19 Ekim 2017 Perşembe

Gazeteci Ayşenur Arslan : Bize yerli ve milli biseksüel lazım

Talks’ta biseksüel olduğunu ve bugüne kadar korktuğu için bunu açıklamadığını ifade eden Elif Şafak'a sert tepki gösterdi.

BİZE NE

Tele1'de ekrana gelen Forum programında yazar Elif Şafak'ın 'biseksüelim' açıklaması da konuşuldu. Gazeteci Ayşenur Arslan, Elif Şafak'ın gündeme gelmek için böyle bir açıklama yaptığını ima ederek, "Bize ne" dedi, Şafak'ın lüks hayatına vurgu yaptı.

YERLİ VE MİLLİ

Ayşenur Arslan'ın Elif Şafak çıkışına Enver Aysever de "Bize yerli ve milli biseksüel lazım" esprisiyle katıldı.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/kurt-bayragini-indiren-kim-gondere-ceken-kim-40615297

Hayatımda hiç döner yemedim; Ben gay değilim ama gay arkadaşlarım var!

İngiltere tahtının beşinci vârisi Prens Harry, hayatında hiç döner yemediğini söylemiş. Ayıp ediyorsun Harry, vaktin olursa atla gel sana Kadıköy'de bir zurna ayarlayalım.


Sanmayın ki döner sadece Türkiye'de popüler. Prens Harry'nin İngiltere’de de çokça tercih edilen dönerin tadına hiç bakmamış olması bu yüzden şaşırtıcı. Habere göre, bir hayır aktivitesine katılan Prens Harry, bir çocuğun “Hiç döner yediniz mi?” sorusuna, “Hayır ama arkadaşlarım yedi” yanıtını vermiş. "Hayır ama arkadaşlarım yedi" de garip bir cevap değil mi? "Ben gay değilim ama gay arkadaşlarım var" derken 'aslında homofobik değilim' mesajı vermek gibi... Tamam anladık Harry, dönere karşı boş değilsin!

Ama bir insan nasıl döner yemeden yaşayabilir yahu? Bir Türk olarak hakikaten anlamakta zorlanacağımız bir durum. Halbuki bu efsane lezzet dünyanın her yerinde 'en çok satan fast-food yemekler' arasında ilk 10'da yer alıyor. Mesela Almanya'nın bir numaralı fast-food yiyeceği olmuş durumda.

Prens Harry'nin yolu bir gün Türkiye'ye düşerse en alasından bir döner yedirelim kendisine. Hatta ben dönerci olsam, şahsen paketletip gönderirdim bi' yarım. Güzel olmaz mıydı?

http://www.milliyet.com.tr/prens-harry--hayatimda-hic-doner-yemedim-mola-5076/

Elif Şafak, biseksüellik ve bizim büyük homofobikliğimiz

Elif Şafak’ın yazarlığı eleştirilebilir, belki çeşitli konulardaki samimiyeti de sorgulanabilir. Cinsel kimlik konulu bir ifşanın samimiyetini sorgulamaksa hiç kimsenin, hiçbirimizin haddine değil. Bir insanın hayatının bu kadar özel ve önemli bir yanına dair paylaşımını sorgulamak için, biz de kim oluyoruz yahu?
Elif Şafak New York’taki Ted Talks konuşmasında biseksüel olduğunu açıklayarak büyük yankı uyandırdı. Dünyada değil tabii, ülkemizde. Sene olmuş 2017, biseksüelliğin ve ifşasının marjinalliği, avangartlığı mı kalmış… (Bu iki kavrama yer verme nedenim sosyal medyada bu konuya dair yorumlarda sıkça kullanıldığına rastlamam.)

Bizdeyse pek tabii ki yer yerinden oynadı. Sosyal medya ikiye bölündü. Sosyal medyamız çünkü zihin dünyamız ikiye bölünmeye o kadar müsait ki bu hiç de zor olmadı. Sol tarafta sahne içi hareketin, sağ tarafta diyalogların aktığı çift sütunlu senaryolar gibiyiz. Düşünce/eylem ve söz hem birbirinden apayrı hem de kabak gibi ortada. İç içeliğe, hayatın griliklerini kapsayan ara alanlara, başka bakış açılarına en basit düzeylerde bile tahammülümüz yok. Bu nedenle gün geçmiyor ki insan pek de yakın hissetmediği birini savunur durumda bulmasın kendini.

Elif Şafak konuşmasının ilgili kısmı şöyle: “Ben her zaman azınlık hakları konusunu yüksek sesle konuşan ve üzerinde yazı yazan biri oldum, kadın hakları LGBT hakları gibi… Ancak bu konuşmamı hazırlarken biseksüel olduğumu insanların içinde konuşma cesareti gösteremediğimin farkına vardım. Çünkü karalama, alay, nefret ve damgalamaların peşimden gelmesinden korktum. Fakat kimse durumun karmaşıklığı nedeniyle sessiz kalmamalıdır.”

Ahmet Hakan’dan Oray Eğin’e kadar herkes konuya kendi meşrebince el attı. İkiye bölünen sosyal medyamızın bir kısmı Elif Şafak’ı cesurca açıklaması için tebrik ederken diğer kısımsa yazarı, çocukluğundan hatta hızını alamayıp Big Bang’den başlayarak yerin dibine gömmekle meşguldü. Hakaretler birbirini kovaladı, arada hatırı sayılır miktarda bifobik, homofobik, transfobik malzeme de üretildi.

Biseksüelliğin ne anlama geldiğini yazayım bu noktada çünkü Elif Şafak’ı eşi Eyüp Can’la çeşitli yakınlaşma hallerinde gösteren cinfikir tweetlerden anlaşıldığı kadarıyla pek bilinmiyor. Ya da ‘bi’linmezden geliniyor. Biseksüellik, “hem erkek hem kadınlara yönelik romantik çekim, cinsel çekim ya da cinsel davranış” anlamına geliyor. (Bu konuda sosyal medyada dönen espriler arasında en beğendiğim, “biseksüellik ne ya?” sorusuna karşılık yazılan, “iki yılda bir seks, bienal gibi” oldu.)

Biseksüellik bizim üniversite yıllarımızda oldukça popüler bir yönelimdi. Barda otururken o güne kadar hetero bildiğimiz kız arkadaşlarımızın birden yanındaki kızı öpmesi gibi durumlara şahit olurduk, alkışlar ıslıkları izlerdi. Havalı, cesur, özgürleştirici bir yanı vardı bu durumun. Çok hassas bir alanda espri yaptığımın ve her an kafama bir ok yiyebileceğimin farkındayım ama dalga geçmiyorum. Fikir olarak oldukça insana yakın, ruha yakın geliyor. Yine de insanın içinde olmalı tabii. İhtimallere açıklığın cazibesinin doğal bir parçasını oluşturduğu ilk gençlik yıllarının “masumiyeti” dışında ama, bu gibi durumların taklit, özenti, reklam malzemesi olmasının LGBTİ bireylerin yaşamının inanılmaz derecede zor olduğu Türkiye gibi bir ülkede hele, sinir bozucu bir yanı, elbette var.

İtinayla Doğu’dan çok Batı’yı hedef alan, dantelli, cin peri hikâyeli, loş evde tül perdeli, kat kat rimelli ve kasvetli edebi dünyası kadar en az, Elif Şafak’ı Elif Shafak haline getiren süreçte reklam ve PR faaliyetlerinin tartışılmaz bir öneminin olduğuna katılıyorum. İlk romanlarını daha kendine özgü bulup daha çok sevmekle beraber, Şafak hiçbir zaman benim yazarım olmadı. Sorunlu ve yer yer de tutarsız politik çizgisini de kendime yakın bulmadım hiç. Yine de bir Elif Şafak nefretim yok, bu konudaki yaygın nefreti de anlamam pek mümkün değil. Bu işler bizde de dünyada aşağı yukarı böyle dönüyor bir de maalesef. PR’ı da Elif Şafak icat etmiş değil yerli ve Batılı okur avlama tekniklerini de. Pek çok iyi yerli yazarın adını bile bilmezken gece gündüz ondan söz ettiğimize göre, daha önce de yazdığım gibi, ortada bir cehennem varsa ona odun taşıyan da biziz.

