6 Temmuz 2015 Pazartesi

Arda Turan'ın yeni tarzı



Hürriyet

Burak Özçivit - Murat Boz, "motor" dedi!

Burak Özçivit, Murat Boz ve Aslı Enver’in başrollerini paylaştığı ‘Kardeşim Benim’ filminin çekimlerine Assos’ta başlandı.


Hürriyet

Kıvanç Tatlıtuğ, sevgilisiz tatil yapıyor


Sabah

FIFA Beach Soccer World Cup friendly match


Her 100 LBGT bireyinden 78'i cinsiyet kimliğini gizli yaşıyor

Onur Yürüyüşü’nün suya, gaza, plastik mermilere boğulması, Türkiye’de Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) Bireylerin Sosyal ve Ekonomik Sorunları Araştırması'nın “LGBT bireyler ülkenin her şehrinde ve toplumun her kesiminde varlar ama hayatlarını sürdürebilecekleri en temel alanlarda dahi ciddi ayrımcılığa uğruyorlar” diye özetlenebilecek sonuçlarını doğrular gibiydi.

LGBT’ler çalışma hayatının hemen her alanında varlar. Gündelik işçilikten hekimliğe, memuriyetten serbest çalışmaya her işi yapıyorlar. Herhalde bundan daha doğal bir durum yok. Ankete katılanların yüzde 62,9’u son üç ayda gelir getirici bir faaliyet içinde yer aldığını belirtiyor. Ama ne pahasına? Son bir yıl içinde çalıştığı işyerinde ayrımcılığa uğradığını düşünenlerin oranı yüzde 8,9. Aynı ayrımcılığı iş ararken yaşadığını belirtenlerin oranı ise yüzde 8,4… Oranların düşük olması yanıltmasın, katılımcıların yüzde 78,3’ü, işyerinde cinsel yönelimi ve/veya cinsiyet kimliğini gizli yaşıyor! Açık yaşayanların başına gelecekler ise belli: Çalışma arkadaşlarından birinin olumsuz yorum ya da tepkisine maruz kalanların oranı yüzde 55,7.

HUKUK DİPLOMASIYLA SEKS İŞÇİLİĞİ

Ankete katılanların yüzde 5,8’i yaşadığı ayrımcılık nedeniyle eğitimini aldığı mesleği yapamadığını belirtmiş. Rosida Koyuncu’nun Voltaçark adlı kitabında yer alan mahkum LGBTİ’lerden Trans Burçak bunun en uç örneklerinden biri: Hukuk mezunu olduğunu, bir dönem avukatlık da yaptığını ancak cinsiyet kimliği yüzünden hem adliyede hem çevrede psikolojik baskıya maruz kaldığını anlatıyor: “Türkiye’de büro açıp, çekip çevirmek tek başına zor olduğu için 2001 yılında mesleği bırakıp seks işçiliği yapmaya başladım.” Kitapta anlatılanlar, hayatın araştırmada yer almayan bir bölümünü, LGBTİ bireylerin cezaevinde yaşadıkları tecrit, taciz ve baskıyı ortaya koyuyor.

HEM EŞCİNSEL HEM DE İŞÇİ OLAMAZSINIZ

kaosGL.org’da Çalışma Hayatında LGBTİ’ler başlıklı bir dosyası yayınlanan Yıldız Tar soruyor: “Mobbing, taciz, aşağılama, dedikodu, psikolojik ve fiziksel şiddet… Gizlenme, saklanma, yalan söylemeye zorlanma, bazen laf kalabalığına bazen sessizliğe itilme, öldürülme… LGBTİ’lerin payına düşen bu mu?” Tar’ın şu sorusu da henüz cevapsız: “Bir eşcinsel, ressam, şair, modacı olabiliyor. Bir başka eşcinsel ise işçi olduğunda ya heteroseksüel rolü yapmak zorunda kalıyor ya da kendini açık ederse adı 'ibne'ye çıkıyor. Yani hem eşcinsel, hem de işçi olmak mümkün değil. İnsanlar çalışmak zorunda olduğuna göre, bütün eşcinseller de ressam, şair, modacı olamayacağına göre...”

LGBT ÖĞRENCİ, KİRACI, MÜŞTERİ OLUNCA…

Araştırmaya göre, cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği nedeniyle 18 yaşından önceki eğitim hayatında olumsuz tepki aldığını belirtenlerin oranı oldukça yüksek: Yüzde 67,4. Bu nedenle yüzde 8.3’ü okulu terk etmiş. Üniversite hayatındaki durum da beklenebileceğin aksine benzer: Ankete katılanların yüzde 51,7’si aynı tepkileri aldığını, yüzde 4,7’si okulu terk ettiğini söylüyor.

Ankete katılanlar arasında aylık gelirlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ya da zor yettiğini belirtenlerin oranı yüzde 35. Yüzde 6,4’ü cinsel yönelimleri ve/veya cinsiyet kimlikleri nedeniyle normal bedelin üzerinde kiraya mecbur bırakıldıklarını düşünüyor. Yüzde 30’a yakını kimliklerini saklamadan yaşayabilmek için ancak şehrin belli bölgelerinde oturuyor. Yine de sonuç pek değişmiyor: Komşuları tarafından rahatsız edilenlerin oranı yüzde 8,8. Araştırmanın belki de en çarpıcı sonuçlarından biri şu: Yaşadığı yerden yarım saatten fazla seyahat etmeden ulaşabileceği, kimliğini gizlemek zorunda kalmaksızın güvende olabileceği herhangi bir mekanın (çay bahçesi, kafe, lokanta, dernek, gençlik merkezi, siyasi parti ofisi vb.) bulunmadığını belirtenlerin oranı yüzde 57,9. Yüzde 10’dan fazlası ise son bir yıl içinde bir dükkana/mağazaya girdiğinde ayrımcılığa uğramış. Toplu taşıma kullanırken tacize uğrayanların oranı ise yüzde 18,5.

AİLEYE AÇILMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Ankete katılanların yüzde 40’a yakını, ailelerinden en az bir kişiye cinsel yönelimi/cinsiyet kimliğini açıkladığını belirtiyor. Bu nedenle herhangi olumsuz tepki almayanların oranı yüzde 22,2. Ancak, ailesinden şiddet görenler (yüzde 6,6), ölüm tehdidi alanlar yüzde 3,2) ve evden atılanlar (yüzde 2,8) azımsanmayacak durumda. Nitekim bu nedenle öldürülenler olduğunu çok iyi biliyoruz. Peki haklarını arayabiliyorlar mı? Anket katılımcılarının yüzde 46,1’i hayatında en az bir kez ayrımcılıkla karşılaşmış; ancak yalnızca yüzde 10’u yasal yollara başvurmuş. Sonuç ne olmuş derseniz; sadece yüzde 16,5’i şikayetinden tatmin edici bir sonuç alabilmiş. Diğerleri ise ya şikayet etmenin “hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini” düşünüyor, cinsel kimliğinin açığa çıkmasından korkuyor, nasıl şikayet edeceğini bilmiyor ya da yasal yollara başvuracak imkanı yok. Okuyamıyor, çalışamıyor, güvende hissetmiyorlar, peki yaşlanınca ne olacak? Araştırmaya göre sorunun cevabı şu: Yüzde 62 gibi büyük bölümü, yaşlılığıyla ilgili kendini güvende hissetmiyor. Yarıdan fazlası, bakım ihtiyacı olduğunda yeterli desteği alamayacağını düşünüyor.

EN FAZLA AYRIMCILIĞA UĞRAYANLAR, TRANSLAR

Araştırma, trans kadın ve erkeklerin, eşcinsel ve biseksüellere oranla daha görünür oldukları için hemen tüm alanlarda daha fazla ayrımcılığa uğradığına işaret ediyor. Yaşadığı ayrımcılık nedeniyle en fazla şikayette bulunanlar da onlar. Yüzde 50,4’ü cinsiyet geçiş süreciyle ilgili yeterli ve güvenilir bilgiye ulaşmakta zorlandığını belirtiyor. Özetle, Türkiye’de kadın, çocuk, insan haklarıyla ilgili çok ciddi sorunlar var evet, ancak LGBTİ bireyler söz konusu olduğunda bu sorunların katlanarak arttığını söylemek mümkün. Son sözü yine araştırmacılara bırakalım: “Eşcinsel, biseksüel ve trans bireylerin yaşamlarını, tüm diğer yurttaşlar gibi onurlu bir biçimde sürdürebilmeleri için uluslararası insan hakları hukukunun parçası haline gelen cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın açıkça yasaklanmasının ve onları da hesaba katan eşitlikçi bir sosyal politika yaklaşımının uygulamaya konulmasının elzem olduğu kanısındayız.”

ARAŞTIRMANIN KÜNYESİ

Araştırmayı, Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu (SPF) ortaklığında, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi’nden (STÇM) Dr. Volkan Yılmaz ve Boğaziçi Üniversitesi SPF’den Dr. İpek Göçmen gerçekleştirdi. Danışmanlığını BÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra üstlendi. 2014 yılının ikinci yarısını kapsayan internet tabanlı anket bölümüne kendini lezbiyen, gey, biseksüel ve trans olarak tanımlayan 2 bin 875 kişi katıldı. Türkiye’nin dört ili dışında tüm illerden katılım sağlandı. Ayrıca 10 şehirde (İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Gaziantep, Trabzon, Adana, Antalya, Mersin, Edirne) 200’ü aşkın kişinin katıldığı toplam 14 odak grup görüşmesi gerçekleştirildi.

Katılımcıların yüzde 49,8’i 18-25, yüzde 31’i 26-35, yüzde 12,9’u 36-45 ve yüzde 6,3’ü 46 ve üzeri yaş grubunda. Yüzde 90’ı eşcinsel ve biseksüel, yüzde 10’u trans bireyler. Araştırmacılar, “LGBT’lerin toplumsal baskı nedeniyle cinsel kimliklerini açıkça ifade edememelerinden dolayı ulusal temsil niteliği bulunan bir araştırma yapmak olanaklı değildir. Bu nedenle bu araştırmanın LGBT’lerin durumlarına ilişkin ancak ipuçları sunabileceğini belirtmek isteriz” diyor.

[Haber görseli]

AHU: Uzun yıllar kronik depresif bir hayatım oldu

Aslında her bir LGBTİ bireyin hayatı, bütün bu sonuçların kanlı canlı toplamı. Tıpkı sorularımızı yanıtlarken araştırmanın da ortaya koyduğu nedenlerle gerçek kimliğini açıklayamayan “Ahu”nunki gibi… Sivas’ın bir köyünde, geleneksel, Alevi İslam erkek egemen aile yapısı içinde büyüdüğünü belirten Ahu, “Cinsiyet kimliğimi çocukluğumdan itibaren hep gizlice ve içimde yaşamak mecburiyetinde hissettim. Çocukken söyleyemedim asla çünkü ailemin beni terk etmesinden, dışlamasından korktum. Ergenlikle beraber karşı cinsin özellikleri bedenimde belirginleştikçe depresyona girdim ve uzun yıllar kronik depresif bir hayatım oldu” diye başlıyor anlatmaya. Lisenin son döneminde ya da üniversite hayatı boyunca, defalarca intihara kalkıştığını söylüyor. Ailesinin zoruyla “düzelmesi” için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne götürüldüğünü, şansına doktorun "tedavi edilecek bir durum olmadığını” söylediğini aktarıyor:

Nasıl karşıladılar?

