22 Şubat 2017 Çarşamba

Barbaros Şansal için yeni karar

Modacı Barbaros Şansal hakkında geçtiğimiz günlerde mahkeme tarafından savcılığa iade edilen iddianame bu kez mahkeme tarafından kabul edildi. Savcılık mahkemenin iade gerekçelerine iddianamede yanıt verdi. İddianamenin kabulü ile birlikte tutukluluk halinin devamına karar verilen Şansal, 16 Mart’ta hakim karşısına çıkacak.

Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar sebebiyle tutuklanan modacı Barbaros Şansal hakkında geçtiğimiz günlerde hazırlanan iddianame gönderildiği mahkeme tarafından “Eksik hususlar” olduğu gerekçesiyle iade edilmişti. Yeniden düzenlene ve tekrar mahkemeye gönderilen iddianame bugün kabul edildi.

Şansal hakkında, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle hazırlanan iddianamede, mahkemenin önceki iddianameyi iade etme gerekçesine de değinildi. Şansal’ın suçlamaya konu tweetinin paylaşıldığı yer olarak “İstanbul / Türkiye” olarak görüldüğü ancak Şansal’ın, paylaşım tarihinde Kıbrıs’ta olduğu belirtilerek, “Bu halde Kıbrıs’ta bulunan bir kişinin İstanbul gönderimli bir tweet atıp atamayacağına ilişkin araştırmanın suçun sübutuna ilişkin mutlak delil niteliğinde bulunduğu.” ifadeleri kullanıldı.

Mahkemenin bu konunun yargılamada karışıklığa sebep olacağı için iddianamenin reddine karar verdiğini belirten savcılık, iddianamede bu konuya da açıklık getirdi.

“DÜNYANIN HERHANGİ BİR YERİNİN KONUMUNU PAYLAŞABİLİR”

Twitter’da “Hesap” sekmesinden zaman diliminin ayarlanabildiğini belirten savcılık, “Güvenlik ve gizlilik ayarlarında ‘Tweetlerime konum bilgisi ekle’ seçeneğinden dünyanın herhangi bir yerinin konumu paylaşılan içeriğe kullanıcı tarafından eklenebileceği, kişi kendi konum ve paylaşımını Kıbrıs’ta gösterebileceği gibi İstanbul ilinde de gösterebileceği” yorumu yapıldı.

İddianamenin kabulü ile birlikte, “tutukluluk halinin devamına” karar verilen Barbaros Şansal 16 Mart 2017 günü hakim karşısına çıkacak.

http://www.hurriyet.com.tr/barbaros-sansal-icin-yeni-karar-40373941

LGBTİ’leri tehdit eden Kürşat Mircan, ‘kin ve düşmanlığa tahrik’ten yargılanacak

2016’da İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne yönelik tehditlerde bulunan Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mircan hakkında, ayrı ayrı yapılan suç duyurusunda iddianame kabul edildi. Mircan, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten yargılanacak

2016 Haziran’ında Orlando Katliamı’nın arından İstanbul’da 14’üncüsü gerçekleştirilecek LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne faşistlerden tehditler gelmişti. Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican, bir grup Alperen Ocakları üyesiyle açıklama yapmış, “Sayın devlet yetkilileri bunlarla bizi uğraştırmayın. Ya gereğini yapın ya da biz gereğini yapacağız. Biz her şeyi göze aldık direkt yürüyüşü engelleyeceğiz” sözleriyle tehdit etmişti.

Bu açıklamanın hemen ardından Halkevleri Kadın Sekreteri Gülşah Öztürk, LGTBİ aktivisti Kıvılcım Arat ve İHD Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Panuş ayrı ayrı suç duyurusunda bulunmuştu. Kürşat Mircan hakkında yapılan suç duyurularında iddianame kabul edildi. İlk duruşma 6 Haziran saat 09.05’te, İstanbul 44. Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Halkevleri Kadın Sekreteri’nden LGBTİ’leri tehdit eden Kürşat Mican hakkında suç duyurusu

“Alenen aşağılama”

İddianamede, Kürşat Mircan“halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve halkın bir kesimini sosyal sınıf din mezhep cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçunu işlediği kanaatine varıldığını belirten savcı, şu ifadelere yer verdi:

Müşteki şikayet dilekçeleri, şüpheli savunması, bahse konu konuşmanın içeriğini gösterir internet haber sitelerine ait ekran görüntüleri ve tüm soruşturma evrakı birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin konuşmasında kullandığı ‘İsmi onur yürüyüşü olan ama aslı ahlaksızlık olan ve toplumun sinir uçlarına dokunan bu tip ahlaksızlıkların normalleştirilmesine müsade etmeyeceğiz, biz her şeyi göze aldık direk yürüyüşü engelleyeceğiz, biz şimdi uyarıyoruz, önceden olacakları bildirdik, bundan sonra olacakların sorumlusu biz değiliz’ şeklindeki ifadelerin Halkı Kin ve Düşmanlığı Tahrik ve Halkın Bir Kesimini Sosyal Sınıf Din Mezhep Cinsiyet, Bölge Farklılığına Dayanarak Alenen Aşağılama niteliğinde olduğu, şüphelinin atılı suçu işlediği kanaatine varılmıştır.

Savcı iddianamede, Kürşat Mircan hakkında “Hakaret, tehdit, kişiler arasında ayrımcılık yapmak” suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiğini belirtti.

Sendika.Org

Britanyalı yarışçı Danny Watts, eşcinsel olduğunu açıkladı

Le Mans 24 Saat yarışında LMP2 klasmanında iki kez zafer kazanan Danny Watts, homoseksüel olduğunu açıkladı.

37 yaşındaki yarışçının, Avrupa'daki üst düzey yarış pilotları arasında eşcinsel olduğunu açıklayan ilk kişi olduğu düşünülüyor.

Motorsport.com'a konuşan Watts, "Motosporları oldukça eril bir spor olduğu için bunu saklamak gerektiğini düşünüyorsunuz." dedi.

"Ancak içinizden bir ses artık bu sır ile yaşamak istemediğinizi ve serbest olmanız gerektiğini söylüyor."

