28 Eylül 2016 Çarşamba

Sosyal medya İtalyan işadamı Gainluca Vacchi'yi konuşuyor.



https://www.instagram.com/gianlucavacchi/

Tarık Mengüç, Kerimcan Durmaz'a laf soktu!

Tarık Mengüç'ün bu sözleri Kerimcan Durmaz'ı çok kızdıracak!

Ünlü popçu Tarık Mengüç, son günlerde sosyal medyada paylaştığı videolarla kazandığı yüksek miktar paralarla gündeme gelen sosyal medya fenomeni Kerimcan Durmaz’a, “Dj olduğunu bilmiyorum. Başkası mı çalıyor? Kendi mi çalıyor? Öğrensin. Öğrenmenin yaşı yok” dedi.

http://www.sabah.com.tr/magazin/2016/09/27/tarik-mengucun-bu-sozleri-kerimcan-durmazi-cok-kizdiracak

Matthew Terry


Ferzan Özpetek erkek sevgilisiyle evlendi

İtalya'da yaşayan Yönetmen ve Senarist Ferzan Özpetek, uzun yıllardır birlikte olduğu sevgilisi Simone Pontesilli ile evlendi.

Haftalık magazin dergisi Chi'nin aktardığına göre, Roma Belediyesi'nde gerçekleşen nikaha, sadece çiftin çok yakın 15 kadar arkadaşı katıldı. Özpetek'in ve Pontiselli'nin, özel hayatlarına saygı duyulması gerekçesiyle, nikahın yapıldığı salona gazetecilerin alınmasını istemediği öğrenildi.

Chi dergisi, nikaha ilişkin özel haberin, Çarşamba günü piyasaya çıkacak olan edisyonlarında yer alacağını duyurdu.

Esma ÇAKIR / ROMA, (DHA)

Modern Family’de ‘cinsiyet devrimi’

ABD’de izlenme rekorları kıran komedi dizisi ‘Modern Family’, yeni bölümünde cinsiyet değiştiren Jackson Millarker isimli bir çocuk oyuncuya rol verecek.

Dizinin yönetmeni Ryan Case, yeni bölümde cinsiyet değiştirme ameliyatı geçiren bir kişinin rol almasından ‘gurur’ duyduğunu açıkladı. Millarker’in ailesi ise dizinin cinsiyet değiştiren bir karaktere rol hakkı vererek bu topluluğun sesinin duyulmasına yardımcı olduğunu açıkladı.

http://www.milliyet.com.tr/modern-family-de-cinsiyet-devrimi--dunya-2317816/

"LGBTİ Farkındalık Semineri" gerçekleşti

Psikolojik Danışman ve Rehberlere Yönelik Psikolojik Danışman ve Rehberlere Yönelik LGBTİ Farkındalık Semineri 21 Eylül’de Gerçekleşti

Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Kıbrıs Toplum Medyası Merkezi (CCMC) tarafından Kuir Kıbrıs Derneği ve Thomson Vakfı ortaklığıyla yürütülen “Konuşulmayan: Kıbrıs Türk Toplumunda LGBTİ Haklarıyla İlgili Diyaloğu Güçlendirmek”

başlıklı proje ve Kıbrıs Türk Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Derneği ortaklığı ile Psikolojik Danışman ve Rehberlere Yönelik LGBTİ Farkındalık Semineri 21 Eylül Çarşamba saat 14:00’te Kuir Kıbrıs Derneği’nde (EMAA Binası)

gerçekleştirildi.
Proje Kıbrıs Türk toplumunda özellikle medya, eğitim, hukuk ve sağlık gibi çeşitli alanlarda Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender ve İnterseks farkındalığını artırarak LGBTİ bireylerin de deneyimlediği cinsel yönelim ve toplumsal

cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele etmeyi, medya ilgisini artırmayı, kamuoyu oluşturmayı ve toplumsal değişimi amaçlamaktadır.

Seminer, Kıbrıs Türk Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Derneği Başkanı Yağmur Çerkez’in açılış konuşması ile başladı. Çerkez, LGBTİ farkındalığının artırılmasının çok önemli olduğunu ve bu tarz seminerlerin daha fazla yapılması

gerektiğini dile getirirken, bu tarz etkinliklerin daha büyük kitlelere de ulaşması gerektiğinin de altını çizdi.

Çerkez’in ardından uzman psikolog Ziba Sertbay önce “Ayrımcılık, Heteroseksizm ve Homofobi” başlıklı konuşmasıyla giriş yaptıktan sonra, ergenlikte cinsel yönelime ve cinsiyet kimliğine bağlı gelişimsel süreçler hakkında katılımcılara

bilgi verdi.

Son oturumda ise, LGBTİ öğrencilerin ve yakınlarının homofobik, bifobik ve transfobik tutumlar sebebiyle nasıl zorbalığa maruz bırakıldığı üzerine gerçek hayattan örnek senaryolar üzerinden grup çalışması yapıldı. Grup çalışması,

katılımcıların öğrencilerle yaşadıkları deneyimleri ve çalışma yöntemlerini birbirlerine aktarması ile son buldu.

http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/87/news/201368/PageName/LEFKOSA

En renkli panda Gülben Ergen


Gülben Ergen, “Kalbimi Koydum” albümünün yeni klibi “Panda”da, sıra dışı tarzıyla şaşırttı.

