanlık duyup düzeltmeye çalışmış ama bu durumda çözüm bulmak isteyen bir merci bulamamış karşısında.

***

Akhisar T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulmakta olan mahpusun aşağıdaki sorunları yaşadığını aktarmıştır; kendisinin daha önce B- 6 koğuşu koğuşun görüş saatlerinin 11:00 olduğunu, yakın arkadaşları B-2 koğuşunda bulunduğu ve görüş saatleri 11:00 olduğu için bu koğuşuna geçiş yapmak için dilekçe yazdığını,kendisinin isteği olmadığı halde B-7 koğuşuna sevk edildiğini, bu koğuşun ziyaret saatlerinin daha erken olduğunu ve ailesinin bulunduğu bölgeden cezaevine 11:00’dan önce ulaşamadığını, ailesinin daha erken yetişebilmek için bir gün önceden gelmeleri gerektiğini, ailenin ekonomik durumunun bir gün önceden görüşe gelip otelde kalmaya yetmediğini, kendisinin talebinin görüş saatlerine değişmediği ve arkadaşlarının bulunduğu bir koğuşa sevk edilmek olduğunu, kendisinin B-7 koğuşuna sevk edilerek hem kendisinin hem de ailesinin mağdur edildiğini, aktarmıştır. Evet biz biraz evvel bir vaka aktardık insanlar görüş saatlerine yetişebilmek için gece yarıları sabaha karşı yollara çıkıyor yorgun uykusuz halsiz bitkin bir şekilde yollara çıkıyorlar ve kazalar geçiriyorlar içeride de bunun sıkıntısı devam ediyor, insanlar bu görüşler yapılsın diye müracaatlarda bulunuyorlar ve büyük bir duyarsızlıkla karşılaşıyorlar.

Hülya Karabağlı

https://t24.com.tr/haber/hdp-li-gergerlioglu-milletvekili-olarak-cezaevini-ziyaret-edemiyorum,822

Küba’da LGBTİ+ Onur Haftası Etkinliklerinde 2 Anarşist Gözaltına Alındı

Küba’da 12. LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz Cumartesi düzenlenen eylem öncesinde eylemin organizatörleri arasında bulunan LGBTİ+ aktivisti iki anarşist Jimmy Roque Martinez ve Isbel Diaz Torres gözaltına alındı. Bir gün gözaltında tutulan anarşistler, 12 Mayıs Pazar günü serbest bırakıldı.


Küba’da 12. LGBTİ+ Onur Haftası etkinliklerinin sebep göstermeksizin yasakladığını duyurmuş, ancak geçtiğimiz hafta pek çok LGBTİ+ birey ve örgüt eylemin gerçekleştirilmesinde kararlı davranarak yürüyüş düzenlemişti.

Torres 11 Mayıs sabahı yürüyüşe gitmek üzere yola çıktıklarında polis tarafından durdurulup, eyleme katılmamaları için gözaltında tutulduklarını aktardı.

Martinez ve Torres, aynı zamanda Küba’da faaliyet gösteren anarşist “ABRA:Centro Social y Biblioteca Libertaria’nın da gönüllüleri arasında. (Kaynak: Medyan Haber)

http://www.yeryuzupostasi.org/2019/05/19/kubada-lgbti-onur-haftasi-etkinliklerinde-2-anarsist-gozaltina-alindki/

Kuir Kıbrıs Derneği, aktivistlerinin saldırıya uğradığını savundu

Kuir Kıbrıs Derneği, aktivistlerinin, 17 Mayıs Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nde, cinsel kimlik ve cinsiyet ifadelerinden dolayı Lefkoşa Surları içerisinde sözel ve fiziksel saldırıya uğradıklarını iddia etti.

Kuir Kıbrıs Derneği’nden yapılan yazılı açıklamada, Kuzey Kıbrıs’ta 2014 yılı itibarıyla hayata geçirilen yasal düzenlemede eşcinsel, biseksüel ve translara yönelik fiziksel ve/veya psikolojik şiddetin hiçbir şekilde kabul edilmeyeceği ve ayrımcılık yapılamayacağı belirtilmesine rağmen, Kuir Kıbrıs Derneği aktivistlerinin, Lefkoşa Suriçi’nde cinsel kimlik ve cinsiyet ifadelerinden dolayı, yolda yürürken, sözel ve fiziksel saldırıya uğradığı kaydedildi.

“Fiziksel ve psikolojik şiddeti kınıyoruz” denilen açıklamada, “Homofobi, bifobi ve transfobi kaynaklı bütün tutumları, davranışları ve bu şiddetleri gerçekleştiren şahısları, bunu haklı kılan kurumları kınadığımızı ve gerekli her türlü hukuki yola başvuracağımızı paylaşmak isteriz” denildi.

http://www.kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n285575-kuir-kibris-dernegi-aktivistlerinin-saldiriya-ugradigini-sav

19 Mayıs 2019 Pazar

Ayta Sözeri: Transseksüel olduğumdan ötürü birini dinlemek için gittiğimde alınmadığım mekanlardan, ünlü olunca şimdi bana sahne teklifleri geliyor


İlahiyatçı Yazar toplumsal felakete parmak bastı: LGBT artık bizim mahallenin de meselesi

Cinsi sapkınlığın meşrulaştırılmasına yönelik ifsat projeleri hız kesmeden devam ederken; İlahiyatçı Yazar İbrahim Halil Er, cinsi sapkınlığa olan eğilimin Müslüman toplumları da tehdit edecek düzeye geldiğine dikkat çekti. Er, “Genelde biz bu tür meseleleri kendi mahallemizin dışında gerçekleşen bir olay olarak görmekteyiz ama LGBT meselesi artık bizim mahallenin de meselesi olmuştur.” dedi.


İlahiyatçı Yazar toplumsal felakete parmak bastı: LGBT artık bizim mahallenin de meselesi
 İsmail Uğur  yeniakit.com.tr

Batı kaynaklı fonlarla bütün dünyada Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında yaygınlaştırılmaya çalışılan eşcinsellik sapkınlığı, Müslüman toplumları da tehdit edecek düzeye geldi. İlahiyatçı Yazar İbrahim Halil Er, “Muhafazakar ailelerin çocukları arasında da bu şekilde bir yaşam standardını benimseyenler çıkmaya başladı.” diyerek toplumsal bir felakete dikkat çekti.

Muhafazakar ailelerin çocukları da hedefte

LGBT sapkınlığının artık sadece seküler toplum gruplarının değil, mütedeyyin kesimin de meselesi haline geldiğine işaret eden Er, “Hatta bu insanların seküler zeminde ortaya çıktığını bizde olmaz diyerek hem acımasızca eleştirmekte ve hem de dışlamaktayız. Ama artık muhafazakar ailelerin çocukları arasında da bu şekilde bir yaşam standardını benimseyenler çıkmaya başladı. Örneğin bana gelen bir mesajda muhafazakar bir gazetede yıllarca çalışan ama şimdi travesti olan bir LGBT mensubu kişiden örnek verildi.

