7 Şubat 2016 Pazar

Kız Arkadaşlarım Da Oldu Erkek Arkadaşlarım da!

İngiliz boyband Union J üyesi George Shelly yayınladığı içten bir videoda, daha önce hem erkek hem de kız arkadaşlarının olduğunu ancak kendini etiketlemek istemediğini açıkladı.


2012 senesinde The X Factor ile ün kazanan 22 yaşındaki şarkıcı, YouTube üzerinden yayınladığı videoda ITV kanalının “I’m a Celebrity Get Me Out Of Here” programında geçirdiği zamanın kendisine neyin önemli olduğunu düşünecek zaman verdiğini söyledi.

“Benim için önemli olan kendim olabilmek ve bunu saklamam gerektiğini düşünmüyorum” diyen eski Attitude kapak yıldızı şöyle devam ediyor: “Internette, gey, hetero, ya da biseksüel olmamla ilgili spekülasyonları bir süredir okuyorum ve bütün bu etiketler biraz eski kafalı, bu nedenle kendimi etiketlemeyeceğim çünkü bunu yapabileceğimi sanmıyorum”

“Daha önce aşık olduğum kız arkadaşlarım oldu… ancak erkek arkadaşlarım da oldu.”

“Tek bilmek istediğim bundan sonra bir kızla ya da erkekle olmaya karar verirsem, bunun onları sevdiğim için olmasını istiyorum ve gerisi çok da önemli olmamalı. Böyle birşey olduğunda bunu büyütmek ve bu durumdan korkmak istemiyorum. İnsanların ne düşüneceğinden ya da yaftalamalarından endişelendiğim için kendim olamamak istemiyorum”

“Ben hala aynı kişiyim. Ben benim. Sadece kendim olmaktan biraz daha az korkuyorum”

http://gmag.com.tr/union-j-yildizi-george-shelly-acildi-kiz-arkadaslarim-da-oldu-erkek-arkadaslarim-da/

RUSYA’DA BİR TRANS KADIN ÖLDÜRÜLDÜ

Anjela Likina isimli trans kadın geçtiğimiz pazartesi günü Rusya’nın Ufa kentinde ölü olarak bulundu.

Anjela Likina kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğradı ve onlarca bıçak darbesiyle öldürüldü. Olay yerinde inceleme yapan polisler Likina’nın henüz neden öldürüldüğünü bulamadıklarını belirttiler. Polis soruşturmayı gizli yürütürken Likina’nın ailesi ise sosyal medyada hızla yayınlan bir videodan dolayı kimliğinin çok fazla ifşa olması ve Likina’ya yönelik nefret dolu sözlerin yayılması olabileceğini belirtti.

Likina kullandığı arabayı durduran ve ehliyet kontrolü yapan trafik polisi ile konuşmasının olduğu bir video yayınlamıştı. Arabasında bulunan kayıt cihazındaki görüntülerde Likina’nın kimliğini kontrol eden polis Likina ile kısa bir tartışma yaşamış olduğu görülüyor. Polis, Likina’nın henüz değiştirmediği kimliğini kontrol ediyor ve onu trafik kurallarına uyması gerektiğini söyleyerek geçişine izin veriyor. Likina bu görüntüleri paylaştıktan sonra Rusya’da çok fazla izlenmiş ve video beğeni rekorları kırmıştı. Devlet otoyol müfettişliği ise bu videonun gizli kalması gerektiğini savunarak Likina hakkında soruşturma başlatmıştı. Bunun ardından bazı paylaşımlarda Likina trans olduğu için nefret söylemlerine maruz kalmış ve hedef gösterilmişti.

Ozan Uğur/Pembe Hayat

Yasak olduğunuz kadar olağanüstüsünüz de...

İki farklı sınıfa ait kadının lezbiyen ilişkisine odaklanan Patricia Highsmith uyarlaması 'Carol', enfes finali de göz önüne alındığında uzun süre unutulmayacak bir sinemasal şölene dönüşüyor. 'Carol'ı özel ve daha da çekici kılan özelliklerden biri Cate Blanchett ve Rooney Mara'nın Oscar'a aday gösterilen olağanüstü performansları. Todd Haynes imzalı 'Carol'un Oscar'da en iyi film ve yönetmen kategorisinde görmezden gelinmesi Akademi adına bu yılın en büyük falsosu.

CAROL (Not: 4.5/5)
Yönetmen: Todd Haynes
Oyuncular: Cate Blanchett, Rooney Mara, Kyle Chandler, Sarah Paulson
Yapım: 2015, ABD
Süre: 118 dakika

Patricia Highsmith, eserleriyle sinemayı fazlasıyla beslemiş bir yazar. Geçmişte, gerilim türündeki romanları başta Alfred Hitchcock olmak üzere Rene Clement, Claude Chabrol, Wim Wenders gibi yönetmenler tarafından perdeye taşındı. Şimdi ise Todd Haynes ‘Highsmith külliyatı’ içinde farklı bir yerin tarifine soyunan ve muhtemelen kendi dünyasına yakın gördüğü ‘The Price of Salt’un uyarlaması ‘Carol’la karşımızda. Zamanında (1952) Clarie Morgan imzasıyla yayımlanan bu roman, iki farklı sınıfa ait kadının lezbiyen ilişkisine odaklanıyor.
Öykü kısaca şöyle: Yılbaşı öncesi küçük kızına hediye seçmekte zorlanan orta yaşlı kadının, genç tezgâhtardan yardım istemesiyle başlayan tanışıklık yeni bir ilişkinin kapısını aralayacaktır. Ana karakterleri zengin Carol Aird’le alt sınıf mensubu Therese Belivet olan film, 1950’lerin ‘Soğuk Savaş ortamı’ Amerika’sında ahlaken dışlanmış bir burjuvayla, hayat mücadelesinde henüz start çizgisinde olan ve rotasını arayan genç bir kadının, çatısı yavaş yavaş kurulan ilişkisini son derece incelikli bir anlatımla önümüze getiriyor. Zaten az sayıda filmi olan Todd Haynes’in eski işlerinden ‘Far from Heaven’a (ve de TV dizisi ‘Mildred Pierce’a) yakın düşen atmosferiyle öne çıkan ‘Carol’, yönetmenlik açısından son derece yetkin bir çalışma. Estetik şaheseri olan kadrajlarının (kimi Amerikalı eleştirmenler kimi çerçevelerde Edward Hopper tadı bulmuş) yanı sıra kostüm ve mekân tasarımlarıyla da çizgi üstü bir çaba olan ‘Carol’ı tanımlayacak en uygun sözcük sanırım ‘Zarafet’ olacak. Haynes’ın incelikli dokunuşları, derinlikli karakterleriyle birlikte ele alındığında filmin kendine özgü hüznünün ve melodramatik yapısının çapı daha da genişliyor.