Yapay zeka tarafından bestelenen ilk pop şarkısı ortaya çıktı

Dünyada ilk kez bir yapay zeka tarafından şarkı bestelendi. Sony CSL’ye ait yapay zeka, onbinlerce şarkıyı tarayarak tamamen özgün iki şarkı besteledi.

Sony Computer Science Research Laboratory’den (Sony CSL) bir grup bilim insanı, şimdiye kadar tamamı bir yapay zeka tarafından bestelenen ilk müzik parçaları olan “Daddy’s Car” ve “Mr. Shadow”u yarattı.

Bilim insanları, bu iki parçayı onbinlerce şarkıdan oluşan geniş bir veri tabanını tarayarak çeşitli müzik türlerini öğrenen Flow Machines sistemi sayesinde ortaya çıkardı. Benzersiz eşleştirmelerle müzik tarzlarını, etkileşim tekniklerini transfer edebilen ve iyileştirmeler yapan Flow Machines, pek çok farklı müzik türünde orijinal şarkılar besteleyebiliyor.

Yapay zeka tarafından bestelenen ilk pop şarkısı ortaya çıktı

'Daddy’s Car', efsanevi müzik grubu The Beatles’ın sound'unu hatırlatıyor. İkinci şarkı olan 'Mr Shadow' ise Cole Porter, Irving Berlin gibi Amerikalı müzisyenlerin tarzına benziyor.

Parçaları Fransız besteci Benoît Carré aranje etti ve söz yazdı. Bu iki şarkı, yapay zeka tarafından bestelenen şarkılardan oluşan ve 2017’de piyasaya çıkacak olan albümünde de yer alacak.

Yapay zeka ilk defa iki yıl önce caz türünde de besteler yapmıştı.

http://www.hurriyet.com.tr/yapay-zeka-tarafindan-yapilan-ilk-pop-sarkisi-ortaya-cikti-40231929

Birkan Sokullu'nun Tamirhane Günlüğü


Transseksüellerin Havaalanı’na Girişi Reddedildi

Tayland’a seyahat etmek isteyen çifte, tatil amacıyla gitme isteklerinin yeterince tatmin edici olmadığı, Hong Kong Uluslararası Havaalanı göçmenlik memurları tarafından söylendi.

Kadınların seyahat ve alışveriş yapma sebebiyle ziyaret etme istekleri göçmenlik departmanı yetkilileri tarafından reddedildi. Çiftten daha sonra da kendi cinsiyetleriyle ilgili belgeleri imzalamaları istendi.

Kendilerinden iki belgeyi imzalamaları istendi, belgede gönüllü olarak hemen Tayland’a geri gitmek istediklerini ve cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirdiklerini doğrulayan maddeler yer alıyordu. Çift belgeleri imzalamayı reddetti ve

Bangkok’a geri döndü.

Kadınlardan birini temsil eden avukat Jonathan Man Ho-Ching, “ön yargı ve ayrımcılığı ekarte etmek mümkün olamazdı” dedi ve “ortada farklı cinsiyette olan kişilere yönelik bir anlayış eksikliği vardı.”

İki kadın, daha önce İsviçre, İspanya, Tayvan ve Güney Kore’ye seyahat etti.

Transseksüel Kaynak Merkezi Başkanı Joanne Leung Wing-yan, çiftlerin yolculuk hakkını savundu ve “onların seyahate erişimini reddetmek için hiçbir sebep yoktu” dedi.

Göçmenlik Dairesi sözcüsü, turistlerin “şüpheli” olduğunu ve “yolculuk için gerekli sebeplerinin tatmin edici olmadığını söyledi.”    

http://www.airnewstimes.com/transseksuellerin-havaalani-na-girisi-reddedildi-37705-haberi.html

26 Eylül 2016 Pazartesi

Sercan Badur yeni dizisiyle ekranlarda

“Öyle Bir Geçer Zaman ki”yle tanınan, “Güllerin Savaşı”yla yıldızı parlayan Sercan Badur, şimdilerde “Babam ve Ailesi” dizisiyle seyirci karşısına çıkıyor.

Cem Adrian: En değerli şeyim, özgürlüğüm

Fevkalade sahici. Söyleyebileceğim ilk şey bu. Sonra çok sıcak, çok şefkatli bir gülümsemesi var. Ve şahane bir sesi…

O, “Abartılacak bir şey yok!” diyor ama öyle böyle değil. Hem sesi hem de yazdığı şarkılar insanın kalbine işliyor. Bir kere takıldın mı Cem Adrian’a, müridi oluyorsun, kopamıyorsun. Gizli bir klan gibi zaten Adrian takipçileri. Ve işin ilginç yanı, bu adam röportaj vermiyor, televizyona çıkmıyor, hatta şarkıları radyolarda bile çalmıyor. Buna rağmen konserleri hep ful çekiyor. En çok konser veren şarkıcılardan biri, düşünün konser sayısını sınırlamaya uğraşıyor. Ve konserlerine hep birbirinden farklı insanlar geliyor. Genci, yaşlısı, türbanlısı, rock’çısı…

Bu güzel adam, toplumun farklı kesimlerinden insanları ortak bir paydada topluyor. Sizi Cem Adrian’la baş başa bırakıyorum…


Cem Adrian. Sen, nevi şahsına münhasır birisin! Hem ortadasın, sürekli konserler veriyorsun ama hem de yoksun. Televizyona, radyoya çıkmıyorsun. Kimseye eyvallahın yok, ihtiyacın da yok. Sen bu duruma nasıl geldin?