Çeşitli ve yaratıcı vesilelerle hep ilgi odağı olmayı başarmış bir yazarın bu tür bir açıklamasının belli bir düzeye kadar espri kaldırır olduğunu da kabul ederim. Aşağı yukarı ikinci tweette, üçüncü hakarette aşınan ve aşılan bir düzey bu da. Şafak’ın açıklamasını takip eden yazılardaki iğneleyici ya da eleştirel değil düpedüz hakaret içeren dil, tüylerimi diken diken etti. Nedense bu gibi durumları en çok eleştirenler de esen rüzgârları en idareli biçimde kullanıp gemisini her daim yürütebilenler oluyor.

Elif Şafak’ın yazarlığı eleştirilebilir, belki çeşitli konulardaki samimiyeti de sorgulanabilir. Cinsel kimlik konulu bir ifşanın samimiyetini sorgulamaksa hiç kimsenin, hiçbirimizin haddine değil. Bir insanın hayatının bu kadar özel ve önemli bir yanına dair paylaşımını sorgulamak için, biz de kim oluyoruz yahu?

Elif Şafak açıklaması üzerine yazılıp çizilenler, ifşada belirtilen çekinceleri o kadar doğrular nitelikte ki. Türkiye gibi bir yerde “aykırı” görülen bir cinsel kimliği açıklayacak kişinin alay, iftira, karalama ve damgalamadan korkmasından daha doğal bir şey olamaz.

Elif Şafak’ı sevip sevmemek konu dışı. Edebi ve siyasi tercihler konu dışı. Bu ifşa ve devamında karşılaştığı yoğun saldırı konusunda sonuna kadar Elif Şafak’ın yanındayım. Hiçbir samimiyetsizlik de klavyelerden taşan ikiyüzlülük, homofobi ve maksadını baştan aşan nefret kadar samimiyetsiz gelmiyor bana.

Zehra Çelenk

https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/10/17/elif-safak-biseksuellik-ve-bizim-buyuk-homofobikligimiz/

KORKAK BİR HOROZ ELİF ŞAFAK KONUSUNDA KİMLERİ ALKIŞLAR

DİKKAT ettiniz mi...Elif Şafak biseksüel olduğunu açıklayınca erkek yazarlar üzerine çullandı.
Kadın yazarların pek çoğu sessiz kaldı... Bana sanki, bu düşünsel recmi sessizlikleriyle onaylıyorlar gibi gelmişti. Yanılmışım...

Ayşe Arman dün öyle bir patlayıp TED konuşması için fikrini şu cümleyle öyle net yazdı ki...
“Bence şahane bir konuşma... Destekliyorum... Ve Elif Şafak’ı çok cesur buluyorum...”

Ben de sana çok teşekkür ediyorum Ayşe... Benim gibi korkak bir horozun söylemek istediğini en açık şekilde söylediğin için teşekkür ediyorum.

NOT: Alkışladığım bir yazı da Gazete Duvar’da popüler kültür yazılarını çok keyifle okuduğum Zehra Çelenk’in “Elif Şafak ve bizim büyük homofobikliğimiz” yazısı.

TOKSİK MASKÜLEN VE TESTOSTERON TANKERİ

CUMARTESİ günü bir kadın senarist ve sinema eleştirmeni Mike Muir, Financial Times’ta, kadınlarına yapılabilecek en berbat şeyleri yapan ünlü yapımcı Weinstein’a karşı yazdığı yazıda iki ilginç kavram kullandı. Hollywood’un erkek dünyasını “toksik maskülenlik” olarak değerlendirdi ve bu erkekler için “Testosteron tankeri” dedi.

Türk medyasının erkek takımının Elif Şafak hakkında yazdıklarını okuyunca bunları hatırladım.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/kurt-bayragini-indiren-kim-gondere-ceken-kim-40615297

Sümüklü mehdinin biseksüel gelini

Elif Şafak’ın ‘ben aslında biseksüelim’ (hem kadınla hem erkekle demek) açıklaması üzerine okuyucularımdan yüzlerce mail aldım, acilen bir yazı siparişinde bulunuyorlar, haklılar tabii, bir Elif Şafak uzmanı olarak bu büyük ‘tarihsel’ olayı ben yazmayacağım da kim yazacak?

Batı kamuoyunda ‘cemaat’ ve ‘mehdi’ lafları aldı yürüdü, bir manyak ve piskopat bir sümüklü mehdinin gelini olarak anılmak dayanılacak bir eziyet değil, henüz bir yıl öncesine kadar ‘insanlık, diyalog, liberal değerler ve hoşgörü’yle kendini pazarlayan Elif Şafak için bu suçlamalar ‘zor gelmeye’ başlamış olmalı.

Hatta cemaat ve mehdi lafları ajan piskopat suçlamasından öteye artık bir ‘savaş suçuna’ doğru evrilmeye başladı, hatta, bu suçlamalarla her han ‘tutuklanması’ talep dahi edilebilir hale geldi.

Bu ‘ajan’ ve ‘hain’ ve ‘piskopatlık’ ve ‘sümüklü mehdi’ cephesinin hemen terkedilmesi lazımdı. ‘Biseksüelim’ diyerek cephe değil mevzi değiştirdi.

Ve şimdi bu yeni mevziisinde düne kadar cemaatin gelinine yapılan eleştirileri ‘ben aslında biseksüelim’ kıvırmasıyla daha rahat göğüsleyebilecek, çünkü batı kamuoyunun en hassas olduğu özgürlükler alanına giriverdi.

Ajan, hain, sümüklü mehdi, piskopat cemaat gibi eleştiriler karşısında yitirmekte olduğu yazar kimliğini, şimdi Elif Şafak ‘hayır ben lezbiyen’ olduğum için bana saldırıyorlar, bana saldıranlar ‘homofobik’ faşistler, Türkiye’de yaşamam mümkün değil, diyerek mercimek beyniyle karşılamayı düşünüyor.

Kimliğini, manyak bir cemaatten eşcinsel alanına kaydırmak bence de iyi bir strateji…

Ancak batıyı tanıyabilmek elçilik idare memurunun kızı olarak İngilizceyi iyi telaffuzuyla yetmiyor.

Mesela batı kamuoyunda Araplar kendilerini ‘prens’ olarak pazarlar, mesela, aynı yüksek çevrelere girmek isteyen Hintliler kendilerini ‘zengin üst sınıfın’ çocukları olarak.

Ancak aynı kamuoyunda Türkler’e gelince iş karışıyor, uzun bir süre, Avrupa solu ve neoconlara uyup onların panellerine katılıp Türkiye’deki "faşist ve Kemalist ordu"nun ‘muhalifleri’ olarak kendilerini pazarlamanın bayağı ekmeğini yediler, şimdi bunun da modası geçti.

Artık ortada "faşist ordu" da yok, şimdi muhalif cepheler de karıştı, daha düne kadar Elif Şafak’ın AKP’li bakanlara yaptığı övgüler The Guardian’ın arşivinde duruyor.

Liberaller neyin muhalifi pek anlamış da değilim, ancak, sürekli bir ‘kimlik’ krizi yaşadıkları kesin, cinsiyetleri milliyetleri sabit yerinde durmuyor gidip gidip geliyor. Tabii ki ilk sarıldıkları ‘kimlik’ evrensel kimlikler, liberallik zaten bir ‘dünya vatandaşlığı’, lezbiyenlik de öyle, bir genel kimlik.

Bence asıl kimlikleri, bu zavallılarda kendilerini Batı’ya kabul ettirmek gibi bir bitmeyen o iştah ve hevesleri.

