24 Ekim 2014 Cuma

Şahin Irmak: Hayalim kadını oynamak


Her oyuncunun oynamak istediği, hayali olan bir sürü rol vardır. Bir manyağı da oynamak isterim, katili de, bir kadını da... Ama bir kadını oynamak gerçekten çok zordur; inandırıcı olmak lazım. Bıyıkları kesip, yapabilirim...

Milliyet

23 Ekim 2014 Perşembe

Nuri Alço: Bülent Ersoy'la o rolü kabul etmedim

Nuri Alço katıldığı programda bomba gibi açıklamalar yaptı...

Usta aktör Nuri Alço, konuk olduğu programında çok konuşulacak açıklamalar yaptı… Alço "Eşcinsel rolü gelse oynamam çünkü her şey para değil. Geçmişte Almanya’da Bülent Ersoy ile birlikte oynamam teklif edildi ama kabul etmedim. Şu anda her rolü oynarım ama o rol hariç…" dedi. Baba olmadığı için pişmanlık duyduğunu söyleyen ünlü yıldız şöyle konuştu: "Karşıma iyi biri çıkarsa evlenebilirim. Her işimi kendim yapabiliyorum. Yalnız da olsam her gece sokakta dolaşan bir insan değilim… Baba olmadığım için pişmanım. Keşke bir çocuğum olsaydı. Ama gerçek bir anneden çocuk isterdim.Ben bütün çocukları seviyorum, sokaktaki çocuklar da bizim."

"BENİ DAVET ETMEDİLER"

Nuri Alço sözlerini şöyle sürdürdü: "Altın Portakal’a gitmedim çünkü beni davet etmediler. Koskoca Yeşilçam’ın 100. yılında Altın Portakal gibi bir festivalde birkaç oyuncuyla yer almaması gerekir. Altın Koza’da öyle değildi. Yeşilçam’a emek veren herkesin orda olması lazımdı. Daha kadro kurulmadan dizilerdeki oyuncular aşk yaşamaya başlıyor. Bizim zamanımızda böyle şeyler mümkün değildi. Yapımcılar asla izin vermezlerdi. Kim kimle ne yapmış kimse görmezdi; ama şimdiki nesilde her şey ortada."

Habertürk

Bülent Ersoy'un karaciğerinde leke

Türk sanat müziğinin Diva'sı Bülent Ersoy'un, bir haftadır hastanede tedavi gördüğü öğrenildi.


Son olarak 11 Ekim'de sahne alan Ersoy'un daha sonra apar topar hastaneye yattığı öğrenildi. Ayağındaki yara nedeniyle tedavi olduğu konuşulan sanatçının asıl sağlık sorununun karaciğerindeki leke olduğu ifade edildi. Oluşan lekenin büyümemesi ve hayati bir hastalığa neden olmaması için Ersoy'un sık sık sessiz sedasız hastaneye gittiği belirtildi. 62 yaşındaki Ersoy'un hastane odasının kapısında 3 güvenlik görevlisi bekliyor.

Radikal

'Meis Davası'nda hakimden basına sansür

Küçükçekmece Adliyesi hakimlerinden Zeynep Sağlam Özcan, basın mensuplarını duruşma salonundan polis eşliğinde çıkarttı

Michelle Demishevich

Küçükçekmece Adliyesi 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dördüncü duruşması görülen “Meis Davası”nda hakim Zeynep Sağlam Özcan duruşmayı “güvenlik gerekçesiyle” basına ve sivil toplum örgütlerine kapattı.

Duruşmayı izleyen basın mensuplarının polis zoruyla duruşma salonundan çıkartılmasını istedi. Duruşma boyunca salonun içinde ve dışında polisin beklemesi dikkat çekti.

ÖDAV tepki gösterdi

Duruşmayı takip eden ve trans kadınların müdafiliğini yapan Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu (ÖDAV) üyeleri hakimin bu kararına ve tavrına itiraz etti ve güvenlik gerekçesinin tanımlanmasını talep etti. Ancak Hakim Özcan, avukatların bu talebini ret etti. Avukat Rozerin Seda Kip, “Burada ne kamu güvenliği ne de genel ahlak kurallarına haykırı bir tutum yoktur. Zira biz müşteki vekiliyiz yani şikâyet edeniz. Kamu güvenliğini tehdit eden bir durum varsa bu bizim talebimizle olmalıydı” dedi.

"Cübbesiz giremezsin"

Duruşmayı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine de kapatan hakim Zeynep Sağlam Özcan, Spod LGBTİ Derneği’nin Hukuk Alan Koordinatörü Avukat Ezgi Şeref'in duruşmaya katılmasına cübbesinin giymesi üzerine izin verdi.

Mahkeme, sanıklarından Ercan Fındık hakkında verilen yakalama emrinin devamına hükmederek duruşmayı 13 Şubat 2015 saat 10:30’a erteledi.

Ne olmuştu

Kamuoyunda “Meis Davası” olarak bilinen ve Avcılar Kaymakamlığı’nın inisiyatifinde fuhuş iddiasıyla sitede yaşayan trans kadınların evleri 3 ay süreyle mühürlenmişti. LGBTİ derneklerinin, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu ve feminist avukatların katılımıyla dava süreci başlatılmıştı.

ÖDAV Avukatları:  Hakim keyfiyetliğinin en üst düzeyde yaşandığı bir duruşma

Ramazan Demir: “Hakimin bu kararı almasını gerektiren koşullar yok. Tamamen keyfi bir karar. Güvenlik gerekçesinin tespitinin yapılmasını talep ettik ama mahkeme tarafından ret edildi. Tamamen hakimin keyfiliğinden kaynaklanan bir karar. Burada saldırıya uğrayan müşteki vekiller yani trans kadınlar ve biz savunma avukatları olarak hakimin kimi kimden koruduğunu anlayamadık. Hakim keyfiyetliğinin en üst düzeyde yaşandığı duruşmalardan birisine tanıklık ettik. Hakim CMK hükümlerini kötüye yorumlayarak ve alaniyet ilkesini çiğneyerek adil yargılama hakkının ihlaline karar veriyor. Bu tür davalarda alınan bu tarz kararlar birazda kamuoyu desteğinin azalmasına imkan sağlıyor. Eğer basın duruşma salonunda olsaydı hakimin o keyfiyetliğini çok net görebilirdi.”

“Bu karar hukuka aykırıdır”

Rozerin Seda Kip: “Hakimlerin duruşmalarda takdir yetkileri var ama bu somut dava dosyasında hakim takdir yetkisini kötüye kullanıyor. Kendi kendine kararlar alıyor. Burada müşteki katılan vekili olmamızın bir önemi var ne de beyanlarımızın bir önemi var. CMK/182 çok açık bir maddedir. Burada ne kamu güvenliğine ne de genel ahlak kurallarına haykırı bir tutum yoktur. Zira biz müşteki vekiliyiz yani şikâyet edeniz kamu güvenliğini tehdit eden bir durum varsa bu bizim talebimizle olmalıydı. Biz sanıklarla salon dışında yaklaşık 1 buçuk saat duruşmanın başlamasını birlikte bekledik. Bundan önceki celselerde de sanıklar ile müştekiler arasında bir olumsuz durum yaşanmamıştır. Hakim olayı büyütüp kendince bir kamu güvenliği kavramının içine sokup bir karar vermiştir. Bu karar hukuka haykırıdır. Biz 18 Aralık 2013 tarihinde başlayan bu davaya sivil toplum örgütleri ve LGBTİ derneklerinin katılımıyla takip etmek istedik ancak bu talebimiz ret edildi. Güvenlik gerekçesi kararıyla duruşmalar kapalı yapılınca bu davaya katılımın ve takibin azaldığını da gördük. SPOD LGBTİ ve ÖDAV olarak bu davaya katıldık. Hakimin bu keyfi kararını da gerekli en üst mercilere taşıyacağız.”

“Mahkeme tarafını belli etti”

Levent Pişkin: “Hakimin “genel ahlak” gibi bir gerekçe göstermesi zaten mahkemenin tarafını belli etmesi demektir. Suçun ifşa edilmesini engellemek yani suça iştirak etmek ve suçun üzerini örtmek demektir. Biz ÖDAV olarak bu tip toplumsal davaların takipçisi olacağız . Toplumsal haksızlıklara karşı bunun avukatlığını yapacağız ve mahkeme salonlarında bulunacağız. Buradaki duruşmada da hakim davanın kamuoyu oluşturmasını engellemeye çalışıyor. Hakim, bir yandan da sanıkları koruyor. Transfobik bir durum olduğunu düşünüyorum. Burada kamu güvenliği dedikleri mesele bir yandan da ön yargıyı taşıyor. “Trans kadınların saldırganlığı” ya da “travesti terörü” diye sunulan medya meselesi yani o algı üzerinden şekillenmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu karar tam olarak bu durumu ifade ediyor. Biz ÖDAV olarak, LGBTİ bireylerden işçilere kadın cinayetlerinden kürtlere ve alevilere yani bütün kesimlerin, ezilenlerin,  ötekilerin ve ayrımcılığa maruz kalan bütün grupların avukatlığını hak savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz.”