"Öncelikle aileme ve yakın arkadaşlarıma söyledim. Başta bir şok olsa da, herkes fazlasıyla destek oldu, bu da bana açıklama yapmak için gereken cesareti verdi."

Geçen yılın sonunda Le Mans kariyerini bitiren Watts, sürücü antrenörlüğü yapıyor.

Watts, takım ve sponsorlar üzerindeki etkisinden çekindiği için, yarışmayı bıraktığında bu açıklamayı yapmanın daha kolay olduğunu belirtti.

Strakka ile yarışmadan önce Watts, Formula First ve Formula Renault UK'da şampiyonluğa ulaşmış, Britanya F3 ve A1GP'de yarış galibiyetleri elde etmişti.

Yazarın görüşü

Bazılarınız, sürücülerin cinsel tercihlerinin motorsporlarından alakasız olduğunu ve bunun hakkında haber yapmanın yanlış olduğunu düşünebilir.

https://tr.motorsport.com/general/news/britanyali-yarisci-danny-watts-escinsel-oldugunu-acikladi-875360/

21 Şubat 2017 Salı

Ceylan Ertem yeni albümüyle Babylon'da

Ceylan Ertem, yeni albümü 'Yine de Amin'in tanıtım turnesi kapsamında 21 ve 22 Şubat’ta Babylon’da hayranlarıyla bir araya gelecek.


Ünlü sanatçı JayJay Johanson yeniden Türkiye'de

İsveçli şarkıcı Jay-Jay Johanson, 9 Mart'ta İzmir'de, 10 Mart'ta Ankara'da ve 11 Mart'ta İstanbul'da sahne alacak


İskender Pala: ‘Bu ülkede bir de kültür-sanat seferberliği başlatılsa!’

“Ben bu romanı -Karun ve Anarşist-i 20 yıldır söylediğim, 30 yıldır da düşündüğüm kültür-sanat meseleleri için yazdım” diyen İskender Pala ile yapılan röportajdan...



Lidya’yı yazmaya başlamamda iki temel sebep var. Batı dünyası Lidya’nın sahibiydi ve Olimpos’un çocukları olarak Lidya’da olup bitenler, Batı dünyasında bugün Doğu’ya kendilerini kabul ettirmek ve algı yönetimi için çok rahat kullanılan bir argümana dönüştü. Oysa Lidya bizim coğrafyamızdaydı, doğudaydı. Bugün üzerinde oturduğumuz coğrafya ve topraklar katman katman zenginliklere sahip. Teorim şu; Anadolu’da var olan binlerce yıllık hikâyelerden, seslerden, desenlerden yola çıkarak, tiyatro eserleri, film senaryoları üretsek, müzik besteleri yapsak, resimler üretsek hiç komplekse kapılmadan ‘Ben Cumhuriyet’im, Osmanlı da benimdir, Lidya da benimdir, Bizans da benimdir’ diye sahip olduğumuz bu mirası dünya kültürü ve sanatına ihraç etmeye başlasak... Bugüne kadar hep kültür ve sanat ithalatı yapan ülkemizde bir atılım gerçekleşir, gençlerimizin kendine güveni artar, insanımız bir başka insan olur. Oysa Anadolu’daki nice film ve opera konuları, nice desenler, resimler, heykeller, nice plastik sanat unsurları ve geleneksel sanatlarımızla dünyanın ‘Benim kültürüm senin kültürünü döver’ mücadelesinde öne çıkabiliriz.

Para sahipleri şu anda holdingler, patronlar, kuruluşlar vs... Hepsi nereye hangi yatırımı yapalım, nereden daha çok para kazanalım diyorlar. İçlerinden kültür sanatla ilgili şu yatırımı yapalım diyen parmakla gösterilir. Beri tarafta pek çok aktör, sanat yapmak istiyor fakat sponsoru yok. Bu böyle gitmez. Benim önerim, kültür sanat aktörlerinden bu şirketlerin yönetim kurullarına birer kişinin atandırılması. Mesela Cumhurbaşkanı’mız veya Başbakan’ımız ‘Bu ülkede bir de kültür sanat seferberliği başlatıyoruz...’ diye cümleye başlasa da ‘Yönetim kurullarınızda şairlerden,ressamlardan,tiyatroculardan,sinemacılardan, plastik sanatçılardan,tabii ki ebru ya da neyzenlerden,bienal yönetenlerden, kültür sanata yön verenlerden birer kişiyi atandırmanızı tavsiye ediyorum, bunu böyle yapmalıyız’ dese. Geçenlerde saydım Forbes Dergisi’nin ve diğer ekonomi dergilerinin Türkiye’deki ultra zengin dediği şirketlerinin sayısı 360 civarındaydı. Mesela GYO’lar menkul değerlerini yaparken yönetim kurullarında bir ressam olsa kötü mü? Mesela TCDD bütün o işleri yaparken yönetim kurulunda bir sinema aktristi olsa kötü mü? Türkiye’de topyekûn bir kültürsanat kalkındırılması olmaz mı?

Habertürk

İskender Pala, Türk profesör, yazar ve divan edebiyatı araştırmacısı.
Doğum: 8 Haziran 1958 (58 yaşında), Uşak

Ertuğrul Özkök neden eşcinsel olamaz?

Oray Eğin, Ertuğrul Özkök'ün ABD'deki "ev ziyareti" sonrası yazdıklarından teşhisi koydu...

Habertürk yazarı Oray Eğin, Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök'ün neden eşcinsel olamayacağını yazdı...

Özkök'ün, pazar günü yazdığı "Bir heteroseksüel gay müzesinde ne hisseder" başlıklı yazısı üzerine Oray Eğin teşhisi koydu...