Kendilerine habire kimlik ararlarken Türkiye’de siyasetler değiştikçe kimliklerini değiştirmek zorunda kalanlar keşke Batıyı tanıyabilseler de bu kadar çok kimlik krizine girmeseler.

1975 yılında çekilen ünlü sinemacı Kübrick’in Barry Lyndon filmi konumuzun ilk öğretici örneği, müthiş bir filmdir, sınıf değiştirmek isteyen bir İrlanda köylüsünün başından geçen çok sert maceralı bir hikayeyi konu edinir.

Aristokrasi, burjuvazi bir yüksek üst sınıftır, o sınıftan evlenseniz o sınıf kadar zengin olsanız o sınıfın kültürünü içselleştirmeye çalışsanız dahi, bir yere kadar.

Barry Lyndon filmi bir köylü çocuğun bir üst sınıfa asla giremeyeceğini anlatır. Üst sınıf Batı’nın genlerine kodlarına kanına girmiştir, dünyanın en büyük yönetmenlerinden sayılan Kübrick, bize, bu sınıfın sert aşılmaz duvarlarını gösterir. Ve filmin sonunda kahramanımız hem malikanesini hem asil eşini hem servetini hem bacağını kaybeder ve elinde sadece hayata başladığı yoksul köylülük kalır.

Gelelim ana temamız ‘lezbiyenliğe’… Daha birkaç yıl önce Mavi En Sıcak Renktir filmi Cannes film festivalinde büyük ödülü aldı. Film bir lezbiyen filmi ve dünya lezbiyenlerinin baştacı filmi.

Ve filmde onlarca dakika kesintisiz süren sevişme sahneleri pornografinin dahi sınırlarını aştı ve Fransa’nın en özgürlükçü sinema eleştirmenleri dahi, bu uzun süren pornografik sahneler karşısında küçük dilini yuttu, hatta bir çoğu sendeleyip şaşırdı ve hatta gösterime girip girmemesi dahi tartışıldı.

Batılı ve Türk izleyici ve eleştirmenler ister istemez filmde iki kadının aşkı ve yatağı ve romantizmine kilitlendi.

Oysa filmin konusu iki lezbiyenin romantik aşkı ve sevişmesi, asla değildi.

Kübrick’in filmi 1975, Mavi En Sıcak Renktir filmi ise 2010’larda çekildi ve ama, filmin konusu aynıydı: Sınıf!

Orta sınıftan bir liseli kız erkeklerden değil kadınlardan hoşlandığını anlar ve gay barlarına gitmeye başlar ve orada mavi saçlı bir kadına aşık olur.

Aşık olduğu kadın üst sınıftan bir kadındır, evlerinde istiridye yerler, liseli kızımız ise evinde domatesli makarna yer. Liseli kızımız onca okumasına rağmen ancak bir öğretmen olabilmekte, mavi saçlı sevgilisinin ise çok zengin bir çevresi vardır. Liseli kız eşcinselliğini ailesine anlatamaz, sevgilisi ise tanışmalarının hemen sonrasında sevgilisinin ailesine bir akşam yemeğiyle takdim edecek sosyal anlayışta ve rahatlıktadır.

Film, sınıfsal farkları daha da ileri götürür ve sınıfsal farkları konu edinir, mesela, mavi saçlı sevgilisiyle ayrı bir evde yaşamaya başlarlar ve partiler verirler, partide görürüz ki, mavi saçlı sevgilisi başkalarıyla rahatlıkla flört etmeyi sürdürmekte ve bu durum evlilikleri için ‘ahlaki’ bir suç hiç oluşturmaz.

Ancak liseli kızımız bir kaçamak yapar ve mavi saçlı sevgilisi alt sınıftan sevgilisinin bu kaçamağını hiç affetmez ve sevgilisini fahişelikle suçlayıp evden kovar.

Ve ayrıca bir yatak sahnesinde, ki, filmin merkez sahnesidir, mavi saçlı sevgilisi liseli kızımızı koynuna alıp okşarken şunları söyler, ‘öğretmenlik yetmez, sen de bir şeyler yapmalısın, mesela yazar olmalısın’ der…

Filmin özeti de bu sahnedir, yüksek sınıfın kendine ait zevkleri vardır, ahlakı vardır, görüntüsü vardır ve liseli kızımız dünya güzeli olduğu halde…

Ve asıl önemlisi, mavi saçlı sevgilisinin bütün arzularını doya doya dibine kadar karşıladığı halde mavi saçlı sevgilisinin havalı entel üst sınıf dünyasını dolduramaz.

Cinselliğin yeri doldurulur ama sınıfsal farklılığın yeri doldurulamaz?

Tunuslu yönetmen Abdellatif Kechiche, Mavi En Sıcak Renktir filminde dünyalılara şunları söyler: Bedenlerimiz aynı olduğu halde. Cinsiyetimiz aynı olduğu halde. Arzularımız şehvetimiz aynı olduğu halde. Aynı yatakta olduğumuz halde. Aynı yatakta birbirimizin en mahrem yerlerini saatlerce emdiğimiz halde…

AYNI İNSANLAR DEĞİLİZ

Sınıf farkları her yerdedir.

Sınıf farkları cinsiyetimizden zevklerimizden romantik aşkımızdan dahi çok başka bir yerdedir.

Filmin Avrupa’nın en büyük ödülünü alma sebebi de budur, yoksa, filmin geri kalan kısmını pornografik sitelerde pekala bulabilirsiniz.

Jack Goody’nin müthiş kitabı Tarih Hırsızlığı İş Bankası’ndan çıktı, aynı şeyleri akademik olarak anlatır.

Kitabı, Avrupa merkezli kültüre Batı topraklarından yapılan en sert ve en filozofik eleştiridir.

Her solcunun tekrar tekrar okumasını salık verdiğim bu kitapta yazar, batınının kendini dünyanın merkezi olarak görmesine çok sıkı akademik eleştiriler getiriyor.

Bilimsel buluşlar, üniversite, uygarlık, şehir, feodalite (egemenliğin bölüşümü), kapitalizm (tüccar, senet) ve ticaret, ve lezzetten çiçek bakımına kadar yüksek kurumlar ve zevkler sadece batılıların icadı değil, ispata çalışıyor.

Kolay değil, Avrupa’nın en büyük tarihçilerinden Braduel’i ve onun ‘kapitalizmin’ oluşmasına dair yazdıklarını eleştiriyor, Weber’in batı kapitalizmini tetiklediği düşünülen Proteston Ahlakı’na üstelik alaycı ve çok sert eleştiriler getiriyor, ve sıkı durun, Mark’ın tarihi dönemlendirirken Asya’yı istisna tutmasına ciddi itirazlar getiriyor.

Şunu demeye getiriyor, Çin dünya dışı medeniyet dışı bir yer değildi, ahlakı, şehri, kurumları, ince zevkleri ve ticareti, Batı’da olduğu gibi değil ama başka türlü geliştirdi. Evet Hint’te kastlar vardı, evet, Türkler Sipahi (ordu)ydu, ama, şehirleri ahlakı kültürü ticareti başka türlü gelişti.

Ve tabii hepsinin birbirleriyle irtibatları geçişleri.

Şunları söylemeye çalışıyor, Batılı olmayanlara ‘barbar ve ilkel’ ve ‘uygarlık dışı’ bir söylem Batı’nın kendini üstün görme hastalığıdır.

Bir zaman Kartacalar’a barbar dediler, bir zaman Fenikeliler’e (Lübnan), bir zaman Persler’e ‘barbar’ dediler, Kartacalar, Fenikeliler ve Persler tarih dışında kalınca bu sefer Türkler’e ‘barbar’ demeye başladılar.

Ve Türkler’in Çin ve Hint ve Arap ve Batı’nın dışında daimi ordu besleyen ve ordularıyla binlerce yıl yaşayan çok istisnai bir siyasi karakterleri vardı.