“Hakimin önyargılarından kaynaklı alınmış bir karardır”

Fırat Söyle: CMK/182 maddesince hangi hallerde duruşmaların kapalı olacağı açıkça belirtilmiştir. Hakim kendi önyargılarından kaynaklı olarak böyle bir karar verdi. Bu kararında da diretmesinin neticesinde davayı takip etmek isteyen gerek şahıslar gerekse basın açısından büyük bir sıkıntıdır. Bu kamuoyunun oluşmasını engellemeye çalışmaktır. Bu kararın muhtemelen itiraz sonrası kaldırılacağını düşünüyorum. Eğer güvenlik gerekçesini gerektiren koşullar var ise önceden mahkeme Cumhuriyet Savcılığı’na talepte bulunması gerekiyor. Ama burada bu yönde bir durum yok. Bu tamamen hakimin kendi önyargılarından kaynaklı alınmış bir karardır.

“Mahkemelerde sıkça gördüğümüz genel bir tavır”

Ezgi Duman: Bu bizim mahkemelerde sıkça gördüğümüz genel bir tavırdır. Kadın katilleri veya translara yönelik nefret şiddeti faaliyetleri gösterenler mahkemeler tarafından ciddi şekilde korunmaya çalışılıyor. Bu korumanın şekli de medyaya karşı koruma olarak tanımlanıyor. Bu tür nefret içerikli şiddet eylemlerini  meşrulaştırmak adına genelde eylemlerin faillerini korumaya çalışıyorlar. Basına kapalı olmasının yanında transfobik bir yanı da olduğunu çok net söyleyebiliriz. Bugün tam tersine teşvik edilen bir durumda basına kapalı gerçekleştirildi.

http://t24.com.tr/haber/hakimin-basin-sansuru,274688

21 Ekim 2014 Salı

Melda Onur, trans cinayetlerini Meclis’e taşıdı

CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, son bir hafta içinde yaşanan trans cinayetlerini Meclis gündemine taşıyarak, hükümetin bu saldırılara dönük yasal ve fiili tedbirler alma noktasında kalıcı çözümler ortaya koymadığını söyledi.

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği ile ortak hazırlanan önergede, özellikle trans bireyleri hedef alan saldırılara her geçen gün bir yenisinin eklendiğini belirten Onur, “Yeni yasama döneminde LGBTİ bireylere yönelik saldırıların nefret suçu kapsamına alınmasına ilişkin ek bir düzenleme öngörülmekte midir” diye sordu.


TBMM Başkanlığı’na verilen soru önergesi şöyle:

“Türkiye’de kişilerin kendilerinden farklı gördükleri kesimlere karşı geliştirdikleri ötekileştirme, ne yazık ki bazı kanaat önderlerinin nefret söylemiyle cesaret bularak nefret cinayetlerine dönüşmektedir. Bu cinayetlerin en belirgin hedef kitlesi LGBTİ bireylerdir ve bu bireylere yönelik nefret cinayetlerine her geçen gün bir yenisi eklenmektedir.

TRANSLARI HEDEF ALAN SALDIRILAR
Çeşitli illerde yaşanan cinayetler, hükümetin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığa ve uygulanan şiddete karşı yasal ve fiili tedbirler alma noktasında kalıcı çözümler ortaya koymadığını göstermektedir.

Özellikle trans bireyleri hedef alan bu saldırılar son olarak İstanbul’da Çingene Gül adlı trans kadının evinde ölü bulunmasına ve Corti Emel isimli trans kadının vahşice öldürülmesine sebep olmuştur. Yaşam hakkını tehdit eden bu saldırıların ardından etkin bir soruşturma yürütülememekte, suçlulara verilen cezalar ise caydırıcılık niteliği taşımamaktadır.

CİNSEL SALDIRI VE NEFRET SUÇLARINDA CEZA ARTIRIMI UYGULANMIYOR
Hükümet tarafından mart ayında gündeme getirilen ve kamuoyunda ‘Demokratikleşme Paketi’ olarak bilinen ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ Meclis’te yasalaşarak yürürlüğe girmiştir. Demokratikleşme Paketi’yle birlikte ‘nefret’ ifadesi ilk kez yasaya eklenmiştir. Ancak kanun maddeleri arasında “cinsiyet kimliği, cinsel yönelim gibi tanımlara yer verilmemiş; cinsel saldırı, cinsel taciz vb. suçlar nefret saikiyle işlendiği takdirde ceza artırımı uygulanmayacaktır.

Buna bağlı olarak ülke genelinde LGBTİ bireylere yönelik gerçekleşen fiili ve sözlü saldırıların önüne geçilememesi, yasal zeminde oluşan bu boşluğun bir izdüşümü olarak görülmektedir.

LGBTİ BİREYLERİNE YÖNELİK SALDIRILAR NEFRET SUÇU KAPSAMINA ALINACAK MI?
1) Yeni yasama döneminde LGBTİ bireylere yönelik saldırıların nefret suçu kapsamına alınmasına ilişkin ek bir düzenleme öngörülmekte midir?

2) Bakanlığınız gündeminde, LGBTİ bireyleri hedef alan nefret odaklı bu saldırı ve cinayetleri önleyebilmek adına bir eylem planı var mıdır? Bu noktada diğer kurumlarla eşgüdümlü bir çalışma düşünülmekte midir?

3) Son beş yıl içerisinde nefret cinayetleri sonucunda hayatını kaybeden eşcinsel ve trans birey sayısı kaçtır? Bunların illere göre dağılımı nasıldır?

4) LBGTİ bireylere yönelik gerçekleşen nefret cinayetleri sonucunda bugüne kadar kaç kişi yargılanmıştır ve bu kişilere toplamda ne kadar ceza verilmiştir?”

(Ankara- ZETE)

http://zete.com/melda-onur-trans-cinayetlerini-meclise-tasidi/

Homofobik otobüs şoförü kriz yarattı

Otobüste yaşanan homofobik şoför krizi sosyal medya ve İngiliz basınında geniş yankı buluyor.

Londra’da bir belediye otobüsü şoförünün, yolcular arasında bulunan gay bir çifti otobüsten atması İngiliz basınında geniş yankı buluyor.

Ağustos ayında yaşanan ve mahkeme süreci kısa süre önce başlayan olayda şikayetçi konumundaki Jack James isimli yolcu, otobüs şoförüne yönelik şikayetinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Blackheath bölgesinde 89 numaralı otobüste yaşanan olayda, erkek partneri ile seyahat eden James, partnerinin konuşurken kendisini öptüğünü gören otobüs şoförünün kendilerine bağırmaya başladığını ileri sürdü.
“Siz ikiniz ya otobüsümde bunları yapmayacaksınız ya da defolup gideceksiniz. Bu halinizi seyretmek istemiyorum” diyen şoför, gay çifti otobüsten inmeye zorladı.

Şehir içi ulaşından sorumlu Transport for London olayla ilgili soruşturma başlatırken, mahkeme kamera kayıtlarının incelenmesini bekliyor.

http://www.londragazete.com/2014/10/20/homofobik-otobus-soforu-kriz-yaratti/

LGBTİ örgütlerinden ATV'ye tepki!

ATV’de yayınlanan “Zahide ile Yetiş” programında 13 ve 17 Ekim’de yayınlanan bölümlerinde trans bireyler ve ailelerinin hedef alınması ile trans olmanın tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak gösterilmesi nedeniyle LGBTİ örgütleri yaptıkları açıklama ile tepki gösterdiler.

T-Kulüp, İstanbul LGBTT, Lambdaistanbul, SPoD, Siyah Pembe Üçgen İzmir, Liseli LGBTİ, Hevi İstanbul, Mersin LGBT 7 Renk, LİSTAG ve Kaos GL, medyanın bu tarzdaki transfobik yayınları nedeniyle translara şiddetin meşru görüldüğünü yaptıkları açıklamada şöyle ifade ettiler;

"Biz, trans bireyler medyanın bizi magazinsel bir reyting ögesi olarak kullanmasını ve transfobiyi körüklemesini hiçbir zaman kabul etmedik ve etmeyeceğiz" denilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: "Trans bireyler için sağlık, eğitim, hukuk alanında düzenlemeler yapmayan, nefret suçları yasasına LGBTİlerin eklenmesine geçit vermeyen; trans bireyleri hastalıklı, ucube, anormal ilan edip toplumdan ötekileştiren bir hükümetin yandaş medyasının bu tarz söylemleri bizi yıldırmadı, yıldırmayacak!