Annem sanki dünyası kararmış, bir çocuğunu kaybetmişçesine üzüldü. Babamın sert bir tepkisi olmadı fiziksel olarak ama hepsi de cinsiyet kimliğimi içimde yaşamam, saklamam için psikolojik baskı uyguladı. Sürekli "Biz insanların yüzüne nasıl bakacağız" diyorlardı. Sert tartışmalarımız da oldu, beni ve sevgilimi zorla ablamın evinde iki saat tutup yargıladılar. Abim dövmeye kalktı. Bir kadın görünümüne geçtikten sonra ise işten geç dönmem, ne iş yaptığım üzerine hep kötü anlamlar yüklediler. Babam "Madem artık kadınsın kadın gibi davran" diye annemle birlikte baskı kurmaya çalıştı.

Ya üniversitede?

Eğitim hayatım boyunca doğrudan ve dolaylı olarak sürekli psikolojik baskı altında yaşadım. Erkek öğrenci yurdunda üç erkekle birlikte aynı odada kimliğimi gizleyerek dört yıl yaşamak çok zordu. Bazen öğretim görevlilerinin, bazen öğrencilerin homofobik, transfobik söylemlerine susmak zorunda hissettim.

Kimliği nedeniyle işe kabul edilmeme durumunu yaşadı mı?

Feminen bir gey görüntüsünde olduğum dönemlerde uzun yıllar hep işsiz kaldım. Bir iş bulsam dahi çalışma şartlarının zorluğuyla beraber aynı anda kimliğimle ilgili kendini ortaya koyamamanın vermiş olduğu zorlukla yürütemedim. İş arkadaşlarımın aşağılayıcı konuşmalarına maruz kaldım. Bir medya şirketinde, mezun olduğum alanla ilgili bir iş bulmuştum uzun yıllar işsiz kaldıktan sonra. İnsan kaynakları görevlisiyle mülakatım gayet iyi geçti ve işe kabul edildim. Mülakat bitiminde askerlik durumumu boş bıraktığımı fark etti ve nedenini sordu. Ben de "Cinsel durum diyebiliriz” dedim tedirgin bir şekilde. Konuşmamız bitti, tokalaştık, “Evraklarını hazırla şu gün başla” dendi, ben mutlu mesut ayrıldım oradan. Evraklarımı hazırladım işe başlamayı beklerken akşam saatlerinde bir telefon geldi. “Cinsel durumunuz nedeniyle işe alımınızı iptal etmek zorundayız” dediler. Ertesi gün gidip sordum. Kurum müdürü çalışanlar arasında sıkıntı yaratacağımı düşünmüş! Bu konuda dava açtım ama henüz bir sonuç alamadım. İş görüşmeleri esnasında eşcinsel olduğumu söylüyordum genelde ve bu şekilde hiç iş bulamadım, asla.

Peki şimdi durum ne?

Dava sürecinde SPoD LGBTİ'ye iş başvurusunda bulunmuştum. Kabul edildim ve halen SPoD'da çalışıyorum. Artık pembe kimlikli bir kadın olarak geçiş sürecime göre daha şanslı olabileceğimi ümit ediyorum. Yine de başka bir kurumda çalışma konusunda çok kaygılıyım.

Cumhuriyet

Çin'de Lezbiyen Bir Çiftin Gayri Resmi Evliliği: Geçmişten Bugüne Çin'in LGBT Hakları

LGBTİQ hakları ve eşit-evlilik son zamanlarda gündeme bomba gibi düştü. En son Amerika'da eşcinsel evliliklerin yasallaşmasıyla beraber dünyanın pek çok yerinde LGBT bireyler kendi ülkelerinde de LGBTİQ haklarının yasallaşması için çabalıyor. Çin de bu çabanın devam ettiği ülkelerden bir tanesi. Şimdi hep beraber geçmişten bugüne Çin'de LGBTİQ haklarına ve lezbiyen bir çiftin geçtiğimiz günlerde gerçekleşen gayri resmi evliliğine göz atalım.

Geçmişten Günümüze Yasalarda Eşcinsel İlişki
Çin'de eşcinsellik eskiden beri belge altına alınmış. Geçmişte eşcinsel ilişkiler hayatın olağan bir parçası olarak görülüyormuş. Hatta şiirlere ve resimlere konu oluyormuş. Eşcinselliğe karşı tutumun Çin kültürüne batı etkisiyle girdiğine dair birtakım iddialar var. Yine de Çin'in geçirdiği çeşitli yönetim evrelerinde LGBTİQ'lara yönelik tutumun yasalarda değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Song Hanedanlığı Dönemi
Çin'in eşcinselliğe karşı ilk yasası Song Hanedanlığı'ndan İmparator Zhao Ji'nin Zheng He dönemine (1111-1118) denk geliyor. Yasa seks işçiliği yapan genç erkekleri ağır bambularla 100 falaka cezasına ve 50,000 para cezasına çarptırıyormuş. Song Hanedanlığı'ndan başka bir metinse seks işçiliğini (kadın ya da erkek) yasaklıyor.

Ming Hanedanlığı Dönemi
Erkekler arasında eşcinsel ilişkiyi yasaklayan ilk yasa Ming Hanedanlığı'ndan İmparator Zho Houcong'un Jiajing döneminde (1522-1567) ortaya çıkmış. Bundan önce erkekler resmi evlilik yapabiliyorlarmış

Qing Hanedanlığı Dönemi
1655 yılından itibaren, Quing mahkemeleri eşcinsel anal seksi ji jian (homoseksüellik) olarak adlandırdı. 1679 yılında, Qing Hanedanlığı ji jian terimi içeren ilk yasayı geçirdi. Yasa ji jian için bir aylık hapis ve ağır bambuyla 100 falaka cezası içeriyordu. Bu Qing Ceza Hukukuna göre en hafif cezaydı.

Çin Cumhuriyeti Dönemi
1912 yılında Çin Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla beraber Çin feodal geçmişine elveda deyip daha demokratik bir ülke olma yolunda bir adım attı. Aynı zamanda 1912 yılında eşcinsel ilişki yasağı Çin Cumhuriyeti'nde kaldırıldı.

Çin Halk Cumhuriyeti
1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğunda, Komünist Parti eşcinselliği burjuvazinin kötü etkilerinden birisi olarak nitelendirdi. Eşcinsel olduğundan şüphelenilen insanlar Kültür Devrimi sırasında bayağı sert müdahalelerle karşılaştılar. Ancak, 1997 yılında eşcinselliği ve diğer istenmeyen cinsel davranışları suçlamak için kullanılan "holiganlık" suçu kaldırıldı. 2001'de Çin Psikoloji Topluluğu eşcinselliği zihinsel hastalık kategorisinden çıkardı.

Eşcinsel evliliklerin tanınması
Çin Halk Cumhuriyeti evlilik kanununa göre evlilik kadın ve erkek arasındaki birliktelik olarak tanımlanıyor. Ancak Pekin ve Hong Kong'da eşcinsel birliktelikleri için sınırlı tanıma ve ilişki içi şiddetten koruma gibi düzenlemeler var.

Cinsiyet değiştirme operasyonlarının hukuku
Çin'de 2009'dan bu yana yirmi yaşın üstündekiler için cinsiyet değiştirme operasyonu yasal. Ancak reşit olmayanlar için böyle bir hak yok.

Ayrımcılığa Karşı Yasalar
Çin Halk Cumhuriyeti, İşçi Yasaları kapsamında cinsel yönelim ve cinsel kimliği kapsayan herhangi bir ayrımcılık karşıtı yasa yok. Yalnız Hong Kong ve Makau'da bu konuda yapılmış birkaç ufak düzenleme var.

Çin'de eşcinsel evliliğin yasal olmasını isteyen lezbiyen bir çift geçtiğimiz günlerde gayri resmi bir evlilik düzenledi. Bunun Çin'de eşcinsel evlilik talebi için itici bir güç olduğunu düşünüyorlar.

Amerika'da eşcinsel evlilik yasallaştıktan altı gün sonra Teresa Xu ve Li Tingting Pekin'de gayri resmi bir törenle evlendi.

Hazırlandıktan sonra kuaförün önünde dans ettiler ve sarıldılar. Ne kadar mutlu olduklarına bakın! Etraftaki insanlar da hem şaşkın gözlerle hem de mutlulukla onları izliyorlar.

Hükümetin LGBTİQ bireylerin evlilik hakkını kabul etmemesi onların hevesini kıramadı. Fotoğrafta arkadaşları üzerlerine "saçma sicim" sıkıyorlar. Bu bir Çin geleneğiymiş. Yeni evli çifti düğün sonrası partiye giderken şaşırtmak için yapılırmış.

Evli çifte Twitter üzerinden de pek çok tebrik ve destek geldi

"Feminist aktivistler Li Maizi ve Teresa Xu tebrik ederim - lezbiyen çift Çin'i eşcinsel evlilik konusunda sınıyor."

"Çinli lezbiyen çift, eşcinsel evliliğin yasallaşmasını zorlamak için 'evlendi': Aşk yasal sınırları tanımaz"

http://onedio.com/

Yıldız değil, İsviçre çakısı

İngiliz model Cara Delevingne, feminist manifestolara imza atıyor; country şarkılarıyla yıldızı parlayan Taylor Swift artık bir telif hakları aktivisti; Mark Zuckerberg ise Arnold Schwarzenegger’in deyimiyle “Yeni neslin tanrısı’’. Peki aslında kim bu günümüzün pop ikonları?

