28 Temmuz 2014 Pazartesi

‘Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak’

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da AK Parti İl Başkanlığı tarafından düzenlenen bayramlaşma töreninde gündemi değerlendirirken ilginç sözler sarf etti.

BAŞBAKAN Yardımcısı Arınç, Bursa’daki konuşmasında Cumhurbaşkanı adaşı Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan bahsederken şöyle konuştu: “Geçmişte tanıdığımız, bildiğimiz bir insandı ama iddia ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu yolda görse kendisini tanımazdı. Aday  olacağı kulağına söylendiğine kadar bu Ekmeleddin veya Ekameddin veya Ekmel veya Ekmek denen şahsın ismini bile tanımazdı.”

 ‘Yuhalayın be kardeşim’

Arınç, konuşması sırasında kendisini öven tezahürat yapan bir partiliye de “Maşallah, yerinde duramıyor. Heyecanlı insan. Allah razı olsun. Kalk kükre. Bunlar insanı konuşturur kardeşim. Rahmetli Necip Fazıl derdi ki, ’Bir insanı dinlerken ya yuhalayacaksın ya da alkışlayacaksın. Sessiz durmak yok. Hoşunuza gidiyorsa alkışlayın. Hoşunuza gitmiyorsa yuhalayın be kardeşim” diye seslendi.

‘Zampara olmayacak’

Başbakan Yardımcısı Arınç, konuşmasında ‘utanma’ konusunda değindi ve şöyle konuştu:
“Haya meselesi çok önemlidir. Haya, utanma duygusu. ‘Yüzüne baktığın  zaman yüzü kızarıyorsa’ Hadis-i Şerif öyle diyor, haya güzeldir. Kadında olsa daha da güzeldir. Sadece kadın için değil erkek için bütün mahlukat için haya diye bir şey var. Erkekler için de haya vardır. Yalan söyleyemez, mahcubiyet ifade edecek bir söz söylemeye kalksa yüzünü yere bakar. Nerede öyle yüzüne  baktığımız zaman yüzü hafifçe kızarabilecek, boynunu öne eğebilecek, gözünü  bizden kaçırabilecek iffet sembolü, haya sembolü kızlarımız. Hamdolsun burada çok var da Allah bütün yavrularımıza bunu bağışlasın. Çünkü hadis öyle diyor; ‘Utanmıyorsa ne istiyorsan yap.’ Ne istiyorsan yapacaksan önce utanma duygusunu  atacaksın. Atamayız, utanacağız arkadaşlar. Haya duygumuz olacak. İffet çok önemli. İffet sadece bir isim değil kadın için de bir süstür iffet, erkek için de bir süstür. İffetli olacak, erkek de olacak, zampara olmayacak, eşine bağlı olacak, çocuklarını sevecek. Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.”

'5 dakikada 3 gol atıyor’

“Adam gibi adam Cumhurbaşkanı adayımız var elhamdülillah. İçi dışı bir, özü sözü bir, önü arkası bir” diyen Arınç, şöyle devam etti: “Rıdvan Dilmen’in bacağı kırılmış, öbürünün adalesi kopmuş, bu  maşallah çocuğuyla, oğluyla birlikte top oynuyor 5 dakikada 3 gol atıyor. Bunu kim yaptı kardeşim? Rahmetli Metin Oktay olsa madalya takardı. Bu büyük bir başarı. Hiç bitmeyen bir enerji. Yorulmak bilmiyor.”

Vatan

Ayperi karakterini Farah Zeynep Abdullah canlandırıyor

"Unutursam Fısılda" İstanbul'da Yapımcılığını TAFF Pictures’ın yaptığı, senarist ve yönetmenliğini Çağan Irmak’ın üstlendiği, “Unutursam Fısılda” filminin İzmir Birgi’den sonra İstanbul’da çekimleri devam ediyor. 


Birbirlerine aşık olan iki gencin her şeyi geride bırakarak, müziğin,aşkın ve hayallerinin peşinde verdikleri mücadeleyi konu alan filmde, Ayperi karakterini Farah Zeynep Abdullah canlandırıyor. Başarılı yönetmen Çağan Irmak’ın merakla beklenen yeni filminde Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Kerem Bürsin, Işıl Yücesoy ve Hümeyra gibi birbirinden başarılı isimler rol alıyor.

Hürriyet

Belediye otobüsünde flört uyarısı: Daha önce ısırılmış elma!

Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne ait EGO otobüslerine 'Hayırda Yarışanlar Derneği' tarafından asılan afişte, "Flört yangını" adlı kitap tanıtıldı. Kitabın önsözünde, "Delikanlılar; evleneceğiniz kızın sizden önce başkalarıyla flört yapmasını ve sanki ısırılmış bir elmanın talibi olmak ister miydiniz?" diye soruluyor.

Ankara 'da Altınpark-Çankaya hattında sefer yapan 413 nolu EGO otobüsüne binenler, “Flört yangını” adlı kitabın afişi ile karşılaştı. Hayırda Yarışanlar Derneği’ne ait afişte, bir çiftin el ele olması ateş içinde gösteriliyor. Afişle Nevzat Laleli’nin kitap için yapacağı bir söyleşinin duyurusu yapılıyor. Hayırda Yarışanlar Derneği’nin Genel Başkanlığı’nı kitabın yazarı Nevzat Laleli yapıyor.

