3 Mayıs 2016 Salı

Jacob Morton by Leonardo Corredor for Risbel Magazine


Keremcem: Ben sekse kadın gözüyle bakabiliyorum


Peki seks, hayatınızın neresinde duruyor?

- Tabii önemli ama hayatımın merkezinde de durmuyor. Bence seks amaçlanacak bir şey değil. Ama erkekler biraz bu kavrama öyle yaklaşıyor. Daha mekanik bir şey gibi... Ben sekse kadın gözüyle bakabiliyorum.

Kadın ve erkeğin sekse bakış açısındaki fark ne?

- Erkekleri testosteron yönlendiriyor. Tabii ben de testosteron dolu bir adamım ama kalbimle düşünüp yaşıyorum.

Eğer seksi olduğumu düşünüyorsanız bu benim bir bakışım ya da bir tavrımla gerçekleşiyordur. İnsanın kendisiyle barışık olmasının hayatta en seksi şey olduğunu düşünürüm.

Hakan GENCE Fotoğraflar: Fethi KARADUMAN- Mehmet TURGUT

Cem Yılmaz ile Ozan Güven balıkçıda buluştu

Allah tamamına erdirsin!

Aşk haberlerini ti’ye almak için önceki gün el ele poz veren Cem Yılmaz ile Ozan Güven  akşam da Antavuktöy’de bir balıkçıda buluştu. Yılmaz, “Kabul edin iyi numara yaptık, eğlendiniz” dedi. Yılmaz’ın ağabeyi Can Yılmaz da muzip çiftin fotoğrafını paylaşıp “İki genç birbirini sevmiş, bize söz düşmez. Allah tamamına erdirsin” diyerek yeni ‘aşıklara’ destek çıktı.

Vatan

Adama tecavüz ederek hastanelik ettiler

Aynı anda her iki kadınla ilişki yaşayan adamın sevgilileri durumu öğrenince genç adama işkence ederek cinsel fantezi oyuncağıyla tecavüz etti.

Rusya'nın başkenti Moskova'da 27 Nisan çarşamba günü yaşanan olayda, Alexander S. (24) isimli öğrenci, sevgilisi Anastasia K.'nın daveti üzerine (35) Moskova'nın kuzeyinde Ruslovka caddesinde bulunan dairesinde buluşmaya gitti. Bir televizyon kanalında yayınlanan yetenek yarışmasında yapımcı olan genç kadın, sevgilisi Alexander'a bir sürpriz hazırlamıştı. Anastasia ile buluşmaya gelen genç adam karşısında yine sevgilisi olan 24 yaşındaki Viktoria F. ile de karşı karşıya geldi.


KENDİLERİNİ AYNI ADAMIN ALDATTIĞINI ÖĞRENDİLER

Bir üniversitede öğrenci olduğu açıklanan Viktoria F. ile Anastasia K., her ikisiyle de aynı anda ilişki yaşadığını öğrendikleri Alexander'ı bıçak tehdidiyle sandalyeye bağladı. Genç adama küfürlü sözlerle hakaret eden ve dalga geçen iki kadın, Alexander'ın vücudunu bıçak ve kırık şişe parçalarıyla keserek işkence etti.

CİNSEL FANTEZİ OYUNCAĞIYLA TECAVÜZ ETTİLER

Alexander'ın kendilerine ihanet ettiğini belirten kadınlar daha sonra cinsel fantezi oyuncağı kullanarak genç adama tecavüz etti. Kendilerini aldatmakla itham ettikleri Alexander'a iki kadının yaptığı işkence bir saatten fazla sürdü.Genç adamı öldürmek istediklerini söyleyen Anastasia ve Viktoria işkence sonrasında genç adamı çıplak vaziyette ve kanlar içinde kapı dışarı etti. Gözü dönmüş iki kıskanç kadın daha sonra Alexander'ın kıyafetlerinin dahil olduğu her şeyi pencereden sokağa attı.

YARIM SAAT BOYUNCA ÇIRILÇIPLAK KALDI

Yaklaşık yarım saat boyunca Ruslovka caddesi üzerinde çıplak ve kanlar içinde dolanan Alexander, çevreden geçenlerin acil yardım hattını araması sonrasında hastaneye kaldırıldı. Polise verdiği ilk ifadede genç adam, iki kadının kendisine işkence ettiğini ve cinsel fantezi oyuncağıyla ırzına geçtiğini belirtti. Yerel basına da yansıyan ifadelerde Alexander ayrıca şu sözleri sarf etti:


"EVDEN DIŞARI CANLI ŞEKİLDE SALMAYACAKLARINI SÖYLEDİLER"

"Anastasia beni evine çağırdı. Eve vardığım gibi bana Viktoria hakkında sorular sormaya başladı. Bunun hemen sonrasında Viktoria karşımda belirdi. Bana vurmaya ve elbiselerimi parçalamaya başladı. Öfkesi dinmedi ve boğazıma sarılarak beni boğmaya çalıştı. Anastasia onu ellerinden tutarak ancak durdurabildi. Eve ilk girdiğimde olayın bu boyutlara geleceğini anlayamadım. İkisi aralarında anlaşarak bana tuzak kurmuşlar. Onlara vurmadım, kötü bir şey yapmadım. Daha sonra bıçak ve kırık şişe parçalarıyla derimi kesmeye başladılar. Bana işkence ettiler. Bana, beni öldürmek istediklerini ve evden dışarı canlı şekilde salmayacaklarını söylediler. Beni kanlar içinde dışarı attılar. Daha sonra da parçalanmış elbiselerimi pencereden sokağa saçtılar."

HER İKİ KADIN DA TUTUKLU YARGILANMAK ÜZERE HAPSE MAHKUM OLDU

Life.ru adlı haber sitesine konuşan Viktoria F., mahkemede suçunu kabullendiğini belirterek, Alexander'ın kendisinden borç para aldığını, borcunu geri ödeme konusunda sürekli yalan söylediğini ifade etti. Tushino Mahkemesi'nde duruşmaya çıkarılan Viktoria F. ve Anastasia K., cinsel taciz ve işkence suçlamalarından yargılandı. İki zanlı, 27 Haziran'daki bir sonraki duruşma tarihine kadar tutuklu yargılanmak üzere hapse gönderildi.

Milliyet

Erkan Zengin Trabzonspor'dan ayrıldı



Trabzonspor ile sözleşmesinin feshi konusunda anlaşmaya varan Erkan Zengin, Trabzon'dan ayrıldı. Trabzonspor ile 2017'ye kadar sözleşmesi bulunan İsveçli futbolcu karşılıklı anlaşma ile bordo-mavili yönetimle mutabakata vardı. Erkan Zengin, büyük ihtimalle Çin liginin yolunu tutacak. Yıldız oyuncunun 1.3 milyon Euro tutarındaki alacağından vazgeçtiği ifade ediliyor.

Yusuf Güney - Kaptan


01. Hadi Aşkım (Yorgan Yakalım) 02. Evlen Benimle 03. Kaptan 04. Sevdaluğun Sarmadı 05. Aşkım Olur Musun 06. Sevme Yanarsın 07. Umudun Yolu 08. Elini Vicdanına Koy 09. Ben Ordan Geliyorum 10. Hazin (Remix)

Tarkan evlendi

Megastar Tarkan Cuma günü sevgilisi Pınar Dilek ile Tarabya’daki villasında sade bir törenle evlendi. Tarkan ve Pınar Dilek'in düğün töreninin önümüzdeki günlerde yapılacağı öğrenildi. Tarkan, Pınar Dilek ile evleneceğini ilk olarak Hürriyet'e açıklamıştı.Hürriyet Haber 02 Mayıs 2016 -

Ünlü sanatçı Tarkan geçtiğimiz Cuma günü Pınar Dilek ile evlendi. Tarabya'daki villasında düzenlenen nikah töreninde çiftin aileleri yer aldı. Sade bir törenle evlenen çiftin önümüzdeki günlerde düğün töreni gerçekleştireceği öğrenildi. Peki Pınar Dilek kimdir?