Detroit Michigan’daki Taylor Swift konseri tüm heyecanıyla devam ederken bir anda sahneye elinde İngiliz bayrağı taşıyan “manken, oyuncu, aktivist” Cara Delevingne çıkıyor. Peşinden Kim Kardashian’ın üvey kardeşi, “manken ve TV yıldızı” Kendall Jenner... Bu sırada Victoria’s Secret mankeni Martha Hunt ve manken Gigi Hadid de sahnede yürüyor. Yıldızlar topluluğu bir arada! Görüldüğü gibi onlar, eski yıldızlardan epey farklı... Şöyle ki; sosyal medyada milyonlarca takipçileri var, dünyaca ünlü markaların reklam yüzlerileri. Hepsi işinde başarılı, hepsi moda ya da pop ikonu... Ancak karışık ilişki hayatlarıyla gündemde kalıyor ama frikik vermiyor, yardım kuruluşlarına mutlaka vakit ayırıyorlar. BM oturumlarında feminist manifesto seslendiriyor, LGBTİ bireylerin sözcüsü oluyor, hayvan haklarını savunuyorlar. Bu özelliklerin hepsini bir arada barındırdıkları sürece de gündemde kalıyorlar...
Eskiden müzisyenler LiveAid gibi yardım konserlerinde, futbolcular yardım maçlarında bir araya gelir, o günlerden sonra da ancak sahada ya da sahnede görünürlerdi. Geçmiş yıllardaki Britney Spears-Cristina Aguilera, Oasis-Blur, Hülya Avşar- Gülben Ergen polemikleri de geride kaldı. Bugün Lady Gaga LGBTİ aktivisti, Taylor Swift Spotify’a, Apple’a kafa tutan bir kanaat önderi... Artık popstar olmanın şartı “10 parmağımda 10 marifet” pozları mı yoksa? ‘
'YARAMAZ ÇOCUKLAR'
Eskiden John Wayne, “star”dı. Dile kolay 156 filmde tek bir rolü oynadı ve Western’in unutulmaz aktörü oldu. Bir dönemin yakışıklı jönü Alain Delon ise öyle değildi. Oyuncu, yapımcı, yönetmen, organizatör ve parfümcüydü. Bugün Alain Delon gibi davrananlar; popstar, fenomen, diva... Alain Delon ise yıllardır Fransa’da mazbut bir hayat sürüyor. Fransız reklamcı Jacques Seguela’ya göre 50’lerin sonunda televizyonun yayılması, eğlencenin demokratikleşmesi, cinsel devrim star kavramını değiştirdi. Tanrılaşan, dokunulmaz, sokakta rastlanılamaz starın yerini her köşede, farklı farklı sektörlerde karşımıza çıkan “yaramaz çocuklar” aldı. Peki nasıl insanlar bugünün starları?
Taylor Swift
Tüm dertlerimize derman
 Amerikalı şarkıcı Taylor Swift, doğum tarihini ifade eden son albümü 1989’u, salı günü yayına giren Apple Music’e yükledi. Fakat öncesinde büyük bir tabuyu yıkarak “ufak’’ bir telif pürüzünü halletti. Ayda 10 dolara aktif üye olunan Apple Music’te sanatçılar tıklama sayısına göre telif alsa da Swift 3 aylık ücretsiz sürümde bu uygulamanın olmamasını Tumblr hesabında şu sözlerle protesto etti: “Şok oldum, hayal kırıklığına uğradım. Şirketin başarılarla dolu tarihine yakışmıyor.” Kendisi, geçen kasımda aynı nedenden dolayı tüm şarkılarını Spotify’dan çekerek gözünü karartmıştı: “Müzik sanattır. Sanat ise özgün ve önemli. Özgün şeyler değerlidir. Ve değerli şeylere ödeme yapılmalıdır. Müziğin bedava olmaması gerektiğini düşünüyorum.” Swift’in ısrarla sürdürdüğü mesajı yerine ulaştı. Apple’ın genel müdür yardımcısı Eddy Cue, geçen pazar, ödeme yapacaklarını iletip Swift’e sevgilerini yolladı Twitter’dan. Bu karar bir “devrim” gibi karşılandı. “Aktivist şarkıcı” Billy Bragg Facebook’tan “Müziğimizi bedavaya dağıtan Apple Music’i alt eden bu kıza şapka çıkarıyorum” diyordu. Swift’in sevgilisi DJ Calvin Harris, “Kız bir günde tüm müzik endüstrisini değiştirdi” diye yazdı. Bu sırada fanlarından Taylor Swift’e Yunanistan’ın Avrupa Birliği sorunundan tutun, havaalanlarındaki wi-fi ücretinin kaldırmasına türlü konularda istek mesajları yağıyordu. “Taylor Swift, tüm dertlerimize derman!” Yıldız değil, adeta İsviçre çakısı.
Lakin bu pazarlama harikası cici kızımız, son albümü 1989’u Spotify’dan çekince, albüm ilk hafta 1.3 milyon sattı. İlk hafta en çok satan albüm unvanını ele geçirdi. Tahtından indirdiği “The Eminem Show”, Haziran 2002’de ancak ikinci haftada bu sayıya ulaşmıştı. Taylor Swift zaferini, 2002’den bir fotoğrafını paylaşarak kutladı! Pazarlamada bir hayli marifetli Swift, Metallica’nın 2000’de Napster’a açtığı davadan çok daha fazla ses getirdi. “Aktivist süperstar” damgası da cabası...
Cara Delevingne
Model, müzisyen, oyuncu, aktivist
22 yaşındaki model Cara Delevingne geçen gün, 2009’da mankenliğe başladığı Storm Ajansı’ndan ayrıldı. 2012’de Anna Karenina’da ufak bir rolle başlayan oyunculuk kariyeri de hızla yükseliyor. Sırada 5 film var: Tulip Fever, London Fields, Paper Towns, Kids In Love ve Pan. Şu sıralar Toronto’da Will Smith’le “Suicide Squad’’ için kamera karşısında. Gelecek yıl ise Luc Besson’un yeni filminde oynayacak. Nicole Kidman ve Charlize Theron gibi mankenlikten oyunculuğa geçebilir.
Cara Delevingne’in müzikal yeteneği de yok değil. İyi davul çalıyor, iyi şarkı söylüyor. Kız arkadaşı olan şarkıcı ve söz yazarı St. Vincent sayesinde müzik çevresi de epey genişledi. Rita Ora ve Pharrell Williams’la birlikte sahne aldı. Sosyal medyadan selfie’lerini, Vine’larını eksik etmiyor. Twitter’da 2.94 milyon takipçisi var. Instagram’da ise 14.6 milyon ile Lady Gaga’yı ikiye katlıyor.
Sıkı bir LGBTİ aktivisti... Self Evident Project’i destekliyor. Röportajlarında Kasım 2014’ten beri 8 bin 500’e yakın kişinin portre çektirerek destek olduğu bu oluşumdan bahsediyor. Cinsel kimliğini gizlemiyor, onur yürüyüşlerine katılıyor. Tasarımcı Erdem Moralıoğlu, onu 60’lı yılların yıldız mankenlerinden Jean Shrimpton’a benzetiyor. Her taşın altından çıkan kız, Vogue Dergisi’ne bu ay verdiği röportajda durumu şöyle özetliyor: “Bana güvenin, her yerde eğlenebilirim...’’

Mark Zuckerberg
Yeni kuşağın tanrısı
Tamam o bir süperstar değil; ama kimse bir pop ikonu olmadığını iddia edemez... Her attığı adım olay oluyor, okuduğu kitaplar anında bestseller! Kurucusu olduğu Facebook ise Taylor Swift gibi süperstarları, fanlarıyla buluşturan çağın en büyük iletişim aracı... Yani pop kültürün filizleri, Zuckerberg’in tarlasında yetişiyor. Dahası, toplumsal fenomenlere dönüşen akım ve hareketler de onun evinden yayılıyor...
Amerika’da yüksek mahkemenin eşcinsel evlilikleri yasallaştırmasıyla Leonardo DiCaprio, Anne Hathaway, Arnold Schwarzenegger başta olmak üzere 26 milyondan fazla kullanıcı, LGBT haklarını desteklemek için Facebook’un geliştirdiği gökkuşağı filtresini uyguladı. Facebook’ta çalışan 2 stajyerin geliştirdiği bu araç, ilk olarak Amerika’da kendini LGBT birey olarak tanımlayan 6 milyon Amerikalıya hitap etse de kısa sürede dünyaya yayıldı. Ancak küresel bir mobil pazarlama şirketi olan Glispa’nın pazarlama şefi Nicole DeMeo, bu durumu şöyle açıklıyor: “Gökkuşağı filtresi kullananlar teorik olarak LGBTİ haklarını destekliyor demektir. Sonra bu konuyla alakalı etkinlik ve içerikler onlara sunulur. Bazı marka ve oluşumlar bu sayede hedef kitlelerine nokta atışıyla ulaşabilir.” Yani win-win...
Zuckerberg, geçen salı Facebook üzerinden pek çok ünlü ismin sorularını cevapladı. Halka açık diyaloglarda, Stephen Hawking, Mark’a bilimdeki hangi büyük sorunun cevabını bilmeyi istediğini sordu. “Beynin çalışma şekli, hastalıkların tedavisi gibi insanları en çok ilgilendiren sorular’’ cevabını aldı. Aynı hafta filmi vizyona giren Arnold Schwarzenegger ise dünyanın en yoğun insanı olarak tanımladığı Zuckerberg’e formunu nasıl koruduğunu ve makinelerin insanoğlunu alt edip edemeyeceğini sordu. Facebook kurucusu, enerji harcanan herhangi bir iş yapmanın yeterli olduğunu söyledi ve ekledi: “Hayır, makineler kazanmayacak.”
Ruby Rose
Bieber’ın kankası
29 yaşındaki manken Ruby Rose, geçen yıl LGBTİ bireylere destek amaçlı çektiği kısa filmlerle adından söz ettirdi. Asıl mesleği mankenlik olsa da DJ’lik, sunuculuk ve oyunculuk geçmişi de var. Justin Bieber ile yakın arkadaş olması onu genç kızların hayran olduğu bir ikona dönüştürdü. Rose cinsel kimliğini hiç saklamadı, aksine bunu gerek giyim tarzı gerekse söylemleriyle vurguladı. Hatta giyim tarzını, ABD’de kızlar cinsel tercihlerine bakmaksızın taklit etmeye başladı. Yıldızı bu kadar parlayınca MTV’de VJ’lik kariyerinin yanı sıra müzik dünyasına da adım attı. Her geçen gün en çok aranan isimler arasında kademe atlayan manken, “Orange Is the New Black” dizisinde de rol almaya başladı. TV eleştirmenlerinin yorumu epey olumlu: “Ruby televizyona çok yakıştı.”

Melik DEMİREL / GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

Şahane bir dayanışma hikâyesi

Geçen pazar günü 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne katılmak üzere Taksim’de toplananlara polis izin vermedi, hatırlarsınız. Yürüyüş gerçekleşmediği gibi, yürümek için ısrar edenlere TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve biber gazıyla müdahale edildi. Ara sokaklara kaçarak dağıldı LGBTİ’liler; kimi de göz altına alındı. Bunlar olurken, iki gün önce sessiz sakin vizyona giren ‘Pride / Onur’, Beyoğlu’nda da izleyiciyle buluştu. Geylerle maden işçileri arasındaki dayanışmayı konu alan film, “kendini iyi hisset” grubu filmlerden. 1984 yılında Londra’da geçiyor. Demir Lady Margaret Thatcher dönemi... Hükümet, 20 madenin kapanması sonucu 20 bin işçiyi işsiz bırakacak tasarıyı sunmayı planlıyor. Bu nedenle maden işçilerinin başlattığı grev dördüncü ayında. Her şeylerini kaybetmiş geriye sadece ‘onur’ları kalmış işçiler...
‘Cehennemde yanın’
Aynı günlerde 1984 Gey Onur Yürüyüşü gerçekleşiyor. Ve bu ‘onur’ mücadelesi veren iki grubun yolu kesişiyor. Zira yürüyüş sırasında madencilere arka çıkmak için kovalara vuruyor bir grup eşcinsel. Değil mi ki aynı yerden, aynı baskıyı görmüşler, hırpalanmışlar. Adlarını da LGSM koyuyorlar, Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor. O günden sonra sokaklarda madenciler için para toplamaya başlıyorlar. Bu arada bütün bunlar o kadar da kolay olmuyor. Bu dayanışmaya karşı çıkan eşcinseller olduğu gibi, yardımları kabul etmeyip ‘Cehennemde yanın’ pankartları açan işçiler de var.
LGSM, sonunda haritadan Galler’de yer alan büyük bir kömür madeni buluyor. Oradaki madencilerle iletişim kurup yardımlarını kabul edeceklerini öğrendiklerinde yaşadıkları mutluluğu görmek, insanın gözlerini dolduruyor. Ömründe ilk kez bir lezbiyen, gey gören temsilci madenci geliyor görüşmeye. “Arkadaşlığınızı verdiniz bize. Teşekkür ederiz. Bu paradan daha önemli,” diyor.
LGSM, otobüsle kasabaya gidiyor. Bir barda madenciler ve eşcinseller, birbirleriyle ilgili ön yargıları da yanlarında olmak üzere, karşı karşıya geliyorlar. Birbirlerini tanıma süreci başlıyor. Kasabalılardan biri gey çifte soruyor: “Ev işlerini hanginiz yapıyorsunuz?”
Akla kara gibi farklı
LGSM üyeleri çeşitli madenci evlerine yerleştiriliyor. Akla kara kadar farklılar. Madenciler, ağır, durgun; LGSM üyeleri gayet neşeli, hareketli misal. Farklılıklarının sınırlarını zorlayarak birbirlerinden bir sürü şey öğreniyorlar. Bu insanların karşısındakini tanımak amacıyla verdiği mücadele kutuplaşma sorunu yaşayan her toplum için ilaç gibi. Birbirleriyle öyle sağlam dostluklar kuruyorlar ki 29 Haziran 1985 Gey Onur Yürüyüşü’ne Gallerli madenciler LGSM’nin grev sırasında kendilerine verdiği desteğe yanıt olarak katılıyor.
Neredeyse her saniyesinde umut olan, oyuncular güldükçe bizim de gülesimizin geldiği, iç açıcı, sıcacık bir film ‘Pride / Onur’. Gerçekten de insan iyi hissediyor kendini, filmi izlerken... Bütün kutuplaşmaların, ille geylerle madenciler arasındaki değil, tümünün günün birinde çözülebileceği hayalini kurduruyor. Türkiye’de de...