‘Akademi’nin ayıbı...
‘Carol’ı özel ve daha bir çekici kılan, kuşkusuz yukarıda saydığımız özelliklerin yanı sıra iki ana karaktere hayat veren Cate Blanchett ve Rooney Mara’nın olağanüstü performansları. Ki ikili, ‘En İyi Kadın’ (Blanchett) ve ‘En İyi Yardımcı Kadın’ (Mara) kategorilerinde Oscar’a aday (Öte yandan geçen yıl Cannes’da Mara’nın bu filmdeki performansıyla ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülüne uzandığını hatırlatalım). Blanchett cephesine bakarsak, zamanımızın bu klas oyuncusu kuşkusuz öykünün 50’lerde geçmesinin de avantajı diyelim, ‘Carol’da Hollywood’un ‘Altın çağları’na ait efsanevi yüzlerin ışıltısını taşıyor perdeye. Avustralya kökenli oyuncu bazı sahnelerde sanki Greta Garbo, Joan Crawford ya da Lauren Bacall esintisi sunuyor gibi (elinden düşürmediği sigarasıyla da Bette Davis)...

Sözcüklerden ziyade mimiklerin, dokunuşların ve bakışların daha bir ön plana çıktığı yapım, enfes finali de göz önüne alındığında uzun süre unutulmayacak bir sinemasal şölene dönüşüyor. Ve ilginçtir bu güzelim filmi Akademi ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ kategorisinde görmezden gelmiş. Canları sağ olsun, bu ‘Carol’a bir şey kaybettirmez, Akademi adına ise bu yılın en büyük falsosu olarak kayda geçer. Kesinlikle kaçırmayın derim.

Upur Vardan - Radikal

Zizek’ten politikaya psikanaliz dersi

Sloven düşünür Slavoj Zizek, Süheyb Öğüt'ün tartışma yaratan yazısına yanıt verdi.

Antigone adlı kitabı yakında basılacak olan Sloven düşünür Slavoj Zizek, geçen yaz Süheyb Öğüt’ün internet sitesinde yazdığı ‘Butch Lezbiyenler ve HDPKK’ isimli metnini ‘teorik ve politik bir kâbus’ olarak niteledi. Zizek, bu yazıyla yapılanı bir tür saygısızlık olarak yorumlarken, “İslâm devletine karşı savaşan Kürtlere yönelik benzer aşağılayıcı ifadeler kullanmayacak kadar edepli olmalıdır” dedi.

Sloven filozof Slavoj Zizek, köşe yazarı Süheyb Öğüt’ün 17 Ağustos 2015’te Aktüel isimli internet haber ve yorum sitesinde ele aldığı ‘Butch Lezbiyenler ve HDPKK’ başlıklı analiz yazısına gecikmeli bir yanıt kaleme aldı. Ünlü düşünür Cumhuriyet’e ilettiği ‘Türkiye’de Butch Lezbiyenler’ başlıklı yazısında Öğüt’ün ilgili metnine genişçe yer verirken, bu yazarın fikirlerini de ‘teorik ve politik bir kâbus’ olarak niteliyor ve ‘Lacancı psikanalizin arsızca bir istismarını sergilediğini’ aktarıyor.

Kara çalıyor

Encore Yayınları etiketiyle çok yakında Antigone isimli kitabını Türkiyeli okurlara sunacak olan düşünür Zizek, Öğüt’ün metnindeki politik boyuta da dikkat etmek gerektiğini söyleyerek, şu ifadelere başvuruyor:

“Türk hükümetinin (Kürt muhalifleri terörist ilan eden) resmi politikasını desteklemek üzere kaleme alınmış olan yazı, Kürtlerin Suriye’de verdiği mücadelenin en büyük özelliklerinden birine, IŞİD’e karşı çok etkili olduklarını kanıtlamış bulunan kadın savaşçılara kara çalmayı amaçlıyor. Kadın savaşçıları butch lezbiyenlere benzeterek yapıyor bunu: Kendi Siyonist-seküler (yani Türk karşıtı) büyük Öteki figürlerini etkilemek için ‘dildo’larını sergileyerek sahte bir erkeksilik tasladıklarını söylüyor – Ama burada ufak bir sorun var. Lacan’a göre – erkeksiliği tanımlayan– fallus, penis değil, bir gösterendir: kastrasyonun göstereni. Yani tam anlamıyla dışsal bir eklentidir ve Lacan’ın ünlü formülünden (‘bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır’) esinlenerek söyleyecek olursak, ‘bir dildo gibi yapılanmıştır.’

Dikkat çekmek için

Öyleyse, Öğüt’ün bir lezbiyen sapma olarak betimlediği durum Lacan için normal bir durumdur: Bir erkeğin erkeksiliğini tanımlayan penise sahip olması değil, kendi otoritesinin dayandığı bir dış fallik gösterenle girdiği ilişki tarzıdır ve bunu ona otorite bahşeden bir büyük Öteki figürünün dikkatini çekmek için yapar.”

Zizek, yazısının sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gizli polisi nasıl kullandığı konusunda Öğüt’ün nasıl sessiz kaldığını da eleştirerek, saygısız üslubundan dolayı yüklendiği yazara son olarak şu mesajı veriyor: “Eğer bu bir saygısızlıksa, o zaman İslam devletine karşı savaşan Kürtlere yönelik benzer aşağılayıcı ifadeler kullanmayacak kadar edepli olmalıdır.”

Cumhuriyet

5 Şubat 2016 Cuma

Turabi: Eşcinseldir diyerek karalamaya(!) çalışırlar

Survivor ve Survivor All Star şampiyonu Turabi Çamkıran, bugün(05.02.2016) TV8’de  “Aramızda Kalmasın” programına konuk olarak katıldı.

Turabi programda “başarılı olan her insanı karalarlar” dedi ve sözlerine “nerede yakışıklı güzel vücutlu bir adam görseler, kesin eşcinseldir diyerek karalamaya(!) çalışırlar” şeklinde devam etti.

Programda yaptığı homofobik açıklama ise daha önce bazı gey kulüplerde dansçı olarak çalıştığı bilinen Turabi için bir hayli hayret verici.

Bir insana eşcinsel demenin “karalama” olmadığının altını çizmek istiyor ve sizi bu açıklamanın videosuyla baş başa bırakıyoruz.

GZone

Transseksüel hastasını muayene etmeyen doktor ceza aldı

Türk Tabipler Birliği bir Transseksüel kadını muayene etmeyi reddeden jinekolog hakkında uyarı cezası verdi.

İstanbul Beyoğlu’ndaki Reşat Belger Göz Eğitim Araştırma Hastanesi’ne başvuran trans kadın hastayı, “Ben sizi muayene etmem. Siz erkeksiniz, ben sizin durumunuzu tasvip etmiyorum” diyerek muayene etmeyi reddeden jinekolog haksız bulundu.

Konu hakkında soruşturma açan Türk Tabipler Birliği doktor hakkında inceleme yaptı ve 90 liralık uyarı cezası verdi.

TTB tarafından verilen uyarı cezasının gerekçesinde, “Reddetme makul ve anlaşılabilir bir nedene dayanmalı, suç kabul edilen bir nedene dayanmamalıdır” denildi.