"Los Angeles’ta eşcinsel çizgi roman Tom of Finland’ın yaratıcısının bir dönem yaşadığı eve gitmiş Ertuğrul Özkök; şimdi müzeymiş, ben bile ondan öğrendim" diyen Oray Eğin, Ertuğrul Özkök'ün yazısını okuyunca attığı mesajı paylaştı köşesinden:

http://www.gazeteciler.com/haber/ertugrul-ozkok-neden-escinsel-olamaz/306854

Eşcinsel modacı Cemil İpekçi kendini yaşamak istiyor

Cemil İpekçi, Beylikdüzü’nde açılan alışveriş çadırını ziyaret etti. Yeni hayatıyla ilgili planlarını anlattı.

Artık sipariş almak istemediğini ve ünlü markaların yer aldığı çadırlarda satış yapacağını açıklayan ünlü modacı cemil ipekçi, “Artık kendimi yaşamak istiyorum” deyip ekledi: “Kitaplarımı yazmaya devam edeceğim, resim ve seramik yapacağım. Almanca’mı ilerleteceğim.”

http://www.gazetevatan.com/cemil-ipekci-kendini-yasamak-istiyor-1040947-magazin/

Avustralya tribünlerinde homofobik pankart tartışması

Avustralya’da bir futbol taraftar grubunun homofobik pankartı tartışma yarattı. LGBTİ hak savunucuları pankarta tepki gösterirken, taraftar grubu saldırgan tutumunu sürdürüyor.

Avustralya’nın Sydney şehrinde geçtiğimiz haftasonu Western Sydney Wanderers ve Sydney FC arasındaki derbi maçında Red and Black Bloc (RBB) diye bilinen Wanderers taraftar grubu homofobik bir pankart açtı.

Pankartta rakip takım Sydney FC’nin teknik direktörü bir penise oral seks yaparken gösteriliyordu.

Avustralya Futbol Federasyonu, yaklaşık 45 bin kişinin gözleri önünde açılan pankartı “kabul edilemez ve saldırgan” buldu.

“Homofobik pankart hayal kırıklığı yarattı”

Yeni Güney Galler Gey ve Lezbiyen Hakları oluşumundan Chris Pycroft, “Spor güvenli ve katılmak isteyen kişileri içeren bir şey olmalı. Bir grup taraftarın bu homofobik davranışlarını görmek hayal kırıklığına uğrattı. Bu tarz davranışların bir daha yaşanmaması sağlanmalı” dedi.

Taraftar grubu Red and Black Bloc ise homofobik pankartlarını şu sözlerle savundu:

“Açık ki bu ülkede futbol yanlış ellerde. Ana akım medyaya pezevenkliğinizi de alıp siktirin gidin. Bu pankart bu kadar popüler olduğuna göre yeni bir ürünü piyasaya süreceğiz.”

Wanderers CEO’su John Tsatsimas yayınladığı açıklamada pankartı “hoşgörmeleri” ya da pankarta “göz yummalarının” mümkün olmadığını söyledi.

Sydney FC ise, Wanderers’ın teknik direktörleri Graham Arnold’a resmi bir özür borçlu olduğunu belirtti.

http://www.detaykibris.com/avustralya-tribunlerinde-homofobik-pankart-tartismasi-142561h.htm

Angelina Jolie'nin kızı ameliyatla erkek mi olacak?

Cinsiyet mi değiştirecek?


Oyunculuktan sonra yönetmenliğe soyunan Angelina Jolie, filminin galasına beş çocuğuyla katıldı. Kız çocuklardan Shiloh'un takım elbisesi, cinsiyeti üstündeki iddiaları akıllara getirdi.
Angelina Jolie, eşi Brad Pitt ile ayrılık sürecinin ardından ilk kez çocuklarıyla görüntülendi.
Bir süredir kamuoyundan uzak duran Angelina Jolie, yönetmenliğini yaptığı filmin galasına çocuklarıyla katıldı.
Yeni filmi 'First They Killed My Father' (Önce Babamı Öldürdüler) galası için Kamboçya'ya gelen Jolie, yedi çocuğunun beşiyle kırmızı halıda görüntülendi. Brad Pitt'in olmaması, alışılmışın dışında bir görüntü ortaya çıkardı.
Jolie'nin üvey oğullarından birisi Maddox'un ana vatanı olan Kamboçya, bu ziyarete özel bir anlam kattı.
Çok küçük yaşta evlat edindiği oğlu için konuşan Jolie, "Oğlum köklerini daha iyi tanısın" dedi ve "Ben oğlumun biyolojik anne ve babasına neler olduğunu anlamak istedim" diyerek filmdeki motivasyon kaynağını açıkladı.
Galada dikkat çeken isimlerden birisi ise 12 yaşındaki kız çocuğu Shiloh oldu. Bir süredir erkek gibi giyinen Shiloh'un, ilerleyen yaşlarda 'cinsiyet değiştireceği' iddiaları konuşuluyordu.
12 yaşındaki çocuğun galadaki takım elbiseli ve kısa saçlı görünümü, iddiaları gündeme getirdi.
Yaklaşık iki sene önce Brad Pitt, bir televizyonda konuşurken kızından bahsetmiş, Shiloh adı yerine 'John' ismiyle ona seslenmeye başladıklarını belirtmişti. Jolie ise kızının sürekli erkek gibi davrandığını, erkek gibi olmak istediğini söylemişti.

Hürriyet

20 Şubat 2017 Pazartesi

Ayşe Hatun Önal: Ben kendime aşığım!

"Selam Dengesiz" albümü vesilesiyle röp. veren A. Hatun Önal'ın Hürriyet'ten Savaş ÖZBEY (Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU)'e yaptığı açıklamalardan...

Şu anda nasıl duygusal durumunuz? Âşık mısınız mesela?

- Yalan söylemeyeceğim sana: Ben kendime olan aşkımın daha fazla olduğunu fark ettim. Kendime bel bağlamış biriyim. Senelerce inkâr etmiş, toplum baskısından dolayı bu tarafımı gizlemiş olabilirim ama kendine âşık biriyim. Ben de çok isterim başkasına aşkım kendimin önüne geçsin ama...

Arkadaş, eş-dost?

- Çok sıkılırım ben. Yakın arkadaşlarım bilir, 15 gün sık görüştük diyelim, “Biraz arayı açalım” derim. Batmaya başlar karşımdaki. Küçüklüğümden beri şizofrenik bir tarafım var galiba. Kendi kendime eğlenebiliyorum, kendimi seviyorum, kendi kendime kavga ediyorum. Her şeyi kendimle yaşayabiliyorum. E bu da biraz delilik değil mi? O yüzden “Sistematik olarak şunları-şunları yapıyorum” diyemem çünkü sistem dışı bir karakterim galiba.

http://www.hurriyet.com.tr/senelerce-toplum-baskisindan-gizlemis-olabilirim-ama-ben-aslinda-kendine-asik-biriyim-40368723

Tanzanya hükümetinden eşcinselleri deşifre etme tehdidi

Afrika'da birçok ülkede olduğu gibi, Tanzanya'da da eşcinsel ilişki yasak.
Tanzanya Sağlık Bakanı, hükümetin eşcinsel olmasından şüphelenilen kişilerin isimlerinin yayımlanması tehdidine destek verdi.
Afrika'da birçok ülkede olduğu gibi, Tanzanya'da da eşcinsel ilişki yasak. Hatta 30 yıla kadar hapisle cezalandırılabiliyor.
Aynı zamanda doktor olan 42 yaşındaki Sağlık Bakanı Hamisi Kigwangalla, Twitter'da eşcinselliğin doğal olmadığını, toplumun kurgusu olduğunu savundu.
Kigwangalla, Svahili ve İngilizce karışık bir dille yazdığı tweet'te: "Hiç eşcinsel keçi veya kuş gördünüz mü? Eşcinsellik biyolojik değil, doğaya aykırı" dedi.



Kigwangalla, "Hiç eşcinsel keçi veya kuş gördünüz mü? Eşcinsellik biyolojik değil, doğaya aykırı" diye tweet attı.
Kigwangalla ayrıca internette eşcinsel aktivitelerde bulunanların da hedef alınabileceğini vurguladı.
Twitter kullanıcıları Kigwangalla'yı homofobik olmakla ve özgür ifade hakkına saldırmakla suçladı.
Bir Twitter kullanıcısı, "Politika sana bilimin temelini unutturmuş sanırım. Eşcinsellik bir nevi biyogenetiğin sonucu" yazdı.
Kigwangalla ise onu, "Bunu öne süren herhangi bir araştırma yok. Eşcinselliğin bilimsel bir kanıtı bulunmuyor! Ben bir bilim insanıyım ve düşündüğünden daha çok okuyorum" diye cevapladı.
Meclise göre Tanzanya'nın başlıca sorunları
Tanzanya Sağlık Bakanlığı geçen hafta 40 HIV/Aids kliniğinin aktivitelerini askıya aldı. Bu devlete bağlı olmayan kuruluşları eşcinsel ilişkiye özendirmekle suçladı.
BBC Tanzanya muhabiri Sammy Awami, Tanzanyalıların eşcinselliğe oldukça karşı olduklarını ve toplumdaki eşcinsellerin gizli kaldığını söylüyor.
Ancak bu ayın başlarında yapılan bir meclis görüşmesinde, eşcinselliğin ülkenin üç ana sorunu arasında olduğu belirtildi.
Milletvekillerinden Hüseyin Başe, diğer sorunların uyuşturucu kullanımı ve kötü eğitim sistemi olduğunu söyledi.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39027130

Eşcinsel Bulut Öncü trafik kazasında hayatını kaybetti

CİNSEL sağlık üzerine yaptığı çalışmalar ile bilinen LGBTİ üyesi Bulut Öncü, bindiği taksinin bu sabah Maltepe sahilde kaza yapması sonucu hayatını kaybetti. Öncü, 2012'de Ankara'daki 1 Mayıs kutlamasında görevli polislerle arasında geçen diyalogla gündeme gelmişti. 

Kaza, Maltepe Sahilyolu Piri Reis Caddesi’nde saat 06.30 sıralarında meydana geldi. Cinsel sağlık üzerine yaptığı çalışmalar ile bilinen LGBTİ üyesi Bulut Öncü, bir toplantıya katılmak için bir süre önce İstanbul’a geldi.

TAKSİYLE TRENE GİDİYORDU

Burada işlerini halleden Öncü, tren ile Konya’ya gitmek üzere taksiye bindi. Yunus Emre Yavuz yönetimindeki taksi Kartal istikametine seyrederken zeminin ıslak olması nedeniyle kaydı.

TAKSİ TAKLA ATTI

Sürücüsünün kontrolünden çıkan taksi trafik ışıklarına ve yön levhalarına çarparak takla attı. Kazada, taksi sürücüsü Yavuz ve Bulut Öncü yaralandı. Sürücülerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve 112 sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri yaralıları ambulansla Kartal Devlet Hastanesi’ne götürdü.

ÖNCÜ, KURTARILAMADI

Hastanede tedavi altına alınan LGBTİ üyesi Bulut Öncü tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı. Sürücü Yunus Emre Yavuz’un ise hastanedeki tedavisinin devam ettiği öğrenildi. Öncü’nün arkadaşı Zübeyir Kavuk, kendisinin toplantıya katılmak için İstanbul’a geldiğini, dün akşam birlikte oturduklarını, bu sabah ise taksi ile kaza yaptığını öğrendiklerini söyledi.

CENAZE KONYA’DA DEFNEDİLECEK

Bulut Öncü’nün cenazesi Soğanlık’taki gasilhaneye götürüldü. Cenazenin Öncü’nün akınları tarafından alınarak defnedilmek üzere uçakla Konya’ya götürüleceği belirtildi.

Sivil toplumun farklı alanlarında çalışamalar yürüten Öncü,  2012 yılında Ankara'da 1 Mayıs kutlamasında polislerle yaşanan diyalogla gündeme gelmişti.  Öncü, kontrol aramasında kendisini aramak isteyen erkek polislere tepki göstermiş, üst aramasının bir kadın polis tarafından yapılmasını istemişti.