– Estağfurullah bir yere geldiğim yok. En değerli şeyim, özgürlüğüm. O yüzden hiçbir şekilde, hiç kimseye bağımlı olarak yaşamak istemiyorum. Yaptığım işin gerekliliği gibi görünen medya yalakalığı ve medyayla alakalı durumlar, yakın durma gayreti filan da bende hiçbir zaman olmadı. Bir dönem Okan Bayülgen’in programlarına çıkardım, bunun dışında en son Enver Aysever’in programına çıktım, o da üç sene önce filandı. Sonra da medyanın hali beni tiksindirdi. Sosyal medyada etkin olayım gibi bir amacım yoktu ama dinleyicilerime oradan seslenince, onlarla oradan bir muhabbete girince ister istemez etkin oldum.

 Çok az insan bu durumda.

– Ben, beni bu noktaya getiren şeyin de kölesi olmak istemiyorum! Hiçbir şekilde, hiç kimseye bağımlı olmak istemiyorum. Sosyal medyaya bile bağımlı olmak istemiyorum, bu yüzden başka yollar deniyorum. İçgüdüsel olarak enteresan bir şekilde hiç profesyonel olmayan şeyler yapıyorum. Mesela radyolarda şarkılarımın çalınmasını istemiyorum çünkü ben, her şeyi bir bütün olarak görüyorum. Yaptığım müziği çok sevdiğim için, sahte şeylerle yan yana sunulmasını bile istemiyorum. Müzik marketlerde de olmak istemiyorum, zaten bu son albümden sonra tamamen buna son veriyorum. Diyebilirsin ki, “Bu yaptığın hiç profesyonel değil!” Evet, değil. Ama zaten benim profesyonel olayım diye bir derdim de yok. İsteyen dinlesin, istemeyen dinlemesin…

 Ama konserlerin ful…

– Evet çünkü insanların bence samimiyete ihtiyacı var. Tüm bu riyakâr müzik dünyası ve müzik sektöründen nefret eden, samimi bir şeyler dinlemek isteyen insanlar da var. Onların bir kısmının tercihi de ben oluyorum. Bunun için teşekkür ederim ama ben bunu tasarlayarak yapmadım. Ben sadece kendim olmayı seçtim.

HAYATTAKİ EN BÜYÜK ZAVALLILIK PARA!

Konserlerini dolduran insanların birbirine hiç benzememesi, her yaştan, her etnik gruptan olması seni şaşırtmıyor mu?

– Hayır, çünkü 11 yılda her şey yavaş yavaş oldu. O kadar sindire sindire yaşandı ki bu süreç, şaşkınlık filan duymuyorum. Ama incelenmesi gereken bir vaka olduğunu düşünüyorum. Televizyona çıkmayan, gazetelere röportaj vermeyen, radyolarda şarkıları çalmayan birinin konseri nasıl bu kadar tıklım tıklım olabilir? Özellikle de Doğu’da biletler iki ay önceden bitiyor. Neden bu kadar çok insanın bana sahip çıktığı bence incelenmeli.

 Sence neden?

– Samimiyet diyorum ben. Çünkü insanlara, kendilerine porselen dişlerle gülümseyen ve güneş gözlükleriyle bakanlardan böğ gelmiş durumda. Samimi bir şey arıyorlar…

 Hayattaki en büyük zavallılık ne?

– Para. Yüzde yüz.

 Böyle deyip konserlerden çok para kazanmıyor musun?

– Çok kazanmıyorum. Normal kazanıyorum. Ve her yere gidiyorum, “Yeteri kadar kazanamam, şuraya gitmeyeyim!” diye bir ayrım yok bende.

 Konser öncesi midene kramp giriyor mu?

– Heyecanlanıyorum ama öyle şeyler olmuyor. Sahneyi seviyorum, gerçekten severek şarkı söylüyorum. Sahnede çok alkol alan insanlar için şöyle düşünüyorum: Müziklerine ancak öyle katlanabiliyorlar! Ben sahnede asla içmem. Ekibim de içmez. Sahneyi, yaptığım müziği hissedebilmek isterim. Bizde sahte bir şey yok.

 Senin bazı konserler matine gibi, 3’te bir tane, 5’te bir tane.

– E çünkü çok talep var. Ben konserlerime sınır koyduruyorum. Şu anda mesela sadece ayda 10 konsere düşürdüm, 26 konser yapıyorduk ama çok yoruldum.