Ayrımcılığa uğrayan trans kadın doktor hakkında dava açmış, ancak Valilik doktor hakkında soruşturma açılmasına izin vermemişti.

http://yenisoluk.com/transseksuel-hastasini-muayene-etmeyen-doktor-ceza-aldi/

Güçlü aşk, güçlü film

Yakınlarda yapılmış bir araştırma, romantik komedi filmlerinin sapıkça takip gibi arızalı aşık davranışlarını ayırt etmeyi zorlaştırdığını ortaya koymuş. Filmlerde ayrıldığı sevgilisinin, hatta otobüste görüp beğendiği kadının peşinden ısrarla gidip “fikrini değiştirmek” ne kadar romantikse, günlük taciz, saldırı, “ayrılmak istediği eşini” öldürmek o kadar gerçek çünkü.
Böyle bir hikayeyle alakası yok Carol’un, ama gerçeğe dair bir film. Ve bu onu daha az romantik yapmıyor. Gerilim romanlarıyla bilinen Amerikalı Yazar Patricia Highsmith’in (önce başka bir isimle yayımladığı) çok satan romanı, iki farklı sınıftan kadının 1950’lerin New Yorku’ndaki aşkını konu alır. Karakterlerin erkeksi lezbiyen kalıbına uymaması ve beklenmedik finali, daha doğrusu LGBTİ yazınında alışılmış olan zorunlu ayrılık ya da ölümlü melodramatik finalden farklı sonu, romanı özel kılan bazı yanları. Filmin Yönetmeni Todd Haynes, en çok Cennetten Çok Uzakta (Far From Heaven, 2002) gibi bir dram ve Beni Orada Arama (I’m Not There, 2007) adlı Bob Dylan biyografisi gibi farklı filmlerle bilinir. Burada da, özellikle dizilerde (Biri de Haynes’in yönettiği Mildred Pierce) son yıllarda tutan retro atmosferini kurup seyirciyi yolculuğa çıkarmış.
Açılışta, henüz tanımadığımız Carol ile Therese’in birlikte yemek yediğini görürüz. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Derken bir adam gelir, Therese’i alır, ayrılırlar. En başından anlatmaya, ondan sonra başlar. Yani bu başlangıç, nereye bakacağımızı iyi bilelim diye bir uyarı sayılır, hatta, böyle duygusal, ağır tempolu, fazla konuşmayan filmlere alışık olmayan sabırsız seyirci için bir davet.
Therese, bir mağazada tezgahtar olarak çalışan sessiz bir kadındır. Bir gün mağazada Carol’la tanışırlar. Carol kızına bir hediye almak isteyen, zengin olduğu görünüşünden belli, olgun, çekici bir kadındır. Sözlere dökülmeden, iki kadının da kendilerini ait hissetmediği bir hayat yaşadığı, gözlerinden, duruşlarından, anlaşılır. Toy Therese ile evli, çocuklu Carol yeniden buluşur, birbirlerini tanımaya, bir ilişki yaşamaya başlarlar. Ama iki kadının ilişkisi, toplumsal yapıya göğüs geremez, lezbiyen ilişkiyi ahlaksızlık sayan yasalar kocanın yanındadır. Carol, çocuğunu görebilmek için kocasının zorlamalarına boyun eğmek zorunda kalır. Lezbiyenliği “bırakmak” için terapi dahi görür. Film kahramanlarının içinde kopan fırtınaları anlatmaktan çok hissettirmeyi seçer ve bunu da başarıyla yapar. Heyecanın önünü kesmemek için fazla detaya girilmeyebilir ama finali için, hiç değilse şu kadarı söylenmeli: “Onlar erdi muradına” misali mutlu son ya da kavuşamayan aşıkların trajedisi masalsılığından sıyrılır, kavuşma ihtimalini gösterip çekilir Carol.
Güçlü anlatımı, işçiliği, atmosferi, elbette Cate Blanchett ile Rooney Mara’nın olağanüstü performansları övgüleri hak ediyor. Fazla değinilmeyen anlatımındaki sınıfsallık da dikkat çekici. Therese, fotoğrafa ilgili bir tezgahtar iken, Carol’la ilişkisine paralel olarak kendine güveni geldikçe, fotoğrafı meslek edinir. Ama yazar burada kahramanına sınıf atlatıp bırakmak yerine, kocasından ayrılan Carol’a bir iş bulur, onu Therese’in sınıfına yaklaştırır. Therese’in toyluğu da işçiliği de, onu edilgen yapmaz. Çalışmak, kazandığıyla ne yapacağına, ne zaman işten ayrılıp tatile çıkacağına kendi karar vermek bile, kendi ayakları üstünde duran, güçlü, bağımsız bir kadın olmakla mümkündür.
Vatani görevler biçerek hayatı askerlik hizmetinden ibaret kılmaya çalışanların ülkesindeki seyirciye, sivil kalmanın politik olduğunu söyler gibi.

Çağdaş GÜNERBÜYÜK
www.evrensel.nett

4 Şubat 2016 Perşembe

Biseksüel Bayrağı Hakkında Bilmediğiniz 6 Gerçek

 Evet, kendi bayrağımız var.

Biseksüel bayrağını Michael Page tasarladı.
Biseksüel insanlarının büyük bir kısmının gökkuşağı gurur bayrağı ile bir bağ hissetmediğini fark etti ve bütün biseksüellerin destekleyeceği sembollerin olduğu bir bayrak yaratmak istedi.

Renk düzeni bir başka biseksüel gurur sembolünden alıntılandı.
Page, biseksüellik ve gurur sembolü olarak iki iç içe geçmiş üçgen kullandı.

Renklerin bir anlamı var.
Bayrağın üstteki % 40’lık kısmı kızılımsı mor, ortadaki % 20’si lavanta ve alttaki % 40’ı kraliyet mavisi renginde. Kızılımsı mor eşcinsel etkilenmeyi, mavi heteroseksüel etkilenmeyi, kızılımsı mor ve mavinin karışımı olan lavanta ise iki cinsten de etkilenmeyi temsil ediyor.

Aralık 1998 tarihinde ortaya çıktı.
Bu da onu 17 yaşında yapıyor.

Kesinlikle müthiş.
Biseksüel bayrağınızın dalgalanmasına izin verin.

Gay Mag

Hindistan’da eşcinsellik 'suçu' incelenecek

Ülkede eşcinsel ilişkilere 10 yıla kadar hapis cezası veriliyor

Hindistan’da eşcinselliği suç olarak tanımlayan yasanın anayasaya aykırı olup olmadığı Yargıtay tarafından incelenecek. Ülkenin İngiliz sömürgesi olduğu zamanlardan kalma yasa, “gayri tabii” olarak adlandırdığı yetişkinler arasında rızaya dayalı eşcinsel ilişkiler için 10 yıl hapis cezası öngörüyor.

KaosGL’nin haberine göre 2009 yılında Delhi Yüksek Mahkemesi, eşcinsel ilişki yasağının temel hakları ihlal ettiğinin altını çizerek “Fasıl 377”yi iptal etti. Karar, ülkedeki aktivistleri eşcinsellere yönelik ayrımcılık ve şiddetle mücadele etme konusunda yüreklendirdi.

Ancak 2013 yılında Yargıtay bu hükmü iptal ederek yasanın mahkemelerde değil, parlamentoda iptal edilmesi gerektiğini ifade etti.

Yargıtay'ın bugün yaptığı açıklamada, 2013 yılındaki hükmün bir yargı kürsüsü tarafından gözden geçirileceği belirtildi.

Eşcinsel hakları aktivistleri 10 yıla kadar hapis cezası öngören yasanın polis tarafından eşcinselleri taciz ve tehdit etmek için kullanıldığını söylüyor.