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ'ın haberine göre Milli Görüş çizgisinde olan ve geçmişte Necmettin Erbakan’a yakın bazı kuruluşların yöneticiliğini yapan Nevzat Laleli, kitabının önsözünde, özetle şunları yazdı:

“1980 ihtilalı sonra bunların gençlere attığı slogan; ‘Dövüşme, seviş…’ idi. Bunlar toplumun temeli olan aile kurmak, bir yuvamın mutlu ferdi olmak, evlatlar yetiştirmek gibi ahlaki talepleri yok etmek için harıl harıl çalışıyorlardı. Bir millet, kız ve kadınlarının milli değerlere bağlılığı ile millet olur ve bunlar bu değerlerden uzaklaştırılır ve orta malı kadınlar yapılırsa ortada milletten eser kalmazdı.

Onun için ellerinde ki medya körüğü ile durmadan ahlaksızlıkları pompalıyorlar, felakete duçar olmuş bir kızımızın haberini anlatırken, sanki okuyucuyu/seyirciyi tahrik ederek anlatıyorlardı.

Ve kızlarımız şunu iyi bilmelidirler ki birisinin başına istenmeyen bir şey geldiği zaman inanın en çok ben üzülüyorum. ‘Şimdi bu kızımızın dünyası da ahreti de zindan olacak. Ne yapacak şimdi bu kardeşimiz’ diyorum. Bu kitabımı da onları bekleyen tehlikelerden korumak ve her birinin hayalinde ki ‘beyaz atlı prens…’ile evlenerek mutlu yuvalarını kurabilmeleri için hazırladım. Tabii erkeler içinde hayallerinde ki ‘Pamuk prensesi’ bulmayı vaat ederek…”

‘KENDİNİZİ KOCANIZA SAKLAYIN'

“Yukarıda flört yapmaya yeni başlayan iki gencin fotoğrafını koydum. Bu işin başlangıcıdır ve gönül hırsızlığının nasıl ve ne kadar cazip yapılmakta olduğunu göstermektedir. Bu fotoğrafı görüp de bütün hayat bu şekilde devam edecek zanneden kızlarımızı şimdiden ikaz ederek diyorum ki ‘Hayır. Bu işler böyle başlamakta ama böyle devem etmemektedir.’

Genç kızlar; bütün ziynetlerinizi sizi nikâhlayacak olan kocalarınıza vermek istemez misiniz? O halde bu kitabı okuyun… Delikanlılar; evleneceğiniz kızın sizden önce başkalarıyla flört yapmasını ve sanki ısırılmış bir elmanın talibi olmak ister miydiniz? O halde siz de flört yapmayın ve bu kitabı okuyun…

Bu kitapta, bu işlerin nasıl başlayıp nasıl devam ettiğini ve nasıl neticelendiğini birlikte inceleyeceğiz. Temennimiz, hiçbir kızımızın ‘Flört yangınına…’ düşerek yanmamasıdır.”

Radikal

Rüzgar Erkoçlar'a askerlik çağrısı

İnsanlığın rengi yoktur, buradayız alışın!

Türkiye, kadın, erkek cinsiyetini kimlikte renk renk ayıran tek ülkedir herhalde. Bu dayatma, bu kategorileştirme daha gözlerimizi açar açmaz başlıyor bize verilen renklerle.

Bizimki gibi ataerkil bir toplumda pembe kimliğiniz size mühür gibi vurulduysa, işiniz zor. Özellikle Türkiye’nin pek çok yerinde insanlar hâlâ kız çocuğu olduğunda sevinemiyor, göğsünü gere gere “kızım oldu” diye gezemiyorken…

Kadınlığın daha doğmadan bile neredeyse bir günahmış gibi hissettirilmesi nedendir peki? Toplumun belirlediği bir “erkek” kavramının bu denli el üstünde tutulması nedendir? Tarihte anaerkil bir toplum olmamız ve genetik kodlarımızda erkeklikle ilgili ezikliğin kayıtlı olması mı şimdilerde erkeklerin kadınlar üstünde bu kadar söz sahibi olmak istemesine sebep olan... Artık kaç tane çocuk doğuracaklarına veya kürtaj olup olamayacaklarına erkekler tarafından karar verilmesi gibi, kadın kendi bedeni üzerinde neredeyse hiçbir hak iddia edemeyecek bir hâle nasıl mahkûm edildi?

Belki de kadınların aslında çok daha güçlü olması içten içe bizi rahatsız eden. Her geçen gün giderek artan kadın cinayetlerinin, şiddetin, tecavüzlerin, yine toplumun belirlediği “kadın” kavramıyla ilgili algının giderek keskinleşmesinin bir sonucu olduğu ortada… Kadınların geceleri dışarı çıkmalarının doğru olup olmadığının bile tartışma konusu olabildiği bir düzende hangi eşitlik ve özgürlükten bahsedebiliriz? Trans kadınların ve trans erkeklerin yaşadığı pek çok sorun da, özünde, bu dengesiz cinsiyet algısından ve kadınların küçümsenmesinden besleniyor.

Kimliklerde değişen 'cinsiyet' hanesi

Yakın zamanda çıkan haberlere göre Türkiye'de de yeni kimlikler yolda. Ama uygulamanın ne zaman yürürlüğe gireceği hâlâ net olarak belli değil. Haberlere göre yeni kimlikler tek renk olacak. Bu durum belki nicelerimizin hayatını önemli ölçüde değiştirecek. Çünkü en azından kimliğimizi çıkardığımız yerlerde “bu sen değilsin”, “bir de utanmadan kız kardeşinin kimliğini gösteriyorsun” vb. tepkiler almayacağız veya bir sürü resmi kurumda açıklama yapmamız ve alay konusu olmamız gerekmeyecek. Biz henüz doğduğumuzda kendi içimizde bölünürken ve hâlâ renklerle uğraşırken, diğer ülkelerde resim çok daha derinden değişmeye başlamış durumda.