 Hayattaki en büyük başarın ne?

– Her şart altında bağımız ve özgür kalabilmem.

Bir erkekte olması gereken en değerli özellik ne?

– Erkek ve kadın diye niye ayıralım ki? Her insanda olması gereken en değerli özellik: Onur. Şahane sanatçısın ama onursuzsun, kaç yazar? Benim için bir şey ifade etmez.

 İlham ne zaman geliyor? Duştayken, yürürken, uçarken, uyurken…

– Ben 24 saat ilham içindeyim. Hatta kendimi durduramıyorum. Sürekli bir şey kaydediyorum, yazıp çiziyorum.

NE OLURSA OLSUN ONURLU BİR İNSAN OL!

 Sen hep mi böyleydin, sonradan mı oldun?

– Hep böyleydim. Hep insanların yanında bir şeyler mırıldanırdım. Aklımda sürekli bir şarkının şurası, bilmem nenin burası falan vardı. Beynimi durduramazdım. Halen devam…

 Genç birine öğüt verecek olsan ne derdin?

– Öğütlere aldırma! Ne olursa olsun onurlu bir insan ol ve hayatta da gerçekten ne yapmak istiyorsan onu yap. Fakir bir şekilde öleceksen bile, istediğin şeyi yap diyorum, yüzde yüz!

DÖVMELERİMDEN BİRİ BERKİN ELVAN’IN KAŞLARI

 Fiziğinle ilgili sevmediğin bir şey var mı?

– Var. Çok uzunum ben. 1.89. Biraz daha kısa olabilirdim.

 En çok kullandığın kelime.

– “Hayır!”

 Bir sürü insan “hayır” demesini bilmez…

– Ben derim. Ne istediğimi ve istemediğimi bilirim. Netim ve inatçıyım.

 Ensende neden ‘kayıp’ yazıyor?

– ‘Kayıp’ beni ifade eden bir kelime. Öyle hissediyorum. Kolumda da Şeker Prens ve Tuz Kral yazıyor. Bir albümümün adı. Güzel bir masaldı.

 Başka dövmeler?

– Var… Bak, bu kör alfabesiyle aşk anlamına geliyor, bu de Berkin Elvan’ın kaşları. Unutmak istemediğim şeyleri her gün hatırlamak için yazdırıyorum.

İSTANBUL’DA KENDİMİ ÇOK KÜÇÜK HİSSEDİYORUM

 Cem Adrian’la mı yatıp kalkıyorsun, kafan sürekli onunla mı meşgul?

– Hayır, ben Ankara’da son derece normal bir mahallede, son derece normal bir apartmanda Cem olarak yaşıyorum. Herkes de beni çevremde öyle tanıyor. Ama belli zamanlarda Cem Adrian olarak sahneye çıkıyorum, konserler veriyorum.

 Neden İstanbul’da yaşamıyorsun?

– Sevmiyorum İstanbul’u. Çok kalabalık ve kendimi küçük hissediyorum. Trafikte küçük hissediyorum, sokakta küçük hissediyorum.

 En mutlu olduğun yer ve an…

– Ankara’da evimde kanepemde otururken. Oh, o huzur gibisi yok!

 Hangi yeteneğe sahip olmak isterdin?

– İyi dalabilmek isterdim. Suyun altında daha çok vakit geçirebilmek isterdim.

Bir dönem Bilkent’te okudun Fazıl Say sayesinde. Ne dedi, “Eğitimli olman gerekiyor” mu dedi?

– Hayır. Dedi ki, “Sen çok iyisin. Ama bunu da denemelisin!” Akademik olarak ne yapabileceğimi, oraya uyum sağlayıp sağlayamayacağımı anlamamı istedi. Beni özel statüyle okula aldılar. Denedim ama uyum sağlayamadım.

ŞARKI SÖYLEMEYİ SAHNEDE ÖĞRENİYORUM

 Buna üzülmüyor musun?

– Üzülmüyorum, çünkü denedim. Oraya gittiğimde 23 yaşındaydım, herkes nota bilirken ben bilmiyordum. Ama müzisyen olunmayacağını, doğulacağını düşünenlerdenim. Teknik eğitim falan işlemiyor bana. Bünyem kabul etmedi, etmiyor. Hâlâ nota bilmiyorum. İşin teknik kısmıyla da ilgilenmiyorum. Bir sene okula gittim, ikinci sene bir kere uğradım.

 Kendini nasıl geliştiriyorsun?

– Ben şarkı söylemeyi sahnede öğreniyorum. Sahne, en iyi öğretmen. Hâlâ sesimi daha iyi kullanmaya uğraşıyorum.

 Sende sanatçıların didişmesi, birbirlerinin gözünü oyması gibi şeyler de mi yok?

– Yok. Çünkü sanatçı tanımıyorum. Müzisyen tanımıyorum. Bir de onların çoğu İstanbul’da yaşıyor, ben Ankara’da. Kimseyle kavga edecek bir durumum yok. Ortak bir noktam yok. Tarzını beğendiğim müzisyenlerle düet yapıyorum. Birkaç arkadaşım var, mesela Aylin Aslım, Hayko Cepkin, Halil Sezai…

Cem Filiz’i, neden Cem Adrian yaptın?