İnebahtı’da yenilmesine rağmen çok kısa sürede yepyeni yüzlerce kadırga inşa edecek tersaneleri vardı, Avrupa, Bursa dokumacılığı ve tiftik loncalarının çok gerisindeydi…

Kendini ezik ve aşağılık hissedenler için çok çok uzun öğretici bir akademik eleştiri.

Özetle Batı dışı topraklarda doğmuş olmak utanılacak bir şey değildir.

Mesela Batı dışı topraklarda doğmuş olmakla ‘uygarlık’ dışında kalmış olmazsınız.

Batı dışı topraklar silme baştan sona ‘barbar’ ve ‘despotik’ değildir.

Batılıların kucağına koynuna oturunca insan olunmuyor!

Batı dışı topraklarda da meclis, ahlak, yüksek kültürler ve bunların sürekliliğini sağlayacak kurumlar hep oldu.

Hatta eşcinsellik arızi bir durum değil sarayından şairine kadar ‘kültür’ olarak en alasını inşa etti.

Özetle, asıl insanlıktan çıkanlar, Batı’nın moda akımlarına kapılıp sınıfını kültürünü milliyetini toprağını inkar edenlerdir.

Bu moda cereyanların kuyruğuna tutunmak ülkemizde çok uzun süredir bir kimlik krizi haline geldi artık boşlukta ne yapacaklarını ne söyleyeceklerini şaşırdılar.

Oysa, bir muhalife ve bir yazara ve bir aydına yakışan, tarihin doğuda ve batıda değiştiremediği en sert yapıların karşısında olabilmektir.

Zenginlik ve fakirlik gibi, ezen ve ezilen gibi, sömürü gibi, emperyalizm gibi, emek gibi, işsizlik gibi, herkesin hukuk karşısında eşit olabilmesi için.

Yanisi, yatakta eşit olmak sadece bir kandırmaca…

Gerisi hep angarya!

Yüzüstü çok süründün…

Ayağa kalk Şafakya!

Nihat Genç

Odatv.com

http://www.sanalbasin.com/sumuklu-mehdinin-biseksuel-gelini19102017-21762832

17 Ekim 2017 Salı

Gerard Sabé by Gonzalo Machado for Vanity Fair!


Beyazgül Aile Bakanlığı ve Savcıları Göreve Davet Etti

Şanlıurfa Kültürel Mirası Koruma Derneği Başkanı Uğur Beyazgül, Elif Şafak ve Hülya Avşar’ın açıklamalarına tepki gösterdi.


Beyazgül ‘’Şafak ve Avşar’ın düşünceleri ve açıklamaları aile kurumuna direk saldırıdır’’ dedi.

Yazar Elif Şafak, geçtiğimiz günlerde ‘’Biseksüelim’’ diyerek kocasını aldattığını açıkladı. Hülya Avşar’da buna benzer bir açıklamada bulunarak ‘’Kocalar aldatmalı’’ dedi.

Bu sözler birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

Şanlıurfa Kültürel Mirası Koruma Derneği Başkanı Uğur Beyazgül, sosyal medya hesabından Şafak ve Avşar’ın sözlerine tepki göstererek, savcıları göreve davet etti.

Beyazgül, şu ifadeleri kaydetti;

‘’Elif Şafak "Biseksüelim"diyerek kocasını aldattığını söyledi...Hülya Avşar "kocalar aldatmalı"diyerek Aile kurumuna direkt saldırdı..

Bu saldırı terörizmden daha tehlikeli bir saldırıdır.

Zira Vatanın temeli Ailedir.Böyle bir aileden vatan için savaşacak yiğitler yetişmez..

Aile Bakanlığını ve Savcıları anayasal teminat altında bulunan Aile yapımızı korumaya davet ediyorum..

Aileyi korumak Vatanı korumaktır...’’

MEDYAURFA.COM

Shafak pazarlama!

Bir yazarın bazı romanlarını sevmiş olmanız her romanını seveceğiniz anlamına gelmediği gibi, romanlarını ya da bizzat kendisini eleştirmeyeceğiniz anlamına da gelmiyor.

Türkiye’de böyle bir toptancılık, bir tür kolaycılık var ne yazık ki.
Ama yazarın kendisine ve sadık olmasını beklediğiniz edebiyata karşı sahteleştiğini görürseniz de bir vakitler okur olarak kendisine kredi verdiniz, çıkan her yeni kitabına pozitif önyargıyla yaklaştınız diye her şeyine kefil olacak değilsiniz.

Elif Şafak’la ve kitaplarıyla benim ilişkim tam da böyle gelişti.

İlk romanlarını sevmiştim. Baba ve Piç’i hem edebi açıdan sorunlu, inandırıcılıktan yoksun olduğu için, hem de Ermeni meselesi gibi uluslararası hesaplaşma alanına giren siyasi bir meseleyi sanki hakkaniyetle tartışıyormuş gibi yapıp kasten Türkiye aleyhine bir noktaya çektiği için eleştirdim. Sonrasında her yeni kitabını edebi eser değil ticari bir mal olarak pazarladığı, kendi okurunu bile popülerliğiyle taciz ettiği için arama mesafe koymuştum.

Ama kafamın tasını attıran “ürün” Siyah Süt oldu.

Yazar, kadınların yaşadığı özel bir durum üzerinden bir anlatı kuruyordu ama okurunu ucuz ve zevksiz bir zevzeklikle avutmaya, aslında aşağılamaya kalkıyordu ki –daha ilk yirmi sayfası falandı sanırım- tahammülüm tükendi, kitabı karşımdaki duvara fırlattım.

Bir daha da elime Elif Şafak almadım.

FETÖ’nün Doğan Medya Grubu’na GYY atadığı Eyüp Can ile evlenmiş, ismini pazarlamak için hamileyim diye göbeğini, yalnızım diye ağaçları kucaklamaya başlamış, sırf kitapları Batı pazarında kolay alıcı bulsun diye soy ismini İngilizce karaktere çevirerek kendine yabancılaşmanın zirvesine ulaşmıştı.

Mevlana’yı şezlong insanına pazarlarken ben artık dönüp bakmıyordum bile.

***

Piyasaya göre konu belirlemek, nabza göre roman yazmak, kapitalistlere mistisizm satmak yahut Nobel jürisinin dikkatini çekmek için ülkesine iftira atmak gibi gayri ahlaki durumlarla ilk kez karşılaşmıyoruz elbette.

Zaten Elif Shafak da biseksüel olduğunu ilan ettiği New York konuşmasında kendini pazarlama sınırlarını aşıp FETÖ tezlerine yaklaşarak karalıyor Türkiye’yi.

“Biseksüelim ama (Erdoğan Türkiye’sindeki) baskı nedeniyle korkumdan söyleyemedim” diyor özetle.

Türkiye’de cinsiyet değiştirip davul zurnayla evlenenler var, onlar toplumsal baskı görmüyor ama insan hakları, azınlık hakları üzerine güya kimsenin gösteremediği cesareti gösteren, insanlık adına derin acılar çeken fedakar Elif Shafak baskıdan konuşamıyor (!).

***

Ne tür bir sahtekarlık bu böyle.

Bu ülkede eşcinseller örgütleniyor, ramazanda şehir meydanlarında kışkırtıcı eylemler yapıyor ama toplum en fazla başını öte tarafa çeviriyor.

Nitekim Zeki Müren cinsel yönelimini söylememeyi tercih ettiği için bilmiyor gibi davrandı bu toplum on yıllar boyunca. Giydiği pullu payetli elbiselere, apartman topuklu ayakkabılara ve hatta mini eteğine, makyajına rağmen 1931 doğumlu Zeki Müren her zaman aile sanatçısı muamelesi gördü Türkiye’de.