Hindistan’da Yüksek Mahkeme, transların nüfus cüzdanı, pasaport ve ehliyetlerdeki cinsiyet kısmında tıpkı kadın ve erkekler gibi tanımlanarak cinsiyet hanesine "trans" yazılmasını öngören kararı kabul etti. Mahkeme, “herkes kendi cinsiyetini seçme hakkına sahiptir,” hükmünde bulundu. [1]

Arjantin’de kimlikte cinsiyet hanesinin değişmesi için beyan yeterli. Ülkedeki cinsiyet kimliği yasası, vatandaşların herhangi bir psikiyatrik tetkik ya da ameliyat sürecinden geçmeden cinsiyetlerinin tanınmasına olanak sağlıyor. [2]

Danimaka cinsiyet tahsisi için klinik tanı istemeyen ilk Avrupa ülkesi. Bugün Danimarkalı parlementerler kimlikte yazan cinsiyetin değiştirilmesi için gerekli sayılan bir dizi kuralın yer almadığı yeni bir yasayı kabul etti.

Danimarka böylece 'Cinsiyet Kimlik Bozukluğu' tanısı veya herhangi bir psikolojik değerlendirme / görüş gibi bir zorunluluk olmaksızın kişilerin kendilerini tanımladıkları cinsiyetlerini kimliklerine kaydettirebileceği ilk Avrupa ülkesi oldu. Bu değişiklikle Danimarka parlamentosu aynı zamanda tıbbi müdahale, zorunlu cerrahi müdahale ve zorunlu kısırlaştırma gibi koşulları kaldırdı. Yani hormon terapisi görmemiş, hiçbir ameliyat olmamış ve üreme yeteneği olan biri de biyolojik cinsiyetine aykırı cinsiyetin tahsis edildiği bir kimliğe sahip olabilecek. 1 Eylül 2014 tarihinde yürürlüğe girecek olan yasa kişiye devlet tarafından dayatılan herhangi bir şart olmaksızın sadece beyanda bulunarak kimliğini değiştirme hakkı tanıyor; tek yapılması gereken başvurmak ve 6 ay sonra kişisel olarak makama giderek beyanını teyit etmek. [3]

Türkiye'de cinsiyet değişikliği talebinin koşulları

Günümüz Türkiye’sine baktığımızda, demokrasimizin böyle bir noktaya gelmesi için çok yol kat etmek gerektiğini görüyoruz. Yasaların cinsiyet kimliğiyle ilgili düzenlenmesi ve bütün alt birimlerin konuyla ilgili bilgilendirilmesi gerekiyor. Bütün süreçlerimizi tamamlamamıza ve Medeni Kanun’da belirtilen maddeleri yerine getirmemize rağmen adliyelerde süren savaşımız bitmiyor. Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesine göre, cinsiyet değişikliği talep eden şahısların bazı şartlara sahip olması gerekiyor. Cinsiyet değiştirmek için şartlar şöyle sylılıyor:

- 18 yaşını doldurmuş olmak

- Bekâr olmak

- Ruh sağlığı açısından cinsiyet değişikliğinin zorunlu olması (Rapor olmalı)

- Üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmak (Rapor olmalı) [4]

Değişikliğin ardından askerliğe davet!

Psikiyatri süreci, hormon süreci, isim değiştirme, bir dizi operasyon derken, durum bu kadar zorlayıcı ve duygusal adaptasyon isteyen bir süreçken, daha da zorlaştırılmamalı. Bu gibi alanlarda çalışan insanların bilgi sahibi olması, bizim onları değil onların bizi yönlendirmesi gerekiyor.

Askerlikle ilgili durum da böyle; sistemde cinsiyetiniz "erkek" olarak değişince celp kâğıdınız eve geliyor. Ve bir dizi test, açıklama, psikiyatri, kadın doğum derken, heyet nihayet “askerliğe elverişli değildir” raporunu veriyor. Zaten bir sürü operasyondan geçmiş bir durumdayken askerlik görevi için nasıl elverişli olabiliriz?..

Sistemde birçok şeyin düzeltilmesine ihtiyaç var. Buradayız alışın, arşınlamayın çalışın…

_______________________________________

[1] Atlas Sibel Arslan Kaos GL, 16 Nisan 2014

http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=16348

[2] Ömer Akpınar Kaos GL 29 Eylül 2013

http://kaosgl.org/sayfa.php?id=14907

[3]  http://www.ilga-europe.org/home/news/for_media/media_releases/denmark_becomes_the_first_european_country_to_allow_legal_change_of_gender_without_clinical_diagnosis

[4] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-103-1234

T24+Radikal

İhsanoğlu: "Eşcinselleri konuşurken muhafazakâr toplum hassasiyetleri düşünülmeli"

İhsanoğlu: "LGBTİ konuşurken muhafazakâr toplum hassasiyetleri düşünülmeli"

Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu Hürriyet'e verdiği röportajda LGBTİ haklarını tanıyorum diyemedi:

İhsanoğlu: "LGBTİ konuşurken muhafazakâr toplum hassasiyetleri düşünülmeli"

El Cezire’ye verdiğiniz bir mülakatta söylediğiniz ‘Homofobi evrensel bir mesele değildir’ lafı arşivlerde duruyor. LGBTİ bireylerin hakları ve toplumdaki konumlarıyla ilgili görüşünüz nedir?

