22 Kasım 2014 Cumartesi

Türkiye'nin ilk trans birey defilesinden sahne arkası görüntüler


LGBTİ aktivisti, tesettürlü transseksüel kadın Öykü Ay koordinasyonluğunda "Türkiye'nin ilk trans defilesi", "Nefret Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü"nde (dün) düzenlendi. Eşcinsel modacılar tarafından bağışlanan ve defilede kullanılan kıyafetlerin satışından elde edilecek gelirin yardıma muhtaç trans bireyler için harcanacağı belirtildi. İşte toplumda farkındalık yaratmayı da amaçlayan renkli defilenin sahne arkası görüntüleri... (Fotoğraflar: Yağız Karahan / Reuters)








Çukurova LGBTİ kuruldu!

Çukurova Üniversitesi’nde LGBTİ topluluğu kurulmasıyla üniversitelerdeki sayı 5’e yükseldi.

Çukurova Üniversitesi Gökkuşağı isimli LGBTİ topluluğu resmen kuruldu.

Galatasaray,Hacettepe gibi üniversitelerde de olan LGBTİ toplulukları Çukurova ile birlikte üçe çıktı.

Çukurova LGBTİ üyesi  Sercan Ceyhan, “Bu yıl Ekim başında İletişim Fakültesi’nden 4 kişi bir araya geldik. İlk olarak Esengül Ayyıldız hoca ile paylaştık fikrimizi. O da bu fikri çok benimseyince birkaç arkadaşımıza daha ulaşıp tüzüğümüzü hazırlamaya başladık.” Dedi.

Tüzüğün hazırlanmasında üniversite hocalarının desteğini yanlarında hisseden üniversite öğrencileri,

“Tüzüğümüzü  hazırlarken birçok hocamız bize destek oldu. Tüzüğümüzü onların yardımı ile hazırladık. Dosyamızı hazırlayıp Öğrenci Kurulu’na verdik ve kurul başvurumuzu 19 Kasım Çarşamba günü onayladı.” Yine de okul yönetiminin olası tepkilerinin önüne geçmek için tüzüklerinde doğrudan “LGBTİ” yazmak yerine “cinsel kimlik”, “toplumsal cinsiyet” gibi ifadeleri tercih etmişler.“Aslında aynı şeyleri farklı kelimelerle anlatarak bir tüzük hazırladık”, diye anlatıyor Sercan.

Kültür Müdürlüğü’nde kulüplerden sorumlu kişi de Adana’da çocukları LGBT olan ailelerin hikâyelerini anlatan “Benim Çocuğum” filmini izlemiş ve Gökkuşağı Kulübü’nün Öğrenci Kurulu’na hazır olması için gayret göstermiş.

Kulübün 10 kişilik kurucu üyelerinin birçoğu, daha önceden Adana’nın homofobi ve transfobi karşıtı inisiyatifi Queer Adana’da yer almış. Birbirleriyle tanışmalarının ardından Queer Adana üzerinden diğer LGBTİ üniversitelilere ulaşmışlar.

Kadın Çalışmaları Kulübü, İletişim Kulübü ve Sinema Kulübü gibi diğer toplulukların da desteğini aldıklarını söyleyen Sercan, “neden LGBTİ’ler de üniversitede görünürlük kazanmasın?” düşüncesiyle çalışmalara başladıklarını paylaşıyor.

Sercan, üniversitelerde hâlâ görünür olmakta sıkıntı yaşayan arkadaşlarının ihtiyaçlarını kesinlikle gözeteceklerinin altını çiziyor:

“Ben gelirim ama ‘bak, Gökkuşağı Kulübü’ne gitmiş’ derler diye gelmekten çekineceğini söyleyen arkadaşlarımız var. Görünürlük sıkıntısı olanları dikkate alacağız. Hiçbir şekilde üye oldukları falan bilinmez.”

LGBT örgütleri ve öğrenci topluluklarıyla birlikte çalışmak istediklerini belirten Sercan, ilk olarak yapmak istediklerini şöyle anlatıyor:

“Tanışma toplantımız hemen ilk fırsatta gerçekleşecek. Daha sonra ağ geliştirme, saha çalışması gibi çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Mayıs’ta ‘Benim Çocuğum’ filminin gösterimini ve Tıp Fakültesi ile Selçuk Candansayar’ın katılımının olacağı bir etkinlik planlıyoruz.”

Çukurova LGBTİ topluluğ ise Türkiye’nin 5.resmi LGBTİ topluluğu oarak kendinden bahsettiriyor

http://www.gelecekgazetesi.org/cukurova-lgbti-kuruldu/

AB’den ancak eşcinsellik gelir !

        Saadet Partili Yeniçağa eski Belediye Başkanı Ahmet Kızıltan, LGBTİ’nin (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, İnterseksüellerin haklarını koruma hareketi) Tiran’da yapılacak olan toplantısına TBMM’den de milletvekillerinin gidecek olmasına tepki gösterdi. Kızıltan, “Cinsel sapkınlıklar projelerine Türkiye’nin de ortak olmasından daha büyük bir vehamet düşünülebilir mi?” dedi.

       Saadet Partili Eski Belediye Başkanı Ahmet Kızıltan, Tiran’da yapılacak eşçinseler toplantısıyla ilgili olarak zehir zemberek açıklamalar yaptı. Kızıltan, “AB, cinsel sapkın ve sapıkların korunması için Tiran’da yapılacak LGBTİ zirvesine milletin vekillerini istiyor. Tiran’a, TBMM’yi temsilen gidecek olan milletvekilleri AKP’den, MHP’den ve CHP’den belirlendi maalesef. Milletin meclisinde gündeme gelen konulara bakar mısınız? Bu yazılı talep Meclis’te yazışmalara dökülüp, “tasvibe” sunuluyor. Bu “Ahlaksız teklif” ne bu millete ne de bu milletin meclisine yakışmıyor” diye konuştu.

       Ahmet Kızıltan sözlerine şöyle devam etti;
       “Cenab-ı Allah’ın lanet ettiği, kavimlerin helak olduğu nahoş bir durumla ilgili AB seminerinde Türkiye’nin temsil edilmesi talebinin tutanaklara geçmesi bile bu necip millete ve inancına yapılacak büyük bir hakaret hükmündedir. Meclis’in manevi şahsiyetine ve saygınlığına gölge düşüren bu hususu hangi iman ehli “tasvip” edebilir. Maalesef oylama yapılmış ve belki de bu oylamanın ne anlama geldiğini bile düşünmeden eller “kabul” için kalkabilmiştir. Türkiye’de iktidar, AB Hedefi ve AB Bakanlığı diye gayretli çalışmalar yapadursun, AB ise eşcinsel hakları için bastırıyor. Meclis’te AB’nin ahlaksızlığı yayma çalışmalarına alet olarak konuyu Genel Kurul’da oylayarak bir skandala imza attı. Arnavutluk’un başkenti Tiran’da 21 Kasım tarihinde yapılacak olan LGBTİ seminerine Meclis destek verecek. Oysa AB hedefi, yıllar önce Demirel Başkanlığı’ndaki Adalet Partisi Hükümetleri döneminde, “Avrupa Ortak Pazarı sadece bir ekonomik birliktir” şeklinde millete lanse edilmişti. Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarı’na giriş süreci Özal, Demirel, Yılmaz, Çiller ve Ecevit iktidarları döneminde aynı kararlılıkla sürdürülmüştü. Milli Görüş’ün “AB bir ekonomik birlik değil, siyasi ve kültür birliğidir. AB’den ancak eşcinsellik gelir. AB’nin sapkın yaşam biçimini bırakın, İslam Birliği’ni kurup lider olun!” uyarılarını ise ne sağ ve sol iktidarlar, ne de “Biz de Eski Milli Görüşçüyüz” diyen Muhafazakar Demokrat iktidarlar dinledi.