Bülent Ersoykeza. Cinsiyet değiştirme operasyonu oldu, saçını uzatıp dekolte giydi, pembe kimliğini gururla salladı. Amerikalıların “our boys” dediği darbeci Kenan Evren dışında da kimseden baskı görmedi. Cinsiyet değiştirdi ismini değiştirmedi. Hayatını Türkiye’nin gözleri önünde yaşadı ama Shafak’ın yaptığını yapmadı.

Samimiyet ve cesaretten bahseden ve bu iddiayla kariyer yapan bir yazarın Bülent Ersoy kadar olamadığı ibretlik bir hadisedir bu yaşadığımız.

Eşcinsellerin sorunları var elbette. Bu konuda bir ikiyüzlülük de yok değil lakin yaşanan sorun, cinsel tercih sorunu olmaktan çok bir iffet/cinsel ahlak sorunu.

İsmet Özel’in bir cümlesini hatırlıyorum tam da burada; ahlakımızı sakınamadığınız hallerin değil yaptığımız seçimlerin belirlediğini anlatan:

“Tecavüze uğramış olmanız fahişe olmanızı gerektirmez”.

Fadime Özkan
STAR

Elif Şafak’ın biseksüel olduğunu açıklaması, samimi bir duygunun ifadesi olamaz mı...

ROLLS ROYCE’UN ARKA KOLTUĞUNDAKİ AHMET

AHMET Hakan dün Elif Şafak’ın biseksüel olduğunu açıklamasını “Dikkat çekme gayreti” olarak görüyor ve ekliyor:
“Senin bu yaptığının yanında Ertuğrul Özkök’ün dikkat çekme gayretleri bile imam hatipli gibi kalır.”
Biliyorsunuz “Türkiye dikkat çekme listesi”nde ben 1 numarayım, Ahmet Hakan üçüncü sırada...
Ama birinci sıraya çıkmak için olağanüstü gayretli...
Mesela Rolls Royce arabanın VIP koltuğundaki fotoğrafı herkesin çok dikkatini çekti.
Rolls Royce ona, o Rolls Royce’a çok da iyi yakışmış...
Yarım asırlık burjuva gibi duruyor vallahi...
Galiba ikimiz arasındaki asıl mücadele “Arka koltuktaki 1 numaralı burjuva kim olacak” yarışı olacak...
En iyi olan kazansın....


KÜÇÜCÜK SORULAR

- Elif Şafak’ın biseksüel olduğunu açıklaması, samimi bir duygunun ifadesi olamaz mı...
- Hande Başoğlu kocasını hâlâ gerçekten seviyor olamaz mı...

Ertuğrul Özkök - Hürriyet

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/vah-vah-basi-ortulu-kadin-dunyevi-hazzi-yasamaz-mi-40612829

Mağduriyet tekeli

Elif Şafak şöyle konuşmuş: “Biseksüel olduğumu insanların içinde konuşma cesareti gösteremediğimin farkına vardım. Çünkü karalama, alay, nefret ve damgalamaların peşimden gelmesinden korktum.”

Şafak’ı sev, sevme, eleştir, ayrı konu. Doğru mu, yanlış mı söylenen?

Sanki Türkiye’de engin bir cinsel özgürlük ortamı var da Elif Şafak gereksiz bir mağduriyet yaratmış gibi;

Sanki müthiş bir ifade özgürlüğü iklimi yaşanıyor da iftira atılıyormuş gibi;

Gey köşe yazarından neo muhafazakâr köşe yazarına vur ha vur. Neymiş, dikkat çekmeye çalışıyormuş.

Zatı şahanelerden biri o kadar gündem dururken hiç üşenmemiş, “Dikkat çekme yarışında şampiyon Elif Şafak” diye dev puntolarla başlık atmış.

Elif Şafak’ın dikkat çekmesini, dev puntolarla dikkat çekmeye çalışarak eleştirmek de ancak bu zat gibi bir dikkat çekme  beklenir.

Kardeşim elini kolunu tutan mı var? Madem dikkat çekme yarışından bu kadar rahatsızsın en azından Elif Şafak’la ilgili yazı yazmayabilirsin mesela. Hiç dikkat çekmez.

Yok yok anlaşıldı; bu ülkede mağdur olmak da kamuoyunun dikkatini çekmek de belli bir kesime özgü bir ayrıcalık. Başka kimse, hiçbir konuda mağdur olamaz, dikkat çekemez.

Mehmet Tez - Milliyet

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/mehmet-tez/kopru-edebiyatinin-sonu-2538266/

Bizim okumuşlar

Son günlerde pek fazla gündeme gelmeyen Elif Şafak, Orhan Pamuk bizi pek şaşırtmayan açıklamalarıyla Türkiye’yi dünya gündemine getirmeyi başardı.

“Biz yazarlar olarak bir her zaman öyküleri kovalarız” diyen Elif Şafak öyküsüz kalmış olacak ki New York’ta yeni bir öykünün peşinde koşuyor... Şafak demiş ki:

“Ben her zaman azınlık hakları konusunu yüksek sesle konuşan ve üzerinde yazı yazan biri oldum. Ancak bu konuşmamı hazırlarken; biseksüel olduğumu insanların içinde konuşma cesareti gösteremediğimin farkına vardım.”

*

İtalya’da yayımlanan La Stampa gazetesinin kitap ekine bir söyleşi veren Orhan Pamuk ise demiş ki:

“Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok!”

Avrupa’da demokrasi, saygı ve güçler ayrılığına verilen önemi takdir ettiğini belirten Orhan Pamuk, son 15 yılda Türkiye’nin olumsuz yönde bir gelişme geçirdiğini anlatmış. Ve devam etmiş:

“Artık politik olarak orada yaşayamam. Ve unutmayalım ki son seçimlerde İstanbul’un yüzde 50’si (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan’a karşı oy kullandı. Yani böyle düşünen bir tek ben değilim.”

*

Üniversite sınavlarında Türkiye 56.sı olmuş, Boğaziçi’ni birincilikle, Harvard’ı 4.00 ortalamayla bitirmiş, üstüne de Cambridge’de doktora yapmış Dr. Özgür Bolat tüm bu başarıların ardından şaşırtıcı şekilde bunların önemsiz olduğuna kanaat getirmiş ve şunları söylüyor:

“Ben Türkiye’deki insan yetiştirme modelini hem ailelerde hem de okullarda değiştirmek isteyen biriyim. Gallup’a göre dünyada mutluluk sıralamasında sondan üçüncü ülkeyiz. Şu anda 10’dan fazla ülkede savaş var. Biz o ülkelerden bile daha mutsuzuz.”

“Şimdi ki aklım olsa o okullara gireceğim diye kendimi parçalamazdım. Çok bir şey ifade etmiyor aslında” diyen Dr. Özgür Bolat şunları söylemiş;

“Dünyanın en depresif öğrencileri Harvard’da. Neden? Çünkü hepsi başarı odaklı. Oraya giriyor ama aynı anda depresyona da giriyor. Benim çocuğum ne olsun biliyor musunuz? Bir kafede çalışsın, yeter ki iç huzuru olsun.”

*

İşte bizim okumuşların ve yazmışların hali de böyle...

Elif Şafak ve Orhan Pamuk Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olmadığını söylüyor...
Biri de çıkıp diyemiyor ki bırakın düşünmeyi, bugüne kadar tüm kitaplarınızı bu ülkede yazdınız, konuştunuz...

Kim sizleri engelledi ki?

Lakin 15 Temmuz akşamı bu ülkede bir darbe teşebbüsü oldu... 256 insanımız demokrasi uğruna şehit düştü...

Mehmet Soysal

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/mehmet-soysal/bizim-okumuslar-2538268/

İyice sapıttılar!

Son günlerde Murat Başoğlu üzerinden tartışılan ensest ilişki polemiği, şimdi de, “biseksüel” boyuta geçirildi. Bazı sanatçı ve gazeteci müsveddeleri, bu ahlaksızlıkları normalmiş gibi göstermeye çalışıyor.

EZGİ ÇELİK-ANKARA

Oyuncu Murat Başoğlu’nun yeğeniyle yaşadığı rezaletin ardından Yazar Elif Şafak’ın “Biseksüel olduğumu insanların içinde konuşma cesareti gösteremedim” şeklindeki açıklamaları sosyal medyayı salladı.  Özellikle son günlerde topluma örnek teşkil etmesi gereken “sanatçı veya yazar” olarak nitelendirilen bu kişiler tarafından ensest ilişki, eşcinsellik ve LGBT gibi kavramların, normalmiş gibi gösterilmeye çalışılması kamuoyundan büyük tepki topladı.

Sapıkça sözler!

Kitapları çok satılanlar listesinde yer alan ve özellikle gençler tarafından takip edilen Yazar Elif Şafak, New York’taki TED Talks konuşmasında “biseksüel” olduğunu açıkladı. Konuşmasında “Eşcinsellik normaldir” mesajları veren Şafak, sosyal medyada linç edildi.

Sanatçıların bu tür ensest ilişki benzeri ahlaksızları normalleştirmeye çalışması ve LGBT tarzındaki ahlaki yozlaştırmaya destek vermesi tepkilere neden oldu. Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Onursal Başkanı Selahattin Yazıcı, bu tip konuların İslamiyette yeri olmadığını söyledi.

Lut Kavmini hatırlayın

Yazar Elif Şafak’ın açıklamalarına ilişkin konuşan İlahiyatçı Yazıcı, toplumda yayılmaya çalışılan LGBT tarzındaki ahlaki yozlaşmaya kimsenin “meşruiyet” kazandıramayacağını vurguladı. “Eşcinselliğin propagandasını yapmak ve bunu normal bir davranışmış gibi göstermek bir vebal üstlenmektir” diyen Yazıcı, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Kuran-ı Kerim’de eşcinsellik lanetlenmiştir. Lut Kavmi’nin helak oluşu bu fiil yüzündendir. Erkek ve kadın, bu iki cinsin dışında kalanlar Hz. Peygamberin de, meleklerin de lanetine uğramış bir cinstir.”

Batı kaynaklı teşvik!

Yazıcı, yüzde 99’u Müslüman kabul edilen bir ülkede bu konunun propagandasını yapmanın vebal olduğunu dile getirerek, “Normal bir insanın bu duruma kapı aralaması mümkün değildir. Bu duruma meşruiyet kazandırmaya çalışmak Batı kaynaklı uluslararası bir teşvik halini de almaktadır. Batı kadının meta olarak kullanılmasını, çıplaklığı teşvik etmektedir. Batı’nın teşvik ettiği unsurlar arasında LGBT, eşcinsellik de bulunmaktadır. Fakat İslami olarak bu konuya bizim kapı aralamamız mümkün değildir. Kendisine söylenecek sözümüz ‘İnsanlık iki cinsten oluşur; Kadın ve erkek. Kendisinin eşcinselliği normalmiş gibi gösteren açıklamaları kendi ahlaki boyutunu ortaya sermektir” şeklinde konuştu.

http://www.milatgazetesi.com/gundem/iyice-sapittilar-h124785.html

Bülent Ersoy'dan Mevlana ziyareti

Bülent Ersoy, geçtiğimiz gün Konya’da konser verdi. Konserin ertesi günü Mevlana Türbesi’ni ziyaret eden Ersoy, çıkışta habercilere şunları söyledi: “Mutluluğumu ifade edemiyorum şu anda. Başka bir haz, başka duygular bunlar.”


http://www.hurriyet.com.tr/mevlana-ziyareti-40612465

Biseksüel ne demek? Heteroseksüel ve homoseksüel'den farkı ne?

Biseksüel nedir kelime manası olarak ne demektir? Biseksüellik Elif Şafak ile gündeme geldi. Peki heteroseksüel, homoseksüel, lezbiyen ve gay gibi cinsel terimler kimleri tanımlar ne demektir?


Ünlü yazar Elif Şafak kendisinin biseksüel olduğunu itiraf edince gündeme oturdu. Peki nedir Biseksüel ne demek, homoseksüel ve heteroseksüelden farkı nedir, bu kişiler cinsel olarak kimlerle ilişki kurarlar?

Bisekseül ne demek : Biseksüellik, her iki cinsiyetten olan insanlara karşı cinsel olarak ilgi duyma, ve onlarla duygusal veya cinsel bir ilişki içine girme potansiyelidir. Biseksüel bir kimse hem erkek hem de kadınla birlikte olabilir. Pekçok kimse her iki cinsiyetten kişilerle cinsel etkinlik içine girer, ancak kendilerini biseksüel olarak tanımlamaz. Benzer şekilde, bazı diğer insanlar da yanlızca bir cinsiyet ile cinsel ilişkiye girerler veya hiç cinsel ilişkiye girmezler, ancak yine de kendilerini biseksüel olarak tanımlarlar. Bir kimsenin biseksüel olup olmadığını saptamaya yarayacak bir davranışsal "test" yoktur.
Heteroseksüel ne demek : Heteroseksüellik romantik açıdan karşı cinse ilgi duyma durumu olarak bilinmektedir. Duygusal ve cinsel açıdan kadınlara (erkeklere) ilgi duyan erkeklere (kadınlara) heteroseksüel denilmektedir. Heteroseksüel kelimesi, "farklı" anlamına gelen Yunanca heteros ve "cinsiyet" anlamına gelen Latince sex sözcüklerinden gelmektedir. Heteroseksüellik normal sayılan cinsel ilişkiyi tanımlar. Heteroseksüel ilişki ve evlilik tüm dünyada resmi olarak geçerlidir. Heteroseksüeller doğal üreme yöntemleriyle ürerler.
Homoseksüel ne demektir : Aynı cinsten olan kişilerle cinsel ilişki kurmayı ifade ederk. Homoseksüel olan kadınsa kadınlarla, erkekse erkeklerle ilişkiye ilgilidir. Eşcinsel kadınlar için lezbiyen, eşcinsel erkekler için gay kavramları da kullanılır.

http://www.internethaber.com/biseksuel-ne-demek-heteroseksuel-ve-homoseksuelden-farki-ne-1815297h.htm

İngiltere'deki psikiyatristler LGBTİ'lilerden özür diledi

İngiltere’de Kraliyet Koleji Psikiyatristleri tarihi bir açıklamayla “eşcinsel insanlarda uygulanan kaçınma terapisinin verdiği zararları” kabul etti.

LBGTİ hakları tarihinde önemli bir “dönüm noktası” olarak değerlendirilen açıklamada Kraliyet Koleji Psikiyatristleri “Teslim oluyoruz” dedi. Psikiyatristler tarafından yapılan ortak açıklamada kişilerin cinsel yönelimlerini ‘düzeltmek’ amacıyla elektrik şoklarının ve baş döndürücü uyuşturucuların kullanıldığı tedavilerin verdiği zararlar İngiltere’nin en büyük psikiyatri kuruluşu tarafından kabul edildi.

‘HOMOSEKSÜELLİK BİR HASTALIK DEĞİLDİR’

Kolejin Başkanı Profesör Wendy Burn tarafından kaleme alınan açıklama, BuzzFeed News sitesinde 1970’lerde altı ay boyunca her hafta saatlerce elektrik şok tedavisi uygulanan Jeremy Gavins ile yapılan bir röportaja tepki olarak yazıldı. Kaynak: İngiltere'deki psikiyatristler LGBTİ'lilerden özür diledi

https://www.gercekgundem.com/ingilteredeki-psikiyatristler-lgbtililerden-ozur-diledi-297045h.htm

Sapkınlığa tapanlar (Homofobik bir yazıdır, dikkatli olun!)