 Filiz Aygündüz
http://www.milliyet.com.tr/sahane-bir-dayanisma-hikayesi/gundem/ydetay/2083352/default.htm

Türkiye’nin ilk eşcinsel evliliği

Beyaz piyanonun arkasında yaşandı
Ferdi Özbeğen’in vasiyetini beğenmeyen Hilmi Mutlu (Özbeğen) hakkını istiyor.
Benim kuşağım ve benden öncekiler için eşcinsel evliliğinin hep tahayyül edilemez bir kavram olduğunu düşünürdüm. Bir erkeğin sevdiği bir erkekle, bir kadının sevdiği bir kadınla evlenebilme ihtimalinin kimi ülkelerde gerçekleşmeye başladığı 2000’lerin başından beri de neden böyle bir ihtiyaç duyulduğunu da anlamakta güçlük çekerdim.
LGBT hareketi sadece cinsellik olarak değil, yerleşik düzenin bütün kalıplarına karşı çıkarak gelişmişti. Evlilik ise bu toplumun en ilkel, en dayatmacı, en sıradan kurumlarından biriydi.
Kuşkusuz, toplum gibi ben de evrildim. Meselenin sadece yüzük takmaktan ibaret olmadığını anladım. Oysa bunu bizlerden çok daha önce hayal etmiş, hatta yasaklara rağmen kendi yöntemini bulmuş eski kuşaklar vardı. Keşke, geçen cuma günkü Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin evlilik eşitliğini tarihi bir hak olarak tanıyan kararına tanıklık edebilselerdi.
Keşke Ferdi Özbeğen hâlâ aramızda olsaydı.
Gençliğinde çektirdiği fotoğraflarla pek çok genç erkeğin yüreğini hoplatan beyaz piyanonun ardındaki efsaneyle hayatının son yıllarında sık sık telefonda konuşma imkanım olmuştu.
Ferdi Özbeğen hayat arkadaşını evlat edinerek yasanın açığından faydalandı.
Uzun sohbetlerde anılarını anlatır, aşklardan bahsederdi. Hayatını paylaştığı Hilmi Mutlu’yu 1999’da evlat edinmişti. Henüz eşcinsel evliliğini kanunen tanıyan bir ülke yoktu dünyada, kavram bile pek çokları için çok yeniydi. Dönemin Hürriyet gazetesinde şöyle bir ifade yer alıyor: “İki eşcinselin yaşantısını konu alan ’Çılgınlar Kulübü’ benzetmesine…”
Uzun bir ’Yok canım ne alakası var, kanuni hakkım bu benim’ açıklamasının ardından “Benim yaşam şeklimle bu olayın hiç bir ilgisi yok” cümlesi de çıkıyor ağzından.
Ferdi Özbeğen’i sahnede son izlediğimde Liberace’nin Las Vegas’taki şimdi müze olan evinde satılan broşlardan birini takıyordu. Hilmi’yle ilişkisi de tıpkı “Behind The Candelabra” filmine de konu olan Liberace’nin sevgilisi Scott Thornson’ı andırıyordu. Basının baskını başından savmak için Liberace 16 yaşında tanıştığı Scott’ı evlat edinme girişiminde bulundu, ama devamı gelmedi. Aralarındaki yaş farkı 48’di.
Las Vegas’ın şamdanlı piyanisti genç sevgilisini estetik ameliyatlarla kendisine benzemesini bile sağladı.
1986 yılında Thorson ABD tarihinin ilk gay nafaka davasını açtı ama 95 bin dolara mahkeme dışında uzlaşıldı. Tabii ki, Liberace kamuoyu önünde hiçbir zaman eşcinsel olduğunu ya da Thorson’la ’karı koca ilişkisi’ yaşadığını itiraf etmedi.
Ferdi Özbeğen aslında Liberace’nin bile yapamadığını yaptı. Hayatını geçirdiği insanla yasalar izin vermediği için resmen birlikte olmayan nice eşcinselin başvurduğu yöntem evlat edinmeydi. Recep Tayyip Erdoğan bir keresinde “Tüzüklerle savaşarak geldik” demişti ya, işte binlerce eşcinselin başvurduğu oyuncaklı yöntem de buydu; yasaklara nanik yapmaktı.
Eşcinsel evliliği bir ömrü beraber yaşama vaadinden, düğün gecesi çalınan Nükhet Duru şarkılarından ya da en güzel damatlığı giymekten ibaret değil.
Bunca yıldır bu kanunun geçmesi için mücadele edenlerin eşitlik arzusu pratik nedenlere de dayanıyor.
Karı-kocaya tanınan sosyal sigorta, miras hakkına, vergi indirimine sahip olmak gibi.
Ferdi Özbeğen vak’asında ise her şey güllük gülistanlık değil. Sanatçı bütün malvarlığını Türk Eğitim Vakfı’na bağışladığı için Hilmi Mutlu (Özbeğen) vasiyetin iptali davası açtı. Görüyorsunuz, evliliğin bazı tarafları herkes için aynı işliyor.
Hükümet ilk kez tehdidi gördü
Polis neden vurdu?
İstanbul Pride’ına bu sene Toma saldırısı damga vurdu.
– HDP barajı geçti ve Erdoğan’ın bütün hesaplarını bozdu. Seçim öncesi emir eri Yalçın Akdoğan’ın takıntılı bir şekilde HDP’ye lezbiyen adaylar üzerinden saldırmasını hatırlayın. Bir konuşmasında dokuz kere lezbiyen sözcüğünü tekrarlamıştı. O bilinçaltı, o nefret bu sene öç almaya dönüştü. Erdoğan’ın ordusu Erdoğan’ın öcünü aldı.
– ABD’de eşcinsel federal bazda evliliği yasalaştı. ABD Konsolosluğu zaten gökkuşağı bayrağı asmıştı. Beyaz Saray gökkuşağı renklerine boyandı. Ama bundan önce ABD Dışişleri, aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerde eşcinsel haklarına destek vereceğini açıklamıştı. Kısacası, o cuma günü Türk Hükümeti eşcinsel haklarının kaçınılmaz olarak yakında gündeme geleceğini anladı.
Şimdi görev Mahmut Tanal’da: Sadece Toma’ya çıkmakla olmaz, o Toma’ya çıkarak tarihi bir sorumluluğu omuzladı. Eşcinsel evliliğini kamuoyunun gündemine sokmak zorunda CHP milletvekili. Suyun bir akışı vardır, kimse döndüremez, durduramaz: Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.
40 yılda büyük başarı
Rakamlarla direniş tarihi