Uğur AYAZSIN / Cengiz ÇOBAN -İSTANBUL (DHA)

19 Şubat 2017 Pazar

Maxim(um!) by Walter Summer


Ay Işığı; öteki olmayı eşcinselliği ve zenciliği kategorileştirmeyen film

Ay Işığı'nda siyah erkek çocukları

Bu hafta vizyona giren “Moonlight” (Ay Işığı) sadece yılın değil, son 10 yılın herhalde en iyi filmi olabilir. Filmi ekim ayında Los Angeles’ta özel bir gösterimde izlediğimde de böyle düşünmüştüm.

Sunset Blvd üzerindeki Arclight sinemalarının lobisinde, farklı şehirlerde yaşadığımız için çok sık görüşemediğim bir arkadaşımla filmden önce birbirimize hayat raporu veriyorduk: Son altı ayda ne oldu, biriyle birlikte misin, iş nasıl gidiyor... Sınırlı vakitte bir tür hızlandırılmış kurs misali görüştüğümüz son günden bu yana olanları özet geçiyoruz.

Seçtiğimiz en sıradan kadeh şarap ve ortaya ısmarladığımız vasat bir atıştırmalık eşliğinde hızlı hızlı konuşuyoruz. Her bir saniyenin kıymetini bilerek.

Fakat o sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. Yüzeysel konuşma aniden derinleşiyor. Hayatta neden ilişkiler konusunda başarısız olduğumuza, nerede hata yaptığımıza değiniyoruz. Hızlı özet seansı birden karşılıklı iç dökmeye varıyor.

Böyle bir ruh haliyle izlediğim için mi çok etkilendim?

Ama sonra filmi tekrar izledim, sonra bir kez daha. Aklımdan çıkmadığını ve ruh halim o an nasıl olursa olsun beni defalarca içine çektiğini anladım.

Sanırım hiçbir filmin bu kadar arkasında durmayacağım; o yüzden inatla herkesin izlemesini istiyorum. Yönetmen Barry Jenkins Altın Küreler’de izleyenlerin filmden arkadaşlarına bahsetmelerini, herkesin birbirini filmi görmeye teşvik etmelerini istemişti. Üzerime düşen görevi yapıyorum.

FİLMİN ADI NEREDEN GELİYOR

Ay Işığı’nda siyah erkek çocukları mavi görünür. Tarell McCraney’nin oyununun tam adı bu. Filmdeki uyuşturucu karakteri Juan, yaşlı bir kadının kendisine böyle seslendiğini söylüyor. “Blue” bir rengin ötesinde hüzünlü de demek, hikâye tam da bu çift anlamına uyuyor.

ALKIŞ

Sürprizi bozmayacağım ama filmin ikinci bölümünde bir sınıf sahnesi var, zaten sahnenin gelişinden anlayacaksınız. Bütün salonlarda o sahnede alkış kopuyor, geleneği bozmayın.

Yazarımız Los Angeles’ta Trevante Rhodes’la konuştu. Rhodes, oyunculuğa başlamadan önce University of Texas, Austin’in koşu takımında yer alıyormuş.

#YılınEnİyiFilmi

KULAKTAN KULAĞA YAYILDI

Telluride ve Toronto film festivallerinde gösterildiğinden beri kulaktan kulağa yayılarak ciddi bir merak uyandırdı “Ay Işığı”. Hatta son yıllarda festival ve vizyon tarihi arasında bu kadar kısa süre olup da bu kadar ilgi çeken bir film daha olmamıştı diyebilirim.

Bütün bunları filmden sonra öğreneceğim: Tarell McCraney’nin Yale Drama School’da yazdığı bir tiyatro oyunundan uyarlama. Jenkins de McCraney de aynı yaşlarda olmalarına rağmen birbirlerini tanımadan yakın semtlerde büyümüş- ler. İkisinin de hayatında benzer trajediler yaşanmış, filmdekine yakın karakterler girip çıkmış.

Gösterimden sonra konuştuğum Trevante Rhodes kısa konuşmamızda kendisinden yüzde 95 daha farklı biri olduğunu söylüyor canlandırdığı karakter Chiron’un. Üç bölümden oluşan filmde Rhodes büyüyüp uyuşturucu işine giren Chiron’u canlandırıyor.

BU FİLM NEDİR

İlk bölümde kırılgan, zayıf, sürekli ezilen çocuk ve genç Chiron’u görüyoruz. İkinci bölümde Chiron’un lise yıllarını canlandıran Ashton Sanders’a izleyicilerden biri “Bu film tam olarak nedir?” diye soruyor.

“Yanlış anlamayın” diyor, “Ben de gay’im, ama bu bir gay filmi mi? Değil. Bu bir siyah filmi mi? Değil. Peki tam olarak nedir?”

Bu filmden sonra neredeyse kapağına çıkmadığı dergi kalmayacak Sanders mikrofonu eline alıp bağırıyor: “Bu film bir başyapıt.”

OSCAR ALACAK MI?

“Ay Işığı” öyle bir film ki kapanış jeneriğiyle bitmiyor; başka izleyen tanıdıklarıma da sordum, hepsi üzerinde düşündükçe daha da fazla beğendiklerini söyledi. Bir filmi başyapıt seviyesine yükselten, akılda kalması değil mi?

Oscar alacak mı? Keşke ama galiba hayır. Biz filmi ilk gösterimlerinde izlediğimizde “Umarım Akademi bu filmi görmezden gelmez” diye konuşmuştuk. Yani aday yapılması bile o zaman için mucizeydi. Aradan geçen aylarda ilk 3’e girdi; “La La Land” ve “Manchester by the Sea” rakipleri. Bir ihtimal “La La Land”i geçer mi?

Mahershala Ali’nin en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alacağından ise hiç kimse kuşku duymuyor. Annesi Hıristiyan olan Ali 1999 yılının son gününde Müslüman olmuştu. Bu sene SAG ödüllerinde tam da Trump’ın Müslüman ülke vatandaşlarına uyguladığı yasağa karşı yaptığı konuşmada gözleri duygulanarak kendi dini yolculuğunu anlattı ve salonda uzun bir alkış koptu.