Mesajda; ‘Size mesaj olarak atmamın sebebi bir de böyle bir furya var. AK Partili LGBT’liler falan diye, böyle dindar eşcinseller, lezbiyenler, travestiler, orucunu tutan, namazını kılan, hatta hacca giden insanlar. Sanki bir proje gibi yaygınlaşıyor gençler arasında. Sosyal fobili gruplarda da bu tiplere denk geldim. Genelde lise, üniversite öğrencisi iken düşüyorlar. Ne bu tip kafa karışıklıklarını ne de dinlerini bırakabiliyorlar ve ne de bu pis hasletlerinden vazgeçebiliyorlar. Dininden kopmak istemeyenler bize ‘Allah böyle yarattı gayet normal, yaradılışımda var’ deyip kendilerini kandırmaya çalışıyorlar. Böyle bir inanç şekliyle, dinle ters düştüğünü anlayanlardan imanı zayıf olanlar Deistleşmiş, Ateistleşmiş, din düşmanı olmuşlar.

Fakat bunlardan bir kısmı da yani sağcı - muhafazakar, dindar kalanları da gruplaşıyorlar. Bu konuda bile bir siyasi kutuplaşma var. siyasi bir proje gibi destek var.’ diyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin kör noktası LGBT konusu

İstanbul sözleşmesinin karanlıkta kalan, kör noktası olan kısmının LGBT konusu olduğunu vurgulayan Er, şöyle devam etti: “Genelde aile meselesine takıldık ama asıl dünyayı dönüştürmek isteyen güçler, dünyayı cinsiyetsizleştirme ve hatta LGBT konusunu meşrulaştırma ve onları üçüncü cins diye kabul ettirme projesini hayata geçirmeye çalışmaktadırlar.

Bu projenin hayata geçirilmesi belki de Lut Aleyhisselam'ın kavminin başına gelen afetin bir şekilde tekrar yaşanmasına da yol açacaktır. Çünkü Kur'an kıssalarındaki kavimlerin helakı hikayelerinde her kavmin öne çıkan bir günahı örnek gösterilmekte ve her kavme o günaha nispeten bir helak cezası verilmektedir.”

Toprak altımızdan kayıyor, zemini kaybediyoruz

Muhafazakar kesimin seçim, geçim derdiyle uğraşmak yerine gelecek nesiller için büyük bir tehdit halini alan LGBT konusuna eğilmesi gerektiğini belirten Er, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fakat benim gördüğüm sıkıntı, yıllardır tartışılıp sonuca ulaştırılamayan konuların ısıtılıp ısıtılıp tekrar gündeme taşınması, daha hayati önemdeki meselelere yeterince odaklanılmamasıdır. Toplumun suni gündemlerle oyalandığını, toplumsal ve aile yapımızı hedef alan bu tür projelerin bilinçli ve sinsi yöntemlerle gözlerden kaçırıldığını düşünüyorum açıkçası. Bu hayati meselelerde, kötülükten sakındırma ve iyiliği teşvik etme düsturuyla hareket etmemiz gerekiyor.

Ateizm, Deizm, LGBT, Aile gibi meseleler üzerinde zihni efor sarf edilmeli, gençlik ve kadın sorunlarıyla Müslümanca bir bakış açısıyla ilgilenmeliyiz. Bu konuların ana hareket noktası sosyal medya ve ilgili STK’lardır. Acilen siyaset, seçim, geçim gibi sonu gelmeyen tartışmalardan uyanıp asıl konuya yoğunlaşmamız gerekiyor. Toprak altımızdan kayıyor, zemini kaybediyoruz.”

Hollanda'nın kazandığı Eurovision Şarkı Yarışması'nda Madonna ve İzlanda'dan "Filistin" protestosu

İsrail'de düzenlenen 64. Eurovision Şarkı Yarışması'na Filistin bayraklı protestolar damga vurdu. İzlanda'yı "Hatrið mun sigra" şarkısıyla temsil eden Hatari grubu, puanlar dağıtılırken Filistin bayraklarıyla ekranda göründü.


Hollanda'nın galibiyetiyle sonuçlanan 64. Eurovision Şarkı Yarışması'nda İsrail'i protesto eden yalnızca "Filistin" bayraklı İzlanda ekibi değildi.

Oylama devam ederken sahne alan dünyaca ünlü pop yıldızı Madonna'nın dansçısının arkasında bulunan Filistin bayrağı da izleyenlerin gözünden kaçmadı.

İsrail ve Eurovision, Tel Aviv'de düzenlenen yarışma öncesi de protestoların hedefi olmuştu.

İsrail'in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine dikkat çekmek isteyen aktivistler, Eurovision ile eş zamanlı alternatif bir etkinlik organize etti: Globalvision.

Globalvision ile hem izleyicilere hem de sanatçılara Tel Aviv'deki etkinliği boykot çağrısında bulunuldu.

https://tr.euronews.com/2019/05/19/eurovision-sarki-yarismasinda-madonna-ve-izlanda-dan-filistin-protestosu?fbclid=IwAR0160OxUSB1aXK1WJbUU8qyEU9bibsPCnlLsmtcnFPW7vd644mM2WAEetM

2019 Eurovision Şarkı Yarışması'nda kazanan Hollanda 

Protestolar ve boykot çağrıları gölgesinde bu yıl 64’üncüsü düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'nı, Duncan Laurence'ın seslendirdiği Arcade şarkısı ile Hollanda kazandı. Yarışmaya, puanlar dağıtılırken "Filistin" yazılı bayrak açan İzlanda damga vurdu.


Eurovision Şarkı Yarışması'nın finali dün İsrail’in Tel Aviv kentinde yapıldı. Performansları puanlayan 41 ülkeyle yapılan bağlantılar ve oylama sonrası yarışmanın galibi Duncan Laurence'ın seslendirdiği Arcade şarkısı ile Hollanda oldu.

Dünyaca ünlü şarkıcı Madonna'nın mini konser verdiği, çeşitli protesto ve boykot çağrılarının gölgesinde gerçekleşen 2019 Eurovision Şarkı Yarışması’na puanlar dağıtılırken "Filistin" yazılı bayrak açan İzlanda damga vurdu.


Bu yıl 64’üncüsü düzenenlenen Eurovision’un finalinde 26 ülke sahne aldı. Performansların tamamlanmasının ardından oylama işlemi yapıldı. Oylama esnasında sahneye Madonna çıktı. Madonna'nın dansçısının arkasındaki Filistin bayrağı dikkat çekti.

2019'un en genç katılımcısı 16 yaşındaki Zena Beyaz Rusya adına Like it isimli şarkıyı seslendirdi.

Finale katılan ülkeleri, iki yarı finalde üst tura çıkmaya hak kazanan 10’ar ülkenin yanı sıra her sene doğrudan katılma hakkına sahip beş ülke (Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, İspanya) ve ev sahibi İsrail oluşturdu.

Etkinlik, geçen yıl Portekiz’in Lizbon kentinde yapılan yarışmayı kazanan İsrailli şarkıcı Netta Barzilai’nin performansıyla açıldı.


Yarışmada İtalya ikinci, Rusya üçüncü olurken ev sahibi İsrail ise 23. oldu.