Yaz aylarında evlenmesi beklenen çiftin sürpriz bir kararla dünyaevine girmesi kafaları karıştırdı. İddiaya göre, Pınar Dilek hamile olduğu için nikah tarihi öne çekildi.

Hürriyet

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Bülent Ersoy ve dostları 10 kilogram deniz mahsulü yedi

Muğla’nın Bodrum ilçesine gelen ünlü ses sanatçısı Bülent Ersoy, dostlarıyla beraber 10 kilogram deniz mahsulü yedi.


İzmir’deki konserini ardından soluğu Bodrum’da alan Diva bir balık restoranında objektiflere takıldı. Ersoy, arkadaşları ile birlikte felekten bir gece çaldı. Ersoy ve dostlarının yaklaşık 2 saat kaldığı restoranda 5 kilogram Lagos balığı, 5 kilogram karides yedikleri öğrenildi. Birçok deniz ürünün servis edildiği ve masanın tamamen deniz mahsulleri ve mezelerle donatıldığı dikkatlerden kaçmadı.

Bodrum Balıkevi isimli restoranda hazırlık yapan garsonlar Ersoy için özel koltuk getirdi. Diva ve arkadaşlarına gece boyu 6 garson servis yaptı. Ersoy’un tercih ettiği Siyah elbise ve siyah şapkası da oldukça dikkat çekti.

Ersoy, restoran çıkışında “Yeğenlerim için geldim. Fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Herkese iyi akşamlar” dedi.

Hürriyet

Madam Marika Gürcistan yolcusu


Daha önce yılbaşında İngiltere'de sahneye çıkan Madam Marika, Gürcistan yolcusu.
Gürcü sanatçı George Khotovari'nin işlettiği Boğaziçi isimli barda showlar yapacak.

Sahnede karaoke şarkı söyleyen ve stand up gösteri yapan Madam Marika, şovuna izleyicilerini de dahil diyor.

Aynı zaman da LGBTİ aktivisti de olam Madam Marika 10 Mayıs'ta yola çıkıyor.









Futbolu sorgulayan takımlar: Atletik Dildoa ve Sportif Lezbon

Türkiye'de futbolun yalnızca bir erkek sporu olmadığını gösteren iki takım, Atletik Dildoa ve Sportif Lezbon’un içinde eşcinseller de var heteroseksüeller de... Ortak tutkularıysa, futbol.

Erkek egemenliğin pek çok örneği gündelik hayatta karşımıza çıkıyor. Bu egemenliğin en belirgin olduğu alansa şüphesiz futbol. Türkiye’de yoğun ilgiyle takip edilen futbol, ne yazık ki, aynı zamanda erkek şiddetinin sözel halini yansıtan ve homofobik söylemlerin sık rastlandığı bir mecra haline geldi. Her ne kadar Avrupa ve Amerika kıtalarında kadın futbolu yaygınlaşsa ve rağbet görse de, Türkiye bu noktada henüz işin başında.  Futbolun yalnızca bir erkek sporu olmadığını gösteren iki takım, Atletik Dildoa ve Sportif Lezbon’u ağırlıyoruz bu hafta sayfalarımızda. Aralarında eşcinseller de var heteroseksüeller de... Ortak tutkularıysa, futbol. Geçen yıl kurulan Atletik Dildoa’nın vazgeçilmez oyuncularından D. N. A. ile Sportif Lezbon’dan S. Y. Sorularımızı cevaplıyor.

Takımların isminin kuruluş hikâyesi neye dayanıyor? Ne zaman ve nasıl kuruldular?

D. N. A.: Atletik Dildoa için hikâyenin en başına gidersek, bir kısmımız 2015’teki Onur Haftası kapsamındaki futbol maçı etkinliğine katılmıştı, orada bugünkü sahamızla tanışmış olduk. Bir yandan da zaten mahallede yakın arkadaş olan, futbolu seven ama ana akımdaki haliyle ilişkisi zaman içinde zedelenmiş bir grup olarak düzenli futbol maçı yapmayı istiyorduk. Onur Haftası biter bitmez, Temmuz başı itibariyle, Tatavla’daki sahada oynamaya başladık. Kasım ayındaysa yeni kurulan muhalif bir lige dahil olmak istedik. İsmimizi de o dönemde bulduk. O günden bu yana hem takım olarak başka takımlarla maç yapıyor hem de politik sözümüzü söylüyoruz. Ayrıca 100’den fazla insanın olduğu bir facebook grubunda kendi aramızda yaptığımız haftalık maçları organize ediyoruz.

S. Y.: Sportif Lezbon, 2015 Mart ayında Ankara’da kuruldu. Daha önce 2013 yılında Kaos GL’nin düzenlediği piknikte, eşcinsel ve biseksüel kadınlar piknik alanında futbol maçı yapmışlar, ben o piknikte yoktum. Daha sonra neden bu maçları halı sahalarda da yapmıyoruz diye düşünmüşler. Sonra Strapon ve Elle adında iki takım arasında grup maç yapılıyor. Bunlar bir iki maçlık organizasyonlar, sürekliliği olan bir durum değil. 2014’e gelindiğinde  eşcinsel ve biseksüel kadınların bir araya gelip birlikte futbol maçı yapmak, bisiklete binmek  gibi etkinliklerin düzenlenmesini sağlamak üzere facebook’da kapalı bir grup kuruldu. Orada baktık ki, birçok kadın maç yapmak istiyor. 4 takım yaklaşık 40 kadın birlikte maç yaptık. Fakat bu maçlar yine devam etmedi araya yaz girdi falan. 2015 geldiğimizde de Ankara’da İstanbul’da olduğu gibi Karşı Lig, Gazoz Ligi gibi bir oluşum olabilir mi, diye taraftar grupları ve birkaç mahalle inisiyatifi bir araya gelip düşünmüşler. O sıra Kaos GL’ye siz de bir takım çıkarmak ister misiniz, diye haber veriyorlar. Biz de o facebook grubunda arkadaşlarla konuştuk. Kurulacak lig için yapılan toplantıya o gruptan 4 arkadaş olarak katıldık. Sportif Lezbon da o toplantıda kuruldu aslında, ismi de o toplantıda çıktı. Hem böyle eğlenceli, hem biraz da belki provakatif  bir isim olmasının güzel olacağını düşündük. İsim çok beğenildi, sahiplenildi. Hatta bir keresinde bir kanalda Portekiz takımı Sporting Lisbon’la ilgili bir haber geçiyormuş, arkadaşlardan biri mesaj attı “Ya şu kanalda sizden bahsediyorlar” diye ciddi ciddi. Epey gülmüştük.

İki takımın da tamamı eşcinsellerden mi oluşuyor?

D. N. A.: Hayır. Takımın çoğunluğu LGBTİler’den oluşuyor ve takım olarak futboldaki cinsiyet ayrımcılığını, homofobiyi, transfobiyi dert edinerek bir araya geldik. Ancak bizimle birlikte oynamaya gelen insanlara tek tek cinsiyet kimliklerini ya da yönelimlerini sormuyoruz, sormayı da doğru bulmuyoruz.