ÖTEKİ OLMAK ÜZERİNE

Bu bir gay filmi değil, kuşkusuz içinde gay’lik de önemli yer tutuyor. Bu bir siyah filmi de değil, ama tabii ki Amerika’da siyah olmanın sancılarını da yansıtıyor. Ama bütün bunlar filmin görünen motifleri, asıl derdi ise öteki olmak üzerine verdiği mesaj. Filmi bu kadar başarılı kılan, kategorilere ve kimliklere sıkıştırmayan da bu.

Filmdeki uyuşturucu satıcısı karakteri Juan bir Küba göçmeni mesela; ama Amerikalı bir siyah gibi olmaya zorlanmış.

Tıpkı hep ezilen ve sonunda olduğundan başka birine dönüşen Chiron gibi.

Hemen hemen bütün karakterler dünyada ait oldukları yeri anlamaya çalışıyor. “Ay Işığı” kimlik çatışmasıyla ilgili akla gelebilecek her türlü klişeye dokunuyor, ama sonra bambaşka bir yere bağlıyor.

OYUNCULAR PATLADI

Trevante Rhodes ve Ashton Sanders şimdiden büyük star olma yolunda ilerliyorlar. Rhodes’a “Hollywood’da siyah oyunculara zaten sınırlı rol var, ilk çıkışında gay bir karakter oynamaktan çekinmedin mi?” diye sordum.

Ashton Sanders ise filmdeki rolüyle en fazla özdeşleşen oyuncu. Onun da annesinin ağır uyuşturucu kullandığı bir dönem olmuş, onu da okulda belli bir şablona sokamamış hiç kimse. Filmin senaryosunu okuduğunda ne pahasına olursa olsun bu rolü almaya kararlıymış, başarısından da büyülenmiş ama hiç sürpriz olmamış. Çünkü nasıl bir film çıkacağından eminmiş. New York Times Magazine başta olmak üzere Sanders’ın filmden beri yer almadığı dergi kapağı yok gibi...

http://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/1396209-ay-isiginda-siyah-erkek-cocuklari

Dünyanın ilk transseksüel oyuncak bebeği

New York'taki uluslararası oyuncak fuarında, dünyanın ilk transseksüel oyuncak bebeği tanıtıldı.

Dünyanın en büyük oyuncak fuarlarından biri olan 114'üncü Uluslararası New York Oyuncak Fuarı, Javits Center'da açıldı.

Oyuncak fuarında 100'den fazla ülkeden bin 100'ün üzerinde firma stant açtı. Yaklaşık 40 bin metrekarelik alana kurulan fuarda, dünyanın önde gelen oyuncak firmaları yeni, yaratıcı ve aynı zamanda beceri geliştirmeye yönelik en son ürünlerini tanıttı.

Dünyanın ilk transseksüel oyuncak bebeği de fuarda tanıtıldı.
Oyuncak bebeğe ABD'li transseksüel Jazz Jennings'in adı verildi. 16 yaşındaki YouTube fenomeni ve televizyon yıldızı Jennings, ABD'deki en ünlü LGBT hakları savunucularından biri olarak biliniyor.
Fuar 21 Şubat'a kadar açık kalacak.

http://www.hurriyet.com.tr/galeri-40370486?p=1

100 erkek öğrenciyi taciz ettiği ileri sürülen okul müdürü tutuklandı

Ankara'nın Haymana ilçesinde ki bir lisenin pansiyonunda 100 erkek öğrenciyi taciz ettiği ileri sürülen okul müdürü tutuklandı.100 erkek öğrenciyi taciz ettiği ileri sürülen okul müdürü tutuklandı
Ankara'nın Haymana ilçesinde ki bir lisenin pansiyonunda 100 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla suçlanan okul müdürü S.K. tutuklandı. Haymana ilçesine bir lisenin pansiyonun da 100 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla suçlanan okul müdürü S.K'yı Haymana Cumhuriyet Başsavcılığı ek ifade için yeniden çağırdı. Okul Müdürü S.K., savcıya verdiği ek ifadenin ardından tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Okul müdürü S.K nöbetçi mahkemece tutuklanarak Sincan Cezaevine gönderildi.

"TUTUKLAMAYA İTİRAZ EDECEĞİZ"
S.K'nın avukatı Gürhan Göke, "Tutuklamaya itiraz edeceğiz. Burada bir kamuoyu baskısı oluşmasından dolayı doğru bir karar verilmediğini düşünüyorum. Hiç bir somut belge olmadan içeriye alınan bir isimden bahsediyoruz. Şehir dışında olduğumuzdan dolayı buraya gelmeden Baro avukatı çağrılmış müvekkilim ek ifade denilerek tutuklanmış bulunuyor" dedi.

http://www.milliyet.com.tr/100-erkek-ogrenciyi-taciz-ettigi-gundem-2398667/

Eldiven Buffon efsanesi Igor Tudor'u destekliyor






AKP''li Hasan Baki'nin "Atatürk Türk'e benzemiyor" mesajına tepki yağdı

Mersin’de AK Parti Anamur Gençlik Kolları Başkanı Hasan Baki, Mustafa Kemal Atatürk için “Keşke olmasaydı, Türk’e benzemiyor” dedi. Hasan Baki, "Tarih yazılıyor. Aydınlık, Batı özentili devrim değil, İslam davası devrimidir bu" ifadelerini kullandı, tepkiler üzerine istifa etti. Bu arada Hasan Baki hakkında savcılıkça ’Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçundan soruşturma açıldı.



Mersin’de AK Parti Anamur Gençlik Kolları Başkanı Hasan Baki, Twitter'daki hesabı üzerinden Mustafa Kemal Atatürk'ü hedef aldı, "Atatürk olmasaydı diye bir şey yok, keşke olmasaydı diye bir gerçek var. Recep Tayyip Erdoğan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır" ifadelerini kullandı.

Hasan Baki'nin skandal tweetleri şöyle:

– Atatürk olmasaydı diye bir şey yok, keşke olmasaydı diye bir gerçek va. #RecepTayyipErdoğan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır!

– Birinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik ise Selaniklidir. Kimse Türk, Atatürk demesin. Orijinali Yunan yani, net. Benzemiyor Türk'e…

– Tarih yazılıyor. Aydınlık, Batı özentili devrim değil, İslam davası devrimidir bu.

AK PARTİ İSTİFASINI İSTEDİ

AK Parti Anamur İlçe Başkanı Feyzullah Yılmaz, Baki'nin istifasını istediklerini, kendisinin de istifa ettiğini açıkladı. Yılmaz, paylaşımların AK Parti'yi bağlamadığını da söyledi.

ATATÜRK'E HAKARETTEN SORUŞTURMA

Görevinden istifa ettiği açıklanan Baki hakkında CHP Tarsus İlçe Sekreteri Avukat Kadir Ünlü, 17 Şubat’ta Tarsus Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçede, ’Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına açıkça hakaret’ ettiğini belirterek suç duyurusunda bulundu.

Avukat Ünlü, suç duyurusu dilekçesinde Baki’nin sosyal medya hesabından paylaşımlarının içeriği ve konusunun dikkate alındığında hakaret kastıyla hareket edildiğinin açık olduğu, söz konusu paylaşımın eleştiri değil, açık ve net bir şekilde hakaret ve aşağılama olduğunu iddia etti.

Anamur Cumhuriyet Başsavcısı Vedat Temel ise, Kadir Ünlü’nün yaptığı suç durusundan sonra ilgili kişi hakkında soruşturma açıldığını söyledi.

Ali Ekber ŞEN/MERSİN (DHA)

http://www.hurriyet.com.tr/ataturk-turke-benzemiyor-mesajina-tepki-yagdi-ak-parti-istifasini-istedi-40369791

Ve Selin Şekerci ilk defa..!

Ergenlikte gözlerimle dalga geçerlerdi şimdi gözümün ekmeğini yiyorum! Son dönemde yıldızı parlayan dizi oyuncularından Selin Şekerci’nin aslında hiç de kolay bir hayatı olmamış. Babasını görmeden büyümüş, sekiz yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu bacağını kaybetmekten son anda kurtulmuş. Ekranda Türkan Şoray’vari büyük ve güzel gözleriyle dikkat çeken Selin Şekerci’yle yeni dizisi ‘Çoban Yıldızı’nın çekimleri sırasında Kapadokya’da buluştuk ve hikâyesini ondan dinledik..


Ergenlikte gözlerimle dalga geçerlerdi şimdi gözümün ekmeğini yiyorum

Size bakınca insanın aklına Margaret Keane’in meşhur koca gözlü çocuk tabloları geliyor...

- (Gülüyor) Annemin ailesi Azeri kökenli, babamda da Araplık var. Herhalde genlerin etkisiyle gözlerim böyle. Ergenliğe kadar “Ne kadar güzel gözlerin var” derlerdi. Ben de gözlerimin beni hep özel ve güzel kıldığını düşünmüştüm. Ancak ergenlikte gözlerim yüzünden bir anda arkadaşlarım arasında dalga konusu haline geldim. Ama şimdi gözümün ekmeğini yiyorum! Kendimi bakışlarımla ifade etmeyi seviyorum.

Birçok dizide başrol oynamanıza rağmen özel yaşantınız hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bu, gizemli görünme derdi mi yoksa size karşı yeterli ilgi mi yok?

- İkisi de değil. Görünür olmayı tercih etmiyorum. Kendi jenerasyonumdaki meslektaşlarım gibi ortada olmamamın bir sebebi de güvensizliğim ve korkularım...

Ergenlikte gözlerimle dalga geçerlerdi şimdi gözümün ekmeğini yiyorum

Nedir sizi korkutan?

- Hayat. Hayata ve etrafımdakilere güvenen biri değilim. Kısıtlı bir alanda güvende yaşamayı tercih ediyorum. Tanınmaya başladıkça kendimi daha çok kapattım. Fazla evden çıkmam, çok sosyal değilim. Zaten benim hayattaki derdim oyunculuğumla tanınmak. Herkesin bir zamanı olduğuna inananlardanım. Kendimi ortaya atmaktansa benim de ortada olacağım zamanın geleceğini biliyorum.

Güvensizlik, korkular... Depresif, hafif de çatlak mısınız?

- Sanırım! (Gülüyor). İkizler burcuyum. Anlık geçişlerim çok. Mesela bir şeye kahkahalarla gülerken aniden oturup tek bir noktaya kilitlenebiliyorum. Ya da sakin sakin otururken aniden dans edebilirim.

EVİM YOKMUŞ HİSSİ UZUN SÜRE KALDI

 Bir röportajınızda “Dolu dolu baba demeyi dizi setinde öğrendim” demişsiniz. Neden o güne kadar söyleyemediniz?

- Çünkü biz annemle bir aileydik. Babamı tanımıyorum... Bu yüzden ‘baba’ kelimesi bana hep yabancı oldu.

Ergenlikte gözlerimle dalga geçerlerdi şimdi gözümün ekmeğini yiyorum

En başa saralım mı?

- Annem ve babam İzmir’de yetişmiş ve orada tanışmış. Beş yaşımdayken geçimsizlik yüzünden ayrılmışlar. Aslında evlilerken de hayatımda baba mefhumu yoktu. Biz de annemle kendi yolumuzu seçtik. İzmir ve çevresinden uzaklaşıp anneannemlerin uzun süre yaşadığı Iğdır’a yerleştik.

Babanızla hiç karşılaşmadınız mı? Genelde çocukları ünlü olunca ortaya çıkarlar...

- Hayır, hiç görüşmedik. Ne yaptı, ne etti bilmiyorum.Yaşadıklarımdan sonra şu anki durumuma çok alıştım ve kendi hayatımı kurdum.

Hayatta neler eksik kaldı?

- İlk ayrıldıkları dönem, evim, yerim yokmuş hissi uzun süre kaldı. Bu beni gergin bir çocuk yaptı. Yaşıtlarıma göre daha asabiydim. Yaşamımı, oyunculuğumu, her şeyimi etkiledi. Beni erken büyüttü.