Filistin protestoları ve boykot çağrıları gölgesinde gerçekleşen Eurovision’da bu yıl, İsrail'in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine dikkat çekmek isteyen bir grup aktivist, yarışmaya alternatif bir etkinlik düzenledi. Globalvision adlı etkinlik, Eurovision finaliyle aynı saatlerde yapıldı. Etkinlik Londra, Dublin, Ramallah (Batı Şeria) ve Hayfa'da (İsrail) eş zamanlı düzenlendi ve internet üzerinden canlı yayınlandı.

https://www.ntv.com.tr/galeri/sanat/2019-eurovision-sarki-yarismasinda-kazanan-hollanda,aHHxm7P-6kOG5C91536giA/hnnP3fQSyEOF4Ics2QXIlg


18 Mayıs 2019 Cumartesi

Eurovision Şarkı Yarışması eğlence mi siyaset mi?

İsrail haksız politikalarını örtbas etmek için pembeye boyayarak eşcinselleri siyasetine alet mi ediyor?

Bu akşam Tel Aviv’de yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması öncesinde boykot çağrıları ve siyasi tartışmalar gündeme geldi. DW’de Bernd Riegert, bu yarışmanın bir eğlence olarak kalması gerektiği görüşünü savunuyor.

İzlandalı Hatari grubu İsrail hükümetine yönelik eleştirilerden sakınmadı

İsrail'in üçüncü kez ev sahipliği yaptığı Eurovision Şarkı Yarışması'nın finalinde yine ilginç karakterler şarkılarını seslendirecek. Yarışmanın düzenlendiği Tel Aviv kentine gelen binlerce kişi finali heyecanla bekliyor. Dünyada ise yaklaşık 180 milyon kişi yarışmayı televizyondan izlemek için sabırsızlanıyor. Bu heyecan yaşanırken, İsrail Gazze Şeridi'ni geçişlere kapatıyor, Batı Şeria'yı işgal ediyor ve Golan Tepelerini ilhak ediyor. Bütün bunlar birbiriyle bağlantılı mı?

Eurovision Şarkı Yarışması'nı organize edenler bu soruya "hayır” yanıtı veriyor ve yaşanan tartışmaları duymazlıktan geliyorlar. Sahneye çıkacak şarkıcıların ise Ortadoğu sorunu hakkında mesajlar vermeleri yasaklandı. Yarışmanın finalinde özel bir gösteri sergileyecek olan dünyaca ünlü pop şarkıcısı Madonna'nın da şarkı aralarında konuya ilişkin konuşması istenmiyor. Sadece İzlanda'yı temsil eden Hatari grubu bu yasaklara aldırmadı ve Filistinlilere yönelik ayrımcılık uygulayan "İsrail apartheid devleti” şeklinde sözler sarf etti.

Siyasi tartışmalar

Filistinliler Eurovision Şarkı Yarışması ile oluşan ilgiyi kendi amaçları için kullanıyor. Yaklaşık on gün önce Gazze Şeridi'nden İsrail tarafına yağan roketlerin taşıdığı mesajlardan biri de İsrail'e muhalif olanların deyimiyle "Baskıcı” bir devlette eğlenceli bir şarkı yarışmasının düzenlenmesinin hata olduğuna işaret ediyordu. Buna karşılık İsrail ise Avrupa ülkelerinin temsilcilerinin katıldığı bu yarışmanın Tel Aviv'de düzenlenmesini İsrail'in Ortadoğu'nun dünyaya açık ve hoşgörülü tek demokrasisi olmasının bir kanıtı olarak sunuyor.

Eurovision Şarkı Yarışması tabii ki mantıklı olarak aynı zamanda siyasi bir etkinlik, geçmişte de böyleydi, günümüzde de böyle. Yarışma, ilk yıllarda İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa'nın birlikteliğini, Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından ise Batı ve Doğu Avrupa arasındaki birleşmeyi simgeliyordu. Eurovision Şarkı Yarışması, Avrupa'nın bir parçası olan üyelerinin sayısını artırmış, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden önce komünist Yugoslavya'yı yarışmaya dahil etmişti. İsrail ise yaklaşık 40 yıldır Eurovision'a katılıyor.

"Avrupa Yayın Birliği” üyeleri arasında Kuzey Afrika ve Arap ülkeleri de yer alıyor. Ancak Fas haricindeki bütün ülkeler, İsrail'in üye olmasına karşı çıktıkları için yarışmaya hiç katılmadılar. 1960'lı yıllarda İspanya'da diktatörlüğün hüküm sürdüğü dönemde de Eurovision Şarkı Yarışması protestolara sahne olmuştu. Rusya'nın Gürcistan veya Ukrayna ile yaşadığı ihtilaflar, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerilim, Eurovision Şarkı Yarışması'nın pırıltılı dünyasının politize olmasına yol açmıştı.

Boykot çağrıları işe yaramadı

2019 yılındaki Eurovision Şarkı Yarışması'nın düzenlendiği İsrail'e yönelik boykot çağrıları ise sonuçsuz kaldı. Daha önceden katılacağını açıklayan 41 şarkıcı ve grup, ülkelerini temsil etmek üzere İsrail'e gitti. Beklenenden daha az izleyicinin ve turistin gelmesinin nedeni ise siyaset veya güvenlik durumundan çok yarışmanın düzenleneceği yerdeki otel ve ulaşım masrafları ile bilet fiyatlarının yüksek olması ile ilgili.

İsrail'de hiçbir şey apolitik değil. Her şey ya Filistin sorunu ya da antisemitizm ile ilişkilendiriliyor. Filistin yanlısı "Boykot, Yaptırımların Geri Çekilmesi, Yaptırımlar” (BDS)  adlı hareket ise İsrail'e yönelik boykot çağrılarına başka bir boyut kattı. Hareketi yürütenler, Eurovision Şarkı Yarışması'nın en büyük hayran kitlesi arasında yer alan lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve interseks (LGBTİ) bireylerin gökkuşağı bayrağını İsrail’in uyguladığı “haksız” politikalarını örtbas etmek için kullandığını iddia etti. Hareket, Netanyahu hükümetinin uyguladığı yeni yerleşim siyasetini "pembeye boyamak için” LGBTİ bireyleri kullandığı öne sürüldü.

Gerçekte İsrail'de LGBTİ bireyler neredeyse hiç rahatsız edilmeden yaşıyor. Filistinli eşcinseller de Tel Aviv'deki eğlenceye katılmaya hazırlanıyor. Hoşgörülü İsrail toplumunda aynı cinsiyete sahip eşler evlenebiliyor ve hatta çocuk evlat edinebiliyorlar. Buna karşılık Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki baskıcı toplum tarafından eşcinselliğe hoş gözle bakılmıyor. Boykot çağrısında bulunanlar İsrail'in Filistinlilere yönelik siyaseti ile LGBTİ bireylerin haklarını aynı kefeye koyarsa, homofobi eğilimleri göstermiş olurlar.

 Eurovision Song Contest 2019 Serhat Hacipasalioglu (picture-alliance/AA/B. Akbulut)
San Marino'yu temsilen Serhat Hacıpaşalıoğlu yarışıyor

Şarkı söylememek de çözüm değil

İsrail'e karşı boykot hareketi BDS'nin antisemitist tutumununda kabul edilmesi mümkün değil. Protestoları için kullandıkları logodaki Nazi dönemini hatırlatacak tarzdaki kırık kalp ile Nazi terörü ile Yahudi devletinde düzenlenen şarkı yarışması arasında paralellik kurulmaya çalışılıyor. Alman meclisinin boykot hareketini tehlikeli olarak nitelendirerek, desteği çekmeye karar vermesi de doğru.

Elbette İsrail hükümetinin izlediği siyaset eleştirilebilir. Ama bu eleştiri, Yahudi karşıtı bir propagandaya evrilmemeli.

Eurovision Şarkı Yarışması'nın İsrail'de yapılmasına karşı çıkanların sunduğu tezleri göz önünde bulundurunca,  yarışmanın 2012 yılında Azerbaycan'da veya 2009'da Rusya'da da yapılmaması gerekirdi. Bu ülkelerde insan haklarının durumu hiç de iyi değil. Eğer Tel Aviv'de şarkı söylemek mümkün olmayacaksa, Katar'da da Dünya Futbol Şampiyonası'nda top koşturmamak veya 2022'de Çin'de yapılacak Kış Olimpiyatları'na katılmamak gerekiyor. Bu ülkelerde de İsrail'de olduğu gibi yetersizlikler mevcut.

Boykot ve dışlama? Hayır. Tartışma ve eleştiri? Evet. Bu Eurovision Şarkı Yarışması'nın siyasi ruhu sayılabilir. Çok da büyük beklentiye girmeye gerek yok. En nihayetinde Eurovision Şarkı Yarışması sadece büyük bir eğlence.

Bernd Riegert

© Deutsche Welle Türkçe

Hoofobik Yeni Akit: Yaratılışımızın gayesi ve sapkınlık...

GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, "Yaratılışımızın gayesi ve sapkınlık..." başlıklı bir yazı kaleme aldı.


Bir âyet-i kerîmede Rabbimiz (Celle Celâlühû) yaratılış gayemizi ve mükellefiyetimizi şöyle ifade buyurmaktadır: “Ben cin ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.” ( Zariyat suresi,56)

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.” (Kıyâmet Suresi, 36)

“De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” (Furkan Suresi,77)

Ayet-i kerîmeler gayet açık bir şekilde insanın bir yaratılış gayesinin olduğunu ifade etmektedir. O halde insanın yaratılış gayesini önemsemesi ve zühd yolunu tutarak dünyanın geçici zevklerinden yüz çevirmesi gerekmektedir.

İnsanın asıl gayesinin Allah(CC)’a kulluk olduğunu en iyi bir şekilde idrak eden elbette ki Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) olmuş, hayatı boyunca O’nun emrine uygun bir hayat sürdürmüştür. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)‘den sonra ise Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz kendilerini tamamen bu gayeye adamışlardı.

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Duhân,38-39)

İşte yaratılışın asıl gayesi budur. İnsan, dünyevi zevkler için veya kullara kul olup Allah(CC)’tan başka otoritelere boyun eğmek için değil, sadece ama sadece Allah(CC)’a itaat edip O’nu ibadette tevhid etmek, emirlerini yerine getirmek için yaratılmıştır. Tüm Kitaplar bunun için indirilmiş, Adem (aleyhisselam)’dan beri tüm Peygamberler de bu amaç için gönderilmiştir.

“İnsan neden yaratıldığına baksın; erkeğin beli ile kadının kaburgaları arasından çıkan akıcı bir sudan yaratıldı.” (Tarık Suresi, 5-7)

“O’dur sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile sükunet bulsun diye ona kendi cinsinden eşini var eden. Gün gelip o eşine sarılınca, önce hafif bir yük yüklenir ve o yükü bir süre taşır. Ardından yük ağırlaşınca eşler Rableri olan Allah’a, eğer bize salih bir evlat bahşedersen, elbette Sana şükredenlerden olacağız.” diye dua ettiler.” (Araf Suresi,189.)

İşte bu sebeple, İnsan neslinin devamı için mutlaka erkek ve kadına ihtiyaç var. Dünyaya geliş gayelerine uymak zorunda olan insanoğlu mutlaka meşru şartlarda erkek kadın birlikteliği çerçevesinde yaşamak zorundadır. Bunun dışında neslin devamını engelleyecek her türlü ilişki lanetlenmiştir, haram kılınmıştır.

Tarihte, nesillerin devamını engelleyecek sapkın ilişkiler, Yaratılış gayesine ters olduğu için, zaman zaman Allah(CC)’ın müdahalesine muhatap olmuş, kıyamete kadar da bu müdahale olmaya devam edecektir. Kur’an’da geçen Lut kavmi kıssası ibret verici bilgiler sunmaktadır.

“Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”(Şuara Suresi, 165-166)

Homoseksüellik, dünyanın her yerinde haram olduğu, gayri meşru olduğu bilinen bir tavırdır. Bu tavrı meşru göstermek için de münkir şahıs ve devletler birtakım sözde fikri temeller oluşturmaya, homoseksüelliği son derece yaygın ve meşru göstermeye çalışırlar.. Savunucularına göre ise doğal çeşitliliğin bir gereğidir ve saygı duyulmalıdır.

Oysa eşcinsellik ile ilgili gerçek çok daha farklıdır. Allahsızlık, Allah düşmanlığı, Allah(CC)’ı inkâr etmek homoseksüellerin en önemli vasıflarıdır. En önemli mücadelelerini bu konuda verirler. Hazreti İbrahim (a.s) devrinde Lut kavmine özgü bir sapkınlık olan eşcinsellik bugün tüm dünya üzerinde yaygınlaştırmak istenmektedir. Dolayısıyla homoseksüelliğin önüne geçmek için bu propagandalara bir son vermek, Allah(CC)’a inananlar için İmani bir meseledir ve hayati önem taşımaktadır.

https://www.yeniakit.com.tr/haber/yaratilisimizin-gayesi-ve-sapkinlik-760004.html

İlkha'dan homofobi: Eşcinsellik sapıkınlığına Asya'da ilk vize Tayvan'dan

Tayvan, anayasa mahkemesinin tavsiye kararı doğrultusunda eşcinsel evliliği sapkınlığını yasal hale getiren ilk Asya ülkesi oldu.


 Eşcinsellik sapıkınlığına Asya'da ilk vize Tayvan'dan 
İnsanların hilkatine ve fıtratına aykırı olan, Allah’ın hiddetle lanetlediği ve pek çok kavmin helak edilmesine neden olan sapık eşcinsellik dünyada korkutucu bir hızla yayılıyor.

Özellikle tüm ahlaki değerlerini yitiren Avrupa’da yayılan eşcinsellik dünyanın çeşitli ülkelerinde birer birer "normal" karşılanmaya başlıyor.

Avrupa ülkeleri sapık eşcinsel "evliliği" normalleştirip resmen kabul ederken, söz konusu ahlaksızlığı yasal hale getiren ilk Asya ülkesi Tayvan oldu.

2017 yılında ülkenin anayasa mahkemesi bu hakkın var olduğu kararını vermiş ve parlamentoya ilgili düzenlemeleri yapması ve yasayı çıkarması için iki yıl süre tanımıştı.

27 ret oyuna karşı 66 oyla kabul edilen yasaya göre sapık eşcinsel çiftler, evlendiklerinde evlat edinmek dâhil tüm haklara sahip olacaklar. (İLKHA)

https://ilkha.com/haber/97236/escinsellik-sapikinligina-asyada-ilk-vize-tayvandan 

Bilim çoktandır bir kişinin cinsel yönelimini değiştirme fikrinden vazgeçmiş durumda.

Pek çok bilim insanı, hastalık olmayan bir şeyi "tedavi edemeyeceğiniz" konusunda hemfikir. Eşcinsellik ABD'de 1973 yılında akıl hastalığı olmaktan çıkarıldı. Dünya Sağlık Örgütü 1990 yılında bu karara vardı.

Diğer yandan homofobi, nedenlerini anlamak isteyen araştırmacıların daha da fazla gündemine girdi.

'Rasyonel olmayan korku'

1960'larda sözcüğü türeten Amerikalı Psikolog George Weinberg, homofobiyi "homoseksüellere yakın mesafede olma korkusu" olarak tanımladı. Yunan eki 'fobi', rasyonel olmayan korku anlamına geliyor.

1972 basımı Society and the Healthy Homosexual (Toplum ve Sağlıklı Homoseksüel) kitabında, Doktor Weinberg, "Bir hastayı Homoseksüelliğe karşı olan önyargılarını aşmadığı müddetçe bir hastayı sağlıklı sayamam" diyor.

Rome Tor Vergata Üniversitesi'nden Endokrinoloji ve Tıbbi Seksoloji Profesörü Emmanuele A. Jannini, homofobinin "buzdağının görünen kısmı" olduğunu söylüyor.

Profesör Jannini, homofobinin şiddetin eşlik ettiği bazı kişilik özellikleriyle ilgili olduğunu ve psikiyatrik hastalık olarak değerlendirilebileceğini söylüyor.

Jannini, 2015'te yayımlanan bir makalesinde, homofobiyi psikotisizm (öfke ve düşmanlık ile ilişkilendiriliyor), olgunlaşmamış savunma mekanizmaları ve korku temelli aile içi bağlanmalar (bilinç altında güvensizliğe yol açıyor) ile ilişkilendiren makalesiyle tartışma yarattı.

Araştırma, muhafazakarlar tarafından "LGBT yanlısı çöp" olarak değerlendirildi. BBC'ye konuşan Doktor Jannini, araştırmasının arkasında olduğunu söyleyerek, homofobik kişiliği "zayıf" olarak nitelendirdi.

"Bilimsel bir terim değil, ancak anlaşılması için böyle kullanıyorum" diyor.

Homofobi ölçeği

Bir kişinin homofobiklik derecesini inceleyen bir psikimetri ölçeği olan homofobi ölçeğini, 551 İtalyan üniversite öğrencisine uyguladı ve bu sonuçları diğer kişilik özellikleri ile ilişkilendirdi.

Homofobik eğilimleri güçlü olan kişilerde, psikotisizm ve olgunlaşmamış savunma mekanizması gibi kişilik özelliklerinin de yoğun görüldüğünü, ancak aileyle güvenli bağlanmanın düşük bir homofobi göstergesi olduğunu belirledi.

Profesör Jannini, bu akıl sağlığıyla ilgili sorunların terapiyle ele alınabileceğini söylüyor.

"Belki eşcinsellerin tavırlarından hoşlanmıyorsunuz. Ancak 'Eşcinsel değilim, eşcinsellerden nefret ediyorum, eşcinsellerin evime gelmesini istemiyorum, okulda eşcinsel öğretmenler istemiyorum' demek zorunda değilsiniz" diyor.

"Eşcinselliğin bir hastalık olarak değerlendirilip değerlendirilmemesi gerektiğini yüzyıllar boyunca tartıştıktan sonra, ilk kez asıl tedavi edilmesi gereken hastalığın homofobi olduğunu gösterdik."

Kültürlerin etkisi

Ancak bireyler çevrelerinden de etkileniyorlar ve Profesör Jannini'nin ekibinin daha sonra yaptığı bir araştırma, hipermaskülinite, misojini ve ahlakçı davranışlarla iç içe geçmiş kültürlerin nasıl homofobiyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

2017 yılında, farklı ülkelerden dinlere inananan 1048 öğrenci öğrencinin sonuçlarını karşılaştırdılar: İtalya (çoğunlukla Katolik bir ülke), Arnavutluk (çoğunlukla Müslüman) ve Ukrayna (Çoğunlukla Ortodoks)

"İlginç olan şuydu ki dinin kendisi homofobi ile ilişkili değildi. Homofobi seviyesini etkileyen üç farklı dindeki köktenci görüşlerdi."

Dogmanın gücü

Ilımlı dindarlar, size dinin homofobiyi hoş karşılamadığını söyleyecektir.

Rusya'daki Hristiyan Ortodoks Kilisesi'nin Sözcüsü Vahtang Kipshidze BBC'ye yaptığı açıklamada, "Günahtan nefret ediyoruz ama günah işleyenlerden değil" diyor. Kilise'nin eşcinselliğin günah olduğuna ilişkin görüşünü değiştiremeyeceğini, çünkü bu dogmanın Kilise'den değil, Tanrı'dan kaynaklandığını kaydediyor.

"Aynı cins ile cinsel ilişkiye girenler kendi günahlarının kurbanları olarak görüyoruz ve ruhani olarak tedavi edilmeleri gerektiğini düşünüyoruz."

Ancak diğerleri daha katı tavır benimsiyorlar.

Rus rahip Sergei Rybko, 2012 yılında verdiği bir röportajda, silahlı kişilerin Moskova'da eşcinsel klübüne saldırı düzenlemesinin ardından, "Yurdumuzu onlardan temizlemek isteyenlerle aynı fikirdeyim" demişti.

Ancak yine de Kilise'nin aynı cinsiyetteki kişiler arasındaki ilişkileri cezalandırmadığını kaydediyor.

Söylemin gücü

Katolik Kilisesi'ndeki LGBT'lilerin hakları için mücadele eden İrlandalı aktivist Tiernan Brady, "Pek çok Kilise liderinin söylemlerinin insanlarda LGBT bireylere karşı korku ve öfke yarattığını şüphe yok" diyor.

"Bütün homofobi öğrenilmiştir. Homofobik doğmuyoruz, homofobiyi başka yerlerden öğreniyoruz."

"LGBT bireylere karşı davranışlar dünya çapında değişiyor - Latin ve Orta Amerika'da, Güney Asya'da, Doğu Avrupa'da, Hindistan'da ve Çin'de - ancak yüzyıllardır kullanılan nefret dilini bir gecede değiştirmeyecekler" diyor.

"Ancak Kilise insanların hayatının tek bir parçası. Homofobiyi öğrendiğimiz diğer yerler de var: Spor, siyaset, toplum

Bu nedenle, muhafazakar ülkelerdeki kültürün, dinin katı yönlerini pekiştirebileceği düşüncesinde.