– Annemin kızlık soyadında Adrian diye bir durum var, Yugoslav göçmeni annemler. Babamla alakalı kişisel nedenlerden dolayı Adrian’ı kullanıyorum. E bir de Edirneliyim, Edirne’nin de eski adı Adrianapolis.

NE DÜNYAYA AÇILMASI? BEN HAYATIMI KÜÇÜLTMEYE ÇALIŞIYORUM!

 Sesinin farklı olduğunu ne zaman keşfettin?

– Ben keşfetmedim aslında, insanlar söyledi. Birine bir şarkı dinletiyordum mesela, “Kim bu?” diyordu, “Benim” diyordum. Şaşkınlık içinde, “Nasıl yani!” diyordu. Sonra bir sürü farklı demo dinletiyordum. “O kim? Bu kim?” “Hepsi benim!” diyordum, onlara çok acayip geliyordu. Bana hâlâ normal geliyor. Konserlerimde sadece bir şarkıda içimdeki tüm bu seslerin hepsini gösteriyorum, sonra kapatıyorum mevzuyu! Sürekli ona dayanmanın bir manası yok.m

Ama sen o kahve falından önce epeyce debelendin, uğraştın, olmadı değil mi?

– Aynen öyle! İki sene İstanbul’da yaşadım. Radyolara gittim, o dönemdeki yarışma programlarına katıldım. Elendim sürekli. İyi ki elenmişim, onların vaat ettikleri ışık, boş bir ışık.

Fazıl Say, senin için “Sesi yedi oktav!” diyor, sen hayır diyorsun, gerekçe ne?

– Hani baba, sekiz gol atan oğlu için, “10 gol attı!” der ya, gurur duyduğu için, yaptığı şeyin önemini vurgulamak için… Onunki de öyle bir şey. Büyük bir konuşma yaptı. “Sesine baktım, şu kadar oktav!” dedi. Ve birden bana sahip çıktığını göstermek için “Yedi oktav” dedi. 16 dese 16 yazarlardı. Şu anda benim sesim 5.5 buçuk oktav.

Peki bu sesle dünyaya açılmak filan.

– Yok ya ne dünyası, ben hayatımı küçültmeye çalışıyorum! Daha fazla Ankara’ya kapanmak istiyorum. Neden biliyor musun? Bir tane hayatımız var bizim. Ben şimdi bile çok meşgulüm. Daha fazla meşgul olmak istemiyorum. O zaman hiç hayatım kalmayacak. Kazanacağım hiçbir şey de, beni şu anda kazanabileceğim boş vakitten daha mutlu edemez! Benim hayalim, köpeğim biraz büyüyecek, yeni bir tane dişi geliyor, onların bebekleri olacak ve ben onlara bakacağım. Yoksa hayalim stadyumda konser vermek değil. Çünkü buna ne maddi anlamda ne de egosal anlamda ihtiyacım var. Beni anlaması gerekenler anlıyor zaten. Yurtdışına bir albüm yapacağız. Dört seneden beri kaydediyorum. O tamam. Ama orada da  tanınayım gibi bir hevesim yok. Allah aşkına Rihanna ne zaman yaşıyor sence? Ne zaman normal bir hayatı olabiliyor, ne zaman sevgilisiyle buluşuyor, sinemaya gidiyor, ne zaman yeni insanlarla tanışıyor? Ben normal bir hayat yaşamak istiyorum.

ARTİSTLİK YAPMIYORUM
Ben artistlik yapmıyorum kimseye. Mikrofonu alıp, “Şimdi Kral TV’desiniz, az sonra klibimiz yayınlanacak!” Ay böyle yalakalıklar bana o kadar sahte geliyor ki. Beni öldürsen de bunu asla yaptıramazsın!

Ayşe Arman - Kelebek

25 Eylül 2016 Pazar

Russian Gods 2017 by Serge Lee







"Belediye başkanının verdiği yetkiye ihtiyacım yok birini sevebilmek için"

Sizin evliliğe bakış açınız nedir?

Çağrı Çıtanak: Ben “Ne gerek var?” gözüyle bakıyorum. Her şey çok güzel gidiyor, güveniyorsun, seviyorsun ne kaldı; evlilik! Niye yani? Bana göre ben evliliğe uzak bir adamım. “Evliliğe karşıyım ama gün gelince evleneceğiz” diyenlerden de değilim. Hayır, günü gelince de evlenmeyi düşünmüyorum. Elbette hayatımda birileri olabilir ama niye evleniyorum? Niye bilmem kaç yıldır görmediğim insanlar için smokin giyiyorum, çıkıp dans ediyorum! O kadar anlamsız geliyor ki. Belediye başkanının verdiği yetkiye ihtiyacım yok birini sevebilmek için.