“Hükümetin yatak odalarımızdan çıkma vakti gelmiştir”

Geçtiğimiz yıl ülkenin Ekonomi Bakanı Arun Jaitley, “milyonlarda insan bunu [eşcinsel ilişki] yaşamışken onları bir kenara itemezsiniz” diyerek Yargıtay’ın kararını eleştirmişti.

Jaitley’in “Hukuk dünyası gelişiyor, ben kararın doğru olmadığını ve muhtemelen belli bir aşamada gözden geçirilmek zorunda olacağını düşünüyorum” sözleri Yargıtay’ın bugünkü açıklaması ile örtüşüyor.

Geçtiğimiz Aralık ayında Avam Kamarasında ezici çoğunluğa sahip hükümetin reddettiği kanun değişikliği ise Kongre’nin muhalefet üyesi Shashi Tharoor tarafından sunulmuştu. Reuters’e konuşan Tharoor, “Bence bu anayasamızda yer verilen özgürlük ilkeleriyle alakalı bir konu. Hükümetin yatak odalarımızdan çıkma vakti gelmiştir,” dedi.

T24

Çocuklara yönelik TV programında eşcinsel ebeveynler yer alacak

Geçtiğimiz gün, dünyanın en uzun soluklu çocuk Tv programlarından biri olan, Avustralyalı Tv kanalı ABC’nin 1966 yılında yayınlanmaya başlayan Play School programında çocuklar ve velileri konuk olup, aile yaşantısının önemini izleyici çocuklara aktardıkları bölüm için erkek eşcinsel ebeveynler aradıklarını duyuran program yetkilileri, dünya tarihinde bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanıyorlar.

Daha önce, 2004 yılında lezbiyen bir çifti ve çocuklarını Tv ekranlarına taşıyan program, bu kez erkek eşcinsel ebeveynlerden oluşan bir aileyi programa taşımaya kararlı.

Avustralya’da her beş çocuktan dördünün bu programı izleyerek büyümesine bakılacak olursa, program ülkenin çocuk eğitimi için büyük rol oynayan programın yapımcısı Jan Stradling konuyla ilgili, ”Dünyada aile düzeni değişmekte. Artık daha özgür ebeveynler ve elde edilen haklar sayesinde ötekileştirme hayatlarımızda son derece azaldı. Programımızı izleyen çocukların gelişiminde ve eşcinsel ailelerin varlıklarını algılamalarında büyük rol oynayacağını düşündüğümüz bu projemizle, dünya çocuk Tv yayıncılığında bu ilki gerçekleştirmek istiyoruz” dedi.

GZone

Eşcinseller "açık ilişki" tercih eder

İngiltere’nin eşcinsel dergilerinden FS Magazine’in İngiltere’de yaşayan eşcinsel erkekler üzerinde yaptığı yaşam ve ilişki araştırmasının sonuçları ilginç verileri ortaya koyuyor.

Toplamda binin üzerinde erkek eşcinsel üzerinde yapılan araştırmaya göre, İngiltere’de yaşayan erkek eşcinsellerin %41’i açık ilişki yaşamayı denemiş.

Erkeklerin %53’ü açık ilişki yaşamaktansa, bekar kalmayı tercih ederken, araştırmaya katılan erkeklerin %29’u eşcinseller arasında ilişkilerin yürümesinin çok zor olduğunu savunuyor.

Eşcinsellerin ilişki yürütememesinin sebeplerine gelince ise, %31’lik bir oran eşcinsellerin tek eşliliği başaramadığını söylerken, %47’lik bir oran ise tek eşliliği başarabilecekken tercih etmediklerini itiraf ediyor.

Açık ilişkide olan erkeklerin &73’lük bir oranı, açık ilişkinin de belirli kuralları olduğunu ve aldatmanın açık ilişkilerde de gerçekleşebileceğini savunurken, %27’lik bir oran ise açık ilişki tercihinin aldatılma korkusuyla alakalı olduğunu düşünüyor.

Ankete katılan eşcinsel erkeklerin %75’i bir dönem ilişki yaşadıkları kişiyi aldattıklarını itiraf ediyor.

GZone

'Grinin Elli Tonu' da Neymiş! Cinsellikle İlgili Sizi Çok Şaşırtacak 21 Tarihi Bilgi

İşte 19. yüzyılda histerinin nasıl tedavi edildiğinden, ilk porno filmin kim tarafından icat edildiğine kadar sizi çok şaşırtacak 21 tarihi bilgi:

Kaynak: http://www.cracked.com/photoplasty_1778_...

21. Doğum kontrolünün modern bir buluş olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Doğum kontrolünün modern bir buluş olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Diyafram ve benzeri engelleyici cihazlar Antik Mısır'dan beri kullanılıyor. Eski Romalılar da doğum kontrolü için neredeyse %100 etkili olan bir bitki kullanıyorlardı. Bugün bu bitki elimizde yok; çünkü Romalılar tarafından çok fazla kullanıldığı için soyu tükenmiş.

20. 1732 yılında İskoç bir beyefendinin favori kulübü nasıl bir yerdi dersiniz?
1732 yılında İskoç bir beyefendinin favori kulübü nasıl bir yerdi dersiniz?
"The Most Ancient and Most Puissant Order of the Beggar's Benison and Merryland" kulübünün üyeleri penis şeklindeki bardaklardan içki içiyor ve grup halinde üzerinde pornografik çizimler bulunan metal bir tabağın etrafında mastürbasyon yapıyorlardı.

19. Victoria devri, insanların cinselliklerini bastırdığı bir dönem olarak biliniyor...
Victoria devri, insanların cinselliklerini bastırdığı bir dönem olarak biliniyor...
Ancak, dönemin yazarları pek çok pornografik eser kaleme almış... Üstelik aşk romanlarından bahsetmiyoruz; ensest, tecavüz, pedofili, orjiler ve BDSM'den bahsediyoruz... Ayrıca devre adını veren Kraliçe Victoria da sekse oldukça düşkünmüş.

18. 19. yüzyılda doktorlar histeriden muzdarip pek çok kadını tedavi ediyordu... onları elleri ile uyararak.
19. yüzyılda doktorlar histeriden muzdarip pek çok kadını tedavi ediyordu... onları elleri ile uyararak.
Histeri, huysuzluk, gerginlik, asabiyet ve sorun çıkarma eğilimi ile kendini gösteren bir hastalık olarak biliniyordu. Tedavisi ise doktorun kadın hastayı eli ile uyararak orgazma ulaştırmasıydı. Doktorlar bu işten yorulduğunda, vibratörü icat etmenin vakti gelmişti.

17. 18. yüzyılın sonunda yaşamış olan kadınları süslü ve vücutlarını fazla ortaya sermeyecek kıyafetlerle hayal ediyorsunuz, değil mi?
18. yüzyılın sonunda yaşamış olan kadınları süslü ve vücutlarını fazla ortaya sermeyecek kıyafetlerle hayal ediyorsunuz, değil mi?
Aslında, 'merveilleuse' olarak anılan Parisli kadınlar, çıplak vücutlarını açıkça gösterecek incecik giysiler giyiyorlardı. İngiltere'deki kadınlar da onları örnek alarak aynı tarzı benimsemişlerdi. Bazı kadınlar, giysilerini daha şeffaf ve yapışık hale getirmek için ıslatarak giyiyorlardı; bu da tüberküloz salgınına sebep olmuştu.