S. Y.: Eşcinsel ve biseksüel kadınların bir araya gelip örgütlediği bir oluşum oldu fakat Sportif Lezbon, takımda her cinsiyet yöneliminden ve cinsiyet kimliğinden insanlar oynuyor. Trans arkadaşlarımız da var, heteroseksüel arkadaşlarımız da. Sportif Lezbon’u oyuncu kadrosu kemikleşmiş, sabit kurumsal, resmi bir kulüp gibi düşünmemek gerekiyor. Önceliğimiz kadınlara ve LGBTlere alan açmak. Bu sebeple, çıktığımız maçlarda kadronun ağırlıkla kadın olmasına dikkat ediyoruz.

Takımların hali hazırda yer aldığı bir lig veya turnuva var mı? İsminizden veya kimliğinizden ötürü reddedildiğiniz bir organizasyon oldu mu?

D. N. A.: Kasım ayında ismimizi bulmamıza vesile olan ligle karşılaştık. Başvurumuzu yaptık, fakat takımımızın ismini söylediğimizde, ligde oynayan bazı takımların ismimize dair çekinceleri olduğu söylendi. Ligde ismimize karşı çıkan takımların tepkileri ‘bizim var oluşumuzla ilgili bir sorunları olmadığı ama ismimizin uygun olmadığı, cinsiyetçi olduğu, kapitalizme alet olduğumuz, çocuklara bu ismi nasıl açıklayacakları...’ şeklindeydi. Açıkçası ismimizi aramızda takılarak, gullüm yaparak bulmuştuk, çok derin ve ciddi anlamları yoktu. Kadın eşcinselliğine de gönderme yapan mizahi bir isim olarak benimsemiştik. Bu yüzden lig bileşenlerine ilk olarak, birbirini yeni yeni tanıyan politik grupların tanışma sürecinde bunları normal gördüğümüzü ve karşılıklı konuşarak çözebileceğimizi umduğumuzu belirten bir cevap verdik. Oy çokluğuyla ismimizi değiştirmemiz yönünde karar çıkınca da bunu asla yapmayacağımızı ve neden yapmayacağımızı açıklayarak ligden çekildik. Cinsellikle cinsiyetçiliğin birbiriyle karıştırılmaması gereken kavramlar olduğunu, LGBTİ hareketinin cinsel özgürlüğü de hedefleyen bir hareket olduğunu ve ‘toplumsal hassasiyet’ denilen muğlak baskı araçlarına karşı mücadele ederken, bu ligde de aynı şeyle karşılaşmaktan dolayı üzüldüğümüzü belirttik. O süreçte ve sonrasında bizim yanımızda olan takımların da desteğiyle, bir süre sonra isme karşı çıkanlar ligden çekildi ve biz geri döndük. Ancak ne yazık ki, başka anlaşmazlıklar sebebiyle bu lig kısa bir süre sonra dağıldı. Bu süreçte hem lig içindeki hem de diğer muhalif liglerdeki takımlarla güzel dostluklar kurduk, destek mesajları aldık, dayanışma maçları düzenledik.

S. Y.: Sportif Lezbon’un kurulması, zaten yeni kurulacak bir ligle paralel oldu. Hali hazırda Özgür Lig’de düzenli maçlara çıkıyoruz. Şu an ikinci sezonun ikinci yarısındayız. Bu arada lige talep de her geçen gün artıyor. Şu an 19 takım var ligde. İlk sezon yanlış hatırlamıyorsam, 14 takım vardı. Lig arasında başka takımlar da katılmak istedi, fakat fikstür önceden belli olduğu için, teknik sebeplerden o arkadaşları dahil edemedik. Ama sanıyorum ilerleyen yıllarda daha çok takım katılmak ister. Bu ligde yer almak, biz LGBTler, LGBT aktivistleri  için farklı bir deneyim oldu. Takımda hali hazırda LGBTİ aktivizmi içinde olan arkadaşlar var fakat ligde daha önce hiç bir araya gelmediğimiz gruplar da var. Bunu yeri geldikçe söylüyorum, çünkü iyi bir dayanışma olduğunu düşünüyorum; geçen yıl Homofobi Karşıtı Buluşma yürüyüşüne Özgür Lig’den taraftar grubu arkadaşlar kendi pankartlarını hazırlayıp gelmişlerdi. Ligde hali hazırdaki takımların bir uzlaşı metni var, ırkçılık karşıtlığını, cinsiyetçilik karşıtlığını, militarizm karşıtlığını, homofobi karşıtlığını temel alıyoruz. Evet, belki herkes bireysel ya da örgütlü hayatlarında bunlara karşı mücadeleler yürütüyor fakat Özgür Lig’le beraber aslında dertlerimizi ortaklaştırdık ve bu minvalde de dayanışıyoruz. Geçtiğimiz Şubat ayında Futbolda Homofobi Karşıtı Gün kapsamında Sportif Lezbon olarak bir etkinlik düzenlemiştik, taraftar gruplarından çok yoğun katılım olmuştu; Taşra, Tekyumruk, Karakızıl’dan arkadaşlar gelmişlerdi.

Yurt dışındaki eşcinsel spor takımlarıyla bir iletişiminiz bulunuyor mu? Yurt dışında da eşcinsel spor takımları örneklerine rastlamak mümkün mü?

D. N. A.: Pek çok ülkede benzer amaçlarla kurulmuş takımlar var, evet. Birebir iletişim halinde olduğumuz bir takım yok, ancak uluslararası Football for Everyone kampanyası kapsamında Şubat ayında Sportif Lezbon’la beraber İzmir’de düzenlenen etkinliğe katıldık, ayrıca Homofobi Karşıtı Futbol Günü’nde İstanbul’daki dost takımımız Queer Park Rangers ile oynadık. Ağustos ayında da yine Sportif Lezbon’la birlikte Almanya’da düzenlenen uluslararası bir futbol festivaline katılacağız.

Erkek egemen olan Türkiye ve dünya futbol endüstrisinde Atletik Dildoa ve Sportif Lezbon’un öneminden bahsedebilir misiniz?

D. N. A.: Kadınlar, eşcinseller ve translar için futbol, cinsiyet şiddetiyle karşılaşılan en katı alanlardan ve çoğumuzun hafızasında, çocukken sahalarda yetersiz hissettirildiğimiz ve dışlandığımız sahneler ve anılar var. Bugün sahalara dönüşümüz bütün bu erilliğe inat başka bir futbol dilinin ve pratiğinin mümkün olduğunu gösterebilmek açısından oldukça önemli.

Sportif Lezbon ve Queer Park Rangers ile hep iletişim halindeyiz, futbol oynamayı çok seven ve bir kısmı LGBTİ aktivisti olan insanlar olarak bir arada bu alanda hakim olan homofobi/transfobi ve cinsiyetçiliğe karşı mücadele ediyoruz. LGBTİler’in futbolla çok rahat ve sevgi dolu bir ilişkisi yok, evet. Çoğumuz çocukluğumuzda ‘erkek gibi kız’ ya da ‘kız gibi oğlan’ laflarına, alaylara, zorbalıklara maruz kalmışız. Ve bir kısmımız, anlaşılır olarak, futboldan tiksinmiş. Futbol, maç günleri metrolarda ve sokaklarda sözlü ve fiziksel şiddet saçan futbol taraftarının temsil ettiği bir spor haline gelmiş. Öte yandan zamanında lisanslı futbol oynamış ve sonrasında sektör dinamiklerinin kendilerine dayattığı erkeklik biçimi sebebiyle bu spordan uzaklaşmış olan trans erkek arkadaşlarımız var aramızda. Karma bir grup olarak her hafta bu oyun için buluşmak, hepimizin futbolla ilişkisinde iyi yönde değişimlere yol açıyor. Ve tabii mahalle arasında top oynamanın, spor salonları haricinde parklarda bahçelerde fiziksel aktivite yapmanın neredeyse imkânsız hale geldiği bir dönemde birlikte bu oyunu oynamaktan çok keyif alıyoruz.