Hayatı boyunca eşcinsel dostu olan Yargıç Kennedy tarihi kararın gerekçesini kaleme
aldı.
– Geçen cumaya kadar ABD’deki 36 eyalet eşcinsellere evlenme hakkı tanıyan evlilik eşitliği kanununu tanımıştı. Yani ABD’nin yüzde 70’i. Barack Obama ilk başlarda eşcinsel evliliğine karşıydı, ancak sonraki yıllarda bu konuya destek veren ilk ABD Başkanı oldu ve fikrini değiştirdiğini söyledi.
– Kamuoyu araştırmalarında eşcinsel evliliğine destek verenlerin oranı 1996’da yüzde 27’den 2014’te yüzde 55’e fırladı. 18-29 yaş grubu arasında destek oranı yüzde 80.
– ABD eşcinsel evliliğini tanımakta diğer ülkelere kıyasla epey geç kaldı. 2000’den bu yana 20 ülke bu hakkı tanımıştı zaten. İrlanda bile geçen ay 3’te 2 çoğunlukla yasayı geçirdi.
– ABD’de kamuoyu desteğinin bu denli hızlı değişmesinin en önemli nedeni insanlarının başkalarının hayatlarına karışmama farkındalığı. İki eşcinselin birbiriyle evlenmesinin heteroseksüellere oluşturduğu herhangi bir tehdit olmadığının ayırdına varılması.
– LGBT hareketi pek çok sosyal harekete kıyasla daha genç. İlk kökleri II. Dünya Savaşı’nın sonuna dayanıyor. İlk kez örgütlü eyleme geçilmesi ve kamuoyunda bilinçlenmeye neden oluşu New York’un West Village semtinde, Christopher Street’te yer alan Stonewall Inn adlı bara yapılan polis baskını. 1969’daki Stonewall Direnişi hem Pride’ın hem de gay hareketini başlangıcı olarak sayılıyor. Kısacası, 40 küsur yılda büyük bir zafer elde etti LGBT grupları.
– Sadece 2012 seçimlerinde gay hakları grupları kampanya için 12 milyon dolar harcama yaptı. Aynı yıl 3.8 milyon dolar lobicilik faaliyetlerine harcandı.
– Yüksek Mahkemeni’nin kararını kaleme alan Yargıç Anthony M. Kennedy’i Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan atamıştı. Mahkemenin muhafazakar üyelerinden biri 78 yaşındaki Kennedy. Californialı yargıç tarihi bir karar bildirgesi kaleme alınarak evlilik hakkının temel bir insan hakkı olduğunu, Anayasa’nın toplumun bilinciyle birlikte gelişebilme becerisine sahip olduğunu vurguladı. Kennedy, muhafazakar ama bugüne kadar eşcinsellikle hiçbir sorunu olmadı. Yıllar önce Sacramento’daki evinin yanına bir eşcinsel çift taşınınca onlara güle güle oturun’a gitti. “Onlar beni tolere ediyorsa ben onları neden tolere etmeyeyim” dedi.
İzlemediyseniz beş video
“Dope” bu senenin şimdilik en
eğlenceli filmi.
– Kendrick Lamar’ın “Alright” şarkısına çektiği klip… Bana biraz Wim Wenders’in “Berlin Üzerindeki Gökyüzü” filmindeki melekleri andırdı, bambaşka bir açıdan tabii ki.
– Kanye West’in Glastonbury’de “Bohemian Rhapsody” söyleme girişimi. Komik tabii, neden deli gibi auto-tune kullandığının kanıtı.
– Bu senenin en iddialı filminin fragmanı yayınlandı: Creed. Rocky’nin ezeli rakibi, sonradan dostu Apollo Creed’in soyadı tabii ki… Ama hikaye Creed’in oğlu. Sonbaharı nasıl bekleyeceğim?
– Seth Rogen önümüzdeki sene en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alacak mı? “Steve Jobs” filminin fragmanında Apple kurucularından Steve Wozniak’ı canlandırdığı sahnelere bakılırsa epey iddialı.
– “Dope.” Kısaca söyleyeyim, mükemmel bir film. Son zamanlarda en çok eğlenerek izlediğim film. Bazı hataları, eksikleri var, ama çok güzel. 90’lar hip-hop’una meraklı, Los Angeles varoşlarında yaşayan ’inek’ öğrenciler baş kahramanları.
Romantik şiirsel, hüzünlü
Yaşlıların arasında 90’lar müziği
Belle and Sebastian konser sırasında
izleyicileri sahneye çıkardı.
Yaşı ilerlemeye başlayan insanlar gibi ben de sıklıkla yaşlanmaktan bahsediyorum. Şu diziyi izleyeli şu kadar sene oldu, şu albümün çıktığını hatırlıyorum… Hatta Emre Belözoğlu’nun ilk maçını bile… O zamanlar hepimiz ne kadar temizdik… Gençtik…
Geçenlerde Radio City’de İnternet’in ilk yıllarında keşfettiğim Belle and Sebastian’ın konserine gittim.
Amazon’dan CD siparişi veriyordum ve bu grubu önermişti site. Hemen “The Boy With the Arab Strap”i ısmarladım.
“500 Days of Summer” filminde ana karakterin kız arkadaşı yıllığına bu grubun bir şarkı sözünü yazınca o şehirde satışlar patlamıştı…
“Get Me Away From Here I’m Dying” o yıllarımın marşlarından biriydi.
Belle and Sebastian şiir gibi şarkı sözleri, yumuşak ve bazen hüzünlü, bazen eğlenceli melodileriyle hayatıma yer etmiş gruplardan biri.
İlk kez onları canlı izleme fırsatı ise 2015 yılınaymış…
Radio City’ye girer girmez etraftaki insanların yaş ortalamasının büyüklüğünü fark ettim. Ya kendimi bilmiyorum, ya da farkında değilim. Hâlâ kendimi 20’lerimde sanıyorum….
Ama ciddi yaşlı gözüküyordu izleyici…
Bu ilk moral bozukluğu oldu. Aslında 40’ın üstüne hitap etmeleri normal. Sık sık albüm çıkarsalar da kemik dinleyici kitlesi onları 90’ların ortasında keşfetti.
Grubun kataloğu o kadar geniş ki, setlist’te en sevdiğim şarkılara yer kalmadı. Hevesim kursağımda kaldı…
“Nobody’s Empire”daki bir bölümü ise konserde fark ettim…
Şimdi iki çocuk sahibi olan bir kadından bahsediyor… Ama insanların özgürlükleri için hâlâ sokaklardasın, diyor…
Biz böyle bir kuşağız galiba… Pek çok arkadaşım çoluk çocuk sahibi oldu… Ama gençlik enerjilerini kaybetmedi. Gezi’de sokaklara dökülenler, Balyoz davasının haksızlığını ısrarla yazan arkadaşım Ezgi Başaran mesela, Silivri’de nöbet tutan genç kadınlar… Onları düşündüm…
Hiç kimsenin imparatorluğunun boyundurluğu altına girmeye niyetleri yok.

Oray Eğin

http://hayat.sozcu.com.tr/turkiyenin-ilk-escinsel-evliligi-61102/

5 Temmuz 2015 Pazar

Köln bugün rengarenk

Almanya’nın Köln kentinde bu yıl homofobiye karşı düzenlenen CSD Geçidi‘nin açılışını 2014 Eurovision yarışmasının galibi Conchita Wurst yaptı. Şenlik havasında geçen yürüyüşe katılım bu yıl rekor düzeyde.

Almanya'nın Köln kentinde ünlü Christopher Street Day (CSD) Geçidi bu yıl aşırı sıcaklara rağmen rekor katılımla başladı. Açılışını bu yıl, 2014 yılında Eurovision şarkı yarışmasını kazanarak dikkatleri üzerine çeken sanatçı Conchita Wurst'un yaptığı CSD geçidi, 20 Haziran'da başlayan iki haftalık ‘Köln Onur‘ etkinliklerinin zirve noktası ve kapanışı anlamına geliyor.

Deutz Köprüsü'nde başlayıp Ren boyunca ve şehrin içlerine doğru geniş bir güzergahta yapılan geçide bu yıl renkli kostümleriyle 137 grup katılıyor.
Toplumsal kabul ve hukuki eşitlik
 Conchita Wurst
Conchita Wurst
Lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve interseksüellerin (LGBTİ) haklarının savunulması ve hoşgörü temasına dayanan CSD'de bu yıl da toplumsal kabul ve hukuki eşitlik talepleri öne çıkıyor. Bu yılki CSD geçidi, “Çeşitlilik: Öğretmek, Öğrenmek ve Yaşamak“ sloganı altında yapılıyor. Organizatörler bu sloganla, okul ve eğitim sisteminde homofobi ve transfobiye karşı farkındalık yaratmayı amaçlıyor.


Köln belediyesinin de desteklediği ve kentin turistik sembollerinden biri haline gelen CSD'ye Köln'ün Alman Birinci Futbol Ligi'nde oynayan futbol kulübü FC Köln de katılıyor. FC Köln, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yürüyüşe bir vagon göndererek sporda homofobiye karşı mesaj vermek istiyor. Yürüyüşe siyasi parti temsilcileri de katılıyor. Bu yılki CSD geçidini 800 bin kişinin izlemesi bekleniyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Yurtta lezbiyen ilişkiye zorlama iddiası

Trabzon Fatih Çocuk Yurdu'nda kalan 14 yaşındaki D.E. adlı kızın, 14 ve 13 yaşındaki iki kız çocuğunu tuvalet ve banyoda taciz ettiği, lezbiyen ilişkiye zorladığı öne sürüldü

Kız çocuklarının yurt yönetimine şikayeti üzerine yapılan araştırma sonucunda, D.E.'nin bir yıl önce yurtta kalırken okuldan kaçıp evine gittiği 16 yaşındaki A.K. tarafından tecavüze uğradığı tespit edildi.

Trabzon Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yapılan suç duyurusu üzerine olayla ilgili soruşturması başlatıldı. D.E. ifadesinde sadece bir kızla yakınlaştığını söyledi. Soruşturmayı tamamlayan savcılık, hakkındaki iddiaları reddedip "Sadece öpüştük" diyen 16 yaşındaki A.K. adlı genç hakkında "nitelikli cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlarından 16 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. D.E. adlı kız ise Erzurum'a gönderildi.

Enis YILDIRIM/TRABZON - HABERTÜRK

Mustafa Pektemek piyangosu


Siyah-Beyazlılar'da geçen sezon üst üste yaşadığı sakatlıklarla ve form olarak beklenenin altında kalmasıyla gündeme gelen Mustafa Pektemek'e, Rusya'dan talip çıktı. Rubin Kazan, 26 yaşındaki golcü için Kartal'a 5 milyon Euro önerdi.

Radikal

HDP'nin LGBTİ adayından Arınç'a yanıt: Tek kelimeyle ürkütücü

Özellikle 'yandaş' tabir edilen medyanın hedef aldığı HDP'nin seçimde Eskişehir'den aday gösterdiği LGBTİ'li adayı Barış Sulu, "Halk onlar gibi değil. Kestirip atmıyor. Merak ettiğini soruyor" dedi. Sulu, hükümet üyelerinin Onur Yürüyüşü ile ilgili açıklamalarını ise tehlikeli bulduğunu vurguluyor.

LGBTİ hakları son bir aydır belki de hiç olmadığı kadar Türkiye’nin gündeminde. Bu süreç iktidar ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP’nin eşcinsel adayı Barış Sulu’yu hedef alması ile başladı. 13 yıldır hiçbir izin sorununun yaşanmadığı, Gezi Parkı eylemleri sonrasında bile düzenlenebilen LGBTİ yürüyüşüne sert polis müdahalesi ile devam etti.
7 Haziran seçimlerinde Eskişehir’den milletvekili adayı olan Barış Sulu’ya göre tüm yaşananlar birbirinden ayrı olaylar değil, “Hepsi birbiriyle bağlantılı” diyor. Kendisini hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da mesajı var: “Demek ki benim Cumhurbaşkanım değil”
HDP’nin eşcinsel aday göstermesini eleştiren AK Parti kadrolarına “Acaba bütün adayların cinsel yönelimlerini test mi ediyorlar?” diye seslenen Barış Sulu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Onur Yürüyüşü’nü eleştiren sözleri içinse hedef gösterilme uyarısında bulunuyor: “Biz yürüyüşe saldırı ile ilgili özür beklerken yine hedef gösteriliyoruz. Tek kelimeyle: Ürkütücü”
7 Haziran seçimlerinde LGBTİ kimliği ile iki aday vardı. HDP’den siz adaydınız, Anadolu Partisi’ndense Ahura LGBTİ aktivisti trans kadın Deva Özenen. Neden siz eleştirilerin hedefindeydiniz?
Bence bunun nedeni HDP’nin seçim süreci boyunca hedef olması. Barajı aşabilme olasılığı önemli bir gündem yarattı. Anadolu Partisi ise o kadar iddialı değildi. Bu nedenle beni hedef gösterdiler.
Önce Yalçın Akdoğan “Eşcinsel aday çıkarmışlar, eşcinsel evliliği savunuyor. HDP bunu savunarak mı Türkiye partisi olacak?” dedi, ardındansa Cumhurbaşlanı Erdoğan “Diyarbakır'da sözde bir müftü, Eskişehir'de eşcinsel aday biz göstermiyoruz. Böyle bir derdimiz de yok” diye seslendi. Siz bu ifadeleri duyduğunuzda ne hissettiniz?
Açıkçası bu tip söylemlerin Cumhurbaşkanı seviyesinden gelmesini beklemiyordum.
Nedeni HDP’den seçilme olasılığınızın düşük olması mıydı?
Düşük de değil. Neredeyse öyle bir olasılık yoktu. 6. sıradan seçilebilmem için tüm Eskişehir’in HDP’ye oy vermesi gerekiyordu. Bu nedenle de benimle uğraşacaklarını düşünmüyordum. Ama herhalde yaptırdıkları anketlerde HDP’nin barajı geçtiğini fark edince LGBTİ’leri manipüle edilecek bir konu olarak gördüler. Eşcinsellik Türkiye’de en rahat kışkırtılabilecek alan. Bunu kullanmak istediler.
Bu söylemlerin içinde Cumhurbaşkanı’nın çıkışının olması sizi nasıl etkiledi? “Eskişehir'de eşcinsel aday biz göstermiyoruz. Böyle bir derdimiz de yok” cümlesindeki “biz” kimdi?
Beni hedef gösterirken o kadar açık AKP ’yi referans gösterdi ki zaten tartışmalar da böylece alevlendi. Böylece hem Cumhurbaşkanlığını hem kurucu olduğu partinin genel başkanlığını yürüttüğünü ortaya koydu. Bu açıdan bakılırsa demek ki kendisi benim cumhurbaşkanım değil. Ayrıca merak ettiğim bir şey daha var. Acaba bütün adayların cinsel yönelimlerini test mi ediyorlar?
Ancak bütün bu tartışmalara rağmen bugün bir LGBTİ adayı milletvekili seçilememiş durumda. Gelecekten umutlu musunuz?
Ben bu süreci başından sonuna yaşadım. Tabii ki bir kişinin bile Meclis’e girmesi çok önemli. Bakın Ermeniler, Ezidiler, Romanlar, engelliler temsillerini yansıtabildiler. Ve gördük ki bir sorun da olmuyor. Keşke LGBTİ’ler için de bu şans gerçekleşseydi. Birebir özneler tarafından sorunlar anlatılabilseydi. Ama olmadı. Artık bu toplum konuşulmayanı konuşmak istiyor. Bu aşamadan sonra umudum HDP’nin 80 milletvekilinin sorunlarımızı gündemlerine almalarında. Alacaklarına da inanıyorum.
Sizin HDP süreciniz nasıl başladı?
Halkların Demokratik Kongresi sürecinde aktif olarak çalışıyordum. Sonra bu yapı HDP’ye dönüştü. O sürecin içinde de yer aldım. Bu nedenle bazen “En başından beri eşcinseller HDP’nin içindeymiş” diyorlar. Evet. Bu gizli bir şey değil ki? Zaten HDP tek bir kimlik üzerine kurulu değil. En başından beri karar alma mekanizmalarında yer almaya çalışıyorum.
Bu süreçte size milletvekilliği teklifi nasıl geldi?
Ben başvurdum. Eskişehir’de okuduğum için de buradan aday oldum. 17 yıldır LGBTİ politikası üzerinde çalışıyorum. Meclis’e irademizin yansımasını istedim. Bu talebim de çok olumlu karşılandı. Yabancı basının da ilgisi yüksekti. Röportajlarım 14 dile çevrildi.
Peki ya Eskişehir’in sokaklarında, köylerinde durum nasıldı?
Türkiye LGBTİ toplumuna açık. Köylere de, pazar yerlerine de rahatlıkla gittim. Kimseyi ikna etmek zorunda kalmadım. Sadece oturduk konuştuk, birbirimizi anladık. Halk sosyal medyadaki gibi değil, sizi birden “Lut kavmi” olarak kestirip atmıyor. Merak ettikleri şeyler farklı. Nasıl ayrımcılığa uğradığımızı öğrenmek istiyorlar. Yani halk bazı politikacılardan LGBTİ’yi tanımaya çok daha yakın. Çünkü biz onların arasındayız. Sadece büyükşehirlerde varolan ya da toplumun bir kesimine özgü değiliz. Her yerdeyiz! Ne yediğimiz ekmek, ne içtiğimiz su farklı. Yani “hormonlu” değil.
Bunda Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin, homoseksüel olursunuz” açıklaması ile başlatılan ödül törenine göndermeniz var değil mi?
Sonunda “hormonlu domates”leri de kimlerin yediğini gördük. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sene de “hormonlu domatesi”ni aldı.
Diğer siyasi partilerin çabaları yeterli mi? Beşiktaş Belediye Başkanı’nın Danışmanı Sedef Çakmak, Şişli Belediye Başkanı’nın Danışmanı Boysan Yakar olsa da CHP ’den LGBTİ milletvekili adayı yoktu.
Bir topluluk düşünün, öldürüldüklerinde cenazeleri zor kaldırılıyor, akrabaları en yakınları tarafından da dışlanabiliyor. Bu insanlar için CHP’nin Onur Haftası’na verdiği destek çok önemliydi. O parti amblemlerini bile boyamış olmaları değerli. Kurumlar, belediyeler bunu yaparak umut vaat ettiler. İnsanlar kendilerinin ciddiye alındığını hissetti. Ama tabii bu yine de eksikleri görmemizi engellemiyor. Keşke CHP’den de milletvekili adayı olsaydı diyorum.
LGBTİ aday göstermek siyasi partiler için bir risk mi?
Siyasi hesaplar nedeniyle herhalde öyle görünüyordu. Ama artık değil. Halk 7 Haziran’da HDP’nin barajı geçmesiyle bu algıyı da yıktı. Görüldü ki LGBTİ adayının olması bir partiye oy kaybettirmiyor. Halkın gözünde “öcü” bir imaj yok. Bu çok daha açıkça ortaya çıktı.
Gelecek dönemden umutlu musunuz?
Bence bu süreç CHP ve HDP’yi daha da cesaretlendirecek. Artık geri dönüşü olmayan bir yoldayız. Kim bilir belki erken seçim olursa daha da hızla Meclis’e giren bir LGBTİ milletvekilimiz olur.
Milletvekili adayı için seçim süreci nasıl geçiyor? Siz tehdit aldınız mı?
Çok fazla. Zaten geçmişten beri verdiğim mücadele nedeniyle hedef oluyordum. Ama tabii milletvekili adayı olunca tehditler arttı.
Aras Güngör ile evlenme mücadeleniz kamuoyunda da sık sık yer almıştı.
Evet. Ama işte 4 yıldır evlenmeye çalışsak da kamuoyunun genelinde daha geniş yankı buldu, belki bazı kesimler ilk kez duydu. Ama öyle çarpıtmalar oldu ki! Mesela sevgilimin yanağımdan öperken çekilen bir fotoğraf “fuhuş görüntüsü” denildi. Düşünün artık sevgiden ne anlıyorlar? Sürekli hakaret edildi, algı operasyonları düzenlendi.
Sosyal paylaşım platformlarındaki fotoğraflarınızı “sapkın adayın ahlaksız fuhuş” görüntüleri diye yayınlandığını görünce ne hissettiniz?
Önce sinirlendim tabii. Ardından da hepsine tek tek dava açtım. Açıkçası bir konuda kendilerini tebrik etmem gerek. Kötü bulabilecek tüm kelimeleri peşpeşe koyup cümle haline getirmişler. Bravo! Şimdi isteğim özür dilenmesi ve tekzip yayınlanması.
Sizin adaylığınız tartışıldıktan yaklaşık bir ay sonra ise Taksim’de 13. Onur Yürüyüşü’ne polis müdahale etti. Siz bunu bekliyor muydunuz?
Seçim sürecinde benim hedef gösterilmemle yürüyüşe müdahale çok farklı olaylar değil. Hepsi birbiri ile bağlantılı. 7 Haziran sürecinde öyle bir nefret tohumu ektiler ki ben günde 20 kişiyi sosyal paylaşım platformlarında engellemek zorunda kalıyordum. Onur Yürüyüşü özel olarak seçildi. Bir hafta önce trans yürüyüşünde olay çıkmayıp bir hafta sonra “hassasiyet gelişmesi” ilginç değil mi? Valilik birden “hassasiyet” çıkışı yaptı. Anlamadıkları şu: LGBTİ Müslüman olamaz mı? Hepimiz ateist miyiz? İşte bu algıyı yerleştirmeye çalışıyorlar. Ben İstanbul’da olmadığım için katılamasam da arkadaşlarımız orada sevgi gösterisinde bayrak sallamaya gittiler. Karşılarında gaz, tazyikli su ve plastik mermi buldular. Bir arkadaşımızın gözünü kaybetme riski var. Açık söyleyeyim ben sadece 100 bin gökkuşağının dalgalanmasını bekliyordum.
Sizce bu müdahale yürüyüşleri nasıl etkileyecek?
Ne olacak, insanlar bir daha yürümeyecekler mi? Bu yasağı getirmeye çalışanlar kendilerini zor durumda bırakır. Dünyaya rezil oldular. Dört bir yandan mesaj geldi, gelmeye devam ediyor, Lady Gaga Twitter’dan destek verdi. Şimdi engellemiş mi oldular?
AK Parti’nin seçim broşüründe bu yürüyüş bir özgürlük olarak değerlendiriliyordu. Ne değişti?
Bence bir karar vermeleri gerekli. Propagandasını yaptıkları şeyi yasaklıyorlar. Halbuki Ortadoğu’da en yüksek katılımlı yürüyüş İstanbul’daydı. Ne oldu da ne değişti?
AK LGBTİ’ler ile bu durumu konuştunuz mu?
En azından AK LGBTİ’leri dinleseler. Anlaşılan onlar da seslerini duyuramıyor. Onların da durumuna üzülüyorum. Umarım onlar temas kurmayı başarır.
Onur Yürüyüşü’nü hedef gösteren haberler de bu sene daha fazlaydı. “Taksim’deki ürküten yürüyüş” diye nitelendi. Sizce neden “ürküldü”?
Anlaşılan çok iyi LGBTİ muhabirleri var. Sürekli takipteler, hiçbir şeyi kaçırmıyorlar! Meğer pek de ürküyorlarmış. Ama hiç belli etmiyorlar! Her hareketimizi takip ettiklerini biliyoruz. Anlayamadığımız ne yaparlarsa ne yazarlarsa yazsınlar cezasız kalmaları. Mesela bir yazarı açıkça hepimizin “seks işçisi” olduğunu küfürlü bir ifade kullanarak iddia etmiş. Bu küfür karşısında kim ne yapacak? Artık “sapkınlık” ifadesini de aşmış durumdalar. Çünkü cezasız kalıyorlar.
Neden cezasız kalıyor?
Olay LGBTİ’ler olunca hak, hukuk, adalet olmuyor. Her konuda böyle.
Sosyal medyada öne çıkansa yürüyüşte çıplak trans kadınların dansı oldu. Çıplak eylemler geçmişte de düzenlendiğinde bu kadar sert tepki gösterilmezken Onur Yürüyüşü’ndekinin hedef gösterilmesinin altında ne var?
Bunu dert edenlere sormak lazım. Çıplaklık o kadar korkunç bir şey değil. Zaten doğduğumuzda çıplağız. Öldüğümüzde çıplak olacağız. Yani korkulacak bir şey yok. Hepimizin bedeni aynı. Ne yapacaktık, 100 bine yakın kişi geldiğinde başlarına ahlak bekçisi mi koyacaktık? Kontrol mü edeceğiz insanları? Böyle bir şey asla kabul edilemez. Benim aklıma takılansa bu yürüyüş öncesinde “soyunuyorlar” iddiaları vardı. Halbuki yıllardır soyunan yoktu. Buna inat mı yapıldı, kimler tarafından, nasıl servis edildi bilemiyorum. Yine de binlerce kişi oradayken sadece birkaç kişinin soyunması neden öne çıkar bunu düşünmek gerek. Ortada polisin sert müdahalesi var. Önce bunu tartışsınlar.
Yürüyüşle ilgili iktidar cephesinden de tepki geldi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Maalesef özellikle hanım kardeşlerimizin bulunduğu bir yerde söylemekten haya ediyorum ama birileri bunu onur haline getiriyor” dedi, ardındansa yürüyüşe destek veren partilere karşı seçmenleri tavır almaya çağırdı.
Tehlikeli söylemlerin devletin en üst kademesinden sürekli bir biçimde gelmesi hiç hayra alamet değil. LGBTİ kişiler zaten toplumda en korumasız kesim. Biz olumlu açıklamalar beklerken bu konu sürekli kaşınmakta. Konuyu gerçekten nereye çekmeye çalıştıklarını merak ediyorum. Biz yürüyüşe saldırı ile ilgili özür beklerken yine hedef gösteriliyoruz. Tek kelimeyle: Ürkütücü.
Bütün bu çerçevede Aras Güngör ile evlenmek için mücadeleniz de sürüyor. Hangi aşamadasınız?
2015 yılında artık farklı bir çağdayız. Bunu anlamak gerekiyor. Bakın ABD’de bütün eyaletlerde eşcinsel evlilik yasallaştı. Bu çok büyük bir şey. Muhakkak dalga dalga etkisi olacaktır. Biz Türkiye’de bu işin takipçisi oluyoruz. İç hukuk yollarını tükettiğimizde AİHM’e gideceğiz. Belediyeye, sağlık ocaklarına başvurduğumuzda başımıza öyle şeyler geldi ki! Bu kadar ayrımcılık sonunda bir bedel ödemeliler. Cezalandırılmalılar. Ben her şeyin olumlu sonuçlanacağına inanıyorum. İnanmasak neden mücadele edelim ki?

SERDAR KORUCU - RADİKAL

Denizkızı adamlar

Adını İngilizcede denizkızı anlamına gelen “mermaid” kelimesinden alan saçları renkli boyama trendi, erkekler arasında da yayılmaya başladı.

Ancak erkekler kendilerine denizkızı demeyi yeterince “erkeksi” bulmadıklarından olsa gerek trendin adını “merman hair” olarak değiştirdiler. Söz konusu erkekler olunca işin içine sakallar da girdi...

Milliyet

Ödüllü "gay"ler

http://www.posta.com.tr/cumartesipostasi/GaleriHaber/Odullu--Gay-ler.htm?ArticleID=289522&PageIndex=13


Mozambik’te artık eşcinsellere ceza verilmeyecek

Mozambik yeni ceza kanunundaki  eşcinsellere verilen cezaları kaldırarak eşcinselliğin yasal olduğu birkaç Afrika ülkesinden biri oldu

Mozambik yeni ceza kanunundaki  eşcinsellere verilen cezaları kaldırarak eşcinselliğin yasal olduğu birkaç Afrika ülkesinden biri oldu. Eski ceza kanundaki “doğaya karşı işlenen kusurlar” adı altında eşcinselliği yasaklayan Mozambik yeni ceza kanundan bu maddeyi kaldırarak eşcinselliği yasak olmaktan çıkardı. Aktivistler bunun sembolik bir başarı olduğunu söylüyor. Mozambik’te eşcinselllere verilen cezaların kaldırılması diğer Afrika ülkelerinde de eşcinsellere yönelik yasakların kaldırılmasının önünü açabilir.

Nijerya ve Uganda’da yasak
Nijerya’da geçen sene yürürlüğe giren yasaya göre eşcinsellik ve eşcinsel ilişki yasaklandı ve 14 yıl hapis cezası öngörülüyor. Salı günü yayımlanan bir araştırmaya göre Nijeryalıların %87’si eşcinselliğin yasaklanmasını destekliyor.
Uganda da ise homoseksüelliği yasaklayan kanun Anayasa Mahkemesi’nden başarıyla geçtiği için hükümet daha kısıtlayıcı yasaları kamuoyuna sundu.

Sendika.Org, BBC

http://www.sendika.org/2015/07/mozambikte-artik-escinsellere-ceza-verilmeyecek/

‘Onur’a müdahale yargıda

Beyoğlu’nda ‘Onur Haftası’ kapsamında düzenlenen ‘Onur Yürüyüşü’nde yürümeleri engellenen LGBTİ dernekleri, yasadışı müdahale yapıldığı gerekçesiyle sorumluluğu olduğunu iddia ettikleri İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ve kimliği tespit edilecek emniyet görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yürüyüşe biber gazı ve tazyikli su ille yapılan müdahalenin ardından İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi, Lambda İstanbul LGBTİ Derneği ve Ankara Pembe Hayat LGBTİ Derneği üyelerinin de aralarında bulunduğu 9 dernek dün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na gelerek suç duyurusunda bulundu.
Adliye önünde ellerinde Türkçe ve İngilizce “Buradayız, alışın, gitmiyoruz” pankartı açan grup, “Susma, haykır, eşcinseller vardır” sloganı attı. Adliye önünde grup adına açıklama yapan avukat Yasemin Öz, yürüyüş için izin alma zorunlulukları olmadığını belirterek, devlet görevlilerinin din alimleri gibi karar verdiklerini söyledi. Öz güvenliklerini sağlaması gereken polislerin gruba saldırdığını belirterek suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.  

Kitleye herhangi bir uyarı yapılmadan yasaya aykırı bir şekilde müdahale edildiği belirtilen dilekçede, “Emniyet güçlerinin barışçıl bir şekilde toplanan ve ne polise ne de çevreye en küçük bir zarar vermemiş göstericileri dağıtmak gerekçesiyle plastik mermi ve biber gazı kullanılmasının hukuken izahı yoktur” ifadesi yer aldı.

DAMLA GÜLER

http://www.milliyet.com.tr/-onur-a-mudahale-yargida-gundem-2082453/

LGBTİ'lilerden suç duyurusu 'engellenmişler'

LGBTİ yürüyüşünün yapıldığı Beyoğlu'nda özgürlük kisvesiyle görülmemiş gösteriler yapan, Türk Milleti'nin hassasiyetlerini, duruşunu, ahlak değerlerini, örf ve adetlerini hiçe sayanlar, şimdi de 'baskı gördük, engellendik' diye polis teşkilatı hakkında mahkemeye suç duyurusunda bulundu. Peki çıplak danslarla, duyulmamış sloganlarla, ecdadımıza yapılan hakaret dolu benzetmelerle şovlarını yapan bu grup, özgürlük adına daha ne istiyor? 02 Temmuz 2015 Perşembe 16:22 Bu haber 47 kez okundu. 0 3 0 Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı önünde toplanan gruptakiler, Türkçe ve İngilizce, "Buradayız, alışın gitmiyoruz" yazılı pankart açarken, "Yaşasın eşcinsel aşk", "Yasak ne ayol" ve "Normalleşmiyoruz" şeklinde yazılar bulunan dövizler taşıdı, "Susma haykır, eşcinseller vardır" sloganları attı. Bazı avukatların da yer aldığı gruptakiler adına açıklama yapan avukat Yasemin Öz, yürüyüş için izin alma zorunluluklarının olmadığını belirterek, İstanbul Valisi'nin, ramazan ayı dolayısıyla yürüyüşe izin vermediğini avukat Filiz Kerestecioğlu'na söylediğini, devlet görevlilerinin din alimi gibi karar verdiğini öne sürdü. Yürüyüş alanında kendilerinden başka grupların toplanmadığını aktaran Öz, güvenliklerini sağlaması gereken polislerin gruba saldırdığını ve bu nedenle suç duyurusunda bulunmaya geldiklerini ifade etti. Suç duyurusu dilekçesinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunulan ortak suç duyurusu dilekçesinde, İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk, İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ile soruşturma sonucunda kimliği tespit edilecek Taksim'deki yürüyüş alanında görevli tüm emniyet görevlileri "şikayet edilen" olarak gösterildi. Dilekçede, dünyanın birçok ülkesinde kutlanan LGBTİ Onur Haftası'nın 23 yıldan bu yana Türkiye'de Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde onbinlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildiği ve bu yürüyüşün 1 Mayıs İşçi Bayramı gibi belirli tarihlerde yapılan anmalardan farklı olmadığı belirtilerek, 13'üncüsü düzenlenmek istenen 28 Haziran tarihli yürüyüşün, kamuoyuna haftalar boyunca ilan edilmesine rağmen, önceden bildirimde bulunmaksızın engellendiği aktarıldı. Yürüyüş günü İstiklal Caddesi'ne tüm girişlerin polis barikatlarıyla kapatıldığı, caddeye girmek isteyen kitleye herhangi bir açıklama yapılmadan, yasaya aykırı bir şekilde müdahalede bulunulduğu ve katılımcıların tartaklandığı kaydedilen dilekçede, "Bunun yanında, İstiklal Caddesi'ne girilmemesine rağmen Taksim Sıraselviler Caddesi'nde bekleyen kalabalığa kolluk kuvvetleri tarafından sebepsiz yere TOMA'larla su sıkılmış, plastik mermi ve biber gazı ile saldırılmıştır" denildi. "Tamamen barışçıl bir gösteriydi" Tamamen barışçıl bir gösteri yapmak isteyen gruba yapılan müdahaleyle kişilerin ağır şekilde yaralanmasına sebebiyet verildiği vurgulanan dilekçede, "Yürüyüş izne tabi ve izinsiz olsa dahi, emniyet güçlerinin barışçıl bir şekilde toplanan ve ne polise ne de çevreye en küçük bir zarar vermemiş göstericileri dağıtmak gerekçesiyle plastik mermi ve biber gazı kullanılmasının hukuken izahı yoktur" ifadesi yer aldı. Dilekçede, barışçıl gösteriye kötü muameleyle engel olunduğu ve gösterecilerin yürüyüş hakları ellerinden alındığı gerekçesiyle şüphelilerin, Türk Ceza Kanunu'nda yer bulan "kötü muamele, cebir, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, görevi kötüye kullanma, kanuna aykırı emir vermek ve yerine getirmek, ifade özgürlüğünün kullanımını engelleme ve hürriyeti tahdit" suçlardan cezalandırılması talep edildi. Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi önünde geçen pazar günü toplanan ve Taksim'e yürümek isteyen LGBTİ'lilere çevik kuvvet ekiplerince biber gazı ve tazyikli suyla müdahale edilmişti. Müdahalenin ardından gruptakiler ara sokaklara dağılmıştı.

http://www.etraf.com.tr/genel/lgbti-lilerden-suc-duyurusu-engellenmisler-h28148.html

“LGBTİ mahpuslara tecrit ve işkence uygulanıyor”

Taksim’de gerçekleştirilen F Eylemi’nde bu hafta hapishanelerdeki LGBTİ’lerin yaşadıkları işkence ve tecrit uygulamaları ele alındı.

Her hafta Taksim Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilen F Eylemi’nin bu haftaki gündemi LGBTİ’lerin hapishanelerde karşılaştıkları işkence, kötü muamele ve saldırılar oldu.

Saat 13.30’da başlayan eylemde ilk olarak hapishanedeki LGBTİ’lerin karşılaştıkları sorunlar üzerine çalışma yapan Rosida Koyuncu söz aldı. Koyuncu, LGBTİ’lerin yasaya dahi aykırı bir şekilde tekli hücrelere atıldığını, erkek cezaevlerine gönderildiğini, zorla saçlarının kesildiğini anlattı. Maltepe Cezaevi’nde bulunan yabancı uyruklu 2 transın diğer translardan ayrı hücreye konulduğunu ve bu nedenle açlık grevine başladıklarını belirtti.