16. Muhtemelen Püritenlerin seks konusunda oldukça katı olduğunu düşünüyorsunuz...
Muhtemelen Püritenlerin seks konusunda oldukça katı olduğunu düşünüyorsunuz...
Püriten kadınların üçte birinin evlendikleri sırada hamile oldukları biliniyor. Bununla birlikte, cinsel tatmin dini bir görev olarak görüldüğünden, bir erkek karısını yatakta mutlu edemiyorsa boşanma hak sayılıyordu.

15. Shakespeare'in komedilerinde müstehcen ögeler mevcut...
Shakespeare'in komedilerinde müstehcen ögeler mevcut...
"Onikinci Gece" oyununda Malvolio karakterinin, argoda vajina anlamına gelen "cunt" kelimesini hecelediği bir sahne var.
14. 19. yüzyıl İngilteresi yalnızca resmi danslardan ve cilveli diyaloglardan ibaret değildi elbette.

19. yüzyıl İngilteresi yalnızca resmi danslardan ve cilveli diyaloglardan ibaret değildi elbette.
Evlilik dışı seks oldukça yaygındı ve bu devletin üst kademelerine dek uzanıyordu. III. George'un 13 çocuğundan yalnızca biri yasal olarak evliydi; ancak en az 19 torunu (bazı kaynaklar bu sayının 56'ya kadar çıkabileceğini söylüyor) olduğu tahmin ediliyor.

13. 1501 yılında, Papa VI. Alexander bir kestane ziyafeti düzenledi.
1501 yılında, Papa VI. Alexander bir kestane ziyafeti düzenledi.
Kestaneler, 50 çıplak fahişe tarafından yerden toplanıyordu. Eğitimli gözlemciler ise partiye katılanların kaç kez ejakülasyon yaşadıklarını ve ejakülasyonların kalitesini not ediyorlardı...

12. Mozart, 600 şaheseri bulunan bir müzik dehasıydı...
Mozart, 600 şaheseri bulunan bir müzik dehasıydı...
Anüs yalama ile ilgili ise iki adet bestesi bulunuyor.

11. Antik Peruluların çömlekçilik becerileri çok gelişmişti...
Antik Peruluların çömlekçilik becerileri çok gelişmişti...
Yaptıkları çanak ve çömleklerin üzerinde anal seks, oral seks, mastürbasyon, erekte olmuş penis ve vulva ve hayvanlarla ve ölülerle cinsel ilişkiye giren insan tasvirleri bulunuyor.

10. Arabistanlı Lawrence olarak bilinen T. E. Lawrence, bir asker, savaş kahramanı ve yazardı...
Arabistanlı Lawrence olarak bilinen T. E. Lawrence, bir asker, savaş kahramanı ve yazardı...
Dövülmeyi ne kadar çok sevdiği hakkında da yazdı. Lawrence, bir adama kendisini dövmesi için para verir ve bununla ilgili notlar tutardı. "Bilgeliğin Yedi Sütunu" isimli otobiyografisi Türkler tarafından kaçırılıp tecavüze uğradığı bir sahne barındırıyor. Akademisyenler, bu sahnenin bir fantezi olabileceğini düşünüyorlar.

9. Antik Roma'da "fascinus" adı verilen bir uğurlu eşya yaygın olarak kullanılıyordu...
Antik Roma'da "fascinus" adı verilen bir uğurlu eşya yaygın olarak kullanılıyordu...
Bu totem, kanatları olan bir penisten başka bir şey değildi. Kanatlı penisler, kötülükten korunmak amaçlı kullanılıyordu ve kapıların üzerine, pazar yerinin duvarlarına ve rüzgar çanlarına asılıyordu.

8. 1904'te Birleşik Krallık ve Fransa "Entente Cordiale" adı verilen antlaşmaları imzalayarak 1000 yıllık düşmanlığa son verdi.
1904'te Birleşik Krallık ve Fransa "Entente Cordiale" adı verilen antlaşmaları imzalayarak 1000 yıllık düşmanlığa son verdi.
Bunu tek sebebi ise VII. Edward'ın Fransız fahişeleri çok seviyor olmasıydı. Bir Fransız genelevi, birkaç kadınla aynı anda seks yapan Edward'ın gövdesini desteklemesi için özel bir sandalye icat etmişti.

7. 4 yüzyıl boyunca, Milan şehrine adım atan herkes, "Porta Tosa"nın altından geçmek zorundaydı.
4 yüzyıl boyunca, Milan şehrine adım atan herkes, "Porta Tosa"nın altından geçmek zorundaydı.
"Porta Tosa", kasık tüylerini tıraş eden bir kadını tasvir eden bir alçak kabartmanın adı. Kabartmanın anlamına ilişkin çeşitli hikayeler mevcut. Bunlardan bir tanesi kabartmanın İstanbul'a hakaret olarak yapıldığını söylerken, bir başka yorum ise bu tasvirin yaklaşan askerlerin ürkerek geri çekilmesine sebep olması için buraya yerleştirildiği yönünde.

6. Sir Richard Francis Burton, ünlü bir maceraperestti...
Sir Richard Francis Burton, ünlü bir maceraperestti...
Aynı zamanda "Kama Sutra"yı, Birleşik Krallık'a o getirdi. Asya ve Afrika'da keşifler yapan ve farklı kültürleri inceleyen Burton, aynı zamanda sekse dair de ilginç çalışmalara imza attı. "Kama Sutra"yı tercüme eden Burton, "Binbir Gece Masalları"nın da erotik bir çevirisine imza attı.

5. Albert Einstein, en ünlü bilim adamlarının başında geliyor...
Albert Einstein, en ünlü bilim adamlarının başında geliyor...
Sekse oldukça düşkün olan Einstein, iki kez evlendi (birisi kuzeniydi) ve iki karısını da yaklaşık 10 farklı kadınla aldattı. Savunma olarak da ilk karısına bir kural listesi verdi. Burada yer alan kurallardan biri şuydu: "ne cinsel birliktelik, ne de sadakat bekleme."

4. James Joyce'un "Ulysses"i, modern edebiyatın en önemli eseri olarak kabul ediliyor...
James Joyce'un "Ulysses"i, modern edebiyatın en önemli eseri olarak kabul ediliyor...
Eşine yolladığı mektuplar ise "gaz çıkarma fetişi" ile ilgili yazılarla dolu...

3. Viyana Kongresi, Avrupalı liderlerin bir araya geldiği önemli bir kongreydi.
Viyana Kongresi, Avrupalı liderlerin bir araya geldiği önemli bir kongreydi.
Aynı zamanda çok fazla seks yapılan bir kongre... 1814'te, Napolyon'un ilk imparatorluğunun düşmesinin ardından gerçekleştirilen kongre toplantısı, 9 ay sürdü. Liderler, Avrupa'nın geleceğini sarhoş olarak ve çeşitli seks maceralarına girişerek belirledi.

2. William Dickson film çekme makinesinin mucidi...
William Dickson film çekme makinesinin mucidi...
Aynı zamanda porno filmlerin de...
Dickson, bir Mutoscope kullanarak "What the Butler Saw" isimli bir film çekti. Bu müstehcen film o denli popülarite elde etti ki Mutoscope makinelerine "What the Butler Saw" makineleri denmeye başlandı.