Milliyet



Make Up star Kerimcan Durmaz: Ablan küpünü doldurdu bebeğim

Bir zamanlar reklam pastasının yüzde 90’ı gazeteler, televizyonlar ve billboard üzerinde dönerken şimdi bu oran yüzde 50’lere kadar düştü. Geri kalan para sosyal medya, dijital reklam, yani Facebook, Google ve YouTube gibi kanallar üzerinden harcanıyor. Peki “parayı kim kazanıyor” derseniz sosyal medya üzerinden ünlü olan fenomenler ve hali hazırda ünlü olup sosyal medyasını iyi yönetenler. Türkiye’nin önemli ‘influencer’ ve ‘celebrity marketing’ (şöhret sosyal medya yönetimi) ajansı Unite.ad’nin kurucu ortağı Arman Acar ile sosyal medya ekonomisini, son fenomen Kerimcan Durmaz ile Snapchat sonrası gelen şöhretini konuştuk.

Türkiye’de sosyal medya kullanıcısıysanız, yüzünü görmemiş olma ihtimaliniz çok az. Ülke topraklarının son dönemlerde var ettiği en büyük fenomen o. Bakü’de makyör olarak çalışırken sosyal medya sayesinde ünlü oldu. Çektiği videolarda ne kılıklara girmedi ki... İstanbul’a dönünce gece kulüplerinden gelen DJ’lik teklifini kabul etti. Kışın bütün günleri şimdiden doldu. Ayda 1 milyon TL kazandığı, şarkıları dillere dolamak için 10 saniyelik bir paylaşıma 34 bin TL aldığı iddia ediliyor. Dünyaca ünlü moda devi Fendi, Milano’daki defilesine Türkiye’den bir tek Kerimcan Durmaz’ı davet edince, Kerimcan’ın fenomenliği bir lüks marka tarafından da onaylandı. Ben de daha fazla dayanamayıp onu yakından tanımak ve sizlere anlatmak istedim.

Özel döşemeli, arkası yataklı, televizyonlu, PlayStation’lı VIP bir minibüs geliyor bizi almaya. Şoför önce bizi alacağını, sonra Kerimcan Bey’i alıp yola çıkacağımızı söylüyor. Daracık beyaz pantolonu, Christian Louboutin ayakkabıları ve Chanel çantası ilk dikkatimi çekenler. Bir misafiri geldiği için makyaj yapamamış ama pek de gerek yok. Biraz göz altları mor ama cildi bebek gibi. 1994 doğumlu. Daha çok genç, bir o kadar da cesur.

Sürekli “Olaaayyy” diye bağırıyorsun. Hayatının en önemli olayı nedir? - Ben kendim olay oldum. Başka bir olay bilmiyorum.
Hiç mi oynamıyorsun?
- Oynadığımı da düşünmüyorum, yani direkt kendimim. Mesela aklımdan bir şey geçiyor ya onu hemen zihnimin içinden dışarı atıp, insanlara yansıtmam lazım. İnsanlar benim söylediklerimi, doğruyu ya da yanlışı anlıyorlar. Orasına artık insanın kendi kalbi karar veriyor. Fesatsa fesat, iyi ise iyi anlar.

Anne-baban ne diyor oğullarının bir fenomen olmasına?
- Ben ‘make-up artist’ olarak Bakü’de çalışırken Snapchat kullanmaya başlamıştım. O zaman 40 bin kişi falan izliyordu snap’lerimi. Annem beni Snapchat’ten takip ediyordu. İstanbul’a gelip eğlence sektöründe çalışmaya başladığımda bu fenomen durumunu daha çok anlamaya başladı. Instagram’dan Snapchat’ten gördüklerini sonra televizyon ve gazetelerde görünce “Galiba bizim oğlana bir şeyler oluyor” dediler. Onlar bu durumdan inanılmaz mutlular zaten. Ailem hayatım boyunca her konuda benden yana oldu.
Peki maddi olarak ne durumdaydınız?
- Yeniköy’de büyüdüm. 18 yıl Yeniköy’de yaşadım. Babamın balık restoranı vardı. Açmadan önce özel bir şirketten emekli olmuştu. Çocukluğumda babama “ben şunu istiyorum” dediğimde hep alındı. Yani hiç zorluk çektiğimi hatırlamıyorum. Ama liseden sonra ben aileme çok fazla yük olmamak için çalışmaya başladım. Gözüm biraz yüksekteydi, istediğim çok şey vardı ve hepsini alamamaktan rahatsızdım. Kendi hayatımı kurmak istiyordum. Sonra ‘make-up artist’ oldum, Bakü’ye gittim. Gerisini herkes biliyor. Şu an halimden inanılmaz memnunum ve mutluyum.

Sadece beğendiğimi paylaşıyorum

Eğitim durumun ne?
- Aşkım ben lise mezunuyum, tam sınav döneminde böyle bir popülerlik olduğu için üniversiteye ara verdim sadece. İşlerim hafifledikten sonra, kafamı kaldıracak zaman bulduğumda gitmek istiyorum.
İngilizceyi nereden öğrendin?
- Kendim çözdüm işi. Çocukluğumdan beri çok fazla İngilizce şarkı dinleyip onların sözlerini ve çevirilerini okurdum.
Kaç tane Christian Louboutin ayakkabın var?
- 6 ya da 7 tane.
Nedir bu sendeki marka sevdası?
- Ablan star bebeğim. Bilmiyorum, çok keyif alıyorum.