"Homofobinin daha yaygın olduğu ülkeler, LGBT bireylerin daha görünmez olduğu ülkeler, çünkü korku ve güvensizlik yaratmak daha kolay."

Klişelerin gücü

Araştırması, homofobinin başka bir etkenle de ilişkili olduğunu ortaya koyuyor: Klişeler

2016 yılında, 645 ABD üniversite öğrencisini örnek oldular ve onları homofobi derecelerine göre puanladılar.

Puanlama dört inanca göre yapıldı;

Bir cinsel azınlığa ait insanlar o şekilde dünyaya gelir.
Tüm cinsel grupların üyeleri birbirine benzer
Bir birey sadece bir cinsel gruba ait olabilir
Bir gruptan biriyle tanışırsanız, tümünü tanımış olursunuz.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, araştırmacılar öğrenciler arasında, cinsel yönelimleri farklı olan kişilerin bu şekilde doğduğunu çoğunlukla kabul ediyordu. Bu hem heteroseksüel hem de homoseksüel katılımcılar için geçerliydi.

Cinsel yönelimleri farklı olan kişilere olumsuz tavır alanları farklı kılan ise, diğer üç inanca çoğunlukla katılıyor olmalarıydı.

Görünürlüğün gücü

Yardımcı Doçent Grzanka, insanları önyargıları kabul etmeye itenin, insanların kafalarındaki "örtülü yanlılık" olduğunu kaydediyor.

Homofobiyi azaltmanın yolunun, insanları "diğerleri" olarak sınıflandıran kişileri eğitmekten geçtiğine inanıyor.

"Eğitim ve kamuyu bilgilendirme kampanyaları yürütmeliyiz ve eşcinsellerin hepsinin birbirine benzediği ve cinsel yönelimin akışkan olmayabileceği gibi inançların etrafında, homofobiyle mücadele politikaları geliştirmeliyiz."

"Cinsel azınlıklardan korkuya yol açan doğuştan gelen hiçbir şey yok. İnsanlık tarihinde eşcinselliğin kabul edildiği, yasal olduğu hatta saygı gösterildiği dönemler oldu."

Daha fazla görünür olmanın, insanların algılarını değiştirebileceği ve LGBT haklarında kazanımlara yol açabileceğini gösteren kanıtlar var.

ABD merkezli araştırma şirketi Gallup'a göre 1999 yılında Amerikalıların 3'te 2'si eşcinsel evliliklere karşıydı ve sadece 3'te 1'i yasal olmasını savunuyordu.

20 yıldan az bir zaman sonra, durum tam tersi: Amerikalıların 3'te 2'si eşcinsel evlilikleri destekliyor ve 3'te 1'inden azı buna karşı çıkıyor.

Araştırmacılar, LGBT üyesi yetişkinlerin yüzde 10'undan fazlasının aynı cinsteki partnerleriyle evli oldığunu ve görünürlüklerinin bazı insanların onların yasal statüsüne karşıtlıklarını ve homofobik davranışları değiştirmeye yardımcı olduğunu kaydediyor.

Homofobiyi "tedavi etmenin" mümkün olup olmadığını bilmiyoruz ancak araştırmacılar onu anlamaya yaklaştıklarını söylüyorlar.

Pablo Uchoa
BBC Dünya Servisi

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48310012

Yeni Akit'ten pis bir homofobi: Benimle Söyle yarışmasında tüm toplum dışılar, ucubeler yan yana ve tam bir uyum içindeler!

Gelecek Mühendisliği!

Ramazan günü yazmaktan hiç hoşnut olmasam da bu can sıkıcı konuyu ele almak zorundayım.

Bir okurumun ikazıyla haberdar oldum programdan.

Kanal D’de yayımlanıyor, adı, “Benimle Söyle”.  Yeni bir program.

Şöhreti yeteneksizlerin de erişimine açmak gibi bir misyonu olan ve içinde bolca, “harika, muhteşem, inanılmaz bir ses” gibi laflar geçen şarkı yarışmalarından biri daha…

Bu köşede popüler kültürden bulaştığını söyleyerek uyardığım ne kadar hastalık varsa, hepsi ete kemiğe bürünmüş bir şekilde bu programda arzı endam ediyor.

Daha önce hiçbir TV programında olmadığı kadar çok homo ve transseksüel bu programda bir araya toplanmış. Araya, hem asıl mesajı kamufle etmek hem de gelebilecek eleştirilere sus payı vermek için ciddi müzisyenleri de yerleştirmişler.   

Bu kadar homo ve transeksüeli ekrana çıkarma, onları sempatik gösterme, evin yaramaz oğlanıymış gibi sunma amacı, çabası gerçekten çok manidar. Üstelik ailelerin ekran başında olduğu bir saatte, genel izleyici kitlesi akıllı işaretiyle yayımlanıyor program. Tam ailelere yönelik yani…

Yarışmanın formatı müzik, ama jüride bulunan bu “ilginç kimlikler” müzisyen de değiller bildiğim kadarıyla.

Yine de kamera sıklıkla onlara, gülümsemelerine, kıyafet ve aksesuarlarına odaklanıyor.

Demek ki müziğin dışında bir amaçla oradalar.

****

Bunun dışında, tuhaf yaşam tarzlarının, mutasyona uğramış kimliklerin, uzuvları saran dövmelerin, bozuk Türkçenin, kentli görgüsüzlüğünün, seviyesiz sohbetin, içi boş kahkahaların, yalandan gülümsemelerin, duyduğu sese inanamıyormuş efekti verilmiş gözlerin sergilendiği bir galeriye dönüştürmüşler programı.

Eğlence programı değil içinde absürt kostümleriyle fütüristik tiplerin dolaştığı Mad Max filminin seti sanki…  Tüm toplum dışılar, ucubeler yan yana ve tam bir uyum içindeler.

Program izleyicisini ne neşelendiriyor, ne müzikal bir zevk veriyor, ne de keyifli bir sohbet vadediyor.

Bir tür eğlence barbarlığı gibi ilerliyor ve gençlerin ruh dünyalarına yapılmış taammüden kundaklama girişimine dönüşüyor. Bütünüyle saçma bu programın diğer özelliği parıltılı görünümünün arkasına gizlediği bu saldırganlığı...

Daha birkaç hafta önce, hem de bizzat mağdurlarının ağzından aktararak toplumda artan/artırılan eşcinsel eğilimleri yazmıştım… Ailelerin tanıklığıyla bu tip eğilimlerin popüler kültür ürünlerinden ciddi anlamda esinlendiklerini de belirtmiştim. Bu konuda mağduriyet yaşayan ailelerden mesajlar alıyorum. Giderek büyüyen bir yaraya dönüşüyor bu durum. Birileri özellikle bu proje üzerinde çalışıyor.

Böyle eğilimleri olan insanlar bu gibi programlardaki kişileri rol model olarak görüyorlar. Sosyal fobilerini bu şöhretli rol modeller üzerinden yenerek kendilerine bir özgüven inşa ediyorlar. İşin saldırgan kısmı da burası…

Bu programları basit eğlencelikler olarak ailece izleyen ya da çocuklarının izlemesine izin veren ebeveynleri uyarıyorum.