Dünyayı yöneten "Şeytani Akıl", yeni bir iğrençlikle yine karşımızda... İnsanlığın içine düşebileceği en iğrenç durum... Allah'ın lanetlediği işleri yapan insanlar... İşte Şeytani Akıl, bu lanetlenmiş insan tipinden oluşan, yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor... Elif Şafak, biseksüel olduğunu açıklamış... Üstelik de bunu yaparken, Türkiye'de bunu çeşitli sebeplerle söyleyemediğini özellikle belirtmiş.
Yani, Türkiye'yi karalamak için bu kepaze sapıklığını da kullanmaya çalışmış. Şimdi, bu kadın ile ilgili bir ton laf ederim. Ancak inanın konunun çok daha önemli tarafları var. Bu nedenle hemen işin bu yönüne bakmak istiyorum. Bu meseleyi duyar duymaz, değerli dostum stratejist Abdullah Çiftçi'nin analizlerini hatırladım. Sizden bir ricam var. Lütfen Abdullah Çiftçi ve yazdıklarını çok dikkatlice takip edin.Derhal, bu konuyla ilgili olanlarından aklımda kalanları sizlere arz edeyim. Televizyon programlarını kaçırmamaya çalışın.
Müthiş tespitleri ve analizleri var.

HZ. LUT KAVMİ
"Elif Şafak'a takılmayın...
Hakaret etmeyin...Büyük resmi görün. Proje nedir? Süreci kim yönetiyor? Bu günler en az 30 yıl öncesinden tasarlanmış, düşünülmüş. Şimdi uygulanıyor.
Saklamıyorlar, gizlemiyorlar. Anlamı;
Birleşmiş Milletler, LGBT/ Cinsiyet Teorisi. Şu anda bunun PR zamanı ve tahsilat zamanı. Diğerleri de gelecek. Birleşmiş Milletler merkezli, dünyaya dayatılan bir Cinsiyet teorisi var. Bu kadın ve erkek eşitliği değil.
Eşit insanlar... Eşit haklar... Eşit aşk...
Sloganı ile meydandalar. Eşit aşk ile; kadın/kadına ve erkek/erkeğe evlilik hedefliyorlar. Yani kadın/ erkek evliliği nasıl ise; kadın/ kadına ve erkek/erkeğe evlilik de öyle olsun istiyorlar. Hukuk ve diğer alanlarda bu beraberlikler ve evlilikler, mümkün olsun istiyorlar.

İNSAN FITRATINI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORLAR
Eşcinsel Papaz, sporcu, yazar, siyasetçi, sanatçı modellerle bilinçaltı göndermeler oluşturuyorlar. Burslar, yardımlar, teşvikler, destekler ile LGBT topluluklarını fonluyorlar. Uluslararası spor, sanat, müzik yarışmalarında sık sık eşcinsellerin kazandığını göreceğiz. Hatta siyasi seçimlerde de... Televizyonlarda, gazetelerde medyanın her yerinde boy boy onları yayınlayacaklar. LGBT/Cinsiyet Eşitliği kavramları, "Küresel Tefecilerin", 21. yüzyılda insan fıtratını değiştirmek için hem kullandığı, hem sömürdüğü kavramlar... " Abdullah Çiftçi, kısaca, kepazeliğin arka planı hakkında bu bilgileri veriyor. Zaten yazılanların tamamı da gerçekleşmiş.
Tehlike çok büyük ve ciddi.

İNSAN DOĞMASIN... ÜRETİLSİN
İnsan doğmasın üretilsin istiyorlar.
GENOM Projesi ile, "İnsan Üretimi" gerçekleştirmek istiyorlar.
Siparişe göre istenilen fiziksel özelliklerde bebekler doğabilecek.
"Emoji Alfabesi" işe yeni bir dil oluşturmaya çalışıyorlar.
Hedefleri 2045... Tüm dünyayı ortak alfabeye geçirecekler. Semboller...
Yeni bir dil... Yeni bir düşünce şekli...

ROBOTLARLA EVLİLİK
İnsanlar, dünyanın değişik yerlerinde "Mega Şehirler"de yaşasın istiyorlar.
Bekarlar için robot kadınlar ve robot erkekler... Hepimizi, bunlarla evlendirmek istiyorlar. Dolayısı ile bütün hukuk sistemi de buna göre değişecek. Evlenme, boşanma, miras hukuku v.s.
Tabii bir çok yeni kavram girecek ve hatta şimdiden girdi hayatımıza...
"Post Truth"... Yani Gerçek Ötesi...
Dijital dünya ile gerçeklikten kopmuş, adeta bir rüya alemi... Hangisi gerçek, hangisi sahte karışacak...Akıllar, ruhlar, kalpler esir alınacak...
Nesiller teslim alınacak.

Erkan tan

https://www.ahaber.com.tr/yazarlar/erkan-tan/2017/10/16/sapkinliga-tapanlar-1508134671

16 Ekim 2017 Pazartesi

İrlandalı bir fotoğrafçının gözünden 80'li yıllarda İngiliz diskosu...


1980'lerin ortası. İrlandalı fotoğrafçı Tom Wood, küçük İngiliz kasabası New Brighton'da bir gece kulübünde çalışıyordu.

Wood, yıllarca diskolarda çılgınca eğlenen İngiliz gençlerin fotoğraflarını çekti.


http://www.posta.com.tr/onlarin-arasina-girdi-ve-cekti-kimse-umursamadi-galerisi-1342577

Bülent Ersoy'un 40 kiloluk elbisesi ve Rihanna makyajı


Bülent Ersoy, önceki akşam Konya Dedeman Otel’de konser verdi. Üzerinde Çekoslavak Swarowskileriyle süslenen kaz tüyü kullanılarak tasarlanan 40 kiloluk bir elbise vardı.  Kostümü taşımakta zorlanan Diva, “Sahneme para harcamayı seviyorum. Makyaj malzemem Rihanna’nın 1 hafta önce çıkardığı ‘Fenty Beauty by Rihanna’ ürünlerinden. Türkiye’de sadece bende var” dedi.

Elif Şafak’ın açılımı samimi mi?

New York’taki TED Talks konuşmasında biseksüel olduğunu açıklayan Elif Şafak kendini gündeme getirmek için mi böyle bir açıklama yaptı yoksa samimi miydi?
Sosyal medyadaki yorumlara bakarsanız Şafak’ın tek derdi gündem yaratmaktı.
Hatta “Nobel’e zar atıyor” diyen bile vardı.
Elbette Şafak bunun gündem olacağını, konuşulacağını öngörmüştür.
Ama sırf gündem olsun diye de böyle bir itiraf yapacağını düşünmüyorum.
Şafak’ı tanıdığımdan, huyunu suyunu bildiğimden değil. Aksine hiç tanımıyorum.
Sadece herkes gibi bu toprakların huyunu suyunu biliyorum.
Elif Şafak da öyle.
Bu yüzden şimdiye kadar çekinmesine yol açan hisleri sıralamış ya:
Alay, nefret, karalama, damgalama...
Herhalde bunlara kimsenin sözü olamaz.
Bırakın cahil olanı, bazen en medenimiz bile bunları yapabiliyorken...
Belki de tek sorun şudur:
Elif Şafak tamamen Türkiye’de yaşıyor olsa ve havalı, şık, korunaklı, ultra anlayışlı TED Talks arenasında değil de İstanbul’da herhangi bir yazar konferansında aynı konulardan konuşsaydı...
Yine aynı itirafı yapar mıydı?
Hiç ama hiç sanmıyorum... Sessizliği bir ömür sürerdi.

Onur Baştürk - Kelebek

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/onur-basturk/elif-safakin-acilimi-samimi-mi-40611201

Elif bi’ seksüel Şafak

MEŞHUR şarkıyı biraz bozarsak, “Yolladılar onu Amerika’ya, derken bir gün, iki yıl sonra...” Kulağına küpe takmış olarak değil ama Ermeni soykırımı davasını öğrenmiş döndü Elif Şafak.