Paranı neden adamakıllı şeylere yatırmıyorsun? Ekmek bulamazsan çanta mı yiyeceksin?
- Yerim, ne var! Onlar da bir dana.
Senin modan geçer mi? Geçmesin diye kendine nasıl yatırım yapıyorsun?
- Sürekli yenilik yapıyorum, kendime sürekli bir şeyler katıyorum. Ben 20 yıllık moda yazarıyım, bu Fendi defilesine niye Türkiye’den sen gittin?
- Ablan ikon bebeğim. Defiledeki yeşil kürkü gördün mü?
Gördüm. “Ben gerçek bir Beverly Hills kızıyım” dedin dedin, sonunda gittin. Ne hissettin?
- Kendimi buldum orada. Hayalimdi biliyorsun. Olay bir yer.

Şarkıları dillere dolamak için para alıyor musun?
- Ay ne münasebet. Beğendiğimi paylaşıyorum. Hiç öyle şey yapmam, asla!
Bir anda böyle popüler olmanın bir bedeli oldu mu?
- Olmadı, ben ilgiyi çok seviyorum. Beni seven insanları da seviyorum.
Şimdi 22 yaşındasın, 32’de kendini nerede görüyorsun?
- Hürrem gibi: “Harem ne ki. Dünyayı ben yöneteceğim.”
Hürrem demişken dizide oynar mısın?
- Neden olmasın? Güzel bir projede düşünülebilir.
IQ’n kaç?
- En yüksek rakam neyse odur.

Hiç lafın altında kaldığın oluyor mu?
- Olur! Bazen susmak en güzel cevaptır.
Polyanna mısın sen?
- Hayır ben Heidi’yim. Heidi, lülülülülülülüü.
Senin için “Çok mütevazı bir çocuk” diyorlar. Doğru mu?
- Snapchat’te bazı insanlar çok burnu havada çok havalı falan gibi göründüğümü söylüyorlar. Bazen fotoğraf çektirmek için bile çekinen insanlar olduğunu duyuyorum ama kesinlikle öyle bir insan değilim. Görüntüye bakmayın.
Bir film projesinde yer alacağını duydum...
- Kendi projemiz. Ben başrolde oynuyorum. Benden bir mafya babası olur mu sizce? Çok farklı bir mafya babası olacağım. Bu ay çekimlerine başlıyoruz.

AJANS SAHİBİ ARMAN ACAR SEKTÖRÜN İÇYÜZÜNÜ ANLATIYOR...

Kerimcan Durmaz bir balon. Türkiye’nin ünlü ekosisteminde böyle adamlar hep çıkar. 2-3 yıl ekmek yerler, sonra herkesin yediği ekmek seviyesine inerler. Şu an Kerimcan Durmaz’ı kullanmak moda. O yüzden ne para kazanıyorsa hak ediyor. Günde iki mekânda DJ’lik yapıyor. Ve her defasında 20 bin alıyor. Ama adam 1000 kişilik mekâna 2500 kişi sokuyor. Mekân para kazanıyor ve vergilendiriliyor. Kerimcan da Snapchat üzerinden kazanıyor.

Sibel Arna - Hürriyet

Tyler Hilton soyundu


Hakan Altun dokuz senedir yalnız

Emel Müftüoğlu’nun ‘360 Derece Emel’ce’ programına konuk olan Hakan Altun, mahalledeki teyzelerin bile kendisine “Ne zaman evleneceksin?” diye sorduklarını söyledi.

Tüm ülkenin evlenmesini istediğini anlatan şarkıcı, “Dokuz yıldır hayatımda kimse yok. Bunun sebebi artık aşkı hissetmemem” dedi.

Milliyet

Zeki Müren aramızdan ayrılalı 20 yıl oldu


Ölümünün 20. yılında Türkiye'nin en büyük pop ve gay ikonu Zeki Müren'i saygıyla anıyoruz...



23 Eylül 2016 Cuma

Arka Sokaklar'da yaş aldı; Şevket Çoruh

Arka Sokaklar dizisinin 11. yılında değişmeyen oyuncusu Şevket Çoruh...



Kaos GL dergisinin 150. sayısı çıktı!

1994 yılından beri yayın hayatına devam eden Kaos GL dergisinin 150. sayısı “Queer Marksizm” dosya konusuyla yayınlandı.


Kaos GL dergisinin “Queer Marksizm” dosya konulu 150. sayısı çıktı. Online aboneler dergi websitesinden, basılı haline ulaşmak isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıya ulaşabilirler.

Dosya konusu dışında 150. sayıya özel söyleşi ve yazıların da olduğu derginin Genel Yayın Yönetmeni Aylime Aslı Demir’in sunuş yazısı şöyle:

Marksist teorisyenler için queer deneyim ve politika

“LGBTİ hareketin Marksizme yönelttiği belki de en temel eleştirilerden biri her türden çatışmanın ancak sınıf çatışmasıyla ilişkilendirilmesi üzerineydi. Marksizmin eşcinsellik kavrayışı ise ancak burjuva toplumundaki bozulmanın ve çöküşün ifadesi olarak işaretlenmekten çoğu zaman öteye gidemedi.