Şunu bilin ki, biz sizin normlarınıza, ötekileştirmelerinize, baskınıza, şiddetinize rağmen biziz! Biz, biz olmaktan hiç vazgeçmedik, geçmeyeceğiz. Size karşı her zaman dimdik burada, tam karşınızda olacağız! Televizyonlarda, kitaplarda, sokaklarda kustuğunuz; her daim peşimizde olan nefretiniz, ahlakınız batsın! Ne hastayız, ne yalnız, görün artık buradayız."

http://www.ozgurgelecek.net/kadin-haberleri/11868.html?task=view

Ahmet Olgun Sünear: "Çilek" filminin yakışıklısı

-Mimar Sinan Endüstri Ürünleri Tasarımı’nda sekiz yıldır öğrenciyim. Anneme sözüm var, bir gün bitireceğim. İlk fotoğraf çekimim, tekstil bölümündeki bir hocamın projesi için çok profesyonel olmayan bir setteydi. Daha sonra modellik yapmaya devam ettim. Fiziğimle ilgili bir sıkıntım yok. Eskiden daha zayıf bir adamdım, spor yaptıkça daha iyi oldu. Dergilere fotomodellik yapmaya başladım. Kamera karşısında hareketsiz durmanın beni tatmin etmediğini, küçüklüğümden beri içimde olan oyunculuk tutkusunun ağır bastığını hissettim. Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları bölümüne devam ettim. Modern dansa  yoğunlaştım. Bedenimi doğru kullanmayı öğrendim.


Uzun boylu olmak oyunculukta bir dezavantaj mı?

-Kesinlikle öyle. Çoğu görüşmeden, ‘Sen çok uzunmuşsun,’  sözlerini duyup elim boş döndüğüm oldu. Ayrıca kısa boyluların yaşadığı bir ülkede yaşamak zor. Yağmur yağdığında şemsiyeler göz hizamda kaldığı için zor oluyor.

Peki uzun saçlı olmak zor mu?

-Daha kimse saçını topuz yapmazken ben topuzlu dolaşırdım. Bir Samuray fanatiğiyim, o yüzden topuzu da çok severim. Şimdi projeler nedeniyle belli bir boyu geçemiyorum.

Vatan

Kitapçıların Rafları Homofobiden Arınıyor

Lambdaistanbul Ruh Sağlığı Komisyonu, eşcinselliğin hastalık olduğunu ve LGBTİ'leri tedavi etmeyi savunan kitapların raflardan kaldırılması için kitabevleriyle görüşüyor. Aktivistlere de bir çağrısı var.
Çiçek Tahaoğlu
İstanbul - BİA Haber Merkezi

Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Ruh Sağlığı Komisyonu, homofobik ve transfobik ruh sağlığı kitaplarının satışını engellemek için bir çalışma başlattı.

Komisyon, kitabevleriyle iletişime geçerek, eşcinselliğin hastalık olduğunu savunan ve LGBTİ bireylerin tedavilerine yönelik psikoloji ve psikiyatri kitaplarının raflardan kaldırılması için çalışıyor.

Psikolog Özge Güdül, ruh sağlığı alanında eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığı kanıtlanmış olsa da, etik dışı kitapların satılmaya devam etmesinin ve kitaplardaki yanlış uygulamaların pratiğe dökülmesinin LGBTİ bireylere zarar verdiğini belirtiyor.

“Her kitabevi anlaştığı yayınevinin tüm kitaplarını satmak zorunda değil” diyen Güdül, söz konusu kitapları satan kitapçılara bazen mail attıklarını, bazen de yüz yüze görüştüklerini anlatıyor.

Kadıköy Kabalcı şubesinin eşcinsellik tedavisini konu alan “Onarım Terapisi” kitabını kaldırmasıyla çalışma ilk olumlu sonucunu vermiş. Tabii kitabı kaldırmayı reddeden birçok kitapçı da olmuş.

Lambdaistanbul’un çağrısı, LGBTİ haklarını savunan herkesin, kitapçıda eşcinsellik ve transseksüelliğin hastalık olduğunu savunan, aileleri çocuklarını tedavi ettirmeye yönlendiren kitapların ismi ve yazarı, hangi kitabevi, hangi il ve hangi şubede olduğunu danisma@lambdaistanbul.org atması.

Komisyon, raflardan kaldırılan kitapların yerine cinsel yönelim ve kimlikler hakkında doğru bilginin sağlanması için kitapçılara ücretsiz dağıtılacak bir kitapçık hazırlamayı da planlıyor. (ÇT)

20 Ekim 2014 Pazartesi

Tarlabaşı'nda baltalı trans cinayeti

Tarlabaşı'nda trans bir kadın kafasına balta ile vurularak öldürüldü

Türkiye'de eşcinsellere yönelik nefret suçlarına bi yenisi eklendi. İstanbul Tarlabaşı'nda Corti Emel isimli bir trans kadın başına balta ile vurularak öldrüldü.

Olayı Twitter hesabından duyuran İstanbul LGBT, "Tarlabaşı'nda Corti Emel isimli trans kadın başına vurulan balta ile katledildi. Başımız sağolsun..." mesajını paylaştı.

http://t24.com.tr/haber/tarlabasinda-baltali-trans-cinayeti,274312

SDP LGBTİ: Trans cinayetleri politiktir!

SDP LGBTİ, dün gece, Tarlabaşı’nda CortiEmel adlı bir trans kadın başına aldığı balta darbeleriyle öldürülmesiyle ilgili olarak; “bu saldırıların karşısında artık sessiz kalmayacağımız! Unutmuyoruz, affetmiyoruz, gizlenmiyoruz… Hesap soruyoruz!” dedi. Açıklamanın tam metni şöyle:

Trans cinayetleri politiktir!
Sessiz kalma, hesap sor!
Her gün yeni bir cinayet haberi alıyoruz.  Bir gün baltayla öldürüyorlar bir gün satırla bir gün bıçakla LGBTİ’ler.  Ama hep öldürüyorlar. Erkeliğin devlet güvenicisine alındığı bu toplumda normatif değerler yüzenden kadınlar ve LGBTİ’ler katlediliyor. Ya devletin polisleri, ya da sırtını sıvazladığı katil erkekleri alıyor canımızı.

Dün gece, Tarlabaşı’nda CortiEmel adlı bir trans kadın başına aldığı balta darbeleriyle can verdi. Yine aynı gün aynı saatlerde Aylin isimli trans kadın bıçaklı saldırıya uğradı. Durumu hala ciddiyetini koruyor.

Bilmem kaç kez çıktık sokaklarda bağırdık trans cinayetleri politiktir diye. Bunca dökülen kana rağmen devlet hala anayasaya cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerini koymaktan bile aciz. Gittikçe muhafazakârlaşan bu ülkede her geçen gün daha fazla öldürülüyoruz. Her gün kadınları, işçileri öldüren bu devlet bizi de gecenin arka sokaklarında öldürüyor. Ülkenin dört bir yanı kan revan içindeyken hala gülenlere vicdan diliyoruz. Dün ölen Dora’ydı bugün Emel yarın ise kim bilir kim olacak. Biz ölen yaralanan hiçbir transı unutmadık unutmayacağız. LGBTİ’leri hunharca katleden yok sayan bu katil devleti asla affetmeyeceğiz.  Bizi sokaklarda görmek istemeyen, her gün bu cinayetlere ortak olanları asla unutmayacağız…

Biz bu saldırıların karşısında artık sessiz kalmayacağımız! Unutmuyoruz, affetmiyoruz, gizlenmiyoruz… Hesap soruyoruz!

Biz SDP LGBTİ, olarak buradan bir kez daha belirtiyoruz, trans cinayetleri politiktir, bizi ölme mahkûm eden ahlakınız batsın. Kuytu köşelerde öldürdüğünüz transların isimlerini meydanlarda bağıra bağıra aklınıza kazıyacağız. Çok açık ve net söylüyoruz Trans Joker’in hesabını nasıl sorduysak Emel’in de hesabını öyle soracağız. Öldürülen hiçbir transın kanını yerde bırakmayacağız. Bizler bu saldırılar karşısında susmayacak sokaklarda olacağız…

SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ LGBTİ

Matematik formülünü poposuna kazıttı

İngiltere'de bir öğrenci arkadaşlarıyla girdiği iddiayı kaybedince, aynı sınavdan 2 kez kalmasına sebep olan dövmeyi poposuna dövme yaptırdı.