1. İncil, iffeti ve Tanrı'ya hürmeti yücelten kutsal bir eser...
İncil, iffeti ve Tanrı'ya hürmeti yücelten kutsal bir eser...
Ancak, içinde pek çok cinsel öge de barındırıyor. Lut'un kızları, babalarını baştan çıkarıyorlar. Yakup iki kız kardeşi ve onların hizmetçileri ile birlikte oluyor. Yahuda, üvey kızıyla ilişkiye giriyor...

http://onedio.com/haber/cinsellikle-ilgili-ilginc-tarihi-bilgiler-670273?utm_source=onediocom&utm_campaign=facebook_page&utm_medium=facebook

İçimizdeki normlara karşı Queer Temaşa çıktı!

Sadece heteroseksüel dünyanın değil LGBT camianın da cinselliğe ve bedene bakışını masaya yatıran Queer Temaşa çıktı. Kitabı derleyen Leman Sevda KaosGL.org’a konuştu: LGBT camianın içindeki ahlak ve normlar benim için Queer Temaşa ihtiyacını doğuran şey.

“Queer Temaşa yalnızca hetero-normativiteyle değil, homo/trans-normativiteyle de şekillenen bir yolculuk”

Sel Yayıncılık Queer Düşün serisinin yeni kitabı ‘Queer Temaşa’nın tanıtımında böyle yazıyor. Leman Sevda Darıcıoğlu’nun derlediği, Türkiye ve dünyadan çok sayıda ismin yazısının yer aldığı kitap okurları beden ve cinsellik üzerine bir gezintiye davet ediyor.

Geçtiğimiz aylarda trafik kazasında kaybettiğimiz Boysan Yakar, serinin diğer kitaplarına da katkı sunan Gülkan / Noir ve psikanalist, filozof Felix Guattari kitapta yazısı yer alan isimlerden sadece birkaçı.

Kitapta HIV/AIDS krizi ve homonormativite üzerine yazıların yanı sıra cinsellik, BDSM pratikler, iktidarın bedende cisimlenişi, dile gelişi, gündelik yaşam, ilişkiler ve trans politikalar üzerine yazılar yer alıyor.

Peki nedir bu Queer Temaşa?

“Queer bir tahayyülden bahsedebilmemiz için ise sadece heteroseksüel dünyanın değil, LGBT camiasının da cinselliğe ve bedene bakışını masaya yatırmamız gereklidir” diyerek yola çıkan kitabı derleyen Leman Sevda ile konuştuk.

 Leman Sevda
Kitabı, “Gündelik yaşam, teori, aktivizm, sanat gibi farklı alanların cinsellik, beden, arzu üzerine bir alan yaratmayı denediği bir yolculuk, gezinti vaadi” diye anlatan Leman’a göre queer bir lüks değil, bir ihtiyaç:

“Queerin bir lüks değil bir ihtiyaç olduğunu; HIV-AIDS gibi yakıcı, yaşamsal bir noktadan çıktığını hatırlatmak istiyor öncelikle. Bu; hem diğer politikalar içerisinde cinselliği politik bir kategori olarak ele almayı, ibneliği baş tacı etmeyi beyaz bulan bakışa sesleniyor hem de queeri sadece ilk anladığımız anlamıyla bir kostümlenme gibi düşünmeme konusunda LGBT camiaya sesleniyor. Yani bizi, normla girdiğimiz ilişkiyi yalnızca heteronormativite üzerinden değil, camia ve kendiliklerimiz içerisinde de düşünmemiz konusunda uyarıyor.”

“İçimizdeki normlara ‘aman dikkat’ diyor”

Leman kitabın bu uyarısını şöyle aktarıyor: “LGBT hareketi gitgide yayılır, LGBT görünürlüğü artar, yerel yönetimlerde ve hatta mecliste kimlikleri açık LGBT'lerin varlığı ve adaylığı gibi konuları konuşmaya başlamışken normalleşmeye ve aramızdaki, içimizdeki normlara karşı 'aman dikkat' diyor.”

Cinsellikten bahsetmeden politikasını, tahayyüllerini oluşturmaya çalışan bir söylemin LGBT politikasında yaygın olmasını eleştiren Leman son olarak, “LGBT camianın içindeki ahlak ve normlar benim için Queer Temaşa ihtiyacını doğuran şey. Cinsellikten bahsetmeden politikasını, tahayyüllerini oluşturmaya çalışan bir söylem LGBT politikasında oldukça yaygın. Oysa LGBT olmak; tam da cinselliği konuşabileceğimiz, hem sorgulayacağımız hem dünyayı cinselleştireceğimiz bir potansiyel olarak kullandığımızda değerli. Ve bu potansiyel tam da bizi radikalleştirecek ve dünyada olmanın daha güzel hallerini araştırtacak olan şey.”

Kitap tanıtımından:

Temaşa: Seyir. Gezinti. Hoşlanarak bakma. Seyretme. Seyredilecek görüntü. Görülmeye değer şey.

Bu derleme, bedeni ve cinselliği zapturapt altına alan hetero-normatif düzende ve ikili cinsiyet sisteminde bir delik açma, straight düşüncenin ötesinde bir yaşayışa, bir tahayyül alanına kapı aralamak için beden ve cinsellik düzeninde bir temaşa davetidir.

Queer teori, LGBT olmanın kişiyi radikalize etmediğini ve na-trans bir heteroseksüel olmanın da onu straight yapmadığını savunur; cinselliğe ve bedene dair kurduğu normlar nedeniyle straight olabilir, LGBT olmanın kendisi ise heteroseksist, ikili cinsiyet düzenini ihlal yahut ilga etmez.

Dolayısıyla odağımız artık kimlikler, özler ya da doğa değil, beden ve cinsellik üzerine kurulan kod sisteminin, normalin, normun kendisidir. Queer bir tahayyülden bahsedebilmemiz için ise sadece heteroseksüel dünyanın değil, LGBT camiasının da cinselliğe ve bedene bakışını masaya yatırmamız gereklidir.

Queer Temaşa yalnızca hetero-normativiteyle değil, homo/trans-normativiteyle de şekillenen bir yolculuk…

İçindekiler

Sahte Kız - Boysan Yakar
People With Aids Öz-Güçlendirme Hareketinin Tarihi - Michael Callan, Dan Turner
Rektum Bir Mezar mı? - Leo Bersani
Kadın Oluş - Felix Guattari
Başka Bir Felsefi Dil - Ali Akay
Dil ve Bıçak - Selen Anse
Beden Makamından - Ufuk Ahıska
Sevginin Ölüm Dünyası: Aile, Arkadaşlık ve Trans Kadın Cenazeleri - Aslı Zengin
Cinsiyetlendirilmiş Alanların Tahakkümü / İkili Cinsiyet Sisteminden Yansımalar - Petra L. Doan
Bir Dolap Vakası - Bruce La Bruce, Glenn Belverio / Glennda Orgasm
Trans Tarihi, Homonormativite ve Disiplinerlik - Susan Stryker
Nurtopu Saçan'la İstanbul'da Drag Queenlik Üzerine - Söyleşi: Leman S. Darıcıoğlu
Miss File ile Transfemme Kuramı - Dr. Doll&Miss File/Miss Wilson
Sade SM Değildi, Spannerlar ve Foucault Öyleydi - Marie Hélén Bourcier
İktidara Gelmek ve Zarları Bir Bir Yırtmak - Gülkan / Noir
Bir Dominantın Notları - Dom'ino Dom
Kontra-Seksüel Manifesto - Paul B. Preciado
Hareketleri Gezerken - Mary Zournazi, Brian Massumi