Tabii bu çok hassas bir mesele. Bir taraftan bu insanların toplumda yer aramalarıyla ilgili insan hakları boyutu var, bir de toplumun hassasiyetleri var. Bu iki parametre arasında düşünüp ele almak lazım.

O denge nasıl bulunur? Toplumdaki homofobiyi aşacak formül nedir sizce?

Nedir homofobi?

LGBTİ bireylerini kabullenmeyen, hatta onları dışlayan aşırı yaklaşımı özetleyen bir kavram diyebiliriz.

İşte bu hassasiyetleri ele almamız lazım. Birdenbire sert bir şekilde bir tarafın üzerine gitmek doğru olmaz. Bir de şu var; bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplum. Muhafazakâr toplumun hassasiyetlerini düşünmemiz lazım. Türkiye’de 76 milyon insanın değerlerine saygılı olmamız lazım. Bir taraftan bu şekilde davranan insanlar var ve kendi haklarını müdafaa ediyorlar.

Cinsel yönelimlerini özgürce tanımlamalarını hakları olarak görüyorsunuz o halde, öyle mi?

Bir taraftan buna karşı olan bir ekseriyet de var. Şimdi benim bunu böyle ayaküstü, hem de havaalanına yetişecek bir anda söylemem mümkün değil.

Hürriyet

Mrs. Malone by Louie Banks


Neşe Karaböcek: Şimdi yapılan pop müziğini beğenmiyorum. Kesinlikle iyi değil.


Ben Ankara Radyosu’nda 5 sene Latin Amerikan müziği yaptım. ‘Artık Sevmeyeceğim’i  Türk müziği formatında yorumladım. Türkiye’de ilk defa Türk müziğini Batı enstrümanlarıyla İspanyol tarzında okudum! Bu bir ilkti ve bana Altın Plak getirdi. Şimdi yapılan pop müziğini beğenmiyorum. Kesinlikle iyi değil.

Eskisi gibi bestekârlar, söz yazarları kalmadı. Nerede o Şekip Ayhan Özışıklar? Sadettin Kaynak bile öyle bir eser yapmış ki harikulade. Eserleri çok sesli olabilir, ben Filarmoni Orkestrasıyla onun eserlerini yorumlamak istiyorum. (Emine Bıyık - Akşam)

9 yaşında çocuğa tecavüzden 11 yıl 8 ay hapis cezası aldı

Diyarbakır’da 2010 yılında 9 yaşındaki erkek çocuğa tecavüz eden 15 yaşındaki C.S.’nin yargılandığı davada karar açıklandı. Davayı 4 yıl sonra karara bağlayan mahkeme halen 19 yaşında olan sanık C.S.’ye 11 yıl 8 ay hapis cezası verdi.

Olay, 2010 yılı Aralık ayında meydana geldi. C.S., aynı mahallede oturan D.B.’yi zorla bisiklete bindirerek boş bir araziye götürdü. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre; C.S., mağdur D.B.’yi bir kamyon kasasına bindirerek tecavüz etti. C.S.’nin eve gelmesi ardından üstünü değiştiren annesi, iç çamaşırını kanlı görünce D.B.’yi doktora götürdü. Yapılan muayenede ’Fiili livata’ bulgularına rastlayan sağlık görevlileri, durumu polis ekiplerine bildirdi. D.B.’nin ifadesinin alınması üzerine polis ekipleri aynı mahalleden C.S.’yi gözaltına aldı. C.S., suçlamaları kabul etmeyerek, "Okuldan kaçmasına yardım ettim. Cinsel istismarda bulunmadım" dedi.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede, çocuk psikiyatri uzmanından alınan rapora göre mağdurun ruh sağlığının bozulduğu belirtilerek, mağdurun iç çamaşırında yapılan teknik incelemede elde edilen sıvının, S.C.’den alınan kan ile genotip uyumlu olduğunu belirtti. İddianamede, S.C.’nin tehdit ve zor kullanarak hürriyetinden yoksun kıldığı mağdurun vücuduna organ sokmak sureti ile cinsel istismarda bulunduğu vurgulandı. İddianameyi hazırlayan savcı, C.S.’nin, ’Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ ve ’Cinsel amaçlı çocuğu hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 24 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

11 YIL 8 AY HAPİS CEZASI
İddianamenin kabulü ardından suça sürüklenen çocuk C.S.’nin tutuksuz olarak yargılanmasına, 2012 yılında Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Davanın geçen gün görülen son duruşmasında savcı esas hakkındaki görüşünü açıkladı. Adli Tıp Kurumu’ndan gönderilen "Ruh sağlığı bozulmamıştır" raporuna atıf yapan Cumhuriyet Savcısı, şu anda 19 yaşında olan C.S.’nin cezalandırılmasını istedi.  Duruşmada söz alan C.S.’nin avukatı, müvekkili için beraat kararı verilmesini istedi. Kısa bir ara ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, C.S.’nin, ’Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ ve ’Cebir kullanarak çocuğu hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 11 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.

Felat BOZARSLAN/DİYARBAKIR, (DHA)

27 Temmuz 2014 Pazar

Nicklas Bendtner her puan için 38 bin euro istedi


Son dönemde saha içinden çok saha dışında yaptıkları ile gündeme gelen Nicklas Bendtner'in, yeni takımının Eintrach Frankfurt olması bekleniyordu. Frankfurt'un kendisine önerdiği parayı az bulan golcü oyuncu, maaşının üzerine takımın alacağı her puan için 38 bin euro ikramiye talep etti.







Yonca Evcimik: Yonca Evcimik: Devlet büyüklerine söyledim, fırça yedim, iki gün sonra Gezi oldu!