       Bugün LGBTİ’lerin haklarını savunma seminerine katılım için Meclis’te oylama yapılması ise “AB Hedefinin” Müslüman Türk toplumunu getirmek istediği noktayı ortaya koyuyor. AB aslında ekonomik, siyasi ve kültürel olarak temelini tahrif edilmiş Hıristiyanlıktan ve bugün Batılı toplumları içten içe çürüten, aile kurumunu ve nesli yok eden modern sapkın yaşam biçimine sahip toplumların bir birliği haline gelmiş bulunuyor. Ekonomik ve siyasi olarak da dünya üzerinde fazla bir etkinliğe sahip bulunmuyor. Buna karşın, Türkiye’nin AB Hedefi, maalesef Avrupa Birliği Bakanlığı çalışmaları hız kesmeden devam ediyor.”

http://www.bolununsesi.com/icerik/haber.asp?id=30598

AKP’li Memecan: LGBTİ’lere haklarının teslim edilmesi lazım

Milli Gazete'nin hedef haline getirdiği seminerde AKP İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan'a, 'sapkınlar toplantısı olmadığını ülkenizde anlatın' mesajı verildi

Avrupa Parlamentosu’nun temel haklar ve LGBTİ’lerin ayrımcılıktan korunmasına ilişkin Tiran’da düzenlediği seminere AKP’li Nursuna Memecan ile CHP’li Binnaz Toprak katıldı. Nursuna Memecan, seminerde yaptığı konuşmada, tüm dezavantajlı gruplara haklarının teslim edilmesi gerektiğini söyledi.

kaosgl.org'un haberine göre, Arnavutluk’un başkenti Tiran’da gerçekleşen “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” başlıklı seminere Türkiye’yi temsilen AKP İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan ile CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak katıldı.

Etkinliğe katılması beklenen AKP Milletvekilleri Mehmet Metiner ile Ziver Özemir ve MHP Milletvekili Ruhsar Demirel programda yer almadı.

Binnaz Toprak, seminere katılmayan AKP ve MHP vekillerini oturumda söz alarak eleştirdi.

'LGBTİ’lerin onuruyla yaşayabiliyor olması lazım'

Kaos GL Derneği avukatı Hayriye Kara’ya konuşan Nursuna Memecan ise “Tüm dezavantajlı gruplara haklarının teslim edilmesi lazım, herkesin onuruyla yaşayabiliyor olması lazım. Romanların da engellilerin de, aynı şekilde LGBTİ’lerin de onuruyla yaşayabiliyor olması lazım,” dedi.

Kürsüdeki konuşmasında LGBTİ alanında çalışan sivil toplum örgütlerinden övgüyle bahseden Memecan, sivil toplumun farkındalık artırmak için çok çalıştığını söyledi.

'Eşcinsellere sapkın diyen gazetelere semineri anlatmalısınız'

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine ilişkin temel hakların ele alındığı oturumlarda AB’nin LGBT yol haritasını oluşturan Ulrike Lunacek, LGBTİ toplumunun taleplerini dillendirecek müttefiklerin çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Millî Gazete’nin semineri hedef gösteren haberini bilmediklerini söyleyen Lunacek, özellikle Memecan’a Türkiye’ye dönüşünde homofobik haberler yapan gazetelere röportajlar vermesi ve seminerin “sapkınlar” toplantısı olmadığını anlatması gerektiğini belirtti.

'LGBTİ’ler özel haklar değil, yalnızca eşit haklar talep ediyorlar'

Karadağ’ın Başbakanlık İnsan Hakları Danışmanı Jovan Kojicic de, “LGBTİ’ler özel haklar değil, yalnızca eşit haklar talep ediyorlar” dedi.

Tiran’daki seminere Türkiye’deki LGBTİ aktivistlerinden Kaos GL Derneği’nden Hayriye Kara, LİSTAG’dan Günseli Dum ve Trans Danışma Merkezi Derneği’nden Sinem Hun katıldı.

http://t24.com.tr/haber/akpli-memecan-lgbtilere-haklarinin-teslim-edilmesi-lazim,277890

Ankara'da LÖB LGBTİ'den eylemi

Ankara'da translara yönelik nefret suçlarını protesto eden ve öldürülen transları anan LÖB LGBTİ, "Alışın, her yerdeyiz" dedi.

Ankara LÖB LGBTİ, translara yönelik nefret suçlarını protesto etti.

Yüksel Caddesi'nde eylem yapan liseli öğrenciler, "Bir dilek tut, adı insanlık olsun" yazılı pankart açtı.

LÖB LGBTİ adına basın açıklamasını okuyan Batuhan, artan trans cinayetlerine dikkat çekti, "Sesimizi yükseltip, 'Alışın, buradayız' demek için bugün buradayız. Erkek devlet zihniyetinin LGBTİ'leri yok saydığı, her geçen gün trans arkadaşlarımızın katledildiği ve bunun homofobik devlet anlayışıyla sağlandığı bir devlet istemiyoruz" dedi.

Batuhan, trans cinayetlerine karşı çıkmaya devam edeceklerini duyurdu. Pembe Hayat ve KAOS GL'de katıldığı eylemde, "Susma, haykır, translar vardır", "Transfobik devlet, yıkacağız elbet", "Bu daha başlangıç, mücadeleye devam" sloganlarını attı.

http://www.etha.com.tr/Haber/2014/11/21/genclik/ankarada-lob-lgbtiden-eylem/

Arnavutluk'ta Lgbti Hakları Semineri

Arnavutluk'ta LGBTİ hakları semineri-Avrupa Parlamentosu'nca, Tiran'da "Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTİ Dahil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması" konulu seminer düzenlendi -Seminere, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkan Yardımcısı Ulrike Lunacek, Arnavutluk Meclis Başkanı İlir Meta, Balkan ülkelerinden milletvekili ve akamedisyenlerin yanı sıra AK Parti Sivas Milletvekili Mesude Nursuna Memecan ile CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak da katıldıTİRAN (AA) – Arnavutluk'un başkenti Tiran'da Avrupa Parlamentosu'nca "Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) Dahil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması" konulu seminer düzenlendi Tiran'da bir otelde düzenlenen seminere, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Başkan Yardımcısı Ulrike Lunacek, Arnavutluk Meclis Başkanı İlir Meta, Arnavutluk Başbakan Yardımcısı Niko Peleşi, AK Parti Sivas Milletvekili Mesude Nursuna Memecan, CHP Sivas Milletvekili Binnaz Toprak, Balkan ülkelerinden çeşitli milletvekilleri ile akademisyenler katıldı.

http://kagithanehaber.com/arnavutluk-ta-lgbti-haklari-semineri-6709096-videosu/

LGBT İnisiyatifi sokağa çıktı

İlimizde bir süredir varlığından söz ettiren LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transsektüel) İnisiyatifi, ilk sokak eylemini gerçekleştirdi.

BİZİ DIŞLAMAYIN
Özellikle transseksüellerin toplum tarafından dışlandığını, üniversite bitirenlerin bile iş bulamadığını söyleyen  Kocaeli İnisiyatifi Sözcüsü  Eylem Oğuz, “Trans arkadaşlarımız hep dışlanıyor.  Can güvenlikleri bile yok.  Nefret suçları, nefret cinayetleri işleniyor. Biz buradayız. Bir yere gitmeyecveğiz” dedi .

ÖZGÜRCE YAŞAYACAĞIZ
Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel (LGBT) Kocaeli İnisiyatifi üyeleri,  kendilerine yönelik nefreti lanetlemek adına Sabri Yalım Parkı’nda kısa süreli bir gösteri yaptı. İnisiyatif adanı açıklama yapan Eylem Oğuz “Toplum bize alışmalı. Kimliğimizle, bedenimizle özgürce yaşamak istiyoruz” dedi.

Kerim Yavuz

http://ozgurkocaeli.com.tr/haber/lgbt-inisiyatifi-sokaga-cikti-176890.html

Gay çıkan kocasının sevgilisiyle...

8 çocuklu kadın çocuklarını gay çıkan kocası ve sevgilisiyle büyütüyorGay çıkan kocasının sevgilisiyle...

İngiliz kadın, kocasına erkek arkadaşıyla birlikte kendisine taşınmaya davet etti. Kocasının sevgilisine iki çocuğunun babası olma teklifini götürdü.

Mirror gazetesinde, İngiltere'de sıra dışı bir ailenin hikayesi yer aldı. Jardine Smith, 10 yıllık kocası Paul Hartley'in ilişkisi olduğunu öğrenince yıkıldı. Ancak sadece bir yıl sonra, kocası ve sevgilisi kendi evine taşındı. Bununla yetinmeyen kadın, kocasının sevgilisi Leo'ya çocuklarının babası olma teklifini de yaptı.

Üçlü çift, yaşamlarının geleneksel olmadığını ancak "her şeyi birlikte" yaptıklarını söyledi.

Kocası Paul için "o benim ruh ikizim ve en iyi arkadaşım, Leo da çok iyi bir insan, birlikte iyi bir takım olduk" diyen Jardine Smith, "Eğer hayatıma gelecekte bir erkek girerse, gay kocalarımı kabul etmek zorunda, çünkü onları bir daha ne kendimden ne de çocuklarımdan uzaklaştırmam." şeklinde konuştu.

İlişkileri Smith'in telefonda bulduğu uygunsuz mesajlardan sonra ortaya çıkan Paul ve Leo, gay sevgilinin evinde yaşamaya başladı. Çiftin birlikte yaptığı 4, kendisinin daha önceki ilişkisinden olan 2 çocuğuyla birlikte kalan Jardine Smith, Paul'ün çocukları özlediği ve geri dönme isteğini kıramadı.

Paul'ün yokluğunda hamile kalan Jardine, doğacak çocuğuna babalık etmesi için Leo'ya teklif götürdü. Smith'in bir diğer ilişkisinden de hamile kalması ve ayrılması sonrası, o çocuğunun da babası Leo oldu.

Jardine Smith, 3 ve 5 yaşındaki çocuklarının babası olan Leo hakkında, "Onun hiç çocuğu yoktu. Şu an ailemizin 8 çocuğundan 2'si ona baba diyor. İnsanlar bana inanılmaz olduğumu söylese de ben Leo'ya baba olma hediyesini sunduğum için çok mutluyum" dedi.

http://www.gundemkibris.com/gay-cikan-kocasinin-sevgilisiyle-98198h.htm

Morrissey: Cinsel hayatım koca bir cahillikten ibaret

Birkaç ay önce kanserini açıklarken bile “Ölürsem ölürüm. Ne yapayım” dedi. İngiliz rock müziğinin en orijinal adamlarından Morrissey’in içindeki İstanbul aşkı bambaşka. 7 Aralık’ta Maslak Volkswagen Arena’da vereceği konser öncesi son albümünü konuşalım derken kendimizi önce hararetli bir vejataryenlik tartışmasının içinde bulduk. Yetmedi cinsel problemlerini dinledik. 

Ali Tufan KOÇ - Hürriyet

“İstanbul’dayken kendimi sanki hiç ölmeyecekmiş gibi hissediyorum. Hayatım tamamlanmış gibi oluyor” diyorsunuz. Nedir İstanbul’u gözünüzde bu kadar özel kılan? En çok nesi şaşırtıyor?

- Çekingen bir çocukluk geçirdim. Geçmişim de bastırılmışlık hissiyle dolu.  Hâlâ fiziksel anlamda eğlenmek, zevk almak nedir bilmem. İstanbul’un bütün bu ruh halini, bunalımı dağıtan bir özelliği var. İngiliz topraklarına dönünce aynı çaresizlikle baş başa kalıyorsun, orası ayrı. İstanbul’un, İstanbul insanının sırrı da bu zaten: Çok canlı, çok gerçek. Bu da hayranlık duyduğum bir şey. Kendimi sizin kadar ‘yaşayan insan’ olarak görmüyorum. Bense kalabalıkta fazladan kafayım, o kadar.



Türk hayranlarınız son albümünüzdeki ‘İstanbul’ şarkısını dinlemek için sabırsız. Özel bir hikâyesi var mı bu şarkının?

- Çok çok nadir kucağıma bebek alırım. Hayatımda belki bir, bilemedin iki kez almışımdır. İnsana insan olduğunu hatırlatan çok özel bir an gibi gelir bana kucağa bebek almak. Tuhaf, biraz da maço ruhlu, sahiplenici bir hayat enerjisi kaplar içini. Tanımadığın, kan bağın olmayan bir bebeğe tuhaf bir sevgi beslersin. Tam da o his üzerine bir şarkı yazmak istediğimde İstanbul’daydım. Doğru kelimeleri bulmamda bu şehir bana çok yardım etti. Türk kültürüne dair her şey insanların sırlarını kalbine gömmesi üzerine kurulu. Bu da ilham verici.

MÜZİK, HEYECANINI KAYBETTİ

Müzik endüstirisi kan kaybediyor, yeni formüller arıyor. Bir yanda da dijital düzen var. Büyük fotoğrafı nasıl yorumluyorsunuz?

- Asıl sorun şu: Geniş kitlelere hitap eden müzik heyecanını kaybetti. Ne zaman yanlışlıkla bir müzik kanalı açsam sanki hep aynı şarkıya denk geliyorum. Tansiyon yok, ruh yok. Bunda geçimini sağlamak için sırtını büyük markalarda, şirketlere dayamış, gelir için ruhunu satmış müzisyenlerin de etkisi var.

Et yemeyi ‘büyük cinayet’ olarak yorumluyorsunuz. Ne zaman ve nasıl vardınız bu konuya varıp vejetaryen oldunuz?

- Kendimi bildim bileli McDonald’s logosundeki büyük, sarı M harfinin gamalı haçtan farkı yok. Hamburger etinin elde edilmesi için doğadaki hayvana yapılan zulmü görseniz, o sloganı “İşte bundan nefret ediyorum” diye çevirirsiniz. Et endüstrisi dünyanın en kötü kalpli, zarar verici sektörlerin başında geliyor.

SEN DE HAYVANLARDAN NEFRET EDİYORSUN

İsteğiniz doğrultusunda İstanbul’da 7 Aralık’taki konseriniz öncesi/sırası/sonrası, konser alanı ve çevresinde hiçbir şekilde et yenmeyecek, satışı olmayacak.  Tartışmalı bir karar değil mi?

- Bazı organizasyonları çok şüpheli görüyorum. İngiltere’de kraliçe güya doğadaki kuşların korunduğu bir vakfın en tepesindeki isim ama o ve ailesi durmadan ava çıkıp kuş öldürüyorlar. Bu ne yaman çelişki! Prens Williams bu yıl ocak ayında tek başına 78 kuş öldürdü. Kimse bunun farkında değil ve hakkında konuşmuyor diye ben de tepkisiz kalacak değilim. Kendi kapının önünü süpürmekten başlayacaksın. Gücünün yettiği kadar. O kadar.

Barınaklarda hayvanları besliyorum, hayvan haklarını savunuyorum, gayet etik gayet ‘yeşil’ yaşıyorum ama akşam steak yiyorum diyelim. Olamaz mı?

- Olamaz. Steak, sosis, tavuk ya da hamburger fark etmez. Hayvan eti yiyorsan verdiğin mesaj belli, beni kandırmaya çalışma, yalan söylemeye kalkma: Hayvanlardan nefret ediyorsun. En çok da kucağında köpeğini taşıyan kürklü kadınlara gülüyorum. Hayvan, hayvandır. Et endüstrisinde çalışanların şu an, Yahudi öldüren Nazilerden farkı yok.

BAZILARI ARZU KONUSUNDA LANETLİ

Bir insanın yaşayabileceği en kötü cinsel hayatı yaşadım. Bu da ömrüm boyunca ürküttü beni. Hayatın boyunca peş peşe cinsel panik ataklar yaşayınca şunu fark ediyorsun: Bazıları arzu etme ve edilme konusunda lanetli. Yalnızlık, cinsellikte kusurluluk insanı öldürecek kadar önemli. Ama tüm bunları dert etmeyecek kadar geçtim oralardan. Özel hayatımın, cinsel yaşamımın koca bir kara cahillikten ibaret olduğunu itiraf edecek kadar açık sözlüyüm. Yaşlandıkça bazı problemlerin daha da derinleşmiyor, sadece
arada bir tekrar ediyor.

Bilkent'li öğrencilerden Kızılay'a 'homofobi' protestosu

Bilkent Üniversitesi'nde kan bağışı için açılan Kızılay çadırının eşcinsellerin kan bağışı kabul etmemesi, öğrenciler tarafından protesto edildi. Öğrenciler Kızılay yetkililerinin bunu 'tıbbi kaygılarla' yapmadığını söylüyor.

Kaos GL'de yer alan habere göre, Bilkentli eşcinsel öğrenciler, “kondom kullanarak veya kullanmadan ve bir defalığına dahi olsa oral veya anal yolla erkek erkeğe cinsel ilişkide” bulunanların kanını kabul etmeyen Kızılay tarafından geri çevrildi.

'TÜRK KIZILAYI KENDİ İLKELERİNİ AYAKLAR ALTINA ALIYOR'
Bilkent Üniversitesi’nin LGBTİ öğrenci topluluğu Renkli Düşün’den Alp Bayraktar, “bireysel bir tepkiyle karşılaşmadıklarını” ancak eşcinsel olduklarını belirtmeleri üzerine “Kan Bağışçısı Sorgulama Formu”ndaki ilgili madde sebebiyle kan veremeyeceklerini öğrendiklerini kaosGL.org’a anlattı.
Bilkent Renkli Düşün ve Bilkent Kolektif, eşcinsel ilişkide bulunan erkeklerden kan bağışı kabul edilmemesine ilişkin bir açıklama yaparak “Türk Kızılayı’nın kendisinin kabul ettiği ‘insan saygınlığının korunması’ ve ‘ayrım gözetmemek’ ilkelerini ayaklar altına aldığını” vurguladı.

'UYGULAMA TIBBÎ BİR KAYGIYA DAYANMIYOR'
“Bu uygulama, kan vericilerinin vermiş bulunduğu kanların HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi çok bilinen virüslerle enfekte edilmiş olup olmadıkları zaten her durumda test edildiğinden ve aynı cinsel hareketlerin heteroseksüel ilişkilerde yapılması durumunda da, benzeri riskler taşıyacağı inkâr edildiğinden; açıkça tıbbî bir kaygıya dayanmamaktadır.”
“Eşcinselliğin bulaşıcı olmak bir yana bir hastalık dahi olmadığını” hatırlatan öğrenciler, Türk Kızılayı’nın homofobik uygulamasını kınadıklarını belirtti.

BU İLK DEĞİL
Kızılay’ın eşcinsellerden kan almaması 2010 yılında ODTÜ’deki homofobi karşıtı öğrenciler tarafından protesto edilmiş, Türk Kızılayı görevlileri formdaki ilgili maddenin değiştirilmesini talep edeceklerini belirtmişti.

‘YASAK TEMELSİZ’
Avrupa Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü Paolo Mengozzi de erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerden kan bağışı kabul edilmemesinin temelsiz olduğunu açıklamış, yasağın Avrupa Birliği kurallarına aykırı olduğunu ifade etmişti.

Radikal

Tanal: Trans bireyin aranması insan onurunun ihlalidir

Nefret suçlarına ilişkin basın toplantısı için Meclis'e davet edilen trans birey Buse Kılıçkaya, erkek polisler tarafından arandı. Tanal olayın "insanlık onurunu ihlal ettiğini" belirtti

Zete’nin haberine göre nüfus cüzdanında, henüz geçiş aşamasında olduğu için değişiklik olmayan Buse Kılıçkaya’yı, CHP ’li Tanal’ın danışmanlarının tüm itirazlarına rağmen erkek polisler aradı. İtirazlar üzerine ikinci aşamada üst araması yapılmadı.
MAVİ KİMLİK SAHİBİ
Pembe Hayat Derneği üyesi Buse Kılıçkaya Eylül ayında da CHP’li Aykan Erdemir’in LGBTİ haklarıyla ilgili düzenlediği basın toplantısına katılmak için Meclis’e gelmiş ve mavi kimlik sahibi olduğu gerekçesiyle erkek bölümünden giriş yaptırılarak, erkek polislerce aranmak istenmişti. LGBTİ ve insan hakları aktivisti olduğunu ifade eden Kılıçkaya, yıllardır Meclis’e geldiğini ancak daha önce böyle bir sorunla karşılaşmadığını söylemişti.
CHP’li Mahmut Tanal, “Meclis’e gelen hanımefendi arkadaşımızın üstü erkek polis tarafından aranmaya çalışıldı. Bir hanımefendinin erkek polis tarafından aranması, insan onurunun, kişiliğinin ihlali anlamına gelir. Tüm kamu kurumlarının bu konuya eğilmesi lazım. Bu sorunu görmezlikten gelemeyiz” dedi.
TANAL: NEFRET SUÇU KAPSAMINA ALINMALI
CHP İstanbul Miletvekili Mahmut Tanal, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında nefret suçlarının en çok LGBTİ bireylere yönelik yapıldığını, son dönemde bu suçun daha da artığını belirterek, “Bütün insanlar onur ve haklar açısından özgür ve eşit doğarlar. Trans vatandaşların yaşadıkları, nefret suçlarının kapsamı içine alınmalıdır” dedi.
Tanal, nefretin kökeninde korkunun yattığını ifade ederek, “Tüm dünya bu sorunu nasıl çözmüşse, ülkemizin de bu konuyla ilgili çözümü yapması lazım. Trans vatandaşlarımızın ayrımcılıktan korunması için Meclis’in, İçişleri Bakanlığı’nın, Adalet Bakanlığı’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na düşen yükümlülükler var, ancak bu yükümlülükler bugüne kadar yerine getirilmedi” diye konuştu.
‘EN SOMUT ÖRNEĞİNİ YAŞADIK’
Trans bireylere yapılan ayrımcılığı önlemek için yeterli yasal düzenleme olmadığını belirten Tanal, bu bireylere hastanelerde, okullarda, iş dünyasında ayrımcılık yapıldığını ve kötü muamelelere maruz kaldıklarını söyledi. Mahmut Tanal, bunun en somut örneğinin bugün Meclis’te yaşandığını ifade ederek, şöyle konuştu:
“Meclis’e gelen hanımefendi arkadaşımızın üstü erkek polis tarafından aranmaya çalışıldı. Bir hanımefendinin erkek polis tarafından aranması, insan onurunun, kişiliğinin ihlali anlamına gelir. Tüm kamu kurumlarının bu konuya eğilmesi lazım. Bu sorunu görmemezlikten gelemeyiz. E-5 yollarında, gecenin belli bir saatinde, caddelerde, şehirlerde seks ticareti gündeme getiriliyor. Eğer bu ülkede seks köleliğini, seks ticaretini iktidar bitirmek istiyorsa, bu insanların barınma, eğitim, çalışma hakkının halledilmesi lazım. Cinsel eğilimleri nedeniyle aile ve toplum bu kişileri reddediyor, kalacak yerleri yok. Okuldan, işyerinden atılmaktalar. Devletin bir an önce bu soruna eğilmesi lazım.”
20 KASIM TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ
Buse Kılıçkaya da yaptığı konuşmada 20 Kasım’ın, dünyada ve Türkiye’de nefret cinayetlerinde öldürülen trans bireyleri anma günü olarak lezbiyen, gay, biseksüel, travesti, transseksüel (LGBT) toplumu tarafından kabul edildiğini söyledi.
Trans ve eşcinsel cinayetlerinin politik olduğunu, bu vatandaşlara ayrımcılık yapıldığını savunan Kılıçkaya, son 12 ayda dünyada 226 trans bireyin nefret cinayetinde öldürüldüğünü söyledi. Kılıçkaya, Avrupa ülkeleri arasında trans cinayetlerinin en çok yaşandığı ülkelerin Türkiye ve İtalya olduğunu ifade etti. Kılıçkaya, Türkiye’de Ocak 2008-Eylül 2014 tarihleri arasında 36 transın nefret cinayetlerinde katledildiklerini, ancak gerçek sayının daha fazla olduğunu öne sürdü. Kılıçkaya, ailesi tarafından trans ve eşcinsel olduğu için öldürülenlerin bu sayının içinde yer almadığını kaydetti. Devletin, ayrımcılıktan dolayı translara seks işçiliği yapmaktan başka bir şans bırakmadığını dile getiren Kılıçkaya, seks işçisi transların birlikte oldukları insanlar tarafından öldürüldüğünü, ancak haksız indirimden yararlanarak serbest bırakıldığını savundu. (Ankara ZETE)
Radikal

Kızıltan’dan LGBTİ’ye tepki geldi

Yeniçağa eski belediye Başkanı Ahmet Kızıltan, Tiran’da gerçekleştirileceği belirtilen ve TBMM’nin de temsil edileceği söylenen LGBTİ( Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, İnterseksüellerin   haklarını koruma haraketi ) ‘ne tepki gösterdi.

Kızıltan yaptığı açıklamada şu ifadelere kullandı; Yarın Tiran’da yapılacak LGBTİ seminerinde TBMM’yi temsilen milletvekili göndermeye hazırlanan AKP Hükümeti’ne, Başkan Kızıltan’dan sert tepki.  Kızıltan yaptığı açıklamada; “ Batı’nın yüzlerce süfli emelinden en vahim olanı, halkı Müslüman olan ülkelerde kültür emperyalizmi kapsamında ahlaki çöküntü ve aile yapısını yıkmaktır. Bu kadar kirli, bu kadar süfli bir mantık içerisindeler. LGBTİ, ( Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, İnterseksüellerin   haklarını koruma haraketi ) yani cinsel sapkınlıklar Projelerine Türkiye’nin de ortak olmasından daha büyük bir vehamet düşünülebilir mi” dedi.

Saadet Partili Eski Belediye Başkanı Ahmet Kızıltan, açıklamasının devamında; AB, cinsel sapkın ve sapıkların korunması için Tiran’da yapılacak LGBTİ zirvesine milletin vekillerini istiyor. Tiran’a, TBMM’yi temsilen gidecek olan milletvekilleri AKP’den, MHP’den ve CHP’den belirlendi maalesef…

Milletin meclisinde gündeme gelen konulara bakar mısınız? Bu yazılı talep Meclis’te yazışmalara dökülüp, “tasvibe” sunuluyor. Bu “Ahlaksız teklif” ne bu millete ne de bu milletin meclisine yakışmıyor.

Cenab-ı Allah’ın lanet ettiği, kavimlerin helak olduğu nahoş bir durumla ilgili AB seminerinde Türkiye’nin temsil edilmesi talebinin tutanaklara geçmesi bile bu necip millete ve inancına yapılacak büyük bir hakaret hükmündedir. Meclis’in manevi şahsiyetine ve saygınlığına gölge düşüren bu hususu hangi iman ehli “tasvip” edebilir. Maalesef oylama yapılmış ve belki de bu oylamanın ne anlama geldiğini bile düşünmeden eller “kabul” için kalkabilmiştir. Türkiye’de iktidar, AB Hedefi ve AB Bakanlığı diye gayretli çalışmalar yapadursun, AB ise eşcinsel hakları için bastırıyor. Meclis’te AB’nin ahlaksızlığı yayma çalışmalarına alet olarak konuyu Genel Kurul’da oylayarak bir skandala imza attı. Arnavutluk’un başkenti Tiran’da 21 Kasım tarihinde yapılacak olan LGBTİ seminerine Meclis destek verecek. Oysa AB hedefi, yıllar önce Demirel Başkanlığı’ndaki Adalet Partisi Hükümetleri döneminde, “Avrupa Ortak Pazarı sadece bir ekonomik birliktir” şeklinde millete lanse edilmişti. Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarı’na giriş süreci Özal, Demirel, Yılmaz, Çiller ve Ecevit iktidarları döneminde aynı kararlılıkla sürdürülmüştü. Milli Görüş’ün “AB bir ekonomik birlik değil, siyasi ve kültür birliğidir. AB’den ancak eşcinsellik gelir. AB’nin sapkın yaşam biçimini bırakın, İslam Birliği’ni kurup lider olun!” uyarılarını ise ne sağ ve sol iktidarlar, ne de “Biz de Eski Milli Görüşçüyüz” diyen Muhafazakar Demokrat iktidarlar dinledi. Bugün LGBTİ’lerin haklarını savunma seminerine katılım için Meclis’te oylama yapılması ise “AB Hedefinin” Müslüman Türk toplumunu getirmek istediği noktayı ortaya koyuyor. AB aslında ekonomik, siyasi ve kültürel olarak temelini tahrif edilmiş Hıristiyanlıktan ve bugün Batılı toplumları içten içe çürüten, aile kurumunu ve nesli yok eden modern sapkın yaşam biçimine sahip toplumların bir birliği haline gelmiş bulunuyor. Ekonomik ve siyasi olarak da dünya üzerinde fazla bir etkinliğe sahip bulunmuyor. Buna karşın, Türkiye’nin AB Hedefi, maalesef Avrupa Birliği Bakanlığı çalışmaları hız kesmeden devam ediyor.

Ey iktidar sahipleri, Önce Ahlak ve Maneviyat düsturu bu milletin ruh köküdür… Milletten aldığınız ‘Milli iradeyi’ küresel sapıklık, sapkınlık ve ahlaksızlığa alet etmeyin! D-8’in canlandırılması, İslam Kardeşliğinin Müslüman ülkeler arasında tesisi ile Yeni Bir Dünya kurmanın öncülüğünü yaparak bölgemizdeki zulümlere son vermek önemsenmezken, AB’nin sapkın talepleri sanki ilahi bir emirmiş gibi Türkiye’de kabul görüyor. Türkiye’nin Batılılaşma hedefi ve yarım asırlık Avrupa Birliği’ne üyelik hedef, tutku ve süreci Müslüman Türk toplum yapısını dinamitleyecek noktaya varıyor. Tamamı Hıristiyan ülkelerin tabii, doğal bir Birliği olarak Avrupa Birliği (AB), Selçuklu ve Osmanlı tarihinden dolayı İslam dünyasına öncü ve liderlik potansiyeli taşıyan tek Müslüman ülkesi Türkiye’yi yarım asırdır kapısında tutarken, diğer yandan da ülkede ahlaksızlığın yaygınlaşması için İktidara ve Meclis’e bastırıyor. AB’nin ahlaksızlığı yayma ve savunma çalışmalarına Türkiye Büyük Millet Meclisi ve partilerin alet olması ise şaşkınlıkla karşılanıyor.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:  (Dinimizde iyi bir çığır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çığırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Dinimizde kötü bir çığır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbir şey eksilmez.) [Müslim] ”Ey Milletvekilleri, geliniz, amel defterinize böyle kara bir leke sürmeyin. Yarın sakın ha Tiran’a gitmeye  kalkmayın. Tiran’a gitmemek suretiyle milletimizin kimliğine, tarihine, ecdadımıza, inancımıza uygun yolu seçin.

http://www.bolutakip.com/haber/kiziltandan-lgbtiye-tepki-geldi

‘Hoşlandığım kişilerle ilişkiye giriyorum’

22 yaşındaki eşcinsel Y.Y. hakkında, fuhuşa aracılık, teşvik, yer temin etmek suçlarından 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açıldı.
Erzurum’da 22 yaşındaki eşcinsel Y.Y. hakkında, fuhuşa aracılık, teşvik, yer temin etmek suçlarından Asliye Ceza Mahkemesi’nde 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açıldı.
Olay, 24 Ağustos 2012 günü meydana geldi. ‘Deniz’ takma isimli eşsincel Y.Y. sanal ortamda yine eşcinsel olan 20 yaşındaki O.Ş. ile tanıştı. İddiaya göre Y.Y., bir süre önce tanıştığı O.Ş.’yi arayarak cinsel ilişkiye girmek isteyen birisinin olduğunu söyledi. İddiaya göre, O.Ş., müşterinin otomobiline binerek gitti.
Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro ekipleri tarafından yakalanan O.Ş. ifadesinde “Deniz takma isimli Y.Y. ile sanal ortamda tanıştım. Y.Y.’de benim gibi eşcinsel. Y.Y., beni arayarak cinsel ilişkiye girmek isteyen birisinin olduğunu söyledi. Kabul etmedim. Ancak Y.Y.’nin ısrar etmesi üzerine ‘tamam’ diyerek geçiştirdim. Onu arayarak para karşılığında ilişkiye girmek için müşteri bulmasını istemedim. Ben sevdiğim, hoşlandığım kişilerle cinsel ilişkiye giriyorum”dedi.
Bunun üzerine yakalanarak gözaltına alınan Deniz takma adını kullanan Y.Y. ise “Olay tarihinde O.Ş.’yi arayarak 20 liraya müşteri ayarladığımı bildirdim. O.Ş. teklifimi kabul etti ve müşterinin otomobiline binerek gitti” diye konuştu.
Gözaltına alındıktan sonra her ikisi de serbest bırakıldı. Yakalananlardan Y.Y. hakkında ‘bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek veya yer temin etmek’ suçundan 4′üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Y.Y. hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istendi.
DHA

Eşcinsellik: Genetik mi, seçilmiş hayat tarzı mı?

Dünyanın bazı ülkelerinde eşcinsel olmak ciddi bir 'suç'. İnsanlar bu yüzden hapse atılıyor.
Ama neredeyse dünyanın her ülkesinde eşcinsel olmak, ayrımcılığa tabi tutulmak için yeterli.
17 Kasım'da Psychological Medicine adlı bilimsel dergide çıkan bir büyük araştırmayı tanıdan The New Scientist'in haberine göre, erkek eşcinselliğinin genetik kökenleri olduğuna dair önemli bulgular elde edildi.
409 erkek eşcinsel kardeş (ki bunlardan bazıları ikiz kardeşler) üzerinde yapılan genetik incelemede eşcinsellerin eşcinsel olarak doğduğuna ve bunun da biri X kromozomu üzerinde, diğeri 8 ile numaralandırılan kromozom üzerinde yer alan farklılıktan kaynaklandığına dair sonuçlar elde edildi.
Konunun daha fazla araştırılması, eşcinsel erkeklerden alınan gen örneklerinin eşcinsel olmayanlarla karşılaştırılması vs. gerekiyor elbette ancak eşcinselliğin genetik kökenlerine ilişkin tezler uzun yıllardır giderek güçleniyor.
Burada önemli olan, eşcinselliğin solaklık veya mavi gözlülük gibi doğuştan gelen bir insan özelliği olması. Bunun kanıtlanması halinde, eşcinselliği insanların 'şık' durduğu için seçtiği bir şey olarak yorumlayan, hatta bunu 'düzeltilmesi gereken bir hastalık' olarak gören anlayış çökecek.
Derinizin veya gözünüzün rengini nasıl değiştiremezseniz genlerinizden kaynaklanan cinsel yöneliminizi de değiştiremezsiniz.

İsmet Berkan - Hürriyet

ABD’de bir eyalette daha eşcinsel evliliklere onay

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de eşcinsel evlilikleri engellemeye yönelik politikalar bir bir yargı engeline takılıyor. Kansas eyaletinden sonra Güney Karolina eyaletinde de eşcinsel evliliklere getirilen yasak iptal edildi.

Dün ülkedeki en yüksek temyiz organı olan Amerikan Yüce Mahkemesi tarafından görülen davada, Güney Karolina eyaleti yönetiminin daha önce eşcinsel evlilik yasağını karşı kararına yönelik iptal talebi görüşüldü. Mahkeme, Güney Karolina eyaletinin iptal talebini reddetti.

Böylelikle, eşcinsel evliliklere onay veren karar 9 yargıçtan 7’sinin onayıyla alınmış oldu.

Güney Karolina, ABD’deki 50 eyalet arasında eşcinsel evliliklere izin verilen 34’üncü eyalet oldu. Son olarak Kansas eyaletindeki benzeri bir yasağa yönelik görülen davada da, eşcinsel evliliklere yönelik yasak kararı iptal edilmişti.

6 Kasım’da görülen bir davada ise, Michigan, Ohio, Tennesse ve Kentucky eyaletlerinde eşcinsel evliliklere yönelik yasaklar Temyiz Mahkemesi tarafından onanmıştı. Bu eyaletlerle birlikte toplamda 16 Amerikan eyaletinde eşcinsel yasağı devam ederken, önümüzdeki günlerde Amerikan Yüce Mahmekesi’nde Montana eyaletine ilişkin dava görülecek.

Mahkemenin Montana eyaletinin daha önce Güney Karolina’ya benzer şekilde yerel temyiz mahkemesince eşcinsel evlilik yasağını iptal eden kararını onaması bekleniyor.

Kaynak: www.yuksekovahaber.com 21.11.2014

Caner Erdem’in sözünü ettiği gay sunucu kim?

Medya dünyası bugün sallandı. Caner Erdem Nilgün Belgün kovulsun diye FOX'a ne dedi. gay sunucu ve erotik kızlar kim? Nilgün Belgün, sanat dünyasının en sevilen isimlerinden biri…
Sezon başında FOX’ta program yapmaya başlamıştı.
Ancak geçtiğimiz hafta şok bir gelişme oldu.
Fox yönetimiyle görüşen yapımcı Caner Erdem, “Nilgün Belgün bitti, size biz program yapalım” diye öneri götürdü.
Fox yönetimi, “Ne planlıyorsunuz?..” diye sordu.
Caner Erdem, “Aynı Show TV’de yaptığımızı yaparız. Ben programa bir gay koyarım, yanına da erotizm çağrıştıran kızlar ve moda programı deriz, size en iyi ratingi alırız” diyerek, FOX’u ikna etti.
Programın hafta başı ya da en geç gelecek hafta başlayacağı söyleniyor.
Bakalım, Caner Erdem’in sözünü ettiği gay sunucu kim, sözünü ettiği kızlar kim, hep birlikte göreceğiz

Haber Editörü : PikeAS

sacitaslan.com

'Avrupa Konseyi kararlarını uygulamayan ülkelerin başında Türkiye geliyor'

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve CHP milletvekili Gülsün Bilgehan, Türkiye ve Avrupa Konseyi'nin kadınlar LGBTİ bireylere bakışını değerlendirdi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyesi ve CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan, Türkiye’de kadınlara ve LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılıkları ve Avrupa Konseyi’nin bu konudaki bakışını değerlendirdi. Avrupa Konseyi’nin işleyişine değinen Bilgehan Hükümetler Avrupa Konseyi’nde kabul edilen siyasi kararları ve rapor önerileri ülkelerinde uygulamakla yükümlü. Ne kadar uygulanıyor derseniz; uygulamayan ülkelerin başında ne yazık ki bizim ülke Türkiye geliyor” ifadesini kullandı.

Kaosgl.com’dan Murat Köylü’ye konuşan Gülsün Bilgehan’ın açıklamaları şöyle:

Türkiye, 1949’dan bu yana Avrupa Konseyi’nin "kurucu" da kabul edilen üyesi. Oysa Avrupa Konseyi Türkiye kamuoyunda yeterince tanınmıyor; sıklıkla Avrupa Birliği ile karıştırılıyor. Oradaki çalışmalarınızı ve böylece Avrupa Konseyi’ni anlatır mısınız?

Çalışmalarımı 2002-2008 arası ve 2011’den bugüne dek olacak şekilde iki bölüme ayırabilirim. Ben ilk 2002 Kasım’ında CHP’den Ankara milletvekili seçildim ve partim tarafından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyeliği ile görevlendirildim. O zaman sadece iki parti vardı TBMM’de; ve dolayısıyla AKPM’de: AKP ve CHP. Ben o dönemi yeni bir dönemin başladığı, demokratikleşme paketlerinin çıktığı, "işkenceye sıfır tolerans" söyleminin iktidar tarafından sahiplenildiği, özgürlüklerin daha fazla konuşulduğu, 12 Eylül yasalarının temizlenmeye başlandığı, hatta Anayasa’da değişiklikler yapıldığı bir dönem olarak hatırlıyorum. Buna rağmen, Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nde temsil eden on iki kişilik milletvekili heyeti içerisinde tek kadındım.

Bir kadın milletvekili olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde neleri önemsediniz?

Avrupa Konseyi kendisini "demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü" temel edinmiş bir hükümetler arası kuruluş olarak tanımlar. Oradaki etkinliğimi ben iki komisyonda yoğunlaştırdım. Bir tanesi Denetim Komisyonu idi; çünkü Türkiye "demokrasisi sorunlu" ülkeler arasında yer alıyordu ve denetleniyordu. Diğeri, o zamanki adı "Kadın ve Erkek Fırsat Eşitliği" olan komisyon oldu. İki komisyonda da Türkiye’deki kadın meselesi aynı ciddiyetle ele alınıyordu.

Bu komisyonların nasıl bir işlevi var?

Avrupa Konseyi’nde (AK) raporlar ve kararlar, bizim ulusal yasalarımız gibi, hatta onlardan çok daha detaylı bir araştırma, istişare ve müzakere sürecinin sonunda kabul ediliyor. Meseleler Komisyonlarda bir sene, iki sene çalışılıyor; ondan sonra gündeme geliyor, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) tartışılıyor, oylanıyor. Hükümetler kabul edilen siyasi kararları ve rapor önerileri ülkelerinde uygulamakla yükümlü. Ne kadar uygulanıyor derseniz; uygulamayan ülkelerin başında ne yazık ki bizim ülke Türkiye geliyor.  

İlk karşınıza çıkan mesele ne olmuştu?

"Töre" cinayetleri! O günün Türk Ceza Kanunu’ndaki bazı maddeler kadınların namus adına öldürülmelerini neredeyse haklı çıkaracak şekilde düzenlenmişti. Açıkçası ben ilk defa yüz yüze gelmiştim bu gerçekle ve dehşet içinde kaldım. Ben dehşet içinde kalınca, benden kıdemli milletvekilleri şaşırdılar. Çünkü onların alıştıkları, o zamana kadar Türk milletvekillerinin bu konuyu görmezden gelmeleri ya da inkâr etmeleriymiş. Benden başka kadın olmayan o dönemin Türk Heyeti’nde CHP’li olsun AKP’li olsun herkes sonunda bu konuda bana destek verdi. AK’de kurulan kadına yönelik şiddet ile ilgili bir birimde Türkiye’yi benim temsil etmemi bizzat o dönemin AKP milletvekilleri önerdi. O dönem siyasetler üstü bir mesele olarak gördük. Sonuçta o çağdışı maddeler silindi, Türk Ceza Kanunu değiştirildi. Bir türlü "namus" denemedi ama "töre cinayeti" mevzuata girdi.

İlk döneminizde partiler arası işbirliği sadece kadına yönelik şiddet meselesi ile mi sınırlıydı, yoksa mesela Denetim Komisyonu’nda da benzeri bir ortaklaşma var mıydı?

İki partinin Denetim Komisyonu’ndaki ortak çalışmalarının da etkisiyle Türkiye 2006 yılında denetim sürecinden çıktı. Yani Türkiye’nin ilerlemeler kaydettiği ve ilerlemenin süreceği kabul edildi. "Denetim sonrası süreç" başlatıldı. İşte o süreçten şimdi bir türlü çıkamıyoruz. Tam tersine, ne acıdır, durumumuz gittikçe de kötüleşiyor.  

Bugünden baktığınızda, iki dönem arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

Dört senelik aradan sonra, 2011 yılında yeniden milletvekili olup Avrupa Konseyi’ne döndüm. Türk Hükümeti ise 12 senedir değişmedi; aynı parti. İkinci dönemimde, Türkiye’de haklar ve özgürlükleri güçlendirmek konusunda, ilkinde olan siyasi paylaşım ya da ortak mücadele hiç yok. Avrupa Konseyi’nde, AKP ile CHP arasında, bireysel bir takım iyi niyetli çabalar olsa da, büyük bir uçurum var. Ortak konularımız son derece az. Ayrımın derinleştiği alanlar hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, gösteri ve barışçıl toplanma hakkı, ifade ve özellikle de basın özgürlüğü. Türk Hükümeti’ne, yani AKP’ye orada da yöneltilen en keskin eleştiriler de zaten tam da bu konularda.

İkinci dönemimde de görev aldığım Avrupa Konseyi’nin Kadın ve Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun adı ise bugün "Eşitlik ve Ayrımcılık ile Mücadele Komisyonu". Bu da önemli bir değişimi ifade ediyor. O dar "kadın-erkek fırsat eşitliği" çerçevesi çok daha genişletilmiş. Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi; şiddet gören, eşitlik haklarını alamayan ya da haklarını aramak zorunda bırakılan lezbiyenleri, geyleri, biseksüelleri ve transları da içeriyor. Bugün cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği alanında çok daha fazla çalışma var. Avrupa Konseyi’nin özel bir Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Birimi var.

LGBT haklarına dair çalışmalara gösterilen ilgi ne düzeyde?

Avrupa Konseyi’nin artık 47 üye ülkedeki LGBT’lerin insan haklarını sürekli izleyen bir raportörü de var. Bu parlamenterin görevi, ülkelerin "karnesini çıkartmak". LGBT’ler ile ilgili faaliyetlere siyasi grup farkı gözetmeksizin tüm ülkelerden parlamenterler katılıyor. Parlamenter Meclisi görüşmelerinde, Genel Kurullarda üye devletlerin yetkililerine yöneltilen siyasi sorular arasında LGBT hakları meselesi mutlaka yer alıyor

Gruplar dediniz...

AKPM’de de parlamenterler siyasi görüşlerine göre gruplara ayrılır. Örneğin biz CHP olarak Sosyalist Grup’tayız. Muhafazakârların, daha soldakilerin, liberallerin farklı grupları var. Raporlar, siyasi kararlar ve AİHM kararları hakkında gruplar içinde ya da arasında ciddî tartışmalar yaşanıyor. Komisyonlarda, AKPM Genel Kurulu’nda veya oy verme süreçlerinde bu siyasi gruplar içinde genellikle ortak eğilimler gözlenir.

Sosyalist Grup dışındakilerin, mesela muhafazakâr ya da merkez sağın, LGBT hakları ile ilgili yaklaşımları nasıl?

Bugün cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliği, Avrupa Konseyi’nin en önemli konularından bir tanesi haline geldi. Muhafazakâr kişiler, görüşler var ama egemen muhafazakârlık anlayışı bile 10 yıl öncesine göre çok değişti. Muhafazakârların içinde olumsuz tavır takınanlar hâlâ olsa da sayıları çok az. Parti ya da grup politikasına etki edemeyen, münferit görüşlerde bulunuyorlar. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliği karşıtı söylemler, muhafazakâr grup içinde büyük çoğunluk tarafından onaylanmıyor.  

Peki, bu "endişeli muhafazakârlar" neleri gündeme getiriyor?

Özellikle çocukların korunması ile ilgili konuları. Ben buna verilen çok başarılı bir yanıtı hatırlıyorum. Bir İsveçli parlamenterin konuşmasını... LGBT kişilerce çocukların istismar edilmesi "mitini" bilimsel veriler ile tersyüz etmişti.
Heteroseksüellerle aynı seviyedir herhalde...
Hayır, çok daha az. Avrupa Konseyi’nde bütün bunlar uzmanlar ile uzun uzadıya tartışılıyor. Ufuk açıcı, geleceğe yönelik özgürlükçü ve bilimsel temelde çalışmalar yapılıyor. Genel gidişat özgürlüklerin alanını artırmaya doğru Avrupa Konseyi’nde.

AKP’nin toplumsal cinsiyet meselesi ile ilgili bugünkü pozisyonu nasıl?

AKP’nin Türkiye’deki tutumunu biliyorsunuz. LGBT’lerin insan haklarını korumaya ve desteklemeye dair hiçbir somut adım atmış değiller. AKPM’de de, özellikle yeni gelen AKP milletvekillerinin bir kısmı, belki de konuları bilmedikleri için kadın hakları ve LGBT eşitliği meselesinde pasifler. Onların içinde öğrenenler var; ama görmezden gelmeyi sürdürerek "her şey iyi, bizde böyle bir şey yok" diyenler de gerçekten var olmaya devam ediyor. Ben kamuoyu genelinde ise bu son 10 yılda, özellikle de son birkaç yılda LGBT’lerin insan hakları konusunda çok ciddi bir bilinçlenme ve zihin değişikliği olduğuna inanıyorum. Özellikle genç kesimler arasında bu konuya dair çok daha büyük bir anlayış ve dayanışma görüyorum. Aslında her kesimden bireyler arasında, hakları ihlal edilen yurttaşlarla ilgili çok daha büyük bir farkındalık olduğunu görüyorum.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi deneyimi olumlu yansıyabilir mi sizce LGBT’lerin insan hakları meselesine?

Sayın Çavuşoğlu da benimle birlikte, o anlattığım süreci bizzat yaşayan, o dönemden kalan arkadaşlardan biri olduğu için bu konudaki görüşlerinin daha haktan ve eşitlikten yana olduğunu sanıyorum. Yine AK’de görev yapmış siyasetçilerimizden eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün de orada geçirdiği 10 yılın önemli olduğunu, Avrupa Konseyi deneyiminin siyasetçilerde fark yarattığını düşünüyorum. Umarım Sayın Çavuşoğlu bu farkı yansıtabilir. Biz de kendisine destek veririz. Birlikte çalışmaya devam edebileceğimiz düşünüyorum.  Mevlüt Çavuşoğlu iki yıl AKPM’de başkanlık da yapmıştır. Ben bunun Türkiye için olumlu bir şans olduğunu düşünüyorum ve eski başkanlık sıfatı ile de hala etkisinin olduğuna inanıyorum. Her türlü hak ve özgürlük alanında etkili olacağını ümit ediyorum. Etkili olması gerekir.

AİHM kararlarının, Bakanlar Komitesi tavsiye kararlarının veya AK raporlarının ülkeler üzerindeki yaptırımını güçlendirmek için neler yapmak gerekiyor?

Sivil toplumun güçlü bir belirleyiciliği var Avrupa Konseyi’nde. Hükümetlerin izlenmesinde ve AK kararlarının uygulanmasında sivil toplumun etkinliğinin daha da artırılabileceğini düşünüyorum. AK, uzman olarak sivil topluma çok önem veriyor. Konu ne olursa olsun, sivil toplum kuruluşları ile çok yakın ilişki kuruyor ve özellikle de raporlar, sivil toplum görüşleri üzerine yazılıyor. Denetim süreçlerinde, siyasilerden görüş almaktan çok, siyasî bağlılığı olmayan, tarafsız kurumları önemsiyorlar. Bir örnek vereyim; mesela "Benim Çocuğum" filminin gösteriminin etkisi çok büyük oldu. O filmi izleyen, aslında o raporları yazan, o konularda en etkili olan sekretaryadır. En az raportör kadar, raportör ile birlikte çalışan sekretarya da önemlidir. Eşitlik ve ayrımcılık karşıtı komitenin bütün sekreterleri o filmi gözyaşları ile izlediler. Bunun da doğru bir çalışma olduğunu düşünüyorum.  

Avrupa Konseyi’ndeki çalışmalarınızda CHP’li kimliğinizi ne kadar ön planda tutuyorsunuz?  