S. Y.: Futbol cinsiyetçi bir alan, ama, cinsiyetçiliğinin yanında heteroseksist de bir alan. Halil İbrahim Dinçdağ’ın başına gelenler hepimizin malumu, eşcinsel olduğu için hakemlik mesleğinden ihraç edilmişti. Davası sonuçlandı ve federasyona açtığı davayı kazandı. Bu da bir emsal olacaktır, diye düşünüyorum. Futbol içerisinden baktığınız zaman kadınlar futbolun her alanında ayrımcılığa ve nefret söylemlerine maruz kalıyor. En yakın örnekleri, geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin iki büyük takımının maçında rakip takımı aşağılamak için tribünde cansız kadın manken yakılması. Orada kullanılan objenin cansız olması değil, aslında odaklanılması gereken o objenin bir kadın temsili olmasıdır. Rakip takım ancak böyle aşağılanabiliyor, ya da hakem kötü yönettiğinde ‘ibne’ oluyor vesaire. Bizim cinsiyetimiz, cinsel yönelimlerimiz üzerinden sürekli bir şiddet ve nefret söylemi üretiliyor ve bu çok meşru ve normal kabul ediliyor. Öte taraftan futbol oynayan kadınları düşünelim. Bir dönem TFF ‘sağlıklı bir lig için’ şiarıyla kadın liglerini iki yıl düzenlemedi. Neden? Çünkü takımlarda lezbiyen oyuncular vardı. Bunlar yetmiyormuş gibi, kadın futboluna verilen destek de ortada zaten. Bunu sadece Türkiye özelinde de düşünmeyelim. Amerika milli kadın futbol takımı geçtiğimiz günlerde federasyona dava açtı, haklı bir talepleri var. Eşit ücret talep ediyorlar. Oranı tam hatırlamıyorum ama erkek takımıyla kadın milli takımı arasında uçurumlar var ki bahsettiğimiz takım bir kaç kez dünya şampiyonu olmuş, yine defalarca olimpiyat şampiyonu olmuş bir takım.

Hal böyleyken, Sportif Lezbon’un ya da diğer LGBTİ takımlarının Queer Park Rangers, Atletik Dildoa, yanılmıyorsam, en son İTÜ’deki LGBT topluluğu Cins Arı da bir takım kurmuş, varlığı çok önemli. LGBTler’in çeşitli liglerde düzenli olarak futbol oynuyor olması önemliyken, bir yanıyla futbol içerisinde bir aktivizm de yürütüyoruz. Futbola dışardan bakıp eleştirmek varken, biz içeriden bu yapıyı sorgulamaya, sorgulatmaya çalışıyoruz.

Vartan Estukyan - Agos

Bir trans hikayesi

Antalyalı bir çiftçi ailesinin 3 erkekten sonra dogan tek kız çocuğu olarak çok erkeksi bir ortamda büyüdüm. Babam gelecegi görür gibi bana "Bak kızım ziraat mühendisi ol. Bu bağ bahçe

Antalyalı bir çiftçi ailesinin 3 erkekten sonra dogan tek kız çocuğu olarak çok erkeksi bir ortamda büyüdüm. Babam gelecegi görür gibi bana "Bak kızım ziraat mühendisi ol. Bu bağ bahçe ileride senden sorulsun" derdi. Düşünürdüm erkek çocukları varken neden bir tanesinden bunu istiyordu.

Annem ve babam tek kız oldugum için bana "tanem" adını vermişler. Çocukluk yıllarımdan hatırladığım detaylarda bebeklerim yoktu. Daha dogrusu o bebeklerin saçlarını keser. Erkeğe benzetirdim. İlk uyanma ortaokulda başladı. Erkeklerden hoşlanmıyordum. Sinirli, aksi bir genç kız olmuştum. Annem her seferinde "Bunun buluğu bitmedi gitti" diye şikayet ederdi.

Lisede evin 3 erkeği beni tek çocuk olarak bırakıp evden ayrıldılar. En büyük ağabeyim master yapmak için Amerika'ya, ötekilerde İstanbul'a taşındı. Babam bahçelere bakar "İş sana kaldı bi tanem" derdi. Liseyi bitirdikten sonra kısacık saçlarım, erkeksi giyimim ile mesaj veriyordum. "Ben ben degilim"...

En yakın arkadaşım Sema'ya açıldım. Gözlerini nasıl hayretle açmıştı. "Yoksa sen benden mi hoşlanıyorsun?"... Evde kimsenin olmadıgı bir gün en küçük ağabeyimin takımlarını giydim. Aynada kendimi seyre dalmışken annemi farketmedim. İşte olanlar ondan sonra  çözüldü. Ertesi gün üniversite hastanesinin psikiyatrı bölümünde doktorların karşısında oturuyordum. Hiçbiri söylediklerimi ciddiye almadı. Eve gönderdiler. Annem Amerika'daki ağabeyime durumu yazmıştı.

Tam 2 ay sonra Houston'da ağabeyimin yanındaydım. Beni tanıdığı transseksüel bir grupla tanıştırdı. Özgürlükler ülkesinde bile translara "ucube" gibi bakıldığını gördüm. Ben ise artık erkek giysileri ile yaşamıma devam ediyordum. Birgün alışveriş merkezinde kadınlar tuvaletine girerken gösterilen tepkiden neye ugradıgımı şaşırdım

3 ay sonra tekrar ailemin yanıma döndüm. Babamın istedigi bölümü kazanmıştım. Korkuyordum... Hem de çok... Ailem yanımda olmasına rağmen tedirgindim. Dügmeye basmam gerektiğini anladım.

Formaliteler başladı. Ameliyat olmak o kadar da kolay degildi. Öncelikle heyetten transseksüel onayı almak gerekiyordu. Heyet bir türlü 'Bu işlem için uygundur' raporu vermiyordu. Vazgeçecegimi ahlaki kuralları hatırlatıyorlardı.

Orada tanıştıgım aynı kaderi paylaştıgım bir hasta bana İstanbul'u tavsiye etti. 2 yıl sonra "rapor" elimde dönülmez yola başkoydum. Bu arada üniversiteyi bitirmiş ziraat mühendisi olmuştum. 3  ağabeyimde ameliyat günü yanımdaydı. Annemle babam ağlayarak dualarla beni uğurladılar. Bu tür operasyonlarda doktorlar gerçekleri tek tek anlatıyor. Memelerim, organlarım dış görüntümü tamamlamıyordu. Ameliyata girerken annemle gözgöze geldim. "Üzülme oğlum" dedi. Ölsem de gam yemem.

Yasemin Bozkurt'un notu

Tanem'in ameliyatı başarılı geçti. 10 saate yakın süren operasyonda memeleri, rahmi alındı. Sağ kolunun iç kaslarından erkeklik organı yapıldı. Ameliyattan 4 ay sonrasına kadar pantolon giyemedi.