Ben olaylar patlamadan birkaç gün önce Ankara’daydım. Devlet büyüklerimizle hayvan hakları yasasıyla ilgili bir toplantımız vardı. O gün internette, yapılacak olan şeyin maketi yayınlanmıştı ve ben de İstanbul’da nefes alınacak yer kalmadı ne gerek var diye düşündüm. Sadece Taksim Parkı var dedim ve insanlar sadece orada nefes alabiliyorlar. Devlet büyükleri bana çok bilgisizce konuştuğumu söylediler ve “Ne yapılacağını bir görün, oradaki yeşillik yok edilmiyor; aksine yeşil alan orada duruyor” dediler. Ben de gördüğümü ve o yüzden üstünde konuştuğumu söyledim ve yapılmasa ne olur diye tepkimi söyledim. Üzerine fırça yedim. Fırça yiyince sustum ve 2 gün sonra bu olaylar başladı. Ben buna üzülmedim mi, üzüldüm. İsterdim ki bu işler ilk başladığında “Yapılmasın kardeşim” denmesini isterdim ama olmadı maalesef ve herkesin basireti bağlandı. Biraz daha geniş baktığım zaman çok kadercilik gibi gelecek belki; ama böyle olması gerekiyormuş ve önüne geçemedik. Şimdi orası ne durumda? Bildiğim kadarıyla yürütme kararı durduruldu öyle duruyor, duracaktır da. İçimden oranın öyle kalacağını hissediyorum. Neticede, orada yatan çocukların ilk amaçları, oradaki yeşilliğin bozulmamasıydı. Sonradan işin şirazesi çıktı, ben burada yaşadıklarımı ve gördüklerimi söylüyorum. Sonuç olarak orada dengeler bozuldu, geriye adım atılamadı ve iş buralara geldi. Ama görüyoruz ki Gezi Parkı’mız hâlâ duruyor. Önemli olan herkesin buradan gereken dersi çıkarmış olması diye düşünüyorum. (Radikal)

Gezi Parkı yürüyüşü suç değil, haktır

İzmir Çocuk Mahkemesi: Gezi Parkı yürüyüşü suç değil, haktır

Gezi protestolarına katıldığı için yargılanan 24 çocuk hakkındaki beraat kararının gerekçesinde, "AİHM içtihadı ve Anayasa'ya göre her yurttaşın, önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri düzenleyebileceği" belirtilerek, Gezi eylemlerinin 'suç değil hak' olduğu ifade edildi.

İSMAİL SAYMAZ - RADİKAL

http://www.radikal.com.tr/turkiye/izmir_cocuk_mahkemesi_gezi_parki_yuruyusu_suc_degil_haktir-1204059

Andrej Pejic kadın oldu!


Dünyaca ünlü androjen manken sonunda seçimini yaptı...
Sırp asıllı Avustralyalı Pejic, erkek olmasına rağmen podyumlara kadın kılığında çıkıyordu.
Ünlü manken ameliyatla kadın olduğunu ve artık 'Andreja' adını kullanacağını açıkladı.
Ünlü manken daha önce "Güzel bir kadın ve çekici bir erkeğim. Her iki cinsi de baştan çıkarmayı seviyorum demişti.

Habertürk

26 Temmuz 2014 Cumartesi

AKP'li Gay'ler Meydanlara Çıktı: 'Velev ki İ.neyiz...'

"AK Parti LGBT Bireyleri" adıyla kurulan grup İstanbul ile Ankara arası mesafeyi 3,5 saate düşüren Yüksek Hızlı Trenin açılışına katıldı.

AKLGBTİ adlı twitter hesabından fotoğrafları paylaşan grup, "AK LGBTİ bugünki açılış mitingindeydik. Alışın heryerdeyiz... " notunu düştü.

AKLGBTİ grubu daha önce 'Onur Yürüyüşüne AKP bayrağı ile katılma ısrarı dolayısıyla tartışma yarattı.

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar İstiklal Caddesi'nde bir süre önce gerçekleştirilen gerçekleştirilen LGBT onur yürüyüşünden sonra Twitter’daki hesabından "“İstiklal'de yürüyen ayolcular, o cadde zaten günboyu sürekli kalabalık, sıkıyorsa Kazlıçeşme'de bir toplanın çapınızı çevrenizi bir ölçelim" yazması tepki çekmişti.

HANGİ SLOGANLARI ATIYORLAR

"Velev ki ibneyiz!"
"Susma haykır, eşcinseller vardır"
"Susma haykır, lezbiyenler vardır"
"Eşcinseller susmayacaklar, susmayacaklar, susmayacaklar"
"Ayşe Fatmayı, Ahmet Mehmedi; birbirlerini sevebilmeli"
"Teşhirci değil travestiyiz"
"Okulda,işte,mecliste eşcinseller heryerde; kabul et ya da etme, eşcinseller heryerde"
"Çürük değil eşcinsel"
"Kurtuluş yok, tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz"
"Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım"
"Freddie Mercury'nin askerleriyiz".
"Faşizme karşı bacak omuza"

Gaziantephaberler.com

Üniversitede not yükseltme karşılığı eşcinsel ilişki

Tunceli Üniversitesi’ni karıştıran olay

Tunceli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı erkek Yrd. Doç. Z.Ö.’nün, bazı erkek öğrencileri ile sınıf geçirme veya not yükseltme karşılığında cinsel ilişkiye girdiği iddiası ortalığı karıştırdı.

Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ’un görevden alındığını söylediği Yrd. Doç. Dr. H.O. hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldı.

Üniversitedeki erkek öğrencilerden H.O. bir kız öğrenciyi de tanık göstererek, kendisi gibi erkek olan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Z.Ö.’nün cinsel ilişki teklifiyle karşılaştığını söyleyerek şikayette bulundu.

‘BAŞKA ERKEK ÖĞRENCİLERLE DE İLİŞKİ YAŞADI’
Dilekçesinde sapık teklifin hem sözlü, hem de bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden yapıldığını belirten H.O., bununla ilgili elinde yazılı belge olduğunu, Yrd. Doç. Dr. Z.Ö.’nün başka erkek öğrencilerle de ilişki yaşadığını bildirdi.

H.O.’nun şikayet dilekçesini geri çekmesine karşın Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, bir eğitim kurumunda böyle bir olaya izin verilemeyeceğini belirterek önce Yrd. Doç. Dr. H.Ö.’yü görevden aldı ve hakkında soruşturma başlattı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca konuya ilişkin başlattığı soruşturmanın devam etitği belirtilirken, Rektör Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, “Böyle bir olayın iddia olarak dile getirilmesini bile kabul edilecek bir durum değildir ve olayı soruşturmak üzeri bir komisyon oluşturduk. Ve Yrd. Doç. Dr. derhal bölüm başkanlığı görevinden alındı ve soruşturma bitene kadar hiçbir derse girmemesi kararı alındı. Soruşturmayı titizlikle yapacağız ve ortaya çıkacak sonuca göre hiçbir taviz vermeden hareket edeceğimizi kamuoyuna bildiririz” dedi.

ÖĞRENCİLER EĞİTİM- SEN’E ŞİKAYET ETTİ
Eğitim- Sen Tunceli Şubesi, olayla ilgili Yrd. Doç. Z.Ö., ile ilgili bölüm öğrencilerinden sendikalarına bir çok şikayet geldiğini açıkladı. Açıklamada, şöyle denildi: “Tunceli Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışan Z.Ö.’nün derslerini yürüttüğü bazı öğrencilere, bulunduğu pozisyonu ve hiyerarşiyi kullanarak ’fiili livata’ uyguladığı iddia edilmiştir. Şahıs hakkında başlatılan ilk soruşturma, öğrenciler dilekçelerini geri çektikleri, ya da çektirildikleri için kapatılmıştır. İtirazlar üzerine soruşturma yeniden açılmış ve komisyon değiştirilerek farklı bir soruşturma komisyonu kurulmuştur. Yeni kurulan komisyonun gerçek anlamda YÖK Disiplin Yönetmeliği’ni uygulanıp uygulanmayacağı merak konusudur.”

http://sozcu.com.tr/2014/gunun-icinden/tunceli-universitesini-karistiran-olay-564603/

Murat Boz trafiğin akışını Boz'du!

Murat Boz önceki gün spor çıkışı Nişantaşı'nda görüntülendi






Bir arkadaşıyla The House kafede sohbet eden ünlü popçu, lüks cipini mekanın önüne, yaya geçidinin üzerine park etti. Bir saat kaldığı mekandan çıkarken yanına gelen bir arkadaşıyla aracının içinde uzun uzun sohbet eden Boz, trafiği engellediği için vatandaşların tepkisini çekti.

HT MAGAZİN / Nuri ALTUNTAŞ

RAFAEL NADAL SEVGİLİSİYLE BİRLİKTE TATİLDE





 Hürriyet

'Homofobi ve transfobi karşıtı bir cumhurbaşkanı istiyoruz'

SPOD, cumhurbaşkanlığı seçiminde LGBTİ bireyleri aktif bir biçimde ayrımcılığa karşı koruyacak cumhurbaşkanı istiyor

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) Türkiye'de yaşayan LGBTİ'leri homofobik ve transfobik saldırılara maruz kalmaya devam edildiğini belirterek, devletin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’de yaşayan LGBTİ’ler olarak bizler, homofobik ve transfobik saldırılara maruz kalmaya devam ediyoruz. Birçok LGBTİ sadece cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğinden dolayı nefret cinayetlerinin mağduru oluyor, nefret söylemine maruz kalıyor, okulda aşağılanıyor, sokakta saldırıya uğruyor, işinden ve evinden atılıyor.

LGBTİ’lere yönelik bu yaygın ayrımcılık karşında devlet, LGBTİ bireyleri aktif bir biçimde ayrımcılığa karşı korumayarak bu suçun bir parçası olmaya devam ediyor. Halbuki Türkiye'nin imzacısı bulunduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri i gereğince LGBTİ'ler bu ülkenin eşit yurttaşları olarak kabul edilmelidir ve eşitlik sağlanana dek devlet üzerine düşen sorumlulukları yerine getirilmelidir.

Cumhurbaşkanlığı makamı her ne kadar sembolik yetkilerle donatılmış olsa da, yeni Cumhurbaşkanının ülkede evrensel hukuk normlarının ve insan hakları prensiplerinin üstünlüğünü temsil eden bir görev üstlenebileceğine inanıyoruz.

Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği olarak yeni Cumhurbaşkanı'nın

I. Homofobi ve transfobi karşıtı

II. Nefret söylemi ve cinayetleri karşısında etkin çözüm üretilmesine ön ayak olan

III. Uluslararası yasalar ve uygulanması konusunda LGBTİ bireylerin insan haklarını savunan

IV. Yeni anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın yasaklanması ve LGBTİ bireylerin eşit    yurttaşlığının kabülü yönünde görüş bildiren

V. Eşitlikçi, demokrat ve LGBTİ dostu

Olmasını bekliyoruz.