İngiltere’nin Bristol kentinde bulunan Batı İngiltere Üniversitesi’nde Psikoloji ve Kriminoloji okumaya başlayan 19 yaşındaki Rory Kirkman adlı erkek öğrenci, iki defa üst üste girdiği üniversiteye geçiş sınavının matematik bölümünden kalınca, arkadaşları ile bir iddiaya tutuştu. Devonport Erkek Lisesi öğrencisi genç, üçüncü defa gireceği sınavdan en az B alamaması durumunda, sınavın matematik bölümünde bulunan ve üst üste başarısız olmasına neden olan denklem formülünü poposuna kalıcı dövme yaptıracağı sözü verdi.
Akşam gazetesinin haberine göre Kirkman, üniversiteye girmesine yetecek sonucu aldı. Ancak bu sonuç, iddiayı kazanmasına yetecek B notundan 3 puan düşüktü. Psikoloji ve Kriminoloji öğrencisi, bu dönem üniversiteye başlamasından sonra, verdiği sözü de yerine getirdi ve kendisine zaman kaybettirmiş olan karmaşık ikinci derece denklemi, dövme yaptırmada en acılı bölgelerden biri olan poposuna, kalıcı bir dövme olarak kazıttı.
‘EN AZ B ALACAĞIMI SANIYORDUM’
Kirkman yaptığı açıklamada şöyle dedi; “En az B alabilecek kapasitede olduğuma inanıyordum. Üst üste başarısız olmamdan dolayı arkadaşlarım benimle alay ediyorlardı. Ben de bu iddiaya, motivasyonumu sağlamak için girdim. Sınavlardaki sonuçlardan dolayı adım çıkmıştı, adımı temize çıkarmak istedim.”
Bunun ilk dövmesi olduğunu belirten öğrenci, dövmecinin şaşkınlığından ve dövme sırasında çektiği acıdan dolayı kendisine acıdığını söyledi. Kirkman, sözünü yerine getirmesinin bir kanıtı olarak da tüm süreci fotoğraflattı.

Radikal

Pep Guardiola: Futbolcuma sevgilim gibi bakarım


“Oyuncularınızı sizi dinlemeleri ve yeni kavramları kabul etmeleri için nasıl tavlarsınız? Bakın, ‘nasıl motive edersiniz’ demiyorum; nasıl tavlarsınız, nasıl baştan çıkarırsınız?  Barça’da yaşanan motivasyon eksikliği değildi; oradakilerin hepsi müthiş futbolcular. Yaşanan, benim artık onları baştan çıkarmayı beceremememdi. Dört yıl boyunca onlara milyon tane ufak tefek taktiksel buluş öğrettim ama sonrası kolay olmuyor. Oyuncularının gözünün içine bakarsın, tıpkı sevgiline baktığın gibi. Orada gördüğün ya tutkudur, baştan çıkarılma isteğidir ya da bir hiç. Bitmiştir tutku. Birkaç yıl sonra Bayern’de de aynısı olacak. Oyuncuların gözlerine bakacağım ve o tutkuyu görmeyeceğim.”

Hürriyet





Hollywood’un stil ve seksi erkek gay ikonlarından Cary Grant


Cary Grant İngiltere’de yoksulluk içine doğmuş, kendi kendine hayatı tanımış ve sinema kariyerinde haklı bir taht elde etmiş bir erkek oyuncu. Archibald Alexander Leach ismiyle 1904’de Bristol’de, akli dengesi bozuk bir annenin çocuğu olarak şanssız dünyaya geldi. Babası Archibald 9 yaşındayken annesini akıl hastanesine yatırıp, oğlunu da yetiştirme yurduna yerleştirdi; kendisi ise başka bir kadınla evlendi. 14 yaşına kadar yatılı okulda kalan Archibald; kaçıp bir gezici tiyatro- pandomim gurubuna katıldı. Bu toplulukta vücut dilini, jest ve mimiklerini kullanabilme yeteneğini geliştirdi, ayrıca ip cambazlığı, akrobasi ve dans da öğrendi. Bu yetenekleri ileride çevireceği filmlerdeki imzası olacaktı.    


1931’de “Singapore Sue” isimli 10 dk.lık kısa metrajlı bir filmle Paramount Pictures seçmelerine katıldı ve başarılı görülerek sinema endrüstrisine Los Angeles’den giriş yapmış oldu. 1932’de “This is the Night”ı çevirirken kimliği değişmiş, o artık kadınların yüreklerini hoplatan Cary Grant olmuştu. Ardı ardına Marlene Dietrich, Mae West,Nancy Carroll gibi dönemin sarışın afetleriyle film çevirerek Hollywood tahtı basamaklarını çıkmaya başladı. 1937’den sonra Paramount’la sözleşmesi bitince serbest yönetmenlerle çalışmaya başladı. Alfred Hitchcock’la Suspicion, Notorious, To Catch a Thief, North by Northwest filmlerinde esrarengiz yakışıklı ya da gizli ajan aşık, şüpheli katil rollerini başarıyla canlandıran aktör aynı zamanda yakın arkadaşı Clark Gable gibi stil ve kalite giyinen erkek ikonlar arasına girdi. Mesela, North by Northwest (1959) filminde ilk kez taktığı güneş gözlükleri dönemin Ray-ban kemik çerçeveli gözlük modasını patlattı. 1942-47 yılları arasında çapkınlıktan sinema performansını düşüren Cary Grant, 4.eşi aktrist Dyan Cannon’dan 1966’da bir kız bebek sahibi olduğunda 62 yaşındaydı. Bundan sonra “Babalık kariyerimde yükselmek istiyorum!” diyen ünlü aktörün maalesef son evliliği olamadı Mrs.Dyan Grant..! 1981’de beşinci eşi Barbara Harris ile evliydi.


1986’da geçirdiği beyin atağı sonunda vefat ettiğinde sayısız kadın hayranları arasında yas tutan erkek partnerleri de olduğu söylenir. Cary Grant’ın gençliğinde biseksüel olduğuna birçok kişi inanmamakla beraber; arkadaşları arasında gay olan diğer bir yakışıklı Randolph Scott’la 11 yıl aynı evi paylaştıklarına dair fotoğraflar dolaşmaktadır. 1934’de Grant, Virginia Cherril ile evlenerek gay dedikodularına son vermek istediyse de, evliliğinin ancak 1 yıl sürmesi üzerine eşinin yaptığı açıklamalar son derece onur kırıcıydı, hatta Cary’nin intihar girişiminde bulunduğu da söylendi. Tekrar Randolph’a geri dönen Cary& Randolph ilişkisini yakın arkadaşları birçok hüsranla sonuçlanan evlilikten çok daha başarılı bulmaktaydılar. Yakın arkadaşları ve Clark Gable’ın büyük aşkı Carole Lombard, onların hayatı paylaşımlarının mükemmel olduğunu biraz şakacı bir ifadeyle anlatmıştı. Her ne hal ise her toplumda özellikle yakışıklı erkeklerin ve hırslı, keskin karakterli kadınların ilişkilerinde tuzak haline gelen bu gay muhabbetleri Hollywood’da bile olsa kariyer ve toplumsal ilişkilere sekte vurduğundan 1940’da ikili “My Favorite Wife” adlı ironik isimli bir filmde birlikte oynayarak ayrıldı.


Aslında Cary, espritüel ve o devirde bizim Yeşilçamı da etkisi altına almış; seksüellikten uzak komedi türü aşkların aktörlüğüne çok yakışmış bir aktördü. Öncelikle itişme kakışma ve küskünlükle başlayan uyumsuz gibi görünen ilişkiler mutlu sonla bağlanıyordu. Bu filmlerden biri olan Houseboat(1958)'da Sophia Loren ile oynarken Sophia’ya kur yapmaya başlamış; ama bence de Sophia kadınlık önsezilerini iyi kullanarak Carlo Ponti’yi eş olarak seçmişti. Cary Grant’la ilgili yazılabilecek o kadar çok dedikodu var ki; sayfa yetmeyecek...


Son olarak da James Bond’un yaratıcısı Ian Fleming’in de Bond karakterine hayat vermesini istemiş olduğu Grant için bu rol fazlaca keskin gelmiş olmalı ki; Sean Connery’e yerini teslim etmiştir. Takım elbisenin ve fuların bu denli yakıştığı erkek aktörler arasında ilk 10 dadır Cary Grant; aynı zamanda iyi bir fotomodeldir.     Akıllara yer etmiş filmleri arasında Hitchcock’unkiler haricinde birkaç isim olarak; The Awful Truth(1937) Arsenic and Old Lace(1944) Charade(1963) Mdm.Butterfly (1932) Monkey Business (1952) sayılabilir.


http://www.5kitahaber.com/hollywoodun-stil-ve-seksi-erkek-ikonlarindan-biri-daha-cary-grant-makale,111.html

Türk transseksüel Efe Bal'a İtalyanladan yoğun ilgi

Göçmenlerin İtalya ' ya kabul edilmesine karşı düzenlenen protestoya katılan Türk transseksüel Efe Bal İtalyanların ilgi odağı oldu. Efe Bal 40 bin kişinin katıldığı gösteride Efe Bal hayranlarıyla bol bol fotoğraf çektirdi. 