İnternette tanıştığı bir bayana erkek oldugunu söyledi. 2 yıl duygusal kriz geçirdi. Vucüt yaralarının iyileşmesini bekledi. Şimdi ziraat mühendisi olarak babasının çiftliklerinde çalışıyor. İnternette tanıştığı bayana doğruyu anlattı. Beni aradığı zaman onunla evlenmeyi düşündügünü söyledi.T anem adımı degiştirdi. Bana da şöyle bir teklifte bulundu: "Evlenirsem nikah şahidim olur musunuz?"

Yasemin BOZKURT / instagram: yaseminbozkurtofficial

http://www.haberdeposu.net/haber/24840/yasemin-bozkurt-yazdi-erkek-edinmek-bu-degin-zor-mu.html

İtalya'da mültecilerin "gay" kozu

Türkiye gibi mülteci akınına uğrayan İtalya'da mahkemeler sığınma hakkı kararı verirken inanılmaz karşı mazeretlerle karşılaşmakta: Ben gayim. Eğer beni geri gönderirseniz idam ederler.

Kuzey İtalya'nın Veneto bölgesinde iltica hakkı isteyen çoğu Afrika'dan gelen kaçak mülteciler, çıkarıldıkları mahkemelerde ülkelerine iade kararı verilince "Ben gayim. Eğer beni geri gönderirseniz idam ederler. İtalya kadar vicdanınıza sığınıyorum" sözleriyle hakimlere zor anlar yaşatmakta.

"Corriere del Veneto" gazetesinin haberine göre bu yıl içerisinde 9.300 mülteci hakkında sığınma kararı vermek zorunda bırakılan mahkemelerin idam yasası olan ülkelere iade etmeme zorunluluğu bulunuyor.

Bugüne kadar yerel mahkemeler önce ülkelerine geri gönderme kararı verdikten sonra "Gay'im" mazereti karşısında sığınma hakkı tanıdıkları kaçak mülteci sayısı gazeteye göre hayli kabarık.

Çoğu Mali, Etiyopya, Libya, Eritre ve Somali'den İtalya'ya kaçak olarak giren mültecilerin bu sıra dışı sığınma hakkı kozlarına karşı İçişleri Bakanlığı çare aramakta.

CNN Türk

Diyarbakır'da LGBTİ olmak

Amed Keskesor bireyleri ile Sümerpark’ta buluşuyoruz. Aralarında trans, gay, lezbiyen ve biseksüel bireyler var. Biri öğretmen, biri öğretim üyesi. Öteki aktivist, diğeri ise üniversite öğrencisi. “Toplum ne ise biz de oyuz, sadece cinsel yönelimlerimiz farklı” diyorlar. Onlar için evde başka, kendi sosyal çevrelerinde başka bir cinsel yönelim imajı vererek yaşamak “kâbus” gibi.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), LGBTİ Meclisi, (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel, İnterseksüel) ile Amed Keskesor (Gökkuşağı) LGBTİ Oluşumu ortaklığıyla Diyarbakır’da geçen haftalarda düzenlenmek istenen “Devlet Şiddetine Karşı Özerk Mücadele Alanları ve LGBTİ Hareketi” konulu panel kentte radikal islamcıları rahatsız etti.

Sosyal medya üzerinden başlatılan linç kampanyasının dozu o kadar yükseldi ki panel, bir süre sonra iptal edilmek zorunda kaldı. Ancak şeriatçı dernek ve oluşumlar, panelin iptal edilmesiyle yetinmeyip, gövde gösterisi yapmak için protesto gösterilerini cami çıkışlarında sürdürdü.

‘İkili hayat kâbus gibi’

Protestocuları bu kadar öfkelendiren Amed Keskesor LGBTİ üyeleri Cumhuriyet’e konuştu. Söyledikleri oldukça çarpıcı. LGBTİ derneklerinde örgütlü olan bireylerin, HDP’ye yakın olduğunu ancak AKP’ye oy verenlerin de olduğunu ifade ettiler.

Diyarbakır’da LGBTİ bireyleri “Lut Kavmi’nin devamı” gibi gören şeriatçılar içinde de gaylerin olduğunu ifade eden Keskesor üyeleri, aralarında dindar olup namaz kılan ve oruç tutan bireyler bulunduğunu da söylüyor. “Toplum ne ise biz de oyuz, sadece cinsel yönelimlerimiz farklı” diyorlar. Söylediklerine göre onlar için “ikili hayat yaşamak” yani evde başka, kendi sosyal çevrelerinde başka bir cinsel yönelim imajı vererek yaşamak “kâbus” gibi.

Öğretim üyesi de var

Amed Keskesor bireyleri ile Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’nda buluşuyoruz. Aralarında trans, gay, lezbiyen ve biseksüel bireyler var. Biri öğretmen, biri bölgedeki bir üniversitede öğretim üyesi. Öteki sivil toplum içinde aktivist, diğeri ise üniversite öğrencisi. İşsiz olanı, şu anda trans sürecinde olduğu için “Psikolojim uygun değil, konuşmak istemem” diyor. Uzun, siyah lepiska saçları var onun. Bazıları gerçek adını vermek istemiyor. O yüzden kod adlarını kullanıyorlar.

Trans olan Tuncelili ve adı D., Diyarbakırlı lezbiyen olanına Z. diyeceğiz, yine Diyarbakırlı biseksüel olan kadın ise R.. Gay olanlarla da tanışıyoruz. Onlara A., E. ya da V. diyeceğiz. Teyp açıldı ve soruyoruz. Bize Keskesor’u anlatmalarını istiyoruz. “Diyarbakır’da LGBTİ bireyler Hebun ve Keskesor çevresinde örgütleniyor.

‘Çekinmiyoruz’

Hebun ile kamusal alanda görünürlük nedeniyle çıkan tartışma sonrasında Keskesor örgütlenmesi kararı alındı. Gökkuşağı bayrağı her yerde LGBTİ’lerin bayrağıdır ama onlar kendi bayraklarını açmak isteyince, ayrılık oldu. 2012 yılından itibaren alanlarda gökkuşağı bayrakları ile mitinglere katılıyoruz. Onlar da katılıyor.

Aramızda derin ayrılıklar yok, ideolojik olarak aynıyız ama küçük siyasi ayrılıklarımız var. Kamusal alanda görünürlükten çekinmemeyi savunuyoruz. Aramızda böyle bir fark var” diye yanıtlıyor. Bölgedeki çatışmalı ortam nedeniyle batıya göre daha mı zor bir hayat yaşadıklarını soruyorum E. konuşuyor:

‘HDP barajı aşınca...’

“Trans bireyler ve seks işçileri dışında tutarsak, bizim devlet şiddetine maruz kalmamız sadece siyasi bir olaya karışmamız halinde mümkün. Siyasetle ilgilenmediğimiz zaman bizi devlet cici çocuk gibi görüyordu. Ne zaman ki HDP barajı aştı ve LGBTİ’lerin de bundaki desteği anlaşıldı, o zaman devlet Onur Haftası’ndaki şiddet gibi bize yöneldi, işin içine siyaset girdiği zaman devlet şiddetini gördük.”

AKP’ye oy veren de var

Aralarında her görüşten insan olduğunu anlatan E., “Gözlediğimiz kadarıyla LGBTİ bireyler örgütlülerse HDP içinde yer buluyor. Ama örgütlüler arasında CHP’ye oy verenler de, AKP’ye oy verenler de var. AKP anayasaya cinsel yönelimle ilgili bir kavramın giremeyeceğini söylemişti. Bunu diyen AKP’ye de oy verenler vardır çünkü bizler de bu toplumun birer parçasıyız. Türkiye’de genel olarak AKP’ye oy veriliyorsa, LGBTİ’ler de AKP’ye oy veriyordur çünkü bizler sadece LGBTİ değiliz, sanatçıyız, işsiziz, öğretmeniz, esnafız, toplumun kendisiyiz; biz her yerdeyiz” diyor.