Kaos GL

Rüzgar Erkoçlar'ın hayali gerçek oldu

Cinsiyet değiştirerek gündem yaratan Rüzgar Erkoçlar, oyunculuğa veda ettikten sonra değişik işlerde çalıştı.
Pastanede paspas yapan ardından da simit satan Erkoçlar, şimdi ise uzun süredir hayal ettiği bir işe kavuştu.
Rüzgar Erkoçlar, moda dünyasına girdi.
Çoraptan tişörte kadar birçok ürün tasarlayan Erkoçlar, geçtiğimiz gün ise değişik internet sitelerinde tasarımlarını satışa sundu.
Kendine ait bir de tasarım atölyesi olan Rüzgar Erkoçlar, "Bu ürünleri yaratırken çok eğlendim hatta kendimi buldum" diye de mutluluğunu dile getirdi.

Milliyet

2 Şubat 2016 Salı

En iyi 10 gay filmi

http://www.filmloverss.com/beyazperdede-en-iyi-10-lgbti-temsili/


Bieber'in eşcinsel barda ne işi var?


Her yaptığı olay olan müziğin yaramaz çocuğu Justin Bieber, yeni bir tartışmaya yol açacağa benziyor.

Geçtiğimiz gün bir Instagram kullanıcısının paylaştığı fotoğrafta yer alan Bieber aslında Kuzey Hollywood’ta yer alan ve daha çok Latin uyruklu eşcinsellerin takıldığı Club Cobra’nın sahibiyle fotoğraf çektirmişti.

NeNowNext’e göre, görgü tanıkları, Bieber’ın yanında tek bir korumasıyla bir adet bira içtiğini ve bar fazla kalabalıklaşmadan saat 21.00 gibi oradan ayrıldıklarını söylemekte.

TMZ’ye konuşan Club Cobra yetkililerinden biri ise Bieber’ın muhtemelen orasının bir gey bar olduğunu bilmediğini söyledi.

http://gzone.com.tr/justin-bieber-gey-barda-goruntulendi/

Nick Jonas eşcinsel mi, değil mi?

Complex isimli yayınla özel bir fotoğraf çekimi ve röportaj gerçekleştiren Nick Jonas, hem eşcinsel dedikoduları hem de eşcinsel camiasını yemleyerek sömürmesi hakkında gelen eleştirileri konuştu.


Gaily Grind’ın haberine göre Jonas, daha önceki bir röportajında bir erkekle beraber olup olmadığını açıklamak istemediğini söyleyerek yol açtığı eşcinsel olması hakkındaki dedikodular hatırlatılınca bununla ilgili soruları şöyle

yanıtladı: Bu çok komik, TV’de eşcinsel bir karakteri oynuyorum. Ben ya da oynadığım karakter olsun günün sonunda bu benim yolculuğum oluyor. Benim vücudum. Bu karakter ve onun yolculuğu ama benim vücudum, benim ellerim, benim

dudaklarım…

Jonas, eşcinsel camiayı yemlediği konusundaki eleştirileri de sözlerinin devamında cevapladı:

Pozitif olan her değişime bir negatif yaklaşım illa ki olacaktır. Bir heteroseksüel erkek olarak ben, heteroseksüel ya da eşcinsel olsun, kendi hayranlarımın yönelimlerinden gayet rahatım ve bir sorunum yok. Onların cinsel yönelimi beni

ilgilendirmiyor ve kimseyi de ilgilendirmemeli. Yapılan bu eleştirinin salakça olduğunu düşünüyorum. Sonuçta oynadığım dizide bir eşcinsel ilişki sahnesi vardı ve ben bir erkeği öpüyordum.

Bu konuda hedef her seviyedeki “kabul”ün ne kadar yaygınlaştığına bakılmasıdır. Normal kulüplere, heteroseksüel kulüplere ve gey kulüplere de gidiyorum ve orada hayranlarımla partilere katılıyorum. Benim için hiçbir fark yok.

İspatlayacak hiçbir şeyim yok. Kendi halimden gayet memnunum ve beni hayatımda destekleyen birçok yakın eşcinsel arkadaşım olduğu için de minnettarım”

http://gzone.com.tr/nick-jonas-escinsel-oldugu-hakkindaki-dedikodulara-son-noktayi-koydu/

Bu eşcinsellik sevdası nedir?

Sanata saygımız büyük ve verilen emeği göz ardı etmiyoruz. Fakat Nadide Hayat, Kocan Kadar Konuş Diriliş ve Delibal’da açıkça izleyiciye ‘Eşcinsellik normaldir’ mesajı veriliyor. Yapımcı, yönetmen ve senaristlere ‘bu halkın ahlaki yapısına çökertmeye yönelik karakterleri hayatımıza sokmaktan vazgeçin’ diyoruz. 

Vizyona peş peşe giren üç film: Nadide Hayat, Kocan Kadar Konuş Diriliş ve Delibal. Bu üç filminde ortak bir özelliği var. Filmdeki karakterlerin en yakın arkadaşları veya yan karakterler ya gay, ya lezbiyen. Üstelik hemcinsleri olan sevgilileriyle övünüyorlar, iyilik sosuyla süslenmiş rolleriyle de apaçık olarak özenti ve sempati toplama hissi uyandırıyorlar. Onlara bu filmlerde böyle bir rol biçilmiş. Genel çerçevede bakıldığında özellikle Çağan Irmak’ın yönetmenliğini üstlendiği Nadide Hayat başarılı bir film. Kocası öldükten sonra dul sıfatı yakıştırılan torun sahibi Nadide Hanım’ın toplum tarafından ona biçilen ‘artık sana bir köşede kocamak yakışır’ imajıyla mücadelesini konu alıyor. Bizim toplumumuzda kadın olmak zor. Eğer eşiniz öldüyse ya da boşanmışsanız o zaman hayatınızın üzerine binen yük misliyle ağırlaşıyor. Nadide Hanım bu olumsuz bakış açısına rağmen yarım bıraktığı üniversite eğitimine geri dönüyor.

Babam ve Oğlum filmiyle hepimizi derinden etkileyen Yönetmen Çağan Irmak burada farklı bir kareye de imza atmış. Amfideki öğrenciler arasında tesettürlü öğrenciye de yer vermiş. Bu ayrıntı dikkatimden kaçmadı. Toplumun bir gerçeği olan ve yasaklar kalkmadan önce bilerek görmezden gelinen(reklamdan dizilere kadar) bu gerçeği nihayet Nadide Hayat’ta görebildik diye düşündüm. Fakat ilerleyen sahnelerde farklı bir kareye daha şahit olduk. Grup olarak gittikleri ödev kampındaki kızın, orada tanıştığı bir lezbiyenle birlikte gitmesi ve gerçek aşkı bulduğunu söylemesi, gruptakilerin de bunu gülümseyerek karşılaması Türkiye toplumunun gelenek ve ahlak anlayışına ne kadar ters olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım. Genel hatlarıyla başarılı bulduğum Nadide Hayat’ta böyle bir role ne gerek vardı, bilemiyorum.