İtalya ' nın ayrılıkçı partisi Lega Nord (Kuzey Ligi Partisi) Milano'da ' İstilaya hayır ' sloganıyla göçmenlerin İtalya'ya kabulüne karşı bir yürüyüş ve miting düzenledi. Tüm İtalya'dan, özellikle kuzey bölgelerden gelen parti sempatizanlarının katılımıyla 40 bin kişiye ulaşan kalabalık, Porta Venezia meydanından yürüyerek Duomo Meydan'ını ulaştı. Lega Nord'lular pankart ve sloganlarla hükümetin göçmen politikalarına ve Enrico Letta başbakanlığındaki hükümeti döneminde Sicilya Adası yakınlarında yaşanan mülteci teknesi faciasının ardından yürürlüğe konan ve İtalya karasularına yaklaşan göçmen teknelerine İtalyan ordusu tarafından can güvenliği sağlayan ' Mare Nostrum ' yasasına tepkilerini gösterdiler.

Yabancılara karşı politikalarıyla bilenen Lega Nord'un düzenlediği protesto gösterisinde İtalya'da yaşayan Türk transseksüel Efe Bal da vardı. ' Lega Nord için ölürüm ' pankartı taşıyan Efe Bal, parti sempatizanlarının ilgi odağı oldu ve bol bol fotoğraf çektirdi. Seks işçilerinin yasallaşmasını ve vergi verebilmesini isteyen Bal, “Lega Nord ırkçı bir parti olarak biliniyor ancak değil. İtalya çok büyük bir krizde olduğu için iş imkanlarının öncelikle İtalyanlar için kullanılması gerektiğini savunuyorlar. Benim Lega Nord'a sempati duymamın en büyük nedeni ise genel evlerin tekrardan açılması ve seks işçilerinin vergi vererek normal bir hayata kavuşmasını savunmaları” şeklinde konuştu.

Duomo Meydanı'nda kalabalığa hitaben konuşan Lega Nord Partisi Genel Sekreteri Matteo Salvini, Şengen anlaşmasına son verilmesini istediklerini belirtti ve “Diğer Avrupa ülkeleri gibi bizim Deniz Kuvvetlerimiz sınırlarımızı korumak için çalışmalı, kaçak göçmenleri taşıyan tekneleri kurtarmak için değil. Biz ülkemizde daha fazla kaçak göçmen istemiyoruz. Her kaçak göçmen için günde 40 Euro harcıyoruz ve onları 3 yıldızlı otellerde ağırlıyoruz. Salı günü Marie Le Pen ile Strasbourg'da Şengen anlaşmasının durdurulmasını ve sınırların kontrol edilmesini isteyeceğiz” şeklinde konuştu.

Miting sırasında Lega Nord eski Genel Sekreterleri Umberto Bossi ve Roberto Maroni'nin yanı sıra parti belediye başkanları ve partinin bir siyahi sempatizanı da konuşma yaptı. İHA kameralarına konuşan San Giovanni İllarione'nin Lega Nord'lu Belediye Başkanı Ellen Cavazza, “Sonu gelmeyen göçmen akınından artık yorgunuz. Biz belediye başkanları bu göçmenlere kalacak yer ve yiyecek temin etmek durumundayız. Halihazırda bizim İtalyan vatandaşlarımız sıkıntıdayken ' Önce başkasına sonra bize ' demeyi doğru bulmuyoruz. Gelen göçmenlerden dolayı kimliğimizi ve haysiyetimizi kaybediyoruz. Bugün buraya, ' Buna bir son verin ' demeye geldik. Göçmenleri taşıyan tekneleri durdurmalıyız, göçmenler geldikleri yerlerde kalmalılar. Gelen göçmenler de diğer ülkelere dağıtılmalı, ancak bu konuda Avrupa Birliği bize gereken yardımda bulunmuyor” açıklamasında bulundu. Lega Nord sempatizanı Giuseppe Nodo ise “Ben göçmenleri beslememiz gerektiğini düşünmüyorum, geldikleri ülkelerde kalmalılar. İtalya'yı Lombardiya ve Veneto bölgeleri besliyor. Kuzeyin güneyden ayrılması taraftarıyım, güney kendini idare etmeyi öğrensin” ifadesinde bulundu.

http://www.beyazgazete.com/video/webtv/yasam-11/turk-transseksuel-efe-bal-a-italyanladan-yogun-ilgi-430661.html

19 Ekim 2014 Pazar

Paul Kelly


“Vajinamı göstermeme gerek yok, gelin anlatayım size”

Esmeray cinsiyet değiştirme ameliyatı sürecinde yaşadıklarını “Kestirmeden Hikayeler” oyununda anlatıyor. Ameliyattan sonra vajinasını görmek isteyen kadın arkadaşlarına ne diyeceğini bilemeyen Esmeray kadınlara seslenerek “Gelin, anlatayım size” diyor

BURCU KARAKAŞ - MİLLİYET

Esmeray, yaklaşık bir sene önce cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirdi. Ameliyat masasına yatana kadar geçen sürede yaşadıkları, yazılsa Kitap olacak türden. Ancak o, başından geçenleri en iyi bildiği şekilde, anlatarak aktarmayı seçti. Yeni oyunu, “Kestirmeden Hikayeler” de böyle ortaya çıktı. cihangir Tatavla Sahnesi’nde ayda iki kez çarşamba günleri sahneye çıkarak, ameliyat sürecinde yaşadığı trajikomik olayları izleyicileriyle paylaşacak.

“Çoğu arkadaşım vajinasını tanımıyor”
Tuhaf ama gerçek, ameliyattan sonra çevresindeki kadın arkadaşları arasında vajinasını görmek isteyenler çok olmuş. Esmeray şimdi, anlamlandıramadığı bu merak karşısında ne diyeceğini bilemediği kadınlara seslenerek “Göstermeme gerek yok, gelin, anlatayım size” diyor. Ameliyattan sonra, kadınların cinsellik ve cinsel organları hakkında ne kadar bilgisiz olduklarını görünce sudan çıkmış balığa dönmüş sanki. Yeni oyunuyla da, insanların “ayıp” denerek meşrulaştırdıkları cahilliklerini yüzlerine vurmayı istemiş:
“Çoğu kadın arkadaşım vajinasını tanımıyor. Klitorisin ne olduğunu bilmeyenler var. İnsan burnunu nasıl tanıyorsa cinsel organını da tanımalı. Köylü kadınları bilmiyor diyorlar ya, eminim onlar daha iyi biliyor! Eğitimle alakalı bir durum değil.”
Türkiye’de cinsiyet değiştirme ameliyatı, Esmeray’ın da deyişiyle, “Aslında yasal ama fiilen yasak”. Türk Medeni Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde düzenlenen cinsiyet değiştirme ameliyatı için aranan şartlardan biri, kişinin “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu” Hastane raporuyla belgelemesi. Esmeray, bu koşul nedeniyle aynı yollardan geçen sayısız insan gibi birçok zorlukla karşılaşmış. Hastane raporu mahkeme kararı derken 1 sene oyalanmak zorunda kalmış:
“Ameliyat öncesi görülen hormon tedavisi, testosteronu bastırıyor. Çapa Tıp Fakültesi’nden aldığım ilk raporda, ‘Kişi istenen konumdadır fakat çok östrojen aldığı için üreme yeteneği azalmıştır’ dendi. Bu da, ‘istese düzelir’ anlamına geliyor. Hakim de şaşırmıştı. Ya var ya da yok denmesi lazım çünkü raporda. Sonrasında Cerrahpaşa’ya gittim, raporu da oradan aldım.”

“Kobani’ye gitmeyi düşünüyorum”
Esmeray, aynı zamanda tanınmış bir aktivist. Başta LGBTİ hakları olmak üzere, insan hakları mücadelesine destek veren bir isim. Bugünlerde Kobani’de yaşananlar canını çok sıkmış. İstiklal Caddesi üzerinde kurulan, geçtiğimiz hafta IŞİD tarafından Kobani’de öldürülen Boğaziçi Üniversitesi mezunu Suphi Nejat Ağırnaslı için kurulan taziye çadırının önünden geçerken, “Tanıyordum” deyince gözleri doluyor. En fazla, eli kolu bağlı gibi hissettiği için üzülüyor:
“Bazen öyle şeyler oluyor ki ülkede çaresiz kalıyorsun. Mesela Kobani, kendimi çok çaresiz hissediyorum. Destek için oraya gitsem ne yapacağım? Boş durmak da kötü bir şey. Silahı elime alsam, bu yaştan sonra eğitimim de yok bir şey yapamazsın... Yüreğimiz orada. Nasıl destek vereceğimi bilemiyorum. Belki de gideceğim. Gitmeyi düşünüyorum.”