Dindar LGBTİ’ler

Düzenlemek istedikleri panele yönelik tepkileri eleştiren A., “Bizi yok edilmesi gereken Lut Kavmi gibi görüyor, gösteriyorlar. Ama bizi suçlayan çevre içinden, mesela bize karşı kampanya yürüten çevre içinden sevgilisi olan arkadaşlarımız var. Aramızda dindarlar da var ateistler de. Namaz da kılanlarımız var, oruç da tutanlar var. IŞİD içinde de gay var” diyor.

Diyarbakır’da nasıl bir sosyal hayat sürdürdüklerini sorunca Z. yanıtlıyor: “Biz Diyarbakır’da her yerdeyiz. Bizim için Diyarbakır’da gettolar yok ve yaratılmadı çünkü buna ihtiyaç yok. Ofis’de her kafede oturabiliyoruz. Bağlar’da bir gay arkadaşımız çok feminen davranışlarla görülse belki biraz sıkıntı yaşar ama genel olarak kentte sıkışmış bir durum yok. Belki biraz görünürlükle ilgili bir durum. Daha feminen değilseniz ya da butch lezbiyen gibi dışarıdan anlaşılır bir şekilde davranışlarıyla belirginleşmiyorsa çok sorun yaşanmaz. Ben açık lezbiyen olarak görünmüyorum, böyle göründüğüm için sıkıntı yaşamıyorum.”

Üniversitede araştırma görevlisi olan E. sözü alıyor: “Üniversite yönetiminin bana şu ana kadar bir müdahalesi olmadı ve bu o kadar da kolay olmaz. Buna izin vermem. Bu bölgedeki siyasi güç (HDP) biraz daha özgürlükçü olduğu için, sanki biraz daha kolay kolay bana müdahalede bulunmayı göze alamazlar gibi görünüyor. Örgütlü olunca kolay müdahale edemezler.”

‘İnsan olarak anlasınlar’

Öğretmen olan V. ise “İşyerinde çok fazla iletişim içinde değilim. Ama belirli kadın arkadaşlarıma açıldığım zamanlar ve kişiler var. Açılmak için öyle yanıp tutuşuyor da değilim. Beni insan olarak anlamaları önemli. Öğrencilerimde bazen sinirlenip öfke anında feminen hareketlerim olduğunda bir gülümseme falan oluyor. Ama bu beni rahatsız etmiyor.

Eşcinsel olduğunu düşündüğüm öğrenciler var, diğer öğrenciler dalga geçtiklerinde çok sinirleniyorum, o zaman tepki gösteriyorum. Ekoloji ve sendikal mücadelenin yanında, lanetlenmiş olan o yanımda taşıdığım kimliğimin de görünür olması önemli benim için. Bu nedenle biraz da dürtmek istiyorum görünür olmak için. Bunun karşılığında işsiz kalabilirim ama yapabilirim. O zaman dişimle tırnağımla bunu savunurum. Cinsel yönelimim işimi yapmama engel değil, bu mazeret gösterilerek işten atılmam ayrımcılıktır. Bir hak ihlalidir. Kimseyi cinsel yöneliminden ötürü dışlayamazlar. Bununla ilgili davalar var ve davacılar yüklü tazminatlar aldılar.”

Bazı aileler evlendirerek 'tedavi'yi düşünüyor

Peki aileler nasıl yaklaşıyor diye sorunca yine Z. konuşuyor: “İkili hayat yaşamak zorunda kalanlar var. Kız lezbiyen olduğu halde evlendirilmek isteniyor. Benim böyle bir kuzenim var, yakında evlendirilecek, bu onun için bir cehennem. Ailelerin haberi olunca durumdan, evlendirerek olayı ‘tedavi’ ettiklerini düşünüyorlar. Gay bir erkeği ya da bir lezbiyeni karşı cinsiyle evlendirmek facia. Benim kuzenim bu şekilde evlendirilecek. Aile çok kapalı, lezbiyen olduğunu biliyorum ama evlendirilip cehenneme atılacak. Böyle bize gelen arkadaşlarımıza istedikleri şekilde yardım ediyoruz. Yoksa ailenle barıştıralım gibi bir yaklaşımımız, aracı olmamız yok. Bu konuda belediyelerin de harekete geçmesi gerekir. LGBTİ bireyler için sığınacakları yerler yapılmalı.”

Film ve diziler rencide edici

Filmlerde ya da dizilerde LGBTİ bireyler ile ilgili rol modelleri nasıl gördüklerini soruyorum. R. konuşuyor: “Birçok filmde biçilen rol ‘Kız İsmet’, ‘Erkek Fatma’. Sadece bir alay konusu ve komedi unsuru olarak ele alınıyor. Rencide edici bir hal var. Var olan sosyal hayatı ne kadar yansıtıyor çok tartışılır. Yazan ya da yöneten kendi çerçevesinden bakıyor sadece, gerçekle ilgisi yok.”

Cumhuriyet

1 Mayıs 2016 Pazar

Dan Hyman


Homofobik haber... Müptezeller Sizi!

Ey ilerici (!), solcu, hümanist, hayvansever, lezbiyen, gay ve bilimum kendi milli değerlerine ölümüne düşman olan sahte Atatürkçüler... Hadi gelin, şu soruyu kendinize büyük bir cesaretle, yalpalamadan, kıvırmadan, dosdoğru sorun bir bakalım...

Bu Böhmermann denilen müptezelin, ‘fikir özgürlüğü’ ve ‘basın özgürlüğü’ kavramlarının arkasına sığınarak kaleme aldığı ve Cumhurbaşkanımız için hakaretler ve belden aşağı ifadeler içeren aşağılık yazısını mesela, Mustafa Kemal Ataürk’e, Milli Şef İsmet İnönü’ye, Bülent Ecevit’e Kemal Kılıçdaroğlu’na, Devlet Bahçeli’ye, yönelik yazmış olsaydı, yine böyle histeri nöbetine tutulmuş gibi sevinç çığlıkları atacak mıydınız? Yine büyük bir iştiyakla bu lağım ürünü yazıyı ve bu şeref yoksunu müptezel şahsiyeti sahiplenecek miydiniz?

Yoksa sizin ‘basın özgürlüğü’nden anladığınız; ‘Erdoğan’a küfür edilirse fikir özgürlüğü’, Atatürk’e despot ve Diktatör denilince de; ‘Vay anasını sayın seyirciler, bu gericiler atamıza küfretti... Tez haddini bildirin’ gibi bir şey mi oluyor?

Adam düpedüz, almış şerefsizliği eline, Türkiye Cumhuriyetini temsilen o makamda oturan Cumhurbaşkanına her türlü hakareti yapıyor; bizim müstemleke sevdalıları bir kaç puşt da buna alkış tutuyor e mi? Yuh olsun sizin kalıbınıza... Yuh olsun sizin topunuza...

Hani insan; yalancıktan da olsa, bir kınama falan yayınlar, ‘Bu ifadelerin kabul edilemez’ olduğunu söyler... Ama nerde... Bizim yörenin hainleri neredeyse zil takıp oynamadıkları kaldı... Hani dıştaki Erdoğan düşmanlarını anlıyorum... Kolay değil... Bütün mamaları kesildi... Bu zamana kadar kurdukları vakıfları ve içimizdeki sızdırdıkları ajanları vasıtasıyla yıllarca kanımızı emdiler... Şimdi artık bu pek mümkün değil... Erdoğan, bütün bu oynanan oyunların farkına varıp, tek tek bu kenelerin borusunu kesti... İyi de yaptı... Allah uzun adamın ömrünü uzun etsin...

İşte Erdoğan’a duyulan ölümüne düşmanlığın sebebi budur... Dışardaki düşmanları anladık da, peki bizim bu içimizdeki yeminli Erdoğan düşmanlarına, hainlere ne oluyor Allah aşkına? Bu adam size ne yaptı da bu kadar düşman oldunuz? Zorunuza giden nedir? Bu yapılan milli hamlelerin nesi size batıyor? Hani sizler millici değil miydiniz?

Türkiye, yıllardır onun bunun müstemlekesi olarak inim inim inlerken, İMF’den onur kırıcı 1 Milyon Dolarcık dilenciliği yaparken, istihbarat elemanlarının maaşlarını dahi Amerika öderken, depremden ölenler için toplanılan paralara el konulup, memurların maaşları ödenirken, çöp yığınları dağ olduğu halde toplanmazken, hastanede parasızlıktan rehin kalan insanların varlığı hala unutulmazken sahi sizler o zamanlar nerelerdeydiniz bakayım? Sahte kahramanlar sizi...

Hani atıp tutuyorsunuz ya; arşiv burada, hadi hepinize hodri meydan çekiyorum... Girin bakalım o çok haysiyetli diye yere koyamadığınız onun bunun maşası hükümetler zamanında, Türkiye’ye nasıl kan kusturmuşlar, nasıl garibanın parasını hortumlamışlar, nasıl sağcı-solcu diyerek kardeşi kardeşe kırdırmışlar, nasıl parayı pul ederek milleti fakir etmişler, nasıl bankaları acımasızca hortumlamışlar...

Sizler iyi niyetli değilsiniz beyler... Hiç bir zaman da olmadınız... Kendi değerlerine tepeden bakan insan benim nezdimde haindir, haramzadedir ve şeref yoksunudur... Bu dün böyleydi, bugün de böyle olarak kalacaktır...

Müptezeller sizi...

http://www.avrupabulteni.com/muptezeller-sizi-2059yy.htm

Homofobik bir tavır daha... “Ahlaksızlığın eğitimi olmaz”

“Ahlaksızlığın eğitimi olmaz”

BURSA - Eğitim-Sen’li öğretmenlerin okullarda LGBTİ hakkında seminer ve eğitim vermelerine sert tepki gösteren Eğitim-Bir-Sen Bursa Şube Başkanı Numan Şeker “Ahlaksızlığın eğitimi olmaz” dedi.

Eğitim-Bir-Sen Bursa Şube Başkanı ve Memur-Sen Bursa Temsilcisi Numan Şeker, Eğitim-Sen’li öğretmenlerin okullarda LGBTİ hakkında seminer ve eğitim vermesine sert tepki göstererek “Ahlaksızlığın semineri ve eğitimi olmaz” dedi.

İlke Haber Ajansı’na (İLKHA) açıklamalarda bulunan Numan Şeker, LGBTİ’nin tamamen patolojik ve psikolojik bir vaka olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Üniversiteleri de dâhil ettiğimizde bir milyonu aşkın eğitim çalışanın, 18 milyon öğrencinin olduğu bir kurumda, bütün problemler çözülmüş, halledilmiş gibi istisnai birkaç vakayı özgürlük adına, bunların hakkını arama adına LGBTİ komisyonları Eğitim-Sen’in bünyesinde kuruluyor.”

“Böyle bir şeyi asla kabul etmiyoruz”

Eğitim-Sen’in kurduğu LGBTİ komisyonlarının okullarda LGBTİ tanıtıcı seminerler verilmesine sert bir dille karşı çıkan Şeker, böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmeyeceklerini vurguladı.

“Ahlaksızlığın semineri olmaz, ahlaksızlığın eğitimi olmaz” diyen Şeker, “Milli Eğitim Bakanlığını, ilgilileri, yetkilileri göreve davet ediyoruz. Kesinlikle bunlara fırsat verilmemesi, böyle bir özgürlüğün olmayacağını son günlerde gündemde Milli Eğitim Bakanlığının içerisinde nasıl olayların cereyan ettiğini de biliyoruz. Eğitim çalışanları içerisinde taciz olayları ile ilgili. Biz bunlarla uğraşırken, bunları önlemeye çalışırken, ahlaksızlığı ön plana çıkararak ve bu taciz olaylarını adeta teşvik edecek mahiyette bir takım senaryoların gündeme gelmesi ve bunları çocuklarımız üzerinden yapılıyor olması gerçekten düşündürücüdür.” ifadelerini kullandı.

“Bu sendikalar PKK militanlarının tedavi edildiği tedavi merkezlerine dönüştü”

Söz konusu sendikaların genel merkezlerinde PKK militanlarının tedavi edildiğini hatırlatan Şeker, “Aslında bu sendikaların genel merkezleri, kamu çalışanlarının problemlerini çözmeye yönelik projeleri üretmeleri gerekirken maalesef terör militanlarının hastanesine dönüştü. İşte bunları yapanların böyle komisyonlar kurması da gayet normaldir. Terör örgütlerini kendi merkezlerinde tedavi edenlerin, ahlaksızlığı yaygınlaştırma adına toplumun temeline dinamit koyma adına, toplumun değerlerini alt üst etme adına böyle sendikacılığı, sivil toplum kuruluşu gücünü kullanmaları gayet normaldir.”diye konuştu. (Zeki Aras –İLKHA)

http://www.ilkha.com/haber/35140/ahlaksizligin-egitimi-olmaz 

Eşcinsel çift, taşıyıcı anneden doğan bebeğin ebeveynlik hakkını kazandı

Amerikalı ve İspanyol eşcinsel çift, Taylandlı bir taşıyıcı anneyle dünyaya getirdikleri bebek için ebeveynlik davasını kazandı.

Dava, Tayland’ın taşıyıcı anneyle bebek sahibi olmayı yasaklamasından bu yana tartışma konusuydu. Yasak, geçen yıl ‘rahim kiralama turizmi’ne son vermek amacıyla çıkarılmıştı.

Taşıyıcı anne vazgeçmişti

Amerikalı Gordon Lake ve İspanyol Manuel Santos ise Carmen adlı bebeğe yasak yürürlüğe girmeden sahip olmuştu. Ancak taşıyıcı anne Patidta Kusolsand bebeği vermekten vazgeçince çift ülkeden ayrılamamış ve anlaşmazlık yargıya taşınmıştı.

Karar duruşmasının ardından Santos, “Kabus sona erdi. Carmen evimizde bizle birlikte olacak” dedi.

Patidta ise çiftin gay olduğunu bilmediğini ve uygun birer ebeveyn olup olmayacaklarından emin olmadığını belirtti.

Çiftin Alvaro adında üç yıl önce Hintli bir anne tarafından dünyaya getirilmiş bir oğulları daha bulunuyor. İkinci tercihlerini Hindistan’da düzenlemeler değiştiği için Tayland’dan yana kullanmışlar.

Reuters

Bianet ve TGS Toplu İş Sözleşmesi imzaladı!

TİS ile çalışanların özlük hakları, editoryel bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği garanti altına alındı.

İlk defa bir haber sitesinde imzalanan TİS ile çalışanların özlük hakları, editoryel bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği garanti altına alındı. TİS'te ücret artışları, ikramiyeler, sosyal yardımların yanı sıra kreş yardımının, evinde hayvanlarla yaşayan sendika üyelere yardım da yer aldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) bianet’in bünyesinde faaliyet gösterdiği IPS İletişim Vakfı  ile Toplu İş Sözleşmesi imzaladı. Sözleşme ilk defa bir internet haber sitesiyle imzalanan Toplu İş Sözleşmesi sıfatını da taşıyor.

Bianet Proje Danışmanı ve İPS İletişim Vakfı Başkanı Nadire Mater, TGS Genel Başkanı Uğur Güç, TGS Genel Sekreteri Mustafa Kuleli ve TGS İstanbul Şube Başkanı Gökhan Durmuş’un katıldığı törende TİS imzaları atıldı.

Toplu İş Sözleşmesi, çalışanların yıllık izin, maaş zammı, ikramiye gibi özlük haklarının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği, editoryel bağımsızlık ve hayvan haklarına ilişkin maddeler de içeriyor.

İnternet gazetecileri için ön açıcı bir anlaşma

TGS Genel Başkanı Uğur Güç ise şunları söyledi: "Türkiye de ilk defa bir internet haber sitesiyle Toplu İş Sözleşmesi imzaladık. Haklar açısından ileri ve örnek gösterilecek bir sözleşme oldu. Bundan sonraki internet siteleri ve internet gazetecileri açısından da öz açıcı bir sözleşme olacaktır. Bu kadar baskı ve zorlama ortamında 1 Mayıs öncesinde bu sözleşmenin imzalanması bir başarıdır. Bu hakları ileriye taşıyacak bir anlaşma.”

Hak/barış odaklı habercilik pratiği davetimiz

TİS’in imzalanmasının ardından İPS İletişim Vakfı Başkanı Nadire Mater şu ifadelerde bulundu: "Örgütlenmenin gerekliliğinin çok konuşulduğu ancak hayata geçirilemediği yıllar ve günlerde,  tam da İşçi Bayramı ve 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü öncesi imzaladığımız sözleşmenin çok değerli olduğunu söylemek isterim. Çoklu iktidar baskılarıyla kuşatılmış, kutuplaşmış/kutuplaştırılmış medya ortamında sesi çıkmayanlardan, haklardan, özetle halkın haber alma hakkından yana habercilik ve iş güvencesi yaşananlar da gösteriyor ki örgütsüz ve sendikalaşmadan aşılamıyor. İmzaladığımız sözleşme özlük hakları ve sosyal haklar anlamında çok ufuk açıcı. Sözleşmenin hem imzalanmasının hem de  yaklaşımının ön açıcı olmasını diliyorum. Sözleşme aynı zamanda medya çalışanlarına örgütlenmenin yanı sıra  habercilik tartışması ve dolayısıyla  hak/barış odaklı habercilik pratiği davetidir. "

Editoryel bağımsızlık vurgusu

Toplu İş Sözleşmesi’nin Amaç maddesinde şu ifadeler yer alıyor:  “Bu TİS, her türlü güç odaklarından bağımsız olarak halkın haber alma ve gazetecinin haber verme/yapma özgürlüğü temelinde editoryal bağımsızlığı korumayı ve geliştirmeyi garanti altına alır. Habercilikte eril/seksist, ayrımcı, nefret söylemi içeren, şiddet kışkırtıcılığı yapan, taraflı, baskından yana ve baskın olanı yeniden üreten kutuplaştırıcı, militarist yaklaşım ve dili reddeder. Hak, yurttaş ve barış odaklı habercilik anlayışını korumayı ve geliştirmeyi garanti altına alır. Demokratik katılımcı habercilik modelini işyeri özelinde geliştirmeyi ve model olarak genel habercilik ortamında yaymayı teşvik eder.”

Sözleşme ile toplumsal cinsiyet  eşitliğinin sağlanmasını, kadın, genç, yaşlı, göçmen, engelli ve LGBTİ işçilerin hiçbir şekilde ayrımcılığa uğramaması için gerekli pozitif ayrımcı tedbirlerinin alınması da garanti altına alınıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu

Sözleşmede toplumsal cinsiyet eşitliği özel bir yer kapsıyor.

Buna göre, İşveren, kadın ve LGBTİ çalışanların tüm çalışanlarla eşit fırsatlara sahip olması, işyerinin karar mekanizmalarında, tüm çalışma alanlarında ve yayında eşit derecede temsil edilmesi için çaba sarf eder, bunun için pozitif ayrımcı tedbirler alacak. LGBTİ çalışanların işe alım sürecinde ve çalıştıkları süre boyunca ve zorunlu işten çıkarma durumlarında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğramamaları için her türlü önlem işveren tarafından alınacak.

Ayrıca,  8 Mart’ta kadın çalışanlar ücretli izinli sayılacak, izinli olmasına rağmen çalışan kadınlaraysa bir günlük ücret daha ödenecek. Kadınlar, talep etmeleri durumunda regl dönemlerinde de izinli sayılacak.

Feminist ifadesi ilk defa bir TİS’te

 TİS ile kadın ve LGBTİ çalışanlara dönük fiziksel, psikolojik, sözel, cinsel her türlü taciz, şiddet ve mobbing, disiplin suçu olarak değerlendiriliyor. Şikayetlerde kadın ve LGBTİ çalışanların beyanları esas alınıp, karşı taraf aksini ispat etmekle yükümlü hale geldi.  Ayrıca, bu şikayetleri değerlendirmek üzere üç kişilik heyet oluşturulacak. Heyet üyelerinden biri işveren, biri TGS Kadın Komisyonu tarafından berlilenecek, biri de feminist kadın örgütü ya da feminist bir aktivistten oluşacak.

Mobbing ve iş güvencesi

TİS’te, mobbing maddesi ile çalışanların iş veren yahut diğer çalışanlar tarafından mobbinge uğramaması için önlemler alınması da yer aldı. TİS ile birlikte İPS İletişim Vakfı çalışanları da zorunlu askerlik yapmaları, gözaltı ve tutuklanma durumlarında iş güvenceleri ve özlük hakları güvence altına alındı.

TİS’te kreş yardımın yanısıra, evinde hayvanlarla yaşayan sendika üyelerine de maddi yardım yer aldı.

http://www.medyatava.net/haber/bianet-ve-tgs-toplu-is-sozlesmesi-imzaladi_137332#sthash.4KlkftOW.dpuf

29 Nisan 2016 Cuma

Oran Katan in Obsession No#16 by Daniel Jaems


Rüzgar Erkoçlar yeni hayatını anlattı

Sosyal medyada paylaştığı fotoğraflarla yeniden gündeme gelen Rüzgar Erkoçlar’dan yapımcılara sitem!

Geçirdiği operasyon sonrası kabuğuna çekilen genç oyuncu, hayranlarının “Ne zaman ekrana döneceksin?” sorusuna cevap verdi

‘KARAKTER KRİTERİM YOK’

Sinema ve dizi sektörüne kırgın olduğunu söyleyen Erkoçlar, “Teklif gelmiyor. Zamanımı evimde spor ve çizim yaparak geçiriyorum. Canım çok sıkkın” diyerek dert yandı.


Yakışıklı oyuncu, “Karakter kriterim yok. İnandığım her projede yer alırım” diyerek sözlerini tamamladı.


Sosyal medyada fotoğraf paylaşan Rüzgar Erkoçlar’ın hayranları, “Çok yakışıklısın”, “Ölürüm sana” gibi yorumlar yazdı.

Çorap ve tişört tasarlayan Erkoçlar, ürünlerini internette satarak geçimini sağlıyor. (HT Magazin)