Bunun bir başı sonu yok mu? Sebepsiz sonuç olur mu?

Akademik kariyerle yazarlığı aynı anda sürdüren Şafak, bir dönem gittiği University of Michigan’da öğretim üyesi Fatma Müge Göçek’in himayesi altına girmişti önce. Göçek ise ABD’de isim yapmak isteyen pek çok Türk akademisyen gibi en kolay yolu seçip Ermeni soykırımı üzerine çalışarak ünlenmişti. Bildiklerini Şafak’a anlattı, taktikleri öğretti ve ona yeni roman, daha da önemlisi Batı’ya açılma dersi verdi.

Göçek aynı anda üniversitede “cinsiyet ve cinsellik” konulu ders veriyor, lezbiyenlik tarihi hakkında akademik makaleler yazıyordu.

Elif Şafak da Michigan’dan sadece Ermeni davasını sahiplenerek dönmedi. Güzelliğiyle akademide Marksist estetikten çok iyi anlayan profesörlerden Nişantaşı’nda yaşayan ödüllü romancıya kadar pek çok erkeğin kalbini hoplatan Şafak o dönem “bi” başka kulvara açıldı.

Şafak ve Göçek gerek Ann Arbor’da gerekse de Cihangir’de 2000’lerin başında popüler olan Cafe Smyrna’da baş başa uzun uzun bu konuları konuştular. Ama sonra yolları ayrıldı.

HER ŞEY MALZEME

Kısa “bi” dönem NTV’de kültür-sanat programı yapan ve o dönem edebiyat dünyasında etkili olan bir gazeteciyle birlikteydi Elif Şafak. 90’lı yılların sonunda Bilgi Üniversitesi’nde asistan olarak çalışırken tanıştığı Zaman Gazetesi’nden Eyüp Can’la sonradan evlendi. Fethullah Gülen’le söyleşi yapıp yurda dönen gazeteciye Zaman’ı yenileme projesi verilmişti. İslamcı mahallenin dışına çıkıp soldan isimler bu dönemde gazeteye dahil edildi. O yıllarda medyada adını duyurmak isteyen Şafak için de bulunmaz “bi” fırsattı. Eşinin medyada sürekli yıldızı parlatılıyordu, Hürriyet’in başına geçirileceği konuşuluyordu ama olmadı. Bu arada hayatlar ayrıldı, kız tarafı Londra’ya taşındı. “Bi” ara boşanacakları, Şafak’ın İngiltere’de “bi” başka hayat kurduğu haberleri geliyordu ama bunlar dedikodu sütunlarına bile haber olmadı.

Hepimiz Elif Şafak’tan her şeyin bekleneceğini biliyorduk, dahası her şey onun için “bi” yazı malzemesiydi. Bir gün kendi kaleminden okurduk ne de olsa.

Gazetelere “Çoklu kişilik bozukluğu”ndan mustarip olduğunu anlatmıştı “bi” ara. Biseksüelden önce bipolardı. Ama doğrusu hep “bi” hesapçıydı. “Vegan dönemi” ya da hamileliği, 301’den yargılanması, Mevlânâ... Her şey ama her şey çıkarları uğruna dibine kadar sömürülerek kullanılabilirdi.

Durmaksızın kendi mağduriyetlerinden, uğradığı baskılardan söz ediyordu ama ne kadarı doğruydu? Geleneksel olarak aydın olmanın yolunun zulüm görmekten geçtiği Türk geleneğinde burnu bile kanamamış, banka reklamından çalıntı kitap kapaklarına (hatta konularına) kadar Türkiye’den epey servet yapmıştı. Bu kadar kurnazlık ve hesap Gülben Ergen’de bile yoktu...

ŞAPKADAN TAVŞAN

Bunca sene Türkiye’de biseksüel olduğunu açıklamaktan çekinmiş, çünkü kendisiyle alay edilmesinden, damgalanmaktan korkmuş. Doğrusu, cinsel kimliğine gelene kadar kendisiyle dalga geçilecek o kadar çok malzeme var ki: Erkeklere ve kadınlara farklı renkte kitap kapağı mı dediniz?

Bu konuyu da malzeme yapmasına izin vermeyeceğiz. Eşcinsellik moda, yazı malzemesi, gündeme gelme çabası değil politik bir kimliktir ve bu sorumluluk doğuştan gelir. Elif Şafak’ın toprak deyip basıp geçtiği yerlerde ağabeylerimizin, ablalarımızın kanı var. Bugüne kadar eşcinsellik gündemine bile gelmemiş, tek bir mücadeleye destek vermemiş bir yazarın biseksüelliğini afişe etmesi olsa olsa bariz ve acınası “bi” PR hamlesidir. Bunu, partilerde entelektüel görünmek isteyip kitap okumak zor gelenlerin Kâbe’si TED konferansında yapması bile niyeti konusunda yeteri kadar açıklayıcı. Mevlânâ, veganlık, Ermeni soykırımı ve siyah anne sütü bitti, şapkadan çıkaracak tavşan kalmadı tabii.

Üzgünüm, Elif Şafak’ın başvurusu ayrıntılı “bi” şekilde incelendi ve kendisinin “gay kartı” onaylanmadı.

OKUMA PARÇASI

RADİKAL arşivinde “Edebiyatımızdan geçen LGBT” başlıklı Gökçen Ezber’in epey nitelikli bir incelemesi var, tavsiye ederim. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk edebiyatındaki eşcinsel karakterleri, temaları, yazarların kullandığı taktikleri, değişen yaklaşımları ele alıyor.

**************

#TARİHDERSİ
MURATHAN MUNGAN KORKMADI AMA
ATTİLA İlhan boynuna fularını dolayıp Divan Pastanesi’nde genç oğlanları ağırlarken, romanlarında eşcinselliği hastalık olarak tanımlıyordu. Murathan Mungan ona Bilge Karasu’nun “Eşcinsellik ayrı bir dil konuşmaktır” ilkesini sahiplenerek öyküleriyle karşılık verdi ve Türk edebiyatındaki en güzel eşcinsel hikâyelerden birkaçını yazdı...

1992 yılında ilk kez lezbiyen aşk Türk romanına girdi, sol entelektüel film tutkusundaki Yeşilçam bile bu konulara değindi. Selim İleri 1977 yılında daha eşcinsellik “moda” olmadan “Her Gece Bodrum”u yazmıştı.

Şair küçük İskender her türlü bedeli ödemek, dışlanmak pahasına en güzel şiirlerini erkeklere yazmayı sürdürdü. Ahmet Tulgar gerek edebiyatta, gerek gazetecilikte eşcinselliğin politik bir mücadele olduğunu hep vurguladı.

Bu isimlerin çoğu kamusal alanda eşcinsel hakları konusunda söz almaktan da çekinmedi, mücadeleyi sürdürdüler. Eşcinselliğin politik bir mücadele olduğunu bir tek solcu Halil Ergün anlamadı 50 yıldır...

CEMİLBEKİR AŞKI

Her şeyi bir yana bırakın, Cemil İpekçi sevgilisi Bekir’le yaşadığı iniş-çıkışlar ana haberlere konu olurken Şafak’ın dediğinin aksine “karalama, alay ve damgalanmaktan” hiç çekinmedi, hâlâ da Türkiye’de hayatını bildiği gibi yaşamaktan çekinmiyor.

Türkiye eşcinsel hakları konusunda dünyanın en ileri ülkesi değil belki, ama dünyanın en karanlık ülkesi de değil. Hayatı boyunca bu mücadelede olmamış birine buradan muhalefet malzemesi de çıkmaz, çıkarmaya kalkanı Ayşe Kulin’in “Gizli Anların Yolcusu” kitabıyla pataklamak gerek.

Oray Eğin - Habertürk

http://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/1673784-elif-bi-seksuel-safak