Üç aday arasında bu ilkeler çerçevesinde çalışan, söylem üreten ve ilişkilenen Cumhurbaşkanı adayının yalnızca Selahattin Demirtaş olduğunu eşitlikçi, özgürlükçü bir Cumhurbaşkanı isteyen herkese ve LGBTİ kamuoyuna duyururuz.

Ne yazık ki diğer Cumhurbaşkanı adayları SPoD'un ve diğer LGBTİ örgütlerinin taleplerine rağmen LGBTİ bireylerin insan haklarını görmezden gelmeyi tercih etmişlerdir. Yeniden hatırlatmak isteriz ki LGBTİ bireylerin insan haklarını savunmak insan haklarını temel alan her siyasetin olmazsa olmazıdır ve bugüne dek kimseye oy kaybettirmemiştir.

Son olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Başkanlık Sistemi tartışmaları gölgesinde gerçekleştiğini hatırlatmak isteriz. SPoD Türkiye'de çoğulcu bir demokrasinin tesis edilmesi için parlamenter demokrasinin sürdürülmesini, yürütmenin yargı üzerindeki baskısının son bulmasını, seçim barajının kaldırılmasını ve yasamanın yürütme karşısındaki yetkilerinin güçlendirilmesini savunmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun SPoD olarak yeni Cumhurbaşkanı'na uluslararası insan hakları prensipleri gereği LGBTİ bireylerin insan haklarına sahip çıkma sorumluluğunu hatırlatmayı sürdüreceğimizi bildiririz.

T24

LGBTİ bireyler: Şiddete boyun eğmeyeceğiz!

Mersin’de durakta otobüs bekledikleri sırada, beş LGBTİ bireyinin, polisler tarafından hakaret ve darba maruz kalması, Mersin ve Ankara’da LGBTİ bireyler ve insan hakları, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerince portesto edildi. Mersin’de LGBTİ bireyler, “Şiddet Var” yazılı pankart açarken sık sık “Transfobik devlet, yıkacağız elbet” sloganı attı. Eylemde, “Nefret vurdu devlet uyudu”, “Her gün bir cinayet, faili devlet” yazılı dövizler taşındı.

Basın açıklamasını yapan Mersin 7 Renk LGBTİ üyesi Ece Yiğit, polis saldırısına uğrayan arkadaşlarına destek olacaklarını söyledi. Söz konusu saldırıda yer alan polislerin açığa alınmasını isteyen Yiğit, “Kamuoyunun uyanması için daha kaç trans birey şiddete uğrayacak” diye de sordu. Öte yandan polis şiddeti Ankara’da da Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği üyeleri tarafından basın açıklaması yapılarak protesto edildi. Grup adına basın açıklamasını yapan bir dernek aktivisti, “Bize ikinci sınıf vatandaş gibi davranılmasına izin vermeyeceğiz. Devletin translara karşı yönelttiği sistematik şiddete ve zorbalığa boyun eğmeyeceğiz” dedi.

Özgür Gündem

Aktivistler LGBTI haklarında iyileştirme çağrısında bulundu

Destekleyenler, halkın LGBTI bireyleri daha fazla kabul etmeye başladığını söyledi.

SES Türkiye için İstanbul'dan Aynur Tekin'in haberi 

Savunucuların ifadesine göre, Türkiye'deki lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseksüel (LGBTI) hakları geçtiğimiz yılın Gezi Parkı protestolarından bu yana halk arasında kabul görmede önemli gelişmeler kaydetti.

Aktivistlere göre, Gezi sonrası dönemde insanların LGBTI bireylere yönelik tavırlarında önemli değişiklikler görüldü. [Aynur Tekin/SES Türkiye]

Bir LGBTI aktivisti ve üniversite öğrencisi olan İpek,SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, "Bana göre, LGBTI bireylerle ilgili nefret söylemleri ve olumsuz ifadeler önemli oranda azaldı. Toplumun LGBTI bireyleri tamamen kabul ettiğini söylemek istemiyorum. Ancak, toplumun bu konuda bayağı yol kat ettiğini düşünüyorum."

İpek gibi birçok aktivistin soyadlarının yayınlanmasını istememeleri daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunun başka bir göstergesi. Ancak, İstanbul'daki büyük Onur Yürüyüşünde gökkuşağı bayrakları İstiklal caddesi üzerinde yayılırken, Beyoğlu Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve İngilizce sloganlarla inledi. Yurt dışından gelen ziyaretçiler, İstanbul'un genel olarak LGBTI bireylere karşı kendi ülkelerinden daha misafirperver olduğunu söyledi.

Ukrayna'dan Yuri,SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, "Birçok ülkede Gay Pride'a katıldım, ancak hiçbiri İstanbul'daki gibi değildi" dedi. "İstanbul harika ve çok önemli, çünkü komşu sayılırız: Ukrayna ve Türkiye. Her yıl İstanbul'daki Gay Pride'a katılırız ve her yıl daha harika bir şey oluyor."

LGBTI haklarını güçlendirmek, Türkiye'nin AB'ye kabulü için önemli bir gereklilik.

Türkiye'nin kabul süreciyle ilgili yıllık değerlendirmesinde, AB "Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireylerin istismardan ayrımcılıktan ve şiddetten etkili bir şekilde korunmasını garanti etmek için önemli çaba gösterilmelidir" dendi. "Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine bağlı şiddet ve ayrımcılığı ele almak için somut yasal ve uygulamaya yönelik adımlara ihtiyaç var."