Emin olun ateşle oynuyorsunuz!

Her zamankinden daha dikkatli olmak zorundasınız.

Geleceğin toplumunu bu programlarla tasarlıyorlar. Bir kimlik prototipini, televizyon programı formatında; davranışlar, kıyafetler ve aksesuarlar aracılığıyla planlı bir şekilde koca bir topluma dayatıyorlar. Cinsel marjinalliği normalleştiriyorlar.

İthal formata sahip bu tür programların asıl amacı kültürel taarruzdur!

Yarışma işin daha az önemli kısmıdır. Aslolan o nevzuhur tiplerin sergilenmesi, eğlenceyle karılarak meşrulaştırılması, sempatikleştirilmesi ve bu imajın izleyici belleğine pozitif bir şekilde kazınmasıdır. Yer altına yapılan tünel çalışmaları gibi çocuk ve gençlerin bilinçaltının fark ettirmeden biçimlendirilmesidir. Bir gelecek mühendisliğidir!

****

Modern psikolojinin kurucularından Jung, biçimlendirilmiş bilinçaltının zamanla bilinçli düşüncelerimizin görünmez kaynağı haline geleceğini söylüyordu. Buradan hareketle 20 yıl sonrasının Türk toplumunu düşünün lütfen. Bu programlarla beyinleri formatlanan çocukların oluşturacağı toplumu! Aziz bildiğimiz ne varsa bu kuşaklara emanet edilecek unutmayalım… 

Geçenlerde çok bildik, orta sınıf bir markaya ait mağazanın vitrininde, tayt üzerine aşırı bol kesim yazlık bir gömleğin olduğu erkek kıyafet kombinasyonu gördüm ve gözlerime inanamadım. Kadınların giyindikleri tarzın birebir benzeriydi bu kıyafet.

Birileri çalışmaya çoktan başladılar bile. İş şimdiden bu seviyede.

Fakat Türkiye’de gençliğin sahibi yok! Ne hükümetin ne de hükümete yakın sağ çevrelerin gerçekçi, organize ve kapsayıcı bir gençlik politikası yok. Hatta böyle bir iddiaları bile yok. Gençlik sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek gözü dönmüş bir yapımcı topluluğunun kölesi haline getirilmiş durumda.

Dolayısıyla iş öncelikle ailelerde. Aileler bu programları kesinlikle izlememeli, çocukların yanında ilginç cinsel eğilimleriyle ön plana çıkan şöhretlere kesinlikle onay verilmemeli, bu net. Ama sorumluluk bu kadarla bitmiyor. Sizin izlememeniz yeterli değil. Çünkü izleyerek içgüdüsel anlamda provoke olmuş birileri sizin ya da çocuklarınızın ya da yakınlarınızın çevresinde hep dolaşıp duracak. Bu nedenle herkes uzak-yakın çevresini bu yıkıcı programlarla ilgili uyarmak gibi terkedilemez bir görev edinmeli kendine. Bu tür programların reklamları nasıl yapılıyorsa, aynı şekilde bir karşı propaganda yapılmalı eşe dosta. Pasif tüketiciler olmaktan çıkmamız gerekiyor. Tüm medeni cesaretimizle aktif uyarıcılar haline gelmeliyiz. Etkileşimin çok güçlü ve hızlı olduğu bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya diye sanal bir gerçek var! İçinde bulunduğumuz yapıları, organizasyonları, dernekleri, vakıfları bu tür saldırgan projelere karşı teyakkuza geçirmemiz, resmi şikayet yollarını kullanmamız gerekiyor. Türk toplumu ile dalga geçen bu tür programların yayın ömrünü kısaltmamız gerekiyor. 

Evladı eşcinsel eğilimler gösteren ailelerle her konuştuğumda onların çaresiz gözyaşları içimde bir şeyleri paramparça ediyor. Kaybedilen her evlat bizim evladımız çünkü ve yeterince evladımızı kaybettik…   

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ali-osman-aydin/gelecek-muhendisligi-28502.html

17 Mayıs 2019 Cuma

Isaac Orozco by Gareth Bevan


'Cehennem eşcinselleri bekliyor' diyen Rugby oyuncusu Israel Folau takımdan kovuldu


Avustralya'da sosyal medya hesabından "Sarhoşlar, eşcinseller, zina yapanlar, yalancılar, hırsızlar, ateistler, putperestleri cehennem bekliyor. Tövbe edin!" ifadelerinin olduğu bir mesajı paylaşan Rugby oyuncusu Israel Folau takımından kovuldu.

Avustralya Rugby Federasyonu oyuncunun nefret söyleminde bulunduğu için kontratına son verildiğini açıkladı.

Avustralya'da Evanjelist Hristiyan kimliği ile tanınan Folau, daha önce de sosyal medya hesaplarından eşcinsel evliliklere karşı olduğunu dile getiren mesajlar paylaşarak tepki toplamıştı. Geçen yıl homofobik açıklamalar yapan Folau uyarı almıştı.

Avustralya Rugby Federasyonu Başkanı Raelene Castle kararla ilgili "Bu kararı almak zor oldu. Oyuncuların inanç özgürlüklerini her zaman destekliyoruz ama farklılıklarımıza saygı göstermesi gerekiyor" dedi.

30 yaşındaki oyuncunu kararı temyize götürme hakkı bulunuyor.

https://tr.euronews.com/2019/05/17/cehennem-escinseleri-zina-edenleri-bekliyor-diyen-rugbi-oyuncusu-israel-folau-kovuldu

Asya'da ilk: Tayvan parlamentosu eşcinsel evlilikleri onayladı

Tayvan parlamentosu, eşcinsel evliliği onaylayan ilk Asya ülkesi oldu. Yağmur altında duyuruyu bekleyen LGBTİ aktivisti yüzlerce kişi kararı kutladı.


Tayvan parlamentosunda yapılan oylamada üç farklı tasarı gündeme getirildi. Bunlardan bir tanesi LGBTİ örgütleri tarafından da kabul gören hükümete ait tasarı olurken, diğer ikisi muhafazakâr milletvekilleri tarafından sunuldu.

Muhafazakâr milletvekilleri tarafından sunulan ve ‘sulandırılmış’ olarak anılan tasarı, ‘evlilik’ yerine ‘eşcinsel aile ilişkisi’ veya ‘eşcinsel birliktelik’ tabirini kullanıyor.

LGBTİ ÖRGÜTLERİ HÜKÜMETİN TASARISINI DESTEKLİYOR

Hükümetin tasarısı ise, her ne kadar karşı cins evliliklerinden farklı bir düzenleme sunsa da LGBTİ örgütleri tarafından kabul görüyor. Örneğin tasarıya göre, bir Tayvan vatandaşı, eşcinsel evliliğin yasak olduğu bir ülkenin vatandaşı ile evlenemiyor.

Tasarı aynı zamanda belli sınırlandırmalar olsa da evlatlık edinme hakkını da tanıyor.

Demokratik İlerici Parti’nin (Democratic Progressive Party-DPP) çoğunlukta olduğu parlamentoda yapılan oylamada, hükümetin tasarısı 27’ye karşı 66 oyla kabul edildi.