“Kendileri oldukları için daha fazla sorun yaşıyorlar”
Ardından İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu adına basın açıklamasını Zeynep Kınalı İpek gerçekleştirdi.  İpek açıklamaya şu sözlerle başladı: “Türkiye hapishaneleri yapısal bir dönüşüm süreci geçirmiştir. 2000 yılından bu yana koğuş tipi hapishanelerden devletin ‘oda sistemi’ mahpusların ise ‘hücre sistemi’ diye adlandırmayı tercih ettiği yeni bir sisteme ve yeni bir infaz rejimine geçilmiştir. 2000 yılından itibaren yaklaşık 250 hapishane kapatılırken 100’ün üzerinde yeni hapishane açılmış, mahpus sayısı 50 binlerden 165 binlere çıkmıştır.

Hapishanelerde sadece kendileri oldukları için daha fazla sorun yaşayan mahpus grupları var. Sosyal bilimler içerisinde ‘dezavantajlı gruplar’ olarak adlandırılan bu gruplar sivil topluk alanında ise, giderek artan bir şekilde, ‘özel ihtiyaçları olan gruplar’ olarak nitelendirilmeye başladılar. LGBTİ mahpuslar da bu mahpus gruplarından birisini oluşturuyor.”

İpek, açıklamanın devamında bakanlığın 95 sayısının aksine hapishanelerde çok daha fazla LGBTİ’nin bulunduğunu ve bu gruplar için ayrı bir hapishane tartışmasının gündeme alınması gerektiğini ifade etti.

LGBTİ’lerin hapishanelerde taciz, tecavüz, zorla saç kestirme, güvenlik gerekçesiyle tekli hücrelere kapatılma, cinsel tercihinden dolayı zorunlu muayeneye tabi tutulma, rapor almaya zorlanma, açık cezaevi hakkından mahrum bırakma gibi uygulamalarla karşılaştığını belirtti.

Son olarak Maltepe 3 No’lu Kapalı Hapishanesi’nde üç yabancı trans kadının diğer LGBTİ mahpuslardan ayrı tutulduğunu ve diğerlerinin yanına geçmek için açlık grevine başladıkları bilgisini veren İpek, bu uygulamanın tecrit ve işkence olduğunu ifade etti.

İpek bu işkence ve tecrit uygulamasına son verilmesi çağrısıyla açıklamayı sonlandırdı.

Eylemde “Tecrit işkencesine son!”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır!” sloganları atıldı.

Kızıl Bayrak / İstanbul

http://www.kizilbayrak.net/rss/lgbti-mahpuslara-tecrit-ve-iskence-uygulaniyor/

CİNSEL ÖZGÜRLÜK AHLAKSIZLIK MIDIR?

       Yıllardır toplumsal ahlak ve törelerle, bastırılmış duygularla yetiştik ülkemizde. Oysa ki bu bastırılmışlık hepimizi yasaklara itmişti ve halende aynı baskılarla yetişen gençler yasaklarla büyüyor.
        Peki hiç düşündünüz mü şu meşhur genel ahlak kavramımız toplumun ve gençlerin üzerinde olmasaydı ne olurdu? Ben yurtdışına çıktığım şu günlerde bunu anladım bir kez daha. Yasaklar sadece bizim toplumumuzu yok ediyor ve düşünüldüğünün aksine yasaklar gençleri ve toplumu geliştirmiyor. Araştırdığınızda tüm yasakların olduğu toplumlarda şiddet, tecavüz, cinsel saldırı,…gibi suçlar daha yaygındır ve bu gençler mutsuzdur. Ülkemiz de de seks işçiliği yasak en basitinden ama Türkiye’nin her tarafında hatta internette o kadar çok seks işçisi var ki. Peki yasalarda var olan genelevler neden kapatılıyor buna rağmen hiç düşündünüz mü? Çok mu ahlak değerleri yüksek bir toplum mu olduk yoksa dört hatun mu aldı herkes. Neden bu genelevleri çoğaltılmak yerine azaltılıyor hiç düşündünüz mü bunu? Yoksa Türkiye de artık fuhuş sorunu mu bitti. Tabi ki hayır. O zaman idarecilerimiz amacı nedir?
        Vatandaş Ali bey, Ayşe hanım fabrikalarda tekstil atölyelerinde saatlerce çalışsın asgari ücretle, vergisini ödesin, SGK sı ödensin tüm vergileri kesilsin ama diğer tarafta geceleri çalışan ya da gündüzleri Nisa, Rüya… hanım vergisini ödemeden gecede 500-1000 TL kazansın ve kazandığı tüm para onun olsun. Yoksa idarecilerimiz devletin namusuna bu kadar mı taktı? Devletin ahlakını düşünenler bu kadar yolsuzluğa bu kadar hırsızlığa nasıl taviz verir onu da düşünmek gerekir. Eğer bu idareciler haram helal e bu kadar taktıysa alkolden alınan vergilerle ne yapıyorlar? Yoksa yeni alkol mü üretiliyor.
        Bir ülkede arz ve talep varsa bu engellenemez. Bir gerçek ne kadar görmezden gelinirse o kadar bu sorun büyüyecektir. Eğer ki genelevleri, pavyonlar, özel masaj salonları ve buna benzer yerler devlet tarafından kontrol altına alınırsa bu ülkenin ciddi bir vergi kalemi olacaktır. Bunla beraber ülkemde kadın ve çocuk tacizleri tecavüzleri son bulacaktır. Şuan yaşadığım ülkede bu o kadar kontrollü ve serbest ki kimse kimseyi taciz etmiyor. Daha da önemlisi insanlar mutlu. Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir konu şu bu kişilerin hepsi fuhuş yapmıyor. Burada her kişi istediği kişiyle beraber kimse kimseye bakmıyor bile. Ülkemde karı koca el ele tutuşsa garip karşılanıyor. Ama o garip karşılayanlar önce dönüp gençliklerine bakacaklar. Kendisi özgür olmayanlar bir başkasının özgürlüğünü çekemiyor. Yasakları savunanlar emin olun benim savunduğumdan daha özgür yaşıyorlar.
          Peki o halde bu insanlar ne istiyor. hiç düşündünüz mü? Neden doğu özleminde olan iktidarımızın örnek aldığı ülkelerde ki kadın ve erkekler turizm için gittikleri ülkelerde kabak çiçeği gibi açılıyorlar? Onlara 4 kadın da mı yetmiyor? Valla ben bunun açıklamasını bulamadım ama şunu biliyorum ki yaşam iki bacak arasında dönüyor. Hayır diyeni de samimi bulmuyorum.
         Güney Amerika ve Asya'da kimse kimsenin cinsiyetini önemsemiyor. Evet burada kadınlarımızın çok özlediği eşitlik var. Ama ülkemizde ki kadınlar bu eşitliği kabul edebilecek mi oda tartışılır. Burada kadın inşaatta çalışıyor, asfaltta yapıyor… kısacası bir erkeğin yaptığı her işi yapıyor. Ama aynı zamanda bir erkek gibi de keyif çatabiliyor. Mesela sabahlara kadar içip sarhoş olup sahilde sızabilir kimse rahatsız etmez, gidip bir bardan nasıl erkek kadın satın alabiliyorsa oda erkek satın alabilir, ya da sokaklarda sabaha kadar gezer kimse karışmaz.
         Burada eşcinsel ya da travesti olmakta sorun değil ciddi hakları var insanca yaşıyorlar. Cinsel yönelimi nedeniyle kimse işten de atamaz çünkü korunuyorlar. Aynı zamanda güçlü lobileri de var. Ülkemizde de LGBTİ arkadaşları toplum ve devlet baskılayarak fuhuş batağına itiyor. Ama fuhuş batağına saplanan çocuklara ilk başta sahip çıkmayan aileler de devlet ve toplum gibi iki yüzlü davranıyor. Eğer çocuklar ailelerine para desteği sağlarsa çok seviyorlar ama para kesilirse de tü kaka oluyorlar. Mesela bir esnaf neden çok seviyor çünkü çok para kazandırıyor. Ona istediği fiyatı söylüyor ve kabul ediyor. Çünkü o arkadaşın gidebileceği başka bir yer yok.
          Ülkemde cinsel yolla bulaşan hastalıklar o kadar yaygın ki devlet bunun üstünü örtüyor. Neden? Frengi, AİDS hastalıklarını bu kadınlar havadan kapmıyor herhalde. Neden sadece kadınlar bu teste tabi tutuluyor? Neden bu kadınlarla birlikte olan erkekler test edilmiyor hiç düşündünüz mü? Seks işçisi kişilere bu hastalığı seks turizmi için yurtdışına giden erkekler bulaştırıyor sonuçta. Fakat nedense günah keçisi olan kadınlar. Bu konuda yasal düzenleme yapılmalı ve bu testler erkeklere de yapılmalı. Eşlerine ve çevrelerine hacca gidiyorum deyip Tayland ya da Ukrayna'ya seks turizmi için giden dini bütünler (!) emin olun hacca gidenlerden fazladır!.. Bu ülkelere giden Türk turist erkek sayısı da bunun kanıtıdır. Dişişleri bakanlığından istenebilir.
          Ülkemde fuhuştan nedense sadece kadınlar yargılanıyor onunla birlikte olan erkek ne mağdur ne de sanık. Çünkü kadın rezil olsa olur ama erkek rezil olsa olmaz yuvası dağılır canım. Hani Anayasa da eşittik? Nerede eşitlik? Ben dahi 300 tane adamın fuhuşuna aracılık etmekle suçlandım ama ne hikmetse bu adamları hiç görmedim. Nasıl bir mantık bu anlayamadım. Tanımadığım görmediğim kişiler için yargılandım bu mu adalet?
            Hadi tüm bunları geçtik fuhuş yok, eşcinseller yok ,genelev yok gayet namuslu bir toplum olduk peki üniversitelerde gençler arasında ki ikili ilişkilerin önüne nasıl geçeceksin? Bakire kızının vücudunun her yerine el değmişken bir tek orasının mı namusu çok önemli? Nedir namus? Namus iki bacak arasında mı yoksa beyinde midir? Kızının namusu için her şeyi yapabilecek bir anne baba konu oğlu olduğu zaman o erkek yapar diyor. Bu nasıl mantık? Onun birlikte olduğu kızda bir anne babanın kızı değil mi? Bir aile kızının bekaretine bu kadar takmışken oğlunun neden bakir olmasını düşünmüyor acaba. Nasıl bir ahlak anlayışı bence hep birlikte oturalım bunu sorgulayalım.
       Ülkemiz çok namuslu canım. Pavyonlarda, masaj salonlarında, çay ocaklarında, birahanelerde, internette,.. her yerde aslında olmadığı kadar cinsel özgürlük var. 80 yaşında amcalar torunu yaşında çocuklarla evlendiriliyor bu ülkede. Ensest ilişki o kadar yaygın ki üstünü nasıl örteceğim izi şaşırıyoruz, cezaevlerinde tecavüzler saklanıyor….. saklanıyor da saklanıyor. Birde sokaklarda çerez gibi uyuşturucu satılmasını da eklersek tam olur. Ne oldu şimdi Güney Amerika,Asya ahlaksız toplum Türkiye çok ahlaklı bir toplum mu olduk? Yakında böyle giderse 4 hanımda alacaksınız zaten bir çok kişinin dostu zaten var. Ohhh biz çok namuslu toplumuz canım hiç sormayın. Ben namussuz ülkede yaşamaktan çok mutluyum.

Öyküz Evren Özen