Türk medeni kanununda cinsel yönelimden hiç bahsedilmiyor ve homoseksüel evlilik kanunen tanınmıyor. Cinsel yönelim ve kimliğin anayasa tarafından korunması, LGBTI hareketinin ana talebi.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) basın ve halkla ilişkiler ofisi, SES Türkiye'nin sorularını yanıtlamadı. Hükümet, herhangi bir sosyal gruba karşı ayrımcılığı reddetti.

AKP İstanbul milletvekili Egemen Bağış bir konumasında, "Türkiye'de herkesin eşit vatandaş, eşit birey olabilmesi ve AB standartlarında olabilmek için … özümüze dönüyoruz. Bizim inancımızda ayrımcılık, baskı, ayrıştırma ve ötekileştirme yoktur."

2003 yılında İstanbul'daki onur haftası sırasında ilk LGBTI yürüyüşüne yalnızca birkaç düzine insan katılmıştı. Katılım yıldan yıla artarak, geçen yılki Gezi Parkı protestoları sırasında 50.000'e fırladı. Destekçiler, bu yıl 100.000 kadar kişinin katıldığını ve bunun güneydoğu Avrupa'daki en büyük yürüyüş olduğunu söyledi. Destekçiler, dört belediyenin Mart ayındaki yerel seçimlerin ardından LGBTI haklarının korunmasıyla ilgili bir protokole imza atmasını tarihi bir hareket olarak ifade ediyor.

İstanbul merkezli Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) ortak kurucusu Sedef Çakmak, SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada LGBTI haklarıyla ilgili hareketin geçtiğimiz yıla göre daha güçlü hale geldiğini söyledi.

Çakmak, "Gezi'deki ana meselemiz polis şiddetine karşı hayatta kalma içgüdüsüydü. Yıllar içinde LGBTI bireylerin kendi aralarında oluşturduğu dayanışma kültürü buna dayanıyordu" dedi.

"Bu, anayasal hakları olmayan ve polis şiddetine maruz kalan bir grup. Askerlik hizmetinde ayrımcılığa tabi tutuluyorlar. Hakları koruma altında olmadığından hiç kimseye güvenemeyen bir gruptan bahsediyoruz. Bu yüzden kendi içlerine çekildiler ve bir dayanışma kültürü oluşturdular. Sokaklarda bir gey birey cinayete kurban gittiğinde, hiç kimse kim olduğunu veya kime oy verdiğini sormaz, onu doğrudan destekleriz, çünkü bilirsiniz ki bir gün siz de sokakta öldürülebilirsiniz. Bununla Gezi arasında önemli bir analoji olduğunu görüyorum."

Çakmak, LGBT örgütlerinin sayılarında artış olduğunu da sözlerine ekledi.

"İlk başlarda yalnızca Ankara ve İstanbul gibi metropol şehirlerinde görünürdük. Gezi'den sonra Mersin, Adana, Malatya, Antalya gibi diğer çok sayıda başka kente de yayıldık.

Çakmak'a göre bu yılın onur yürüyüşü için "Temas" ana fikri, bu büyüyen dayanışmayı yansıtacak şekilde seçildi.

"Gezi boyunca, daha önce iletişime geçemediğimiz birçok insana ulaştık. Gezi'de birçok farklı grup bir araya geldi. LGBTI hareketi bu farklı kesimlerle iletişime geçebildi" dedi.

Bilgisayar programcısı ve gey hakları savunucusu olan Emrah, toplumun LHBTI bireylere yaklaşımının özellikle İstanbul'da değişmekte olduğunu belirtti.

Emrah,SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada, "İnsanlar onlara alışıyor. Diğer şehirlerden farklı olarak, LGBTI bireylerin İstanbul'daki alışveriş merkezlerinde çalıştıklarını görebilirsiniz" dedi. "Bu durum onlarla daha fazla yerde karşılaşma olasılığını arttırıyor ve onların toplumda kabul görmesini sağlıyor. Aynı zamanda birçoğu sosyal medyada paylaşım yapıyor. Bana göre, sosyal medyadaki bu paylaşımlar ve tartışmalar çok etkili oldu."

Türk hukuk sisteminin LGBTI insan haklarına nasıl yaklaşması gerektiğini düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlar bölümünde paylaşabilirsiniz.

Hülya Avşar Gay Dergisine Poz Verdi

Hülya Avşar, Murat Boz’un önce röportaj verip daha sonra iptal ettiği, Türkiye’nin ilk gay magazin dergisi 
‘Gaymag’e cesur açıklamalar yaptı: 

Kızım eşcinsel olabilir

Herkesi insan olarak görüyorum, ‘gay’ diye ayırmıyorum. Asistanım eşcinsel; akıllı ve kıvrak zekaya sahip oluyorlar. Onlarla vakit geçirmekten zevk alıyorum.

Tehlikeli olduklarına da inanıyorum bir taraftan... Onların canını yaktığınızda, bulunduğunuz yeri terk etmenizde fayda var!

Özellikle Gezi olaylarından sonra her şey farklı olmaya başladı. Yürüyüş yapıp hakkınızı arayabiliyorsunuz. Pek çok yerde eşcinsel çalışana rastlıyorum. Bazıları ise  seçtikleri hayat şekli ve yaptıkları hatalar yüzünden eziliyor.

Zehra, ‘Eşcinselim’ derse; evladımdır, başımın üzerinde yeri vardır. Hiç garip gelmiyor bana, olayı büyüteceğimi düşünmüyorum.
 
Milliyet