Tayvan parlamentosunun eşcinsel evliliği onaylayan tarihi kararı karşısında bazı aktivistler gözyaşlarına hâkim olamadı.

'DAHA FAZLA TAVİZ VERMEYİ KABUL ETMİYORUZ'

Evlilikte eşitliği savunan bir sivil toplum kuruluşunun baş koordinatörü olan Jennifer Lu, “Hükümetin tasarısı zaten en alt çizgimiz, daha fazla taviz vermeyi kabul etmiyoruz. Diğer iki tasarı kabul edilseydi, bir kez daha anayasal mücadele başlatacaktık” dedi.

Tasarı, Devlet Başkanı Tsai Ing-wen’in imzalamasının ardından yürürlüğe girecek. Oylamadan önce Twitter’da bir mesaj paylaşan Tsai, “Bugün tarih yazma ve ilerici değerlerin Doğu Asya toplumlarında kök saldığını dünyaya gösterme şansımız var” dedi. 2016'daki seçim yarışında evlilik eşitliği vaadi veren Tsai, "Artık dünyaya aşkın kazandığını (#LoveWins) gösterebiliriz" ifadelerini kullandı.

ANAYASA MAHKEMESİ İKİ YIL ÖNCE SÜRE TANIMIŞTI

Kararın temeli iki yıl önceye dayanıyor. 2017 yılında Anayasa Mahkemesi, geçerli medeni hukukun anayasal hakları ihlal ettiğine hükmetmiş ve eşcinsel evliliğin yasallaşmasını talep etmişti.

Mahkeme, gereken yasal değişiklikleri yapması için parlamentoya iki yıl süre tanımıştı. Bu süre 24 Mayıs’ta doluyordu.

© REUTERS / FABRİZİO BENSCH

https://tr.sputniknews.com/asya/201905171039077723-asyada-ilk-tayvan-parlamentosu-escinsel-evlilikleri-onayladi/

Avrupa Birliği'nden 17 Mayıs Antihomofobi Günü açıklaması

17 Mayıs 2019 Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi ile Mücadele Gününde, Yüksek Temsilci FedericaMogherini’nin Avrupa Birliği adına yaptığı açıklama


Avrupa Birliği, Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi ile Mücadele Gününde, lezbiyen, gay, biseksüel, trans ve interseks bireylerin (LGBTİ) haklarını koruma ve destekleme konusundaki güçlü kararlılığını yineler.

Kültürel, geleneksel ve dini değerler LGBTİ bireylere uygulanan zulüm, ayrımcılık, zorbalık ve yaygın kötü muameleyi haklı çıkarmak için dünya genelinde kullanılmaya devam edilmektedir. Bu türden eylemler çoğu zaman nefret suçlarını ve işkence ve cinayet dâhil olmak üzere, şiddetin aşırı hallerini içermektedir.

Cinsel eğilim kanunları 72 ülkede eşcinsel eylemleri suç saymaya devam etmekte, bazı diğer ülkelerde ise kanunlar yeterli korumayı sağlamamakta ve LGBTİ bireylerin hayatlarının her alanında günlük olarak çeşitli türlerde ayrımcılığa maruz kalmalarına göz yummaktadır. AB, LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılığın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan en temel insan hakları ilkelerine zarar verdiğini güçlü bir dille bir kez daha teyit eder.

AB, LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılık ve şiddet eylemlerinin cezasız kalmaması için hem Birlik içinde hem de dışında mücadele etmeye devam etmektedir. Bu çerçevede, Komisyon kendisi tarafından 2016-2019 dönenimde uygulanmak üzere  'List of actionstoadvance LGBTI equality' (LGBTİ eşitliğinin arttırılmasına yönelik eylemler listesini) yayınlamıştır.  Bu eylemler ayrımcılıkla mücadeleden, eğitim, istihdam, sağlık, serbest dolaşım, iltica, nefret söylemi/nefret suçları, genişleme ve dış politikaya kadar ilgili çeşitli politika alanlarında faaliyetleri içermektedir.

AB, Birlik dışında üçüncü ülkelerle yürüttüğü çalışmalarda da düzenli siyasi diyalog toplantıları yapmakta ve hedefi belirli mali yardım programları yoluyla sivil toplum örgütlerini desteklemektedir. 2016’dan bu yana Birlik Asya, Afrika, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’da sivil toplum örgütlerince yürütülen ve değeri 5.2 milyon Avroyu bulan 16 projeyi desteklemiştir. AB 2018’de ise dünya genelindeki LGBTI örgütlerini desteklemek amacıyla 10 milyon Avroluk özel bir teklif çağrısına çıkmıştır. Bunun yanında Ayrımcılığa Karşı İnsan Hakları İlke Kuralları’nın (EU Human Rights Guidelines on Non-Discrimination)kısa bir süre önce kabulüyle birlikte AB, LGBTI bireylerin tüm insan haklarından faydalanmalarına yönelik var olan destekleyici ve koruyucu AB İlke Kurallarını daha da güçlendirilmiştir.

Adaletsizliğe karşı göğüs geren ve baskı ve ayrımcılık mağdurlarının sesini duyurmaya gayret eden sayısız LGBTI hak savunucusu, hem Avrupa’da hem de dünyanın geri kalan bölgelerinde sıklıkla saldırılara maruz kalmaktadır. Bu nedenle Kasım 2018’den bu yana AB, Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı (DİHAA) yoluyla, LGBTI bireylerin en yoğun şekilde ayrımcılık riski altında oldukları alanlarda LGBTI İnsan Hakları Savunucularını ve Örgütlerini desteklemektedir.

Üyesi olan devletlerle el ele veren AB, bu savunucuların yaptıkları çalışmalara dönük yaşamsal desteğini devam ettirecek ve tüm LGBTI bireyler özgür ve güvenli bir yaşam sürene dek bu çabalarına son vermeyecektir.

https://www.avrupa.info.tr/tr/pr/17-mayis-2019-uluslararasi-homofobi-transfobi-ve-bifobi-ile-mucadele-gununde-yuksek-temsilci

Madam Marika da #herşeyçokgüzelolacak diyenlerden!


Daha önceki seçimlerde AKP'yi destekleyen drag queen Madam Marika, seçilmiş bir beldiye başkanının mazbatasının elinden alınmasının demokrasiye aykırı olmasından dolayı, sırf gıcıklık olsun diye CHP'ye, Ekrem İmamoğlu'na oy vereceğini açıkladı.

İmamoğlu ile CHP'ye de bir hereketin geldiğini dile getiren Madam Marika, Kılıçdaroğlu'nun artık oturduğu kolktuktan kalması ve yerini başkalarına devretmesi gerektiğini söyledi.

İmamoğlu hem karizmatik olduğu, hem de lider vasfı taşıdığı için, Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığından olma korkularının haklı olduğunu da ilave etti. Bir Cumhurbaşkanı sadece kendi partililerini değil, tüm milleti kucaklaması gerektiğini söyleyem Marika, CHP'nin moda sloganı #herşeyçokgüzelolacak diyerek de kime oy vereceğini açıklamış oldu.