Sorunlu bir çocukluk mu yaşadınız?

- Annem beni sosyal faaliyetlere yönlendirdi, onun katkısıyla gitar çalan, hentbol oynayan, tiyatro yapan bir çocuk oldum. Annem beni mutlu etmek için çok uğraştı. Bir yandan da psikolojik olarak destek oldu. Dokuz yaşımdayken ikinci evliliğini yaptı. Başta bocaladım. Ancak İlker Abi, yani şimdiki babam, ben ona gerçek babam diyorum, annemi çok mutlu etti. Benden 15 yaş küçük bir erkek kardeşim oldu. Aslında hayatımdaki aile kavramı o sayede başladı. Sonra da oyunculuk hayatıma girdi. Kendimde ifade edemediğim her şeyi sahnede üzerimden atmaya başladım. Sakinleştim.

Ergenlikte gözlerimle dalga geçerlerdi şimdi gözümün ekmeğini yiyorumSelin Şekerci, üç yıldır oyuncu Kaan Taşaner’le birlikte. Konu evliliğe gelince net konuşuyor: “Düşünmüyorum.” Çocuk sahibi olmak da ona uzak. “Ben annem kadar layıkıyla anne olabilir miyim bilmiyorum” diyor.

HAYATIM HEP PAMUK İPLİĞİNDEYDİ

Bütün bu yaşadıklarınızın oyuncu olmanızda etkisi var mı?

- Evet. Parçalanmış ailelerde sevgi eksikliği yaşanabiliyor. Sahnede karşılıksız bir sevilme duygusu vardı. İnsanların seni sevmesi, alkışlar, gözünün içine hayranlıkla bakmaları benim gibi bir çocuğu çok pozitif etkiledi. Aslında o noktaya gelmemde geçmişte geçirdiğim büyük trafik kazasının da etkisi var. Sekiz yaşımdaydım. Bale yapıyordum ve hayalim balerin olmaktı. Ama caddeden geçen bir belediye otobüsünün altında kaldım. Altı buçuk ay hastanede yattım. Ayağımda çürüme oldu, kesilme noktasına kadar geldi.

Nasıl kurtuldunuz?

- Birçok ameliyat geçirdim. Mucizevi bir şekilde İsviçre’den gelen bir doktor yeni deneysel bir yöntemle hayatımı kurtardı. Bir daha dans edemedim. Ama yaşadıklarımın en kötüsü, en yakın arkadaşımı kaybettiğim gündü. Beş sene önce beyin kanaması geçirdi. O andan sonra yapmak istediklerimin hepsini yapmalıyım diye düşünmeye başladım.

Sizin hikâyeniz bayağı dram yüklü...

- Hayatım hep pamuk ipliğindeydi. Bir şey başladı, bir şey bitti...

İstanbul’a yolunuz nasıl düştü?

- Özel bir tiyatroda ve devlet tiyatrosunda oynadım. Aklımda dizi oyuncusu olmak yoktu. 16 yaşımdayken ‘Kavak Yelleri’ dizisi için İzmir’e geldiler. Yönetmenleri beni fark etmiş. Üç bölüm rol aldım. Orada beni gören İstanbul’daki yapım şirketleri aradı. Bir hafta sonra İstanbul’daydım. Beş şirketle görüştüm. Hepsi de dizilerde başrol teklifiydi. İçinde Hümeyra olduğu için ilk işim olarak ‘Melekler Korusun’u seçtim. Bilgi Üniversitesi’nde sinema televizyon okumaya başladım. Ardından ‘Leyla ile Mecnun’, ‘Benim İçin Üzülme’, ‘Kaçak Gelinler’, ‘Acı Aşk’ gibi dizilerde rol aldım.

KADINA KARŞI ŞİDDET VE TACİZ BENDE DE ŞİDDET DUYGUSU YARATIYOR

Zühre rolünden sonra çocuk istismarı haberlerini okumak size ne hissettiriyor?

- 13 yaşında zorla evlendirilen, doğum yaparken ölen kızların hikâyelerini dinledim. Midemi bulandıran, kalbimi yerinden söken şeyler. Bir de bunun içine girince psikolojim çok zorlandı. Kadına karşı bu kadar şiddet, taciz ve kötülük eğilimi bende de ister istemez şiddet duygusu yaratıyor. Kadının ezilme duygusu ne kadar hayatımızın içine doğallaştırılarak giriyorsa ben de bir kadın olarak buna karşılık verme ihtiyacı duyuyorum.

Şehirli kadının durumu farklı mı peki?

- Şehirde kadına bakış açısı daha değişik tabii. Erkekler artık daha saldırgan.
Ben bu noktada tanınır olmanın avantajını yaşıyorum. Bu da canımı çok yakıyor.

MURATHAN MUNGAN’IN ‘MAHMUT İLE YEZİDA’SI BANA YOL GÖSTERDİ

Ekranda şimdiye kadar şehirli seksi kadın rollerindeydiniz. ‘Çoban Yıldızı’nda ters köşe yapıyorsunuz... Sizden ne kadar Anadolulu bir kız çıkar?

- Yönetmenimiz Gül Oğuz, Zühre karakterini bana emanet etti. Zühre, çok zor bir rol. Hikâyesini okuduğumda çok ağladım. Sonra bir sürü kitap okudum. Özellikle Murathan Mungan’ın ‘Mahmut ile Yezida’ ve ‘Taziye’ kitapları bana yol gösterdi. Zühre tarlada büyümüş bir kız. O da benim gibi babadan dertli. Köyde, kadının çok ezildiği bir yerde büyüyor. Çok yaşlı bir adamla istemediği halde evlendiriliyor. En can acıtanı da imkânsız aşk. Çünkü kurtulmaya çalışırken Seyid’le karşılaşıyor ve kendini Seyid’e (Şükrü Özyıldız) bırakırsa onun da canından olacağını biliyor.

 Hakan GENCE/KELEBEK

http://www.hurriyet.com.tr/ergenlikte-gozlerimle-dalga-gecerlerdi-simdi-gozumun-ekmegini-yiyorum-40369634