Ameliyat olmak isteyenlere tavsiye

“Bir şehir efsanesidir: ‘Ameliyat olma, orgazm olamayacaksın.’ Bunu diyen kadınlara soruyorum; ‘Sen kaç kere orgazm oldun?’ ‘Ya bir kere ya da hiç’! Ee? Bu da insanı geriyor. İyi ki de olmuşum diyorum şimdi. Ameliyat düşünenler bu efsanelere inanmasın. Zorluklarla karşılaşacaklar ama cesaret etsinler. Çok iyi uzmanlar var. Yalnız ameliyattan sonra inanılmaz bir duygusal hal aldım. Ergenlik yaşadım, hâlâ yaşıyorum. Feminist politika yapan biri olarak, ‘Kadınlar daha mı duygusal’ diye düşünmeye başladım!”

Katolik Kilisesi eşcinseller konusunda fikir birliğine varamadı

Katolik aleminin ruhani merkezi Vatikan'da Papa Franciscus'un çağrısıyla olağanüstü toplanan Rahipler Meclisi (Sinod), iki haftalık çalışmasını tamamlarken, Kilise için tabu olan eşcinseller ve boşandıktan sonra tekrar evlenenler konularında fikir ayrılığı yaşadığı ortaya çıktı. Katolik Kilisesi eşcinsel hakları konusunda Papa Françesko'yu desteklemedi.

Dünyanın hemen her bölgesinden gelen 191 rahip, 16 uzman ve aralarında Müslüman eşi de olan evli çiftlerin bulunduğu 250'ye yakın kişiden oluşan Sinod, iki hafta önce Papa Françesko'un çağrısı üzerine olağanüstü toplanarak "ailevi konular" ile Kilise'nin eşcinsel ve boşananlara yönelik bakışını değerlendirdiği toplantılar serisini tamamladı.

Katolik Kilisesi nezdinde tabu niteliğinde olan konuları irdeleyen en yüksek mertebeden en düşüğe kadar 200'ü aşkın din adamı, danışman ve çiftlerden oluşan Sinod, bugün nihai değerlendirme raporunu oylamadan geçirdi.

Kilisede yeni reformların temelini oluşturacak kararların çıkabileceği gözüyle bakılan Sinod'da, din adamlarının, muhafazakarlar ve reformistler olarak ikiye bölündüğü konulardan olan eşcinsellik ve boşanmışların durumu üzerindeki fikir ayrılığının sürdüğü ve bu konuda zaman zaman sert tartışmaların yaşandığı belirtildi.

Final raporunda 470 değişiklik öngören din adamları tarafından tek tek oylanan 62 madde içinden, eşcinseller ve boşanıp yeniden evlenenler ve bunların Kilise'ye yeniden dönüşüyle ilgili maddeler, oylamada yüksek kabul oyu almasına karşın, 3'te 2 çoğunluğu sağlayamadığı için kabul edilmedi. Raporda, erkekler ve kadınların saygı ve duyarlılıkla eşcinsel eğilimleri kabul etmeleri gerektiği ifade edilmekle yetinildi.

Evliliğin kesinlikle Tanrı'nın belirttiği haliyle bir kadın ve bir erkek arasında olacağı çizgisinden geri adım atılmadığı ancak eşcinsellere kucak açılması üzerinde durulduğu ifade edildi.

PAPA'DAN DEĞİŞİME DEVAM SİNYALİ

Final raporunun açıklanmasının ardından Sinod genel kurulunda konuşan Papa Françesko, Sinod'un anlamına yakışır şekilde Sinod üyelerinin beraber yürüdüğünü, dürüstçe, cesaretle ve kardeşlik içinde güzel bir şekilde çalıştığını söyledi.
Papa, "Sevgili kardeşlerim, biz şimdi burada aileleri çevreleyen, onları boğan, cesaretlerini kıran pek çok konuya cevap vermek için ruhsal muhakeme yaptık. Ailelerin karşılaştığı birçok zorluğa rağmen bunlara pratik çözümler bulma, bu fikirleri olgunlaştırma yolunda bir yıl var" diyerek Kilise'nin kapılarını herkese açması gerektiği mesajını verdi.

Papa Françesko'un Katolik Kilisesi'nde nabız yoklayan geçen yılki anketinin ardından bu yıl yaptığı ve açıkça Kilise gündemine getirdiği tabu olan konularda Sinod ile eğilimi daha net gördüğü ancak bu konudaki esas kararların ailevi konularda olağanüstü toplanan bu Sinod'un bir sene sonra yapacağı toplantıların karar verici olacağı belirtildi.

İtalya'nın önde gelen gazetelerinden Corriere della Sera, La Repubblica, La Stampa, Sinod'un eşcinseller ve yeniden evlenenler üzerinde mutabakata varamamış olmasını manşete taşıdı.

ROMA BELEDİYESİNDE EŞCİNSEL EVLİLİKLER KAYIT ALTINA ALINDI

Vatikan, eşcinsellere açılımı tartışırken, komşusu Roma kentinin belediyesi ilginç bir uygulamaya imza attı.
Roma Belediye Başkanı Ignazio Marino, daha önce Bologna Belediyesi'nin yaptığı gibi eşcinsel evliliğe izin veren ülkelerde nikahlarını kıydıran ve onları İtalya'da kayıt altına almak isteyen 16 çiftin bu isteğini gerçeğe dönüştürdü.

Koalisyon hükümetinin küçük ortağı merkez sağdaki Yeni Demokrasi partisi lideri ve İçişleri Bakanı Angelino Alfano, İtalyan yasalarının aynı cinsiyetten iki kişinin evliliğine izin vermediğini ifade etti.

Roma Valiliği de Marino'dan bugünkü kararını iptal etmesini isterken, İtalya Episkoposlar Konferansı (CEI) da Marino'nun bu uygulamasını aile için risk olarak değerlendirdi.

AA

"Homofobiklerin hedef tahtası olmayı göze almıştık"

Fotoğraf: EMRE YUNUSOĞLU
Düğün fotoğrafları yayınlandıktan sonra tehditler alan, evsiz ve işsiz kalan Emrullah ve Ekin, "Biz homofobiklerin hedef tahtası olmayı göze almıştık" diyor.

Düğün fotoğrafları " Türkiye 'nin ilk eşcinsel çifti" anonsuyla medyada yer aldıktan sonra tehditler almaya başlayan Emrullah ve Ekin, evden atıldıkları için arkadaşlarında kalıyor. Okula ve işe veda eden genç çift, basında Akit dışında tüm gazetelerin olayı "İki eşcinsel evlendi" diye sadece haber olarak verdiğini, internetteki bazı yorumların ise feci olduğunu söylüyor.
Haber çıkmadan önce de cinsel yönelim nedeniyle küfür, hakarete ve tehditlere uğrayan çift, tartışılan "Kırmızı kuşak" meselesi dahil Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman'ın  sorularına yanıt verdi.

Twitter'a bakarken gözümün önünden geçiverdi o mesaj:
Görün bakın Ayşe Arman, bu marjinal eşcinsellerle bir röportaj patlatır!
Onlara göre ben bu toplumdaki çarpıklıkları normalleştirmeye çalışıyorum.
Evlenen gay'lerle de röportaj yaparsam, gay evliliğini meşrulaştırmış olacağım.
Zararlıyım yani!
Onlara kalsa, keşke bu toplumda eşcinseller olmasa.
Ama varlar.
Onlara kalsa, keşke ne yaşayacaklarsa kapalı kapılar ardında yaşasınlar.
Ama öyle olmuyor işte.
Kimsenin böyle bir şey talep etme hakkı yok. Kimsenin insanların bir bölümünü yok saymaya hakkı yok. İnsanlar istedikleri gibi davranmakta özgür.
Ve aşk da cinsiyet-minsiyet tanımıyor.
El ele dolaşmak istiyorlar.
Birbirlerine dokunmak istiyorlar.
Sen, heteroseksüelsin, bir kadına dokunmak istiyorsun.
O, homoseksüel, bir erkek bedenine dokunmak istiyor.
21'inci yüzyılda bunları tartışmak da bana saçma geliyor.
Bırak ya, kim kime dokunmak istiyorsa dokunsun, sana ne?
Onu artık 'hasta' olarak yargılamaktan da vazgeç, gülünç oluyorsun.
Adam da bunu seçmiş filan değil, 'cinsel tercih' diye bir şey yok, 'cinsel yönelim' diye bir şey var.
Yani doğuştan öyle, sonradan olmuyor.
Sonradan, sadece yıllardır içinde bastırdığı şey dışarı çıkıyor, aslına rücu ediyor, kendi özüne dönüyor.
Evlenen gay çiftin haberini yapayım diye özel bir gayretim olmadı...
Ama kader işte... Ama haber işte, kendilerini ifade etmek için bana geldiler. Gazetede buluştuk.
Bir sürü gay haberi yaptım bugüne kadar, bazıları insanı susuz götürüp, getirebilen kişilerdi, becerikli, lafı gediğini oturtan...
"Ekin ve Emrullah nasıl gençler?" diye merak ettim.
Birden karşımda biri 19, diğeri 26 yaşında çok naif iki insan gördüm.
Birbirlerine düşkünler.
İnanılmaz özen gösteriyorlar.
Birbirlerinin gözünün içine bakıyorlar. Yani aralarındaki sevgiyi hissetmemek için gerizekâlı olmak gerekiyor.
Bu çocuklar belli ki birbirlerine tutkuyla bağlılar.
Zaten evli gibi yaşıyorlarmış, kendilerinin ifadesiyle ilişkilerini taçlandırmak istemişler.
Katılırsınız katılmazsınız...
Tasvip edersiniz, etmezsiniz...
Ciddiye alırsınız, almazsınız...
Fark edilmek için yapılmış bir hamle olarak değerlendirirsiniz, değerlendirmezsiniz...
Sizin bileceğiniz iş.
Ama bu insanlar varlar ve ötekileştirilmemek için direniyorlar. 'Özgürlük' dendiğinde mangalda kül bırakmayanlar, eşcinseller için de aynı özgürlüğü tanımak zorundalar.
Bunu da unutmasak iyi olur.
Sizi Ekin ve Emrullah'la baş başa bırakıyorum...


Ekin ve Emrullah... Sizi evlenen ilk gay çift olarak tanıdık. Hakkınızda bir sürü haber çıktı. Büyük tantana koptu. Şu an neler yaşıyorsunuz?

EMRULLAH: Başımıza gelmeyen kalmadı! Hayatımız kaydı. Evimize bile gidemiyoruz. Zaten artık evimiz de yok...

Neden?

EKİN: Ev sahibi kovdu.

EMRULLAH: “Ne haltlar karıştırdığınızı öğrendim. Komşularımızdan imza topladım, sizi evimden attıracağım!” diye mesajlar attı.

EKİN: Biz de son derece kibar bir şekilde, “Evinize bir zarar mı verdik ki, bizi çıkarmak istiyorsunuz?” diye sorduk. Kem küm etti. Ama açıkça, “Siz eşcinselsiniz! Sizin gibilere ev-mev vermek istemiyorum” da diyemediği için kıvırttı durdu. Komşulardan imza toplamış. Biz, orada kimseyi tanımıyoruz ki, bizim hakkımızda nasıl kötü bir şey söylemiş olabilirler? Kime ne zarar vermişiz? Kendi halinde iki insanız. Bir taşkınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Ama eşcinsel olduğumuzu öğrendi ya, üstüne bir de evlendik ya, bizi kapıya koyma hakkını görüyor kendinde...

EMRULLAH: “Ne haltlar çevirdiğinizi öğrendim!” diyor. Bu nasıl bir küstahlıktır! Birbirimizi seviyoruz, evlendik, var mı? İzin mi alacağız ondan! Bizim özelimiz bu, kimseyi ilgilendirmez. Ev sahibiyle aramızdaki tek olay kira. Onun dışında başka hiçbir münasebetimiz yok.

EKİN: Bu nasıl bir homofobiyse yeni ev de bulamıyoruz. Birkaç emlakçıya telefonla sorduk, “Tamam gelin bakalım” dediler, buluşunca bizi tanıdılar, “Başka yerlere bakın. Size verecek evimiz yok!” dediler. Çaresizlikten arkadaşlarımızda kalıyoruz.

Bu kadar mı yaşadığınız zorluk?

EKİN: Olur mu? Daha kötüsü de var. Bir sürü tehdit alıyoruz. Ben Antakyalıyım. Oradan mesajlar geliyor, “Antakya’nın adını kötüye çıkardın, buraya gelirsen, kafana bir tane sıkacağız...” diye. Ama tabii bu mesajlara pabuç bırakacak halim yok! Allah’tan “Antakya’dan ancak senin kadar cesur ve sevgi dolu biri çıkabilirdi! Tebrik ediyoruz” diyenler de var.

“ANNEN DE PİSLİK, SENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ”
Peki aile çevresi?

EKİN: Babam ve babamın tarafı, “Sen rezilsin! Hemen soyadını değiştir, bizim ailemizle ilişkini kes!” diyor. Bunun, benim için zerre kadar önemi yok. Zaten 12 yaşından beri eşcinsel olduğumu açıkça söylüyorum. Onlar için mümkün olsa da ölüp gitsem, yok ölmeyeceksem de eşcinselliğimi gizleyeyim. Bu ikiyüzlülük de midemi bulandırıyor. Sen ister kabul et, ister etme. Ben buyum! Böyle doğdum. Kendimi de seviyorum. Şimdi, en az kendim kadar sevdiğim bir de eşim var. Benim bir kadınla birlikte olabilmem imkânsız. Bunu akılları almıyor. Nasıl heteroseksüel bir erkeğin, bir erkekle birlikte olması mümkün değilse, benim de bir kadınla birlikte olmam mümkün değil. Ama kardeşim, anlatamadım gitti! Akıllarınca beni reddediyorlar. Peki sorsalar ya, ben o ailenin bir ferdi olmak istiyor muyum? Hayır! Asıl ben onları reddediyorum! Sildirin beni kütüğünüzden. Sürekli “Allah senin belanı versin!” diye telefonlar geliyor, “Senin annen de pislik, sana her zaman destek verdi” diyorlar. Annem tek kelimeyle canımdır. Her zaman, her konuda destekçimdir. Emrullah, annem ve ben fotoğraf çektirmişiz. “Bu iki sapıkla nasıl aynı karede olursun? Sen rezil bir kadınsın! Nasıl o fotoğrafı Facebook’a koyarsın” diyorlar. Eşcinseliz ya, analarımız da bizi sevmesin istiyorlar! Bir annenin çocuğunu sevmemesi mümkün mü? Ama bak, babalar konusunda bir şey diyemeyeceğim.

Annen burada mı yaşıyor?
EKİN: Hayır Antakya’da, 40 yaşında daha. Çok genç, çok tatlı bir annem var.

Peki sen Emrullah? Sen de bir kafede garsonluk yapıyordun değil mi? Bu evlilik yüzünden başına gelen bir şey var mı?

EMRULLAH: Evet. Ben de işimi kaybettim. Kimseye bulaşmayan, ölçülü, sessiz biriyim. Bir problemimiz yoktu. Haberler çıkınca, çekindiler. Onları da anlıyorum.
Diyorlar ki, “Eşcinsellik cinsel tercih!” Saçma! Nedir bu, marjinal bir duruş mu sergiliyoruz biz? Meslek mi seçiyoruz? “Seçmek” ne demek? Biz, böyle doğduk. Seçmedik. Doğamız bu. Bu, bir tercih değil yani.


Senin ailenin tepkisi ne oldu?
EMRULLAH: O biraz problemli. Ben Ekin gibi cesur değildim hiçbir zaman. O 12 yaşından beri kafa tutuyor. “Ben buyum, yerse!” diyor, diyebiliyor. Ben yapamadım. Eşcinsel olduğumu kimseye itiraf edemedim. Şunun şurasında son üç yıldır kendim gibiyim. Çevremden de kimse bilmiyordu. Hele ailem, akrabalarım hiç... Şimdi hepsi öğrenmiş oldu.

EMRULLAH: Evet. Ve tabii şok geçirdiler. Ama öncesinde söylemiş olsaydım da bir şey değişmeyecekti. Onlarda algı sabittir, değişmez. “Böyle bir şey varsa bu hastalıktır! Bunu düzeltmeye çalışacağız” diye düşünüyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin çoğunluğu, eşcinselliği hâlâ hastalık olarak görüyor. Siyasetçiler farklı mı? Hayır! Günah olarak görüyorlar. Gel gelelim Zeki Müren’i seviyorlar, Bülent Ersoy dinliyorlar ama eşcinselliğin gizli yaşanması gerektiğini düşünüyorlar. Ortalıkta olmayacaksın. Kötü bir şey yapıyorsun. İki erkek, el ele yürürse özendirici olur diye düşünüyorlar. Varsın evlerinden atsınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Benim ailem de aklınca beni düzeltecekti.

GURUR DUYUYORUZ, ARTIK KİMSEDEN KORKMUYORUZ

Nasıl yapacaktı?

EKİN: Herhalde evlendireceklerdi Emrullah’ı! Bir sürü eşcinsel, baskılara karşı gelemediği için evleniyor, hatta çocukları oluyor. Yazıktır o kadınlara! Sonunda bütün herkes mutsuz oluyor.

EMRULLAH: Bizimkilerin istediği bu olayın tamamen unutulması. Onlara göre utanç verici bir şey yaptık. Oysa biz, çok istediğimiz, hayalimiz olan bir şeyi gerçekleştirdik. Ve kendimizle gurur duyuyoruz. Üç yıl öncesine kadar herkese kapalıydım. Sadece zaman kolluyordum. Gün gelecek eşcinsel olduğumu haykırabileceğim, sevdiğim kişiyi bulacağım ve bundan böyle bütün hayatı birlikte yaşayacağız, paylaşacağız. Bana sadece sevgi değil, cesaret de verdi Ekin. Artık kimseden korkumuz yok!

Yani siz, başınıza bunca şey gelmesine rağmen pişman filan değilsiniz...

EKİN: Tabii ki değiliz. Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum. 19 yaşındayım, kendimle yüzleştim. Kendimi olmadığım biri gibi göstermeye de çalışmıyorum.

Marmara Üniversitesi’nde okuyorsun değil mi?

EKİN: Evet ama bu olaylar yüzünden şu aralar okula gitmiyorum.

TANIŞTIĞIMIZ ANDAN İTİBAREN HİÇ AYRILMADIK

Nasıl tanıştınız?

EKİN: Bir gece kulübünde. Ben bir kız arkadaşımla dans ediyordum. Birden Emrullah’ı gördüm, “Melis, bak ne kadar tatlı bir çocuk!” dedim. Sonra tanıştık, dans ettik. Zaten sabah olmuştu, bizim eve geldik.

EMRULLAH: Birbirimizi tanıdığımız andan itibaren hiç ayrılmadık. Zaten çok kısa süre sonra da birlikte yaşamaya başladık.

EKİN: İlişkimizin üçüncü ayında fiilen evli gibiydik. Kedilerimiz, çocuklarımızdı. Biz birbirimize karşı çok dürüst ve saygılıyız. İçimiz titriyor birbirimiz için. Her şeyi paylaşıyoruz. Zevklerimiz ortak. Hobilerimiz ortak. İleriye dönük hayallerimiz var. Bizim için ortada hiçbir sorun yok, iki erkek olmamız dışında. Bize göre o da sorun değil ama millete dert oldu.

EMRULLAH: Birlikte yaşamaya karar verdiğimiz zaman Ekin’e söylediğim bir şey vardı: “Gün içinde ne olursa olsun, kavga da etmiş olsak, gece aynı yatağa gireceğiz, aynı yastığa baş koyacağız. Salonda yatma gibi bir şey olmayacak.” Kavga da ettiğimiz oluyordu ama yatağa hiçbir zaman küs girmedik. Hiçbir zaman ayrı odalarda yatmadık.

KIRMIZI KUŞAK NEREDEN ÇIKTI
Çok eleştirildi o kırmızı kuşak... Niye bağladın beline evlenirken?

EKİN: Bir kere biz, birbirimizi kesinlikle kimlikleştirmiyoruz. “Sen bu ilişkide erkeksin, ben kadınım” gibi bir şey yok. Biz ikimiz de gay’iz. O kırmızı kurdeleyi de şöyle açıklayayım: Ben sanatçı olarak eğitim alıyorum, düğünüm başlı başına bir mesajdı ama düğünümün içinde ayrı bir mesaj da vermek istedim. Bekâretin önemsiz olduğunu anlatıyor o belimdeki kırmızı kuşak. Yoksa, ben bir erkeğim, benim nerem bakire? Ben dışa- vurumculuk yapıp, bu şekilde ifade etmeye çalıştım kendimi. Mesajımı çok güzel alanlar oldu, yanlış değerlendirenler de...

EMRULLAH: Bu bizim düğünümüz, nasıl istersek öyle yaparız. İnsanlar buna niye bu kadar takıldılar anlayamadık.

Kimleri davet ettiniz düğününüze?
EMRULLAH: Sevdiklerimizi, yakın çevremizi. Orada olmasını istediğimiz 90 kişiyi...

Parayı nereden buldunuz?
EKİN: Şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık. Destek olan arkadaşlar da vardı. Sağ olsunlar. Ama takılarımı bile oraya bıraktım.

Siz bu işi ciddiye almış mıydınız yoksa geyik mi yaptınız?

EKİN: Tabii ki ciddiye aldığımız bir şey yaptık! Biz zaten duygusal olarak evliydik, orada imza atman bir şey değiştirmiyor ki. Zaten evli olarak yaşıyorduk. Biz bunu bir düğünle taçlandırmak istedik. Zaten davetiyemize de “Sadece sizin dilekleriniz eşliğinde kaygılarımızdan arınacağımızı düşünüyoruz” diye yazdık.


Şu an ne hissediyorsunuz?
EKİN: Bu kadar hakareti ve aşağılanmayı hak edecek bir şey yapmadık biz. Birbirimizi sevdik o kadar. Kimseyi öldürmedik, kimseye tecavüz etmedik. Bana gelen korkunç bir mesaj var. Çok çok ayıp bir şey. Nefretin seviyesizliğine bakın, “5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etseydiniz sindirebilirdik ama bunu sindiremeyiz!” demişler.

BİR ŞEYLERİ DEĞİŞTİREBİLDİYSEK NE MUTLU BİZE...
Ya senin aile hikâyen...

EMRULLAH: Batmanlıyım. Kürt’üm. Ama 26 yıldır İstanbul ’dayız. Heteroseksüel gibi gezdim, dolaştım, davrandım. 25 yaşına kadar sadece kendi içimde yaşadım. En yakın arkadaşlarımla bile hiçbir şey paylaşmadım. Ekin’e her zaman söylüyorum, onun cesaretine hayranım. Onun sayesinde ben de kendim olabildim. Biz bir şeyleri değiştirmişsek ne mutlu bize...

HEDEF TAHTASI OLMAYI GÖZE ALDIK

Evliliğinizi, dünya âleme duyurmak nereden aklınıza geldi? Gerekçeniz neydi?

EKİN: Biz aslında sadece eşcinsel camiaya seslenmek, onlara cesaret vermek istemiştik. “Yalnız değilsiniz! Sizin gibi başka insanlar da var. Biz de onlardanız. O kadar da güçsüz, aciz değiliz. Korkmayın!” demek istemiştik. Akit gazetesi dışında, bütün gazeteler sadece haberi verdiler. Teşekkür ediyoruz. Tamam internet sitelerinde birtakım feci yorumlar vardı. Akit, “Sapıklar düğün yaptı, yetkililerin soruşturma başlatmasını bekliyoruz” diye yazdı ama genel olarak ‘iki eşcinsel evlendi’ diye verildi haber. Biz homofobiklere hedef tahtası olmayı göze almıştık. Ülkemizde de gay evlilikleri başlasın diye yaptık. Kim ne derse desin, eşcinsel özgürlük mücadelesinde bir yerimiz olduğunu düşünüyorum.

ÜNİVERSİTENİN RESİM BÖLÜMLERİNİ BİRİNCİLİKLE KAZANDIM

Eşcinsel olduğunu ne zaman fark ettin?

EKİN: Kendimi bildim bileli... Bir çocuk dergisi vardı. Oradaki bir erkek çocuğu beğeniyordum. Kızlarla oldum olası bir alakam olmadı. Annem durumu fark edince, doktor doktor dolaştık, kadıncağız perişan, herkese soruyordu: “Ekin, trans mı, gay mi, nedir, bana söyleyin!” Bir gün bütün aileyi topladım, “Bırakın artık doktorlara gitmeyi” dedim, “Ben eşcinselim.” Söyleyiverdim. Nasıl rahatladım anlatamam. Hüngür hüngür ağladık annemle birlikte. Sonra tabii amcalarım filan dahil oldu. “Ekin’i okula yollamayacağız, okul hayatı bitmiştir!” dediler.

Neden?

EKİN: Beni hetero yapacaklar da ondan! “İşe başlasın, inşaata girsin!” Erkeksi bir iş ya, kendimi erkek gibi hissedeceğimi düşünüyorlar. İki sene ev hapsi yaşadım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi’ne kaydolmamı kabul ettiler. Babam bırakıp, getiriyordu. Bıçak çekenler oldu, küfür edenler oldu, arkamdan “Travesti!” diye bağıranlar oldu. Benim tek kurtuluşum İstanbul’du. Üç yıl boyunca gözümü kırpmadan çalıştım. Benimle hazırlanan hocam şahit. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi birinciliği, Hacettepe Resim Bölümü birinciliği, Eskişehir Anadolu üniversitesi Resim Bölümü birinciliği... Ama ben Marmara Üniversitesi’ni tercih ettim. Çok tatlı bir hocam var. Diyor ki, “Ekin, ben seni kaybetmek istemiyorum. Çok yeteneklisin!” Üçüncü sınıftayım ama şu aralar tehditler yüzünden devam edemiyorum.

Radikal