İLLUMİNATİ, MEHMET KARAKTERİ VE KOCAN KADAR KONUŞ

Kocan Kadar Konuş Diriliş’te ise eşcinsellik kavramı çok daha fazla öne çıkarılmış. Başrollerini Ezgi Mola ve Murat Yıldırım’ın paylaştığı film izleyicilere keyifli anlar yaşatıyor. Fakat özellikle iki noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Başrol karakterler Efsun ve Sinan’ın aileleri bir sahnede birlikte dizi izliyorlar. Dizinin oynadığı televizyon kanalının amblemi üçgen içinde kırmızı göz. O üzerine komplo teorileri üretilen, başta ABD yapımı olmak üzere birçok film, çizgi film, klip ve dizi de yer alan illuminati sembolünün o sahnede gözümüzün içinde sokulmasındaki maksadı anlayabilmiş değilim. Filmin senaristi ve yönetmeninin bu konudaki niyetini gerçekten merak ediyorum. Bir diğer dikkat çekmek istediğim nokta ise Efsun’un en yakın arkadaşının bir eşcinsel olması. Bu karakter de diğer film ve dizilerde olduğu gibi melek gibi prototipe oturtulmuş. Mehmet, Efsun’a yakışıklı bir sevgili isteğinden bahsediyor ve Efsun’un bekârlığa veda partisini ‘gay clup’te transseksüellerle birlikte kutluyor.

DELİBAL’DA DA AYNI MESAJ

Başrollerini son dönem televizyonda sıkça gördüğümüz Çağatay Ulusoy ve Leyla Lydia Tuğutlu’nun oynadığı Delibal ise konu açısından farklı bir film. Senaryosunun 2012 Hint yapımı ‘Moonu 3’ ten çalıntı olduğu iddia edilen Delibal, Nadide Hayat ve Kocan Kadar Konuş Diriliş’e nazaran vasat bir yapım. Özellikle Barış ve Füsun’un tanışma hikâyesi çok uzatılmış. Oysa bu süre Barış’ın hastalık evresine ayrılmalıydı. Fakat bu filmde de izlenilebilirlik düzeyinden çok asıl sorun; ana karakter Füsun’un en yakın arkadaşının bir eşcinsel olması. Üç farklı film, aynı bilinçaltı mesaj: “Eşcinsellik normaldir.”

NEDEN EŞCİNSELLİK PROPAGANDASI YAPIYORSUNUZ?

Dinimizin eşcinselliğe bakış açısını bu filmlerin senaryosunu kaleme alanlar, çekenler ve oynayanların bildiğine şüphem yok. Sonuçta sürekli dile getirildiği gibi; ‘yüzde 99’u Müslüman olan bir toplumda yaşıyoruz. Ayrıca artık teknoloji çağındayız. İstediğimiz bilgiye ulaşmak bir telefon ya da bilgisayar kadar ötemizde. Dini yaptırımını bir kenara bırakırsak eşcinsellik toplumumuzun örf, anane ve ahlak çerçevesine de oturan bir bakış açısı değil. Biz burada kimsenin özel hayatını yargılamıyoruz. Fakat 7’den 70’e herkesin izleyeceği bir filmde dini, kültürel ve ahlaki açıdan Türkiye halkına ters düşen eşcinselliği neden normalleştirme çabası verildiğini de ciddi ciddi oturup düşünmemiz gerekiyor. Özel kanallar yayın hayatına başlamadan önce TRT’de belli bir sansür anlayışı vardı, hala da mevcut. İlk özel kanal Star1 yayına başladığında öpüşme sahnesi, çıplak kadın vücudu ekranlara geldiğinde şok etkisi yaptı. Fakat bir süre sonra kanıksandı. Şimdi bu bahsettiğimiz sahneler ailecek izleniyor ve kanal dahi değiştirilmiyor. Üstelik akşam saatlerinde yayınlanan dizilerde bu sahneler bolca mevcut. Çünkü bu yavaş yavaş bilinçaltımıza sokulan propagandaya halk alıştırıldı ve normalleştirildi. Şimdi aynı çaba dizi ve filmler üzerinden eşcinselliğin normalleştirilmesi için harcanıyor. Biz duyarlı bireyler olarak LGBT’nin ramazan ayında Taksim’de yaptığı rezillikleri unutmadık. Bu topluma ters olan eşcinsel ilişkilerin genç dimağlar üzerinde normalleştirmesini istemiyoruz. Sanata saygımız büyük ve verilen emeği göz ardı etmiyoruz. Yapımcı, yönetmen ve senaristlerden bir beklentimiz var: Lütfen, bu halkın ahlaki yapısını çökertmeye yönelik karakterleri hayatımıza sokmaktan vazgeçin.

ÖZLEM DOĞAN - MİLAT

http://www.milatgazetesi.com/bu-escinsellik-sevdasi-nedir/77699/#.VrCK_7KLSHs

Homoseksüel sığınmacılar için Almanya'da özel yurt

Almanya'da sadece homoseksüel sığınmacıların barınabileceği özel yurt açılıyor.

Ölüm tehlikesi nedeniyle Almanya'ya gelen İranlı bir homoseksüel sığınmacının burada kaldığı yurtlarda da dışlanması ve alay edilmesi üzerine, yaşadığı sıkıntıları Nürnberg'de gay ve lezbiyenlere hizmet veren Fliederlich Derneği'ne aktarmasıyla çalışmalarına başlanan homoseksüel sığınmacılar yurdu Nürnberg'de tamamlandı.

Almanya'nın ilk homoseksüel sığınmacı yurdu

Nürnberg'in Gostenhof semtinde bulunan Almanya'nın ilk homoseksüel sığınmacı yurdu iki katlı bir binada hizmet verecek. Yurt çift kişilik beş oda ve ortak kullanılacak bir mutfağa sahip. Homoseksüellere özel yurdun çalışmalarını tamamladığını kaydeden Nürnberg Fliederlich Derneği Başkanı Michael Glas, yurda ilk misafirin gönderilmesini beklediklerini söyledi.

Onlarca başvuru var

Homoseksüel sığınmacılar sorunundan İranlı sığınmacının durumunu iletmesiyle haberdar olduklarını belirten Michael Glas, kendilerine şu ana kadar onlarca kişinin başvuruda bulunduğunu açıkladı. Normal sığınmacı yurtlarında bu kişilerin dışlandığını, alay edildiğini ve hatta şiddete maruz kaldıklarını vurgulayan Glas, dernek olarak bu nedenle harekete geçerek homoseksüel sığınmacılara özel bir yurt oluşturduklarını söyledi.

Berlin'de de açılacak

Spiegel Online'ın bildirdiğine göre, başkent Berlin'de de Mart ayı içerisinde gay ve lezbiyenler için özel bir yurdun hizmete girmesi bekleniyor. Frankfurt ve Münih'te de benzer çalışmaların yürütüldüğüne dikkat çeken Michael Glas, bu yönde talepler olduğunu belirtiyor. Tahminlere göre, sadece Nürnberg'de yüzlerce homoseksüel sığınmacı bulunuyor.

Nürnberg homoseksüel sığınmacılar yurduna kimin gönderileceğine belediyenin karar vereceği kaydedildi.

Ahmet Yıldırım/Almanya- DHA