“Günümüzde işçi sınıfının militanlığının kaleleri olan sektörler her geçen gün gerilerken bunların yerine yeşeren prekaryanın, geleneksel “işçi sınıfı” imajına sahip olmadığı da oldukça açıktır. Zaten bu “işçi” imajının içinde değerlendirilmeyen LGBTİ’ler de geleneksel iş kollarında maruz bırakıldıkları ayrımcılıktan kaçış olarak daha “rahat”  iş kollarında istihdamı tercih etmekte (Kaos GL – “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu” araştırması). Bununla birlikte Klasik Marksizmin sınıf anlayışı da –artı değer edinimi, üretim araçlarının mülkiyeti ve üretim sürecinin denetimi- her geçen gün Marksizmin içinden ve dışından gelen eleştirilerle birlikte daha fazla itiraza, güncellemeye meyletmekte.

“Bu sayıyla birlikte Marksist teorisyenler için de Queer deneyimin ve politikanın sadece dipnotlardan (Türkiye menşeli literatür için henüz bu bile oldukça önemli bir adım sayılabilir) ziyade hareket noktaları olarak nasıl ele alınabileceğini tartışmaya açmak istedik.

“Ekonomik kalkınmayı, kapitalist öznelliğin pençesinden kurtarmak elbette oldukça radikal bir proje. Ancak cinsel morfolojinin yeniden düşünüldüğü Queer siyasetin barındırdığı kaynaklar içinde bunun mevcut olduğunu, Queer siyasetin tam da bu öznelliğin kusursuzluğunu küresel metalaşma anlatısının tutarlılığı ve uyumluluğunu bozmaya yönelik üretken bir tutarsızlık zemini sunabileceğini düşünüyoruz.

Queer teori ile Marksist teori arasında temas kurmak

“Bu imkânlara yönelik denemeler LGBTİ ve Queer çalışmaları alanında giderek artan çalışma başlıklarından biri haline geldi. Queer çalışmaları yapan ve aynı zamanda Marksizmin açıklayıcı gücü ile bu alana ivme kazandıran metinlerden biri Kevin Floyd’un The Reification of Desire: Toward a Queer Marxism (Arzunun Şeyleşmesi: Queer Bir Marksizme Doğru) olsa da, Tarihsel Materyalizm konferanslarının son yıllarında artan Queer Marksizm başlıkları bize vaatler sunmakta.

“Her ne kadar literatüre yapılan katkılar son yıllarda artmış da olsa, Stonewall’un (1969) hemen akabindeki Guy Hocquenghem, Jeffrey Weeks, Gey Left Collective gibi oluşumların ve dergide oldukça geniş bir şekilde yer verdiğimiz Lavender and Red Unioun’un Gey Komünizm tartışmaları gibi, sosyalizm ve radikal cinsel özgürleşme üzerine yapılan erken dönem çalışmalar da örnek olarak sayılabilir.

“Dergide kabaca üç grupta tasnif edebileceğimiz –Queer teori ve Marksist teori arasında temas kurmaya yönelik çalışmalar (içeride Alan Sears’ın, John D'Emilio’nun, Serdar Küçük’ün, Christina Petterson’ın yazılarında takip edebileceğiniz üzere), aktivist cephenin daha ziyade ağırlık verdiği bir çizgi olarak teorisini/pratiğini Marksist bir bakış açısı altında toplamaya yönelik eylemlilikler (yine içeride Lavender and Red Union -Lavanta ve Kızıl Birlik- özelinde 1974’ten 1977’ye kadar Los Angeles merkezli olan erken bir gey komünist politik örgütlenmesinin gelişmesi, tarihi, siyaseti ve mirasına üzerine, hareketin eski bir üyesi olan Walt Senterfitt’le gerçekleştirdiğimiz söyleşi) ve mevcut sınıfsal konfigürasyonda Queer bireylerin pozisyonu üzerine yapılan (nihayet içeride Tara Atluri ve Mayra Cotta ile İzadora Xavier do Monte’nin metinlerinde takip edebileceğiniz) çalışmalara yer verdik.

150!

“Bu sayının dosya konusu, Kaos GL olarak önümüzdeki bir yılın çalışma başlıklarından biri olması nedeniyle bizim için oldukça önemli. Ancak önemi sadece bununla kısıtlı değil; zira 150. sayımızı yayınlamış oluyoruz bu sayıyla. Bu topraklarda “ibneye güven olmaz” sözünün aksini sadece bu sayıyı yayınlamasıyla bile (belki de) yerle yeksan etmiş olan bir hareketin dergisini, bizzat derginin okurlarına-yazarlarına sorduk, bu sayıyı onlarla karşıladık.

“Dergimizin, hareketimizin sürekliliğini var eden kaybettiğimiz ve hâlihazırda birlikte mücadele ettiğimiz aktivistlere sonsuz teşekkürler; hep birlikte nice sayılara!”

Kaos GL