25 Haziran 2017 Pazar

Taksim'de 'Onur Yürüyüşü' gerginliği: 35 gözaltı

İstanbul Valiliği LGBT'nin 'Onur Yürüyüşü'ne izin vermeyeceğini duyurmuştu. Bugün Taksim'de yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekiyor. Polis, yürüyüş yapmak isteyen LGBTİ’lilerin İstiklal Caddesi’ne girişlerine izin vermedi. Yürüyüşe karşı çıkan bir grup ise İstiklal Caddesi girişinde bekleyen LGBTİ’lilerin arasına girdi. Bu kişiler ile LGBTİ’liler arasında kısa süreli arbede yaşandı. Gün boyu İstiklal Caddesi ve civar sokakları ile Cihangir'de toplanan gruplar ile polis arasında gerginlikler yaşandı. Polis toplam 35 kişiyi gözaltına aldı.


Taksim Meydanı ve çevresinde gün boyu yoğun güvenlik önlemleri dikkati çekerken, İstiklal Caddesi'ne çıkan tüm sokaklara çevik kuvvet ekipleri ve TOMA'lar yerleştirildi. Ayrıca Gezi Parkı'nda da güvenlik önlemi alındığı görüldü.

İKİ GRUP ARASINDA GERGİNLİK
Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi girişinde geniş güvenlik önlemi alan polis, "Onur yürüyüşü" yapmak isteyen LGBTİ’lilerin İstiklal Caddesi’ne girişlerine izin vermedi.

Yürüyüşe karşı çıkan bir grup ise İstiklal Caddesi girişinde bekleyen LGBTİ’lilerin arasına girdi. Bu kişiler ile LGBTİ’liler arasında kısa süreli arbede yaşandı.

Araya giren polis, LGBTİ’lilere karşı çıkan 7 kişiyi burada gözaltına aldı.

AP KAMERAMANI GÖZALTINA ALINDI
Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’ne giriş yapmak isteyen gruplara polisin müdahalesi gün boyunca devam etti. Ara sokaklarda polis ile gruplar arasındaki kovalamaca sürerken birçok kişinin gözaltına alındığı görüldü. Polis, bir kafeye girerek orada bulunanları dağıttı.

Polis müdahalesini görüntülemeye çalışan AP kameramanı Bram Janssen yanında pasaportu olmadığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Kameraman ekipmanlarıyla birlikte polisler tarafından gözaltı aracına götürüldü.

Polislerin İstiklal Caddesi civarındaki sokak başlarında köpeklerle bekledikleri de görüldü. Polis ayrıca İstiklal Caddesi'ne girmeye çalışan bir grup LGBTİ'liyi de köpeklerle kovaladı. Kovalamacada hareketli anlar yaşandı. Bir polis helikopteri de yaşananları havadan takip etti.

AKŞAM SAATLERİNDE CİHANGİR
İstiklal Caddesi ve çevresinde polisle yaşanan kovalamacanın ardından LGBTİ'liler bu kez de Cihangir'de toplandı. Polis gruba bu kez TOMA ile müdahale etti. Ara sokaklara kaçan gruptan 28 kişi yakalanarak gözaltına alındı.

http://www.hurriyet.com.tr/galeri-lgbti-onur-yuruyusune-karsi-yogun-onlemler-40501475

Taksim'de devletin eşcinsellere karşı yoğun güvenlik önlemleri

Taksim'de yoğun güvenlik önlemleri


İstanbul Valiliği LGBT'nin 'Onur Yürüyüşü'ne izin vermeyeceğini duyurmuştu. Bugün Taksim'de yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekiyor. Polis, yürüyüş yapmak isteyen LGBTİ’lilerin İstiklal Caddesi’ne girişlerine izin vermedi. Yürüyüşe karşı çıkan bir grup ise İstiklal Caddesi girişinde bekleyen LGBTİ’lilerin arasına girdi. Bu kişiler ile LGBTİ’liler arasında kısa süreli arbede yaşandı. Söz konusu gruptan 7 kişi ile Taksim Meydanı'nda slogan atan LGBT'li 3 kişi gözaltına alındı.

LGBTİ Onur Yürüyüşüne karşı yoğun önlemlerLGBTİ Onur Yürüyüşüne karşı yoğun önlemlerLGBTİ Onur Yürüyüşüne karşı yoğun önlemlerLGBTİ Onur Yürüyüşüne karşı yoğun önlemler

Taksim Meydanı ve çevresinde yoğun güvenlik önlemleri dikkati çekerken, İstiklal Caddesi'ne çıkan tüm sokaklara çevik kuvvet ekipleri ve TOMA'lar yerleştirildi.Ayrıca Gezi Parkı'nda da güvenlik önlemi alındığı görüldü.

10 GÖZALTI VAR

Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi girişinde geniş güvenlik önlemi alan polis, "Onur yürüyüşü" yapmak isteyen LGBTİ’lilerin İstiklal Caddesi’ne girişlerine izin vermedi.

Yürüyüşe karşı çıkan bir grup ise İstiklal Caddesi girişinde bekleyen LGBTİ’lilerin arasına girdi. Bu kişiler ile LGBTİ’liler arasında kısa süreli arbede yaşandı. Araya giren polis, LGBTİ’lilere karşı çıkan 7 kişiyi gözaltına aldı. Taksim Meydanı’nda slogan atan LGBTİ’li 3 kişi de gözaltına alındı.

Taksim'de polisler sokak başlarında köpeklerle bekliyor. Bir sokak girişinde bekleyen bir grup polis, İstiklal Caddesi'ne girmeye çalışan bir grup LGBTİ'liyi köpeklerle kovaladı. Kovalamacada hareketli anlar yaşandı. Bir polis helikopteri de yaşananları havadan takip etti.

İstanbul Valiliği, LGBTİ'nin Taksim Meydanı'nda bugün yapmayı planladığı yürüyüşe izin verilmeyeceğini bildirmişti. LGBT tarafından yapılan açıklamada ise kararın hukuka aykırı olduğu belirtilmişti.

Erhan TEKTEN / İstanbul (DHA)

Onur Yürüyüşü'nde bu şarkıları dinlediler!

Başlangıcı 1969'daki bir polis baskını sonrası düzenlenen protestoya dayanan Onur Yürüyüşleri'nin en sevilen şarkılarını derledik.