Ben AK’de hep "bir CHP milletvekili olarak" ön plana çıktım. İster LGBT konusunda olsun, ister basın özgürlüğü, Türkiye’nin denetim süreci, yasaların değişmesi, töre-namus cinayetleri olsun. Her konuda en çok konuşan, burada değil ama (gülüyor) orada görüşleri en çok dinlenen milletvekillerindenim. CHP milletvekiliyim ve oradaki sosyalist grubun etkin bir üyesiyim. AKPM’de ya da Komisyonlarda söze "Ben muhalefettenim, Türkiye’nin ana muhalefet görüşünü size aktarıyorum." diye başlıyorum. Ama bunu yaparken, olumlu tarafları da göstermeye çalışıyorum. Bence samimi siyasetçiler durumu olduğu gibi algılayan ve açıklayan siyasetçilerdir. Avrupa Konseyi’ne taşınan doğru eleştiriler hiçbir zaman "Türkiye’ye yönelik suçlamalar" olarak görülmüyor. Çünkü aynı eleştirileri başka ülkelere de yöneltiyorsunuz.  

CHP’de yaşanan dönüşüm salt güncel ihtiyaçlardan kaynaklı bir imaj yenilemesi mi, yoksa güncellenme daha derinde mi?
CHP dönüşüm içinde mi bilemiyorum; bence CHP "gelişme" içinde. Değişmekten çok, bunu bir gelişim olarak görmek gerekir. CHP 91 yaşında çok köklü bir parti. Bir ülkenin kurucu partisi. Bu açıdan dünya siyasetinde dahi farklı bir yere oturuyor. Üstelik, iktidarda kalma süresi, hele son dönemlerde çok az olmasına rağmen, çok önemli bir kitlenin destek vermeye devam ettiği ve onlarla birlikte gelişen bir parti. Bugün CHP uluslararası ilişkilerde de son derece önemli adımlar atıyor. Yani sosyalist enternasyonaldeki çalışmalar, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği düzeyindeki çalışmalar, bence CHP’nin gelişmeye verdiği önemi gösteriyor.

CHP’nin ilgi alanında sadece Avrupa mı var?

CHP’nin kapsamı sadece "Batı"dan ibaret değil. AKP kendi adına bunu çok dillendiriyor ama CHP’nin özellikle Arap ülkeleri ile ilişkileri çok yoğun. Laiklik konusundaki hassasiyeti o ülkeler tarafından ciddiyetle izleniyor. Bunu sadece olumlu olarak da söylemiyorum. Türkiye’de dönemin getirdiği bir takım zorlamalar olmuştur ve eksiklikler bulunabilir; ama yine de laiklik konusunda İslam dünyasındaki tek örnek olarak, tek model olarak CHP görülüyor. Ve inanın, rol-model olarak CHP’yi görüp, CHP ile ilişkileri güçlendirmek isteyen çok ciddi özgürlükçü kesimler var. Oradaki kesimlerin de özgürlük anlayışını, özgürlük beklentilerini iyi bilmek gerekiyor. O konuda CHP’nin belki basına, topluma, seçmenlere yansımayan ama çok önemli bir rolü var ve o rolü güçlendirerek sürdürmek gerekiyor.

Oy oranınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de, başka hiçbir ülkede görülmeyen yüzde 10’lu seçim barajı, Avrupa Konseyi’nde de çok eleştiriliyor. Rusya’da dahi yüzde 7’dir. Bu anti-demokratik barajı sahiplenmese, AKP’nin bugünkü oy oranını, hatta kendi yapısını dahi koruması son derece şüphelidir. Nitekim, geçtiğimiz hafta CHP milletvekillerinin verdiği seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesi ne yönelik kanun teklifini on dakikada reddettiler. Parlamenter demokrasinin ve Türk basınının bugünkü halini göz önünde bulundurursak, böyle bir ortamda, CHP’nin sosyal demokrat bir parti olarak, hem de otoriter muhafazakârlığın egemen olduğu bir ülkenin sosyal demokrat partisi olarak, LGBT haklarını, özgürlükleri savunan, gelişmekte olan bir partinin aldığı oy oranı, her şeye rağmen umut vericidir. Baktığınızda CHP’yi aileden destekleyenler de var, Gezi’de gördüğümüz gibi hiçbir kurumsal bağlılığı olmadığı halde, CHP’nin de yakın olduğu görüşlerini sokaklarda, meydanlarda dile getiren gençlerimiz de var. Son yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yapılan araştırmalar, ilk defa oy veren gençlerin en büyük oranının CHP’yi tercih ettiğini, yani gençliğin partisinin CHP olduğunu gösteriyor. Bunu çok olumlu ve geleceğe yönelik iyimser bir işaret olarak görüyorum.

T24

21 Kasım 2014 Cuma

Fabio Toledo


Phelps'in sevgilisi erkek çıktı!

ABD’li yüzücü Michael Phelps'in sevgilisi Lianne Chandler, cinsiyeti hakkında herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı.

Kişisel Facebook sayfasında konuyla ilgili bir açıklama yapan Chandler, erkek bedeninde doğduğunu ve 20’li yaşlarında geçirdiği bir operasyon ile cinsiyet değiştirdiğini açkladı.

Genç yaşlardan itibaren testosteron engelleyici ilaçlar alan ve sonra cinsiyet değiştirmek için bir operasyon geçiren Chandler, itirafından sonra Phelps'in kendisinden ayrılmasından korktuğunu açıkladı.

Çift cinsiyetli olarak doğduğunun altını çizn 41 yaşındaki Chandler, kağıt üzerinde erkek olarak doğduğunu ama hiçbir zaman bir erkek olarak yaşamadığını belirtti.

Bir süredir rehabilitasyon merkezinde olan 29 yaşındaki ABD’li yüzücü Michael Phelps, Chandler’ın itirafı hakkında henüz bir yorumda bulunmadı.

Phelps, Lianne Chandler'ın kız arkadaşı olduğunu hiçbir zaman kabul etmemişti.

Milliyet

Özdemir “LGBTİ Seminerine Katılmadım”

Çıkan haberler üzerine bu açıklamayı yapma zorunluluğu hasıl olmuştur  diyen Ak Parti Batman Milletvekili Ziver Özdemir; “ 20-21 Kasım’da Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenecek olan, Avrupa Parlamentosu ve Katılım Öncesi Ülke Parlamentoları Üyelerinin yer alacağı “Temel Haklar, LGBTİ Dahil Savunmasız Gruplara Ayrımcılığın Engellenmesi ve Savunması”  adlı seminere TBMM’yi temsilen AK Parti grubu adına toplantıya iştirak edeceğim şeklindeki haberler üzerine bu açıklamayı yapma zorunluluğu hasıl olmuştur. Özellikle son günlerde bazı gazetelerde yer almasının ardından tartışma konusu haline getirilen ilgili konferansa iştirak edeceğimiz şeklindeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

Şöyle ki; bu seminere katılacak kişilerin tespiti hususunda ilk olarak grup başkanlığımız özellikle İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna üye olan bir milletvekilinin katılmasının uygun olacağından hareketle bu konuda şahsıma sözlü olarak bildirimde bulunmuştur. Ancak yapılacak seminerin konusunun özetle “İnsan hakları, ayrımcılığa uğramış gruplar ve azınlıklar” şeklinde olacağı beyan edildiğinden böyle bir semire katılma konusunda hiçbir rahatsızlık duymadım.

Daha sonra bizlere gönderilen program detayında seminerin içeriğinde “sapkın grupların” da yer alacağı bilgisini alınca inancım gereği böyle grupları tasvip etmem mümkün olmadığımdan onaylamadığım böylesi grupların yer alacağı bir seminere katılmayacağımı da grup başkanlığımıza beyan ettim.



Dolayısıyla bazı gazetelerde seminere katıldığım şeklinde yer alan haberler gerçek dışıdır ve olayın mahiyeti ifade ettiğim şekildedir. Sürekli olarak toplum yapımıza tamamen aykırı ve kamu ahlakını ciddi manada zedeleyen bu tür sapık ve sapkın gruplarla ilgili haberleri gündeme getirenler de bu tür grupların seslerinin daha da duyurulmasına istemeden de olsa alet olmaktadırlar. Onun için bu tür haberler yaparken, konunun bu yönünün de dikkate alınması gerektiğine dikkati çekiyorum” denildi.

http://www.batmangapgazetesi.com/index.php/component/k2/item/6188-%C3%B6zdemir-%E2%80%9Clgbti-seminerine-kat%C4%B1lmad%C4%B1m%E2%80%9D