1969 yılında polisin ABD’de bulunan ‘Stonewall Inn’ adlı bir bara yaptığı baskın sonrasında LGBT’li bireyler baskılara karşı ayaklandı. 28 Haziran 1969 yılında başlayan ayaklanma sonucunda Stonewall, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünyada LGBTİ hakları hareketinin başlangıcı olarak kabul edildi. LGBTİ’nin kazandığı mücadele sonucunda, her yıl Haziran ayının son haftası, tüm dünyada Onur Yürüyüşü gerçekleşiyor.

GÖKKUŞAĞI BAYRAĞI NEREDEN GELİYOR?

LGBTİ’nin simgelerinden biri olan gökkuşağı renklerinden oluşan bayrak ilk olarak 1978 yılında ‘San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü’nde kullanıldı. Hippi ve siyahi hakları hareketinden esinlenilen bayrak, San Franciscolu sanatçı Gilbert Baker tarafından tasarlandı. Baker ve 30 gönüllü, yürüyüş için iki dev prototip bayrağı elle dikip boyadı. Bayraklarda her bir renk LGBTİ toplumunu simgeleyen imgeleri içermektedir. Uluslararası Bayrak Yapımcıları Kongresi tarafından tanındıktan sonra 1994 yılında, Stonewall Ayaklanması’nın 20’nci senesinde, 1.5 kilometre boyundaki bayrak 10 bin kişi tarafından taşındı.

Türkiye’deki Onur Yürüyüşü daha önceki senelerde de olduğu gibi İstiklal Caddesi’nde gerçekleşecekti. Ancak bugün yapılacak yürüyüş İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı.

Onur Haftası’nda, yıllar içinde bu yürüyüşlerin ve LGBTİ topluluklarının içinde en çok sevilen 12 şarkıyı derledik.

‘Freedom! ’90’ – George Michael (1990)
Geçtiğimiz Aralık ayında hayatını kaybeden pop müzik ikonlarından George Michael’ın 1990 yılında  ‘Listen Without Prejudice, Vol.1′ albümünde yer alan şarkı, içerdiği sözler sebebiyle LGBTİ toplulukları arasında ilgi gördü.

‘Tell Me Does She Love The Bass’ – Lesbians on Ecstasy (2004)
Kanadalı elektronik müzik grubu ‘Lesbians on Ecstasy’nin 2004 yılında kendi adıyla çıkardıkları albümün en sevilen şarkılarından biri olan ‘Tell Me Does She Love The Bass’, dönemin LGBTİ kulüplerinde de en sevilen şarkılardan biri olmuştu.

Let’s Have a Kiki – Scissor Sisters (2011)
Scissor Sisters’ın 2011 yılında çıkardığı ‘Magic Hour’ albümünde yer alan ‘Let’s Have a Kiki’, LGBTİ toplulukları tarafından en sevilen şarkılardan biri olma özelliğini taşıyor. Amerikalı LGBTİ’liler arasında ‘kiki’, ‘laflama’ ya da ‘dedikodu yapma’ anlamına geliyor.

‘I Will Survive’ – Gloria Gaynor (1978)
Gloria Gaynor’ın 1978 yılında çıkardığı ‘I Will Survive’, en güzel ‘Pride’ şarkıları arasında gösteriliyor. Şarkının çıkış noktası her ne kadar LGBTİ ile ilgili olmasa da, şarkının sözleri LGBTİ bireylerinin yaşadıklarıyla özdeştirildi.

‘Sissy That Walk’ – RuPaul (2013)
Amerikalı Drag Queen RuPaul’un en bilinen şarkılarından biri olan ‘Sissy That Walk’, 2013 yılında piyasaya sürülen ‘Born Naked’ albümünden çıktı. Şarkının klibinde, RuPaul’un yapımcısı olduğu drag queen yarışmasına katılmış isimler de bulunuyor.

‘Living on My Own’ – Freddie Mercury (1985)
İngiliz rock grubu Queen’in solisti Freddie Mercury’nin 1985 yılında yayınladığı ‘Living On My Own’, dönemin sevilen şarkılarından birisi olmasının yanı sıra LGBTİ toplulukları tarafından da çok sevildi. Şarkının klibi ise, Freddie Mercury’nin verdiği gerçek bir partiden görüntüler içeriyor.

‘Relax’ – Frankie Goes to Hollywood (1983)
Yayınlandığı zaman büyük tartışmalara yol açan şarkı uzun süre müzik listelerinde ilk sırada yer aldı. Bernard Rose tarafından çekilen video klip ise uzun bir süre BBC tarafından sansürlendi. Grup daha sonra aynı şarkının farklı bir klip versiyonunu çekmek durumunda kaldı.

‘Constant Craving’ – K.d.Lang (1992)
Cinsel kimliğini saklamayan K.d.Lang, 1992 yılında çıkardığı ‘Constant Craving’ şarkısıyla Grammy ödülüne layık görülmüştü. LGBTİ bireyleri arasında sevilen şarkılardan biri olan Constant Craving’in klibi, Samuel Beckett’in ‘Godot’yu Beklerken’ kitabından esinlenerek çekildi.

‘Born This Way’ – Lady Gaga (2011)
Lady Gaga’nın 2011 yılında çıkardığı ‘Born This Way’, son dönemlerin en iyi LGBTİ şarkılarından biri olarak kabul ediliyor. Onur Yürüyüşleri’nde sıkça duyulan şarkı, 2010’lu yılların LGBTİ marşı olarak nitelendiriliyor.

‘I’m Coming Out’ – Diana Ross (1980)
1980 yılında yayınlanan şarkı, New York’taki bir gece kulübünde 3 drag queen’in Diana Ross olarak sahneye çıkmasından bir süre sonra LGBTİ’nin marşlarından biri haline geldi. ‘Coming out’ filli ayrıca, İngilizce’de “toplum önüne çıkma, ifşa’ anlamına gelse de, LGBTİ’li bireyler için cinsel kimliklerini açıklama anlamına geliyor.

‘Any Which Way’ – Scissor Sisters (2010)
Scissor Sisters’ın Night Work albümünden çıkan ‘Any Which Way’, yine grubun en bilinen şarkılarından biri olma özelliği taşıyor. Şarkının klibi ise LGBTİ’nin simgesi olan gökkuşağının renkleri ile çekildi.

‘Vogue’ –  Madonna (1990)
90’lı yılların başından beri LGBTİ topluluklar için önemli bir isim olan Madonna’nın ‘Vogue’ şarkısı, Onur Yürüyüşleri’nde hala en çok çalınan ve sevilen şarkılar arasında yer alıyor.

http://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2017/06/25/en-guzel-pride-sarkilari/

Aşkın Sınır Tanımadığını Kanıtlayan 21 LGBTİ Temalı Film

"Nerdesin Aşkım?" diyenlere "Burdayım!" diye bağıran pek güzel filmlerden bir seçki hazırladık. Gökkuşağı renklerinde, 21 cesur LGBT temalı film için buyrun listemize!

1. Carol (2015)
Carol, listemizin ilham kaynağı olmasının yanında 6 Oscar adaylığı ve Rooney Mara ile Cate Blanchett’in başarılı performansı ile dikkat çekiyor. Filmin öyküsü kısaca şöyle, 50’li yıllarda New York’ta yaşayan Carol ile Therese’in yolları lüks bir mağazada kesişir. İlerleyen süreçte yakınlaşan bu iki kadın arasındaki ilişkiye toplumun tahammülü pek yoktur.

2. Danimarkalı Kız (The Danish Girl, 2015)
Bir başka vizyon ve Oscar filmi olan The Danish Girl, David Ebershoff’un 2000 yılında çıkan aynı isimli romanından uyarlanmış. Film Danimarkalı ressam Lili Elbe’nin cinsiyet değiştirme ameliyatı ve sonrasında yaşadığı zorlu süreci beyaz perdeye taşıyor.

3. Mavi En Sıcak Renktir (La vie d’Adele, 2013)
Çıktığı sene festivalden festivale koşarak ödülleri toplayan La vie d’Adele, cinsel yönelimini keşfetme sürecinde Adele’in yaşadıklarını anlatıyor. Filmin başrollerinde Léa Seydoux ve Adele Exarchopulos yer alıyor.

4. Onur (Pride, 2014)
Pride, İngiltere’de 1984 yılında yaşanan maden grevinde yaşanan işçi-lgbt işbirliğini sağlam bir oyuncu kadrosu eşliğinde anlatıyor. Baskı altında yılmayan, savaşlarını bile neşeyle veren bu insanların öyküsü, filmin adının hakkını verir nitelikte.

5. Milk (2008)
Gus Van Sant’ın ünlü eşcinsel aktivist Harvey Milk’in savaşını anlattığı filmi, dönemin San Francisco’sunda yaşama isteği uyandırırken, Sean Penn’e de ikinci Oscar heykelciğini kazandırmıştı.

6. Zenne (2011)
Eşcinsel olduğu için 2008 yılında öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden esinlenen Zenne, ülkemizde eşcinsel olmanın getirdiği türlü zorlukları çarpıcı bir şekilde perdeye yansıtıyor.

7. İki Kadın Bir Erkek (The Kids Are All Right, 2010)
Yıldızlar geçidi gibi kadrosuyla dikkat çeken The Kids Are All Right, lezbiyen bir çiftin çocuklarının biyolojik babalarını merak etmelerinin ardından gelişen olayları keyifli bir dille izleyiciye aktarıyor.

8. Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990)
Jennie Livingstone’un 80’li yılların sonunda New York’taki alt kültürler üzerinden eşcinsel ve drag kültürünün bilinmeyen yönlerini anlattığı başarılı belgeseli, cinsiyet kimlikleri üzerine önemli ve döneminin ilerisinde bir yapım.

9. Benim Güzel Idaho’m (My Own Private Idaho, 1991)
Bir diğer 1991 yapımı filmimiz, Milk gibi Gus Van Sant imzası taşıyor. Ani şekilde aramızdan ayrılan River Phoenix ve Keanu Reeves’i başrollere taşıyan My Own Private Idaho, iki biseksüel gencin sokaktaki yaşamını ve sıkı bağlarını anlatıyor.

10. Cennet Yaratıkları (Heavenly Creatures, 1994)
Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ile tanıdığımız Peter Jackson’ın yönetmenliğini yaptığı ve senaryosunu eşi Fran Walsh ile birlikte yazdığı film, iki genç kızın birbirlerine gün geçtikçe yaklaşması ve ailelerinin bu duruma müdahalesinin ardından yaşananları anlatıyor.

11. Better Than Chocolate (1999)
Film, iki eşcinsel kadının ilişkisini eğlenceli bir dille anlatırken cinsellikle ilgili klişelerle bol bol dalga geçiyor.

12. Erkekler Ağlamaz (Boys Don’t Cry, 1999)
Brandon Teena’nın üzücü öyküsünden yola çıkarak toplumsal cinsiyet, önyargılar ve trans bireylerin üzerinde oluşan baskı gibi konular üzerine önemli şeyler söyleyen film, Hillary Swank’ın adeta döktürdüğü performansıyla çıktığı dönem bolca alkış toplamıştı.

13. Brokeback Dağı (Brokeback Mountain, 2005)
İki kovboyun yollarının kesişmesinin ardından yaşadıkları ilişkiyi 20 yıl gibi uzun bir dönemde ele alan bu Ang Lee filminin başrollerinde Heath Ledger ve Jake Gyllenhaal harikalar yaratıyor.

14. Tek Başına Bir Adam (A Single Man, 2009)
Sevdiği adamı kaybetmesinin ardından Prof. George Falconer’ın yaşadıklarını anlatan filmin senaryosu Christopher Isherwood’un aynı adlı romanından uyarlanarak, ünlü modacı Tom Ford yönetmenliğinde beyaz perdeye taşındı.

15. Philadelphia (1993)
Başrollerini Tom Hanks ve Denzel Washington’ın paylaştığı film, başarılı bir avukatın AIDS olduğunun anlaşılmasının ardından işinden kovulmasını takiben gelişen olaylar vasıtasıyla eşcinselliğin Amerika’da ne kadar büyük bir tabu olduğunu gözler önüne seriyor.

16. Hamam (1997)
Ferzan Özpetek’in ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu 1997 yapımı Hamam, Francesco’nun teyzesinin kendisine bir hamam bıraktığını öğrenmesinin ardından İstanbul’a gidişini ve burada Mehmet ile yakınlaşmasını anlatıyor.

17. Çöller Kraliçesi Priscilla (The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert, 1994)
Her performansıyla seyirciye “yok artık” dedirten Hugo Weaving, bu filmde bir drag-queen karakterinin altından yine başarıyla kalkıyor. Bu rengarenk yol filminde ünlü oyuncuya Guy Pearce eşlik ediyor.

18. Hayali Aşklar (Les Amours Imaginaires, 2011)
Kanadalı genç yönetmen Xavier Dolan’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği film, iki yakın arkadaşın aynı erkeğe aşık olması üzerinden aşk, kıskançlık ve dostluk gibi kavramları irdeliyor.

19. Karanlıktan Önce (Before Night Falls, 2000)
Başrollerini Javier Bardem ve Johnny Depp'in paylaştığı Before Night Falls, Kübalı yazar Reinaldo Arenas'ın eşcinselliği sebebiyle ABD'ye göç etmesini ve devrim atmosferini anlatıyor.

20. Hedwig And The Angry Inch (2001)
Bir müzikal uyarlaması olan bu hareketli ve renkli film, yolu Doğu Berlin'den başlayıp Amerika'ya uzanan Hedwig'in başından geçenleri gerçekten başarılı bir sanat yönetimi eşliğinde aktarıyor.

21. Örümcek Kadının Öpücüğü (Kiss of the Spider Woman, 1985)
William Hurt ve Raul Julia'nın başrollerini paylaştığı 1985 yapımı ABD-Brezilya ortak yapımı bu bağımsız film, aynı hücreyi paylaşan biri siyasi suçlu diğeri transeksüel iki mahkumun hapishane ortamında aralarında gelişen ilişkiyi anlatıyor.

Büşra Seden
Sinemia Editörü

https://www.sinemia.com/sosyal/sinema-galeriler/askin-sinir-tanimadigini-kanitlayan-20-lgbt-temali-film?utm_source=galerihaber.com&utm_campaign=galerihaber.com

Bayram günü nefret; Yeni Söz Gazetesi: Şeytanîler ibnelerini sokağa sürüyor

Bir gazete bayram günü bu manşetle çıktı


Valiliğin kararını manşetine taşıyan AKP’ye yakın Yeni Söz gazetesi, LGBT’leri hedef aldı.

İstanbul Valiliği, 'Onur Yürüyüşü'ne izin verilmeyeceğini açıkladı.

Valiliğin kararını manşetine taşıyan AKP’ye yakın Yeni Söz gazetesi, LGBT’leri hedef aldı.

Yeni Söz’ün “Şeytanîler ibnelerini sokağa sürüyor” başlıklı manşetinde, “Bütün dinlerin ahlaksızlığın, hadsizliğin ve gayri insani hallerin en büyüğü olarak nitelediği, batılı şeytanîlerin ise insanlığı ifsad etmek, nesil emniyetini bozmak, aile düzenini parçalamak için devşirdiği kuklalarını Türkiye'nin huzurunu bozmak için yularlarını salıverdi” ifadeleri yer aldı.

LGBT’lere destek veren ODTÜ’yü de hedef alan Yeni Söz’ün haberinde, “Yıllardır eğitimin değil, terörün öncülüğünü yapmayı kendine görev edinmiş ODTÜ ise her yıl Bahar Şenlikleri sırasında ‘ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması' grubunun teşvikiyle üniversite öğrencilerinin yürümesine izin veriyor. PKK'lı teröristlerin afişlerinin duvarlarını ‘süslediği' ODTÜ'nün ibnelikte de ön safta yer alması kimseyi şaşırtmadı. Üniversitenin bu yılda provokasyon amaçlı bir dizi eylemde bulunacağından endişe ediliyor. Yetkilileri ODTÜ'de yaşanacak muhtemelen provokasyon olayları için ihtiyatlı davranmaya ve gerekli önlemleri almaya davet ediyoruz” denildi.

http://odatv.com/bir-gazete-bayram-gunu-bu-mansetle-cikti-2506171200.html

13. Hormonlu domates ödülleri sahiplerini buldu

LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi içeren ve eylemler sergileyenlere yönelik verilen Hormonlu Domates ödülleri 23.06.2017’de gece Roxy’de düzenlenen partide sahiplerini buldu. İlk kez 2005 yılında “ Hormonlu Domates yemeyin. Homoseküel olursunuz” sözleri ile Erman Toroğluna verilen ödüller eğitim, hedef gösterme, medya, sağlık, siyaset, televizyon kategorilerinde dağıtılıyordu. Bu yıl farklı kategorilerde de ödüller verildi ve yine ödülleri belirleyen halkın oyları oldu.  Yapılan ödül gecesinde şarkıları ile Korospular ve sahne şovlarıyla Çırak Queen atölyesinden çıkan drag queenler damga vurdu.


Tören esnasında trans aktivistler tarafından Onur Haftası Komitesine de etkinliklerin bir kısmının ikili cinsiyete dayalı olması nedeniyle mavi-pembe ikili cinsiyetli domatesler hediye edildi:

“Nüfus cüzdanlarından tez anketlerine, tuvaletlere pek çok alanda ikili cinsiyet dayatmasına maruz kalan ve bu dayatma altında yaşayamayan, buna karşı direnen insanlar olarak, onur haftasındaki etkinliklerin bir kısmının ikili cinsiyete dayalı ve cis gender odaklı olması nedeniyle, intersekslerin etkinliğinin de son anda eklendiği programı oluşturan onur haftası komitesine biz de ikili cinsiyetli domatesleri hediye etmek istiyoruz.”

Hormonlu Domates Ödüllerini kazananlar

Eğlence dalında verilen ödüllerin sahibi Nihat Doğan ve Demet Akalın oldu. Nihat Doğan’ın Barbaros Şansal’a yönelik linç girişimi sonrasında “ 15 Temmuz’da havaalanındaki tankları durduran kahraman milletimiz bu gece de TOPları durdurmuştur.” Tweeti yüzünden ödülü alırken Demet Akalın ise onu “Tespitlerin bazen tavan” diyerek desteklediği için ödül alan isimlerden oldu.

Trans erkek bir üyesinin erkek soyunma odasını kullanmasına izin vermediği, üstüne üyeliğini dondurduğu için Sağlık dalında verilen ödüllerin sahibi Macfit oldu.

Ian MCKellan’ın “açık bir eşcinsel olarak” ifadesinin çevrilmediği etkinlikten sonra “teknik arıza” diyerek geçiştirmesi ve özür dilememesi nedeni ile Sansür alanında verilen ödülün sahibi ise İstanbul Film Festivali oldu.

Mekan girişinde transfobik ayrımcılıklarından dolayı Mekan alanında Tek Yön ve Love ödül olan eğlence yerleri oldu.

“Siz de hep seks konuşuyorsunuz.” LGBTİ+’ lerin sık sık duyduğu fobik sözler arasından en çok oy alan ve hormonlu domatesi alan söz oldu.

Kemal Ördek’in uğradığı tecavüzü “rızası vardır” ve “somut delil yoktur “  ifadeleri ile yok sayan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi Siyaset alanında Hormonlu Domatesi alan kurum oldu.

LGBTİ+ Farkındalık haftası yapan Robert Koleji ve Koç Üniversitesi’ndeki bir öğrenciyi hedef gösterdiği için Medya alanında Hormonlu Domatesi alan Yeni Akit oldu.

Son dönemde “Kız” lara pembe, “oğlan”lara mavi paketle satmaya ürün satmaya çalışan Kinder, hem cinsiyetçi hem de transfobiyi üretip beslediği için Eğitim alanında hormonlu domatesi alan aday oldu.

Çeçenistan ve Rusya’da kurulan Eşcinsel Toplama Kamlarında eşcinsellere işkence yapıldığı ve eşcinselleri ölüme terkettiği için ve ailelerine çocuklarını öldürmelerini söylediği için Beynelminel dalında Hormonlu Domatesi alan Çeçenistan ve Rusya oldu.

Yazar: Kadir Demiray
Kaynak: KaosGL

Marksist.org LGBTİ+ Onur Haftası dosyası

Marksist.org, LGBTİ+ ve Trans onur haftalarının düzenlendiği dönemde, farklı röportajlardan oluşan bir dosyayla karşınızda.


15. kez düzenlenmek istenen Onur Yürüyüşü devlet tarafından yasaklanırken, LGBTİ örgütleri "Alışın, buradayız, gitmiyoruz" diyor.

Onur Haftası dosyamız, Ankara Üniversitesi'nden KHK ile ihraç edilen akademisyen Merve Diltemiz Mol'ün Sosyalist İşçi gazetesinde yayımlanan "Aşkın ve özgürlüğün gücü adına!" başlıklı ana yazısıyla açılıyor.

Kaos GL ve Kaos Q+ Dergi Genel Yayın Yönetmeni Aylime Aslı Demir, kendisiyle yaptığımız röportajda, OHAL uygulamalarının LGBTİ hareketine etkilerini, tüm dünyada sağ popülist otoriter akımların yükselişinin getirdiklerini, farklı baskı türlerine karşı mücadelelerin birleşmesinin önemini, queer teoriyi ve din ile eşcinsellik ilişkisini anlatıyor.

Savaşa, ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden antikapitalist LGBTİ+ aktivist Deniz Deniz ise röportajda hareketin bugünkü durumunu, diğer sosyal adalet mücadeleleriyle kurulan bağları, OHAL dönemindeki uygulamaları ve solun LGBTİ+ hareketinin mücadelesine bakışını anlattı.

İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği aktivistlerinden Deniz Rojda Tunç de devlet baskısı, transların ve tüm ezilenlerin mücadelesi, göç ve ırkçılık üzerine sorularımızı yanıtladı.

İşte dosyamızdaki yazılar:

http://marksist.org/icerik/Haber/7400/Marksist.org-LGBTI+-Onur-Haftasi-dosyasi

Aşkın ve özgürlüğün gücü adına!

1969 yılı 27 Haziran’ı 28 Haziran’a bağlayan gece Greenwich’teki Stonewall Inn adlı bar LGBTİ Hareketi için simgesel bir ayaklanmaya sahne oldu.

LGBTİ’lerin gettolarındaki barlar, “kurtarılmış bölgelerdeki” polis ve çeteler arasındaki pazarlığın izin verdiği ölçüde özgürdü. O geceye kadar belli aralıklarla polis baskınlarına uğrayıp ertesi gün açılan eğlence mekânlarından biri olan Stonewall Inn’in tamamen yanmasıyla sonuçlanan gece, hareketin alevlendiği, radikalleştiği geceydi aslında. 27 Haziran gecesini diğer baskınlardan ayıran şey günlerce bardaki ve o bölgede yaşayan LGBTİ’lerin, bar çalışanlarının, öğrencilerin ve aktivistlerin birikmiş öfkesinin anlık parlaması değil, radikal örgütlü bir mücadelenin başlangıcı olmasıydı. Günler ve geceler süren çatışmanın ardından o zamana kadar orta üst sınıf, beyaz erkeklere hitap eden LGBTİ örgütlenmesi kadınları, çevrecileri, Siyah Panterleri, işçileri de içine alan yirminci yüzyılın en kayda değer örgütlü güçlerinden birine dönüştü.

Özgürlük için yürüyüş

Stonewall kurbanlarını ve isyanlarını anmak üzere 28 Haziran 1970'te ilki yapılan Onur Yürüyüşleri hâlen dünya çapında LGBTİ aktivistleri ve dostları tarafından sürdürülüyor. LGBTİ Hareketinin Türkiye’deki örgütlü mücadelesi, 1970’li yıllarda ortaya çıkan bir arada yaşama ve çalışma pratiği ile yavaş yavaş şekillenmiş, 1980 askeri darbesi ile toplumun tüm muhalif unsurları gibi “yeraltına” itilmiş, 1990’lı yıllarda ise bu kez daha güçlü bir şekilde mücadele sahnesine ayak basmıştı. Türkiye’deki ilk Onur yürüyüşünü organize etmek için 11 Nisan 1993’te Beyoğlu BİLSAK Kültürevi’nde yapılan ve Lambdaistanbul’un kurulmasıyla sonuçlanan toplantının ardından aktivitler, Cinsel Özgürlük Etkinlikleri adı altında bir etkinlik düzenlemeye karar vermiştir. Bu etkinlik, gelen tepkiler üzerine başta yürüyüşe izin veren İstanbul Valiliği tarafından “toplumun örf ve adetlerine ters düştüğü” gerekçesiyle yasaklanmış ve yürüyüşü organize eden aktivistler iptal olan yürüyüş tarihinden bir gece önce gözaltına alınmıştır.

2000’li yıllara kadar basına kapalı olarak gerçekleşen Onur Haftası Etkinlikleri, yasa değişikliğiyle yürüyüş için izin alma zorunluluğunun ortadan kalkması üzerine, 2003 yılında, Lambdaistanbul’un fiili kuruluşunun onuncu yılı etkinlikleriyle birleştirilmiş ve Türkiye tarihinde ilk kez yaklaşık 50 LGBTİ aktivistinin katılımıyla İstiklal Caddesi üzerinde yapılan yürüyüşle gerçekleştirilmiştir. Her yıl artan sayıda katılımcıyla gerçekleşmeye başlayan Onur Haftası Etkinlikleri 2007 yılında uluslararası bir nitelik kazanmıştır. 2007 yılından itibaren, 2015’te engellenene kadar, öncesinde uzun süren hazırlıklar yapılan, içerisinde konserler, partiler, atölyeler, performanslar, toplantılar, söyleşiler olan ve dünyanın birçok yerinden katılımcıları ve konuşmacıları ağırlayan, Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki irili ufaklı etkinlik ve gösterilerle sürüp İstiklal caddesinde yapılan büyük bir yürüyüşle bitirilen Onur Haftası Etkinlikleri tüm dünya tarafından takip edilmektedir.

En büyük sosyal hareketlerden biri

2007 yılında eşcinsel hareketin Türkiye’deki gelişimi bakımından bir kırılma anı da İstanbul’da yapılan Onur Yürüyüşü’dür. O zamana kadarki yürüyüşlerin en büyüğü ve en coşkulusu olan yürüyüş, hareket için önemli bir moral kaynağı olduğu gibi eşcinsel hareketin Türkiye’deki en önemli muhalif hareketlerden birine dönüştüğünü de kanıtlar niteliktedir. 2015 yılında ise yürüyüş İstanbul Valiliği tarafından, önceden haber verilmeksizin ve aniden, Ramazan ayı gerekçe gösterilerek yasaklanmış, yani Türkiyeli aktivistler, ilk Onur Yürüyüşü girişiminin üzerinden geçen 22 yıldan sonra bir kez daha, “toplumun örf ve adetlerine aykırılık” prensibine takılmıştır. 2 yıldır polis zoruyla engellenen yürüyüş, geçtiğimiz sene LGBTİ aktivistlerin muhteşem bir yaratıcılık örneğini toplumsal hareketler tarihine yazdırdığı “dağılıyoruz” sloganıyla sokaklara, barlara, tüm mücadele alanlarına “dağılmıştır”.

Bu yıl Onur Haftası 19-25 Haziran tarihlerinde yapılacak farklı etkinliklerle selamlanacak. LGBTİ’ler bir kez daha, cinsel yönelimlerinin ve cinsiyet kimliklerinin saklanacak, utanılacak değil, gururla dünyaya ilan edilecek bir parçaları olduğunu, aşkın ve özgürlüğün dönüştürücü gücüne inanan binlerce aktivistle birlikte haykıracak.

Merve Diltemiz Mol

(Sosyalist İşçi)

http://marksist.org/icerik/Haber/7396/Askin-ve-ozgurlugun-gucu-adina!

(Röportaj) Aylime Aslı Demir: “LGBTİ'lerin neşesiyle aşık atabilecek bir akıl yok!”

Marksist.org, Onur Haftası dosyası kapsamında Aylime Aslı Demir ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Kaos GL ve Kaos Q+ Dergi Genel Yayın Yönetmeni Aylime Aslı Demir, OHAL uygulamalarının LGBTİ hareketine etkilerini, tüm dünyada sağ popülist otoriter akımların yükselişinin getirdiklerini, farklı baskı türlerine karşı mücadelelerin birleşmesinin önemini, queer teoriyi ve din ile eşcinsellik ilişkisini Marksist.org’a anlattı.

Röportajın tamamı şöyleydi:

OHAL dönemi LGBTİ hareketini nasıl etkiledi? Son Pride’a dönük baskılar ışığında da bir değerlendirmeyle başlar mısın?

OHAL’i konuşurken ilk aklımıza gelenler, elbette çok can yakıcı olması nedeniyle, daha görünür mevzular üzerinden oluyor; ihraçlar, kapatılan STK’lar-yayınlar, gözaltılar, daralan kamusal alanlar gibi. Ancak bunları ilk dalga olarak nitelendirmek gerektiğini düşünüyorum, zira bu gerçekleşenler kolay kolay telafi edemeyeceğimiz, çok daha uzun erimli sorunları beraberinde getirmekte. OHAL uygulamalarından günümüze, medyada LGBTİ görünürlüğünün hiç olmadığı kadar azaldığını görüyoruz örneğin, hedef gösteren-nefret içerikli haberler hariç. Seks işçilerinin çalışma alanları olan sokakların artık hiç olmadığı kadar polis ablukasında olmasıyla, zaten güvensiz olan hayatlarına yoksullaşmanın da eklendiğini söyleyebiliriz. KHK’lar ile ihraç edilen hâkim ve savcıların yerine atanan, öncesinde hiçbir cinsel yönelim ya da cinsiyet geçiş davasına bakmamış, geçiş süreci mevzuatından bihaber hâkimler, davaların seyrini kötü anlamda değiştirmekte. Değinmek istediğim bir diğer önemli mevzu da akademide yaşanan tahribat. Toplumsal cinsiyet, LGBTİ ve queer çalışmalarına yönelik hem akademik üretimin büyük oranda sekteye uğradığını hem de akademi ve aktivizm arasında köprü olan akademisyenlerin üniversitelerden ihraç edilmesiyle toplumsal hareketlerin etki alanının daraldığını söyleyebiliriz. Derslerine konuk olduğumuz, birlikte dersler yürüttüğümüz akademisyenler artık üniversitelerde değil. İçlerinde konferanslar, film gösterimleri düzenlediğimiz üniversitelerin artık sadece salonları değil girişleri de kapandı bizlere. Bu alanda çalışmalar yürütecek öğrencilere danışmanlık yapacak hocalar olmadığı gibi üniversitelerde bu konulara dair dersler de kalmamış durumda. Yıllardır sorunsuz bir şekilde örgütlenen eylemler, hemen her şehirde OHAL gerekçesiyle engellenmekte. İşin korkutan yanı, bu engel sadece şehir meydanlarında yapmaya çalıştığımız etkinliklerde çıkmıyor karşımıza, kendini OHAL uygulayıcısı olarak gören (muhtemelen gerçekten öyle görüyorlar) rektörler tarafından İTÜ’de olduğu gibi engellenmekte. Ancak LGBTİ’lerin neşesiyle aşık atabilecek bir aklın olduğunu sanmıyorum, zira İstanbul’da toplanamazsınız diyen akla karşı “peki o zaman kentin her yerine dağılıyoruz” diyerek bütün sokakları eylem alanına çeviren, İzmir’de barikatın ilerisine yürüyemezsiniz diyen akla karşı barikattan geriye koşarak cevap veren, Mersin’de hiçbir sokak ve caddede eylem yapamazsınız denilmesi üzerine vapurla denizi eylem alanına çevirebilen bir hareket bu.

Dünyada otoriteryan sağ popülist hareketler neoliberalizmin girdiği krizle birlikte yükselişte. Dolayısıyla mücadele çetin bir evreye girmiş gibi görünüyor. Trump’lı dünyada LGBTİ hareketinin de düzeyi, radikallik derecesi, kaygıları ve en önemlisi kazanımları değişiyor mu?

Sağ popülizm sizin de dediğiniz gibi elbette neoliberalizmin girdiği krizle, belki daha spesifik olursak 2008 krizinin ve Suriye savaşının tüm dünyayı etkilemesiyle giderek yükselişte. Trump, Erdoğan, Le Pen, Putin; arka arkaya sıralanmasına son dönemde aşina olduğumuz isimler elbette ortak, bizler için çok önemli yanları var. Bütün bu karizmatik liderler, örgütlü yapılara karşı nefret duyuyorlar; ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası ittifaklara, sendikalara, kendinden olmayan siyasi partilere –ki zaman zaman kendi partilerine de. Bu nefrete sürekli karşı karşıya kaldığımız iç ve dış düşmanlar söyleminin her an hazır ve nazır bir şekilde karşımıza çıkmasıyla tanıklık ediyoruz. Türkiye özelinde LGBTİ hareketinin bu kadar çok şehirde güçlenmesinin en önemli nedenlerinden birini de kurumsallaşması, uluslararası örgütlerden almakta olduğu destekler olarak görürsek, bütün bunların tehlike altında olduğunu söyleyebiliriz. Popülist politikaların ortaklaştığı bir noktanın da keyfilik olduğunu düşünürsek, eşcinsellik bizim ülkemiz gibi ülkelerde hem iç düşman hem de dış düşmanların maşası olarak görülmekle birlikte, Fransa’da Le Pen’in de zaman zaman yaptığı çıkışlara yakın bir yerden İslamofobi ve göçmen karşıtlığını güçlendiren argümanlar hâline gelebiliyor.

Ancak bu kaygıların aynı zamanda başka mücadele alanlarını hem zorunlu kıldığını hem de önceki soruda dile getirdiğim gibi yaratıcı ve ulus-aşırı eylemlilikleri teşvik ettiğini görüyoruz. Trump’ın LGBTİ’lere yönelik yapmış olduğu açıklamalar, şimdiye kadar ancak kapitalizmle olan yakın ilişkileri ile dile gelen ABD’deki Onur yürüyüşü organizasyonlarının Trump politikalarına karşı örgütlenen en büyük eylemlere dönüşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Fransa'dan yapılan ve geçtiğimiz günlerde karara bağlanan başvuru sonucunda trans kimliklerin tanınması için zorunlu kısırlaştırma şartı uygulamasının bir insan hakları ihlali olduğuna karar vererek Türkiye dâhil tüm devletleri gerekli yasal düzenlemeyi yapmakla yükümlü kıldığını da görüyoruz.

Kimlik ve yönelim özgürlüğü mücadelesi aynı zamanda ırkçılığa, kapitalizme, türcülüğe karşı politikaları kapsıyor ya da türetiyor gibi görünüyor. Bu bağlantıların kurulmasını mümkün kılan şey nedir sence? Bu kadar heterojen bir grup, hem kapsayıcı hem de bu kadar radikal ve net olmayı nasıl başarabiliyor?

Kaos GL’nin yayın hayatına başladığı (1994) ilk günden bu yana bahsetmiş olduğun başlıkların hep bir arada ele alındığını görüyor olsak da aslında bu ilişki özellikle Türkiye’de son 1-2 yıldır (elbette benim takip edebildiğim kadarıyla) kesişimsellik (intersectionality) kavramının da etkisiyle daha görünür olmaya başladı. Ancak bu kavram özellikle Batılı çözümlemelerde sınıf bileşenini genellikle dışarıda bıraktığı için eleştirilse de oldukça önemli bir şeyin, tam da senin sorunun altını iyi bir şekilde çiziyor; maruz bırakıldığımız ayrımcılıklar bizim hiç de farkında olmadığımız kadar aynılaşabiliyor. Irkçılık ile türcülük arasındaki bağı görmeden, kimliklerimizin farklılaşan boyutlarını ele almadan yürütülen mücadelenin hep eksik kalacağını düşünüyorum. İnsan merkezli bir düşünme biçiminin merkeze aldığı şeyin beyaz, hetero, erkek, genç, sağlıklı bir insanı tariflediğini biliyoruz. Dolayısıyla bu bakış kadın olduğunuzda, eşcinsel olduğunuzda, hayvan söz konusu olduğunda ne diyeceğini az çok tahmin edebiliyoruz. Ama her grubun kendi içindeki farklılıklarını okurken yetersiz kaldığımız durumlarda bu konulardaki düzenleyici ve disipline edici söylemlerin birbirine ne kadar yakın olduğunu hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Muhtemelen İnsan’a dair kavrayışı şimdiye kadar hiç olmadığı kadar genişleten LGBTİ hareketinin bütün bu ayrımcılıklara dair kavrayışının böylesi gelişkin olmasının nedeninin de yola “ne idiğü belirsiz” bir yerden çıkmış olmasına bağlıyorum.

ADA kapsamında verilen Queer Teori dersinin yürütücülerinden birisisin. Queer teorinin LGBTİ aktivistleri açısından ve genel siyaset açısından sunduğu olanaklar sence nelerdir? Queer teori sadece LGBTİ hareketi için değil herkes için bir siyaset olanağı sunuyorsa, bunu kendinden önceki teorilerin hangi eksiklik ve hatalarına referansla yapıyor, bu anlamdaki iddiası nereden geliyor?

Queer’i tartışırken genelde kastedilen şeyin zaman zaman farklılaştığını görüyorum, o yüzden öncelikle potansiyelleri olduğunu düşündüğüm kavramın ne olmadığını dile getirmek istiyorum. Kastettiğim eşcinsel özgürleşme hareketleriyle beraber mücadeleyi tarifleyen lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks kelimelerinin LGBTİ kısaltmasına eklenen bir harf ya da bütün bu kısaltmaların daha moda, şemsiye terimi değil. Bunu ilk elden kimliklerin ve öznelliklerin radikal biçimde sorgulanması olarak ele alabiliriz. Buradan baktığımız zaman teorinin özellikle 80’lerden sonra kurulu öznelliklere atıfta bulunarak normların istikrarsızlaştırılmasını, bu normlar aracılığıyla ‘normalleşen’ öznelerin ve bunun dayattığı yaşam anlayışlarının eleştirisi olarak görebiliriz. Ancak çok daha etkileyici olan potansiyeli, onun tam da şimdiye kadarki teori anlayışlarının kendi normalleştirici yanlarını açık etmesinde görmek gerekir diye düşünüyorum.

Kaos GL derginin 151. sayısında “Din ve Eşcinsellik” dosyası hazırladınız. Pride ın son üç yılı ve AKP iktidarının geneli böylesi bir tartışmayı Türkiye’de hep güncel kıldı. Bu tartışmada gelenekçi, tepkisel ve bütüncül diye sınıflandırdığın 3 damardan bahsetmişsin. Siyaseten doğru okumanın sence hangisi olduğunu ve buna dair hareket içindeki tartışmaları açar mısın?

Öncelikle bu tasniflemeyi benim yapmadığımı dile getireyim, daha ziyade feminist Müslümanların (kendilerini bütüncül yaklaşım içerisinde gören grupların) kendilerinden önce yapılan Kuran tefsirlerini eleştirirken kullandıkları tasnifler olarak görebiliriz. Açıkçası Türkiye’de karşımıza çıkan kavrayışın, gelenekçi LGBTİ hareketi içerisinde tartışılma dinamiğinin ise tepkisel olduğunu düşünüyorum. Burada gelenekçilik olarak kastedilen şey, bütün Kuran tefsirlerinin sadece erkekler tarafından yazıldığı, dolayısıyla erkeklere ve onların deneyimine yer verildiğini ve erkekler dışındaki her mevzunun, kimliğin de onların arzu ve ihtiyaçlarını anlatan bir şekilde kurulduğunu dile getiriyor. Türkiye’de de kendisini İslam’la ilişkilendiren Osmanlı İslamcılığı (daha ziyade Yusuf Akçura, Ziya Gökalp gibi düşünürler ile gelen) ve onun gelenekçi kimliğine eklemlenen sağcılık, ulusalcılık ve devletçilik ile yeniden şekillenen Türkiye İslamcılığı’nı bu tasnif içinde değerlendirebiliriz.

Türkiye’de LGBTİ hareketine yönelik saldırıların hemen ardından, bunlar dini referanslarla (elbette bunlar gelenekçi grubu referans almakta) meşrulaştırılmaya çalışılmakta. Kimi zaman yapılan bu saldırıları haklı kızgınlıklarla eleştirirken, Kuran’ın tek referansının bu gelenekçi çizgi olduğunu olumlayarak, İslam ve eşcinselliğin, İslam ve özgürleştirici bir kadın kimliğinin yan yana gelemeyeceği, eşcinsel ve Müslümansa yaptığının düpedüz aptallık olduğu dile getirilmekte. Bu eleştiriler cinsiyet ve cinsel eşitlikçi bir idealden konuşuyor elbette. Bunun için de pek çok delil sıralayabiliriz. Müslüman coğrafyalarda LGBTİ’lerin, kadınların konumları örnek olarak sıralanabilir. Ancak burada referans noktası olarak alınan gelenekçi İslam,  Sünni Ortodoks İslam kastedilmekte ve tam da Ortodoks İslam’ın kendini tek İslam olarak gören ve heterodoksileri din dışı gören bakışını pekiştirmekten başka neye yarayabileceği konusunda emin değilim.

Burada kastettiğim, Kuran ile Müslüman arasına mesafe koyalım ve Kuran’ı değil de Kuran’ı yanlış anlayan Müslümanları eleştirelim değil; Kuran’ı önüne koyup onun yazıldığı şartlar ve çevreye odaklanan, metnin gramatik kompozisyonunun takibini yapan ve onun en temel ilkeleri ışığında (adalet gibi) metnin dünya görüşü üzerine tartışma yürüten çalışmaların oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

Queer feminizmle veganizm ilişkisi oldukça yakın görünüyor. Bu konuda bir kavram atölyesi yürütmüştün. Türcülük karşıtlığının cinsel özgürlük mücadelesiyle kavramsal olarak iç içe geçişi olumsal mı (contingent) yoksa zorunlu mu?

Açıkçası kadın olmakla feminist olmak arasında nasıl bir zorunluluk ilişkisi kuramıyorsak, türcülük karşıtları ile cinsel özgürlük mücadelesi özleri arasında da zorunlu bir bağ olduğunu düşünmüyorum. Ancak nasıl ki heteronormativite bütün hayatı tek, “doğal” yönelim olarak görülen bir cinselliğe göre düzenliyorsa ve kişilerden bu yönelimin “gerekliliklerini” yerine getirmesi bekleniyor ya da buna zorlanıyorsa, etoburluk da tek, “doğal” beslenme biçimi olarak dayatılmakta. Dolayısıyla “zorunlu heteroseksüellik” ile “zorunlu etoburluk” arasındaki yakınlık, cinsel kimlik için düzenleyici ve disipline edici söylemler ile beslenme kimliğini kuran düzenleyici ve disipline edici söylemlerin tahliliyle ne kadar da benzeştiğini gözler önüne serebilir.

Röportaj: Canan Şahin & Merve Diltemiz

http://marksist.org/icerik/Haber/7399/Roportaj-Aylime-Asli-Demir-LGBTIlerin-nesesiyle-asik-atabilecek-bir-akil-yok!

(Röportaj) Deniz Deniz: “LGBTİ+ hareketinin görünür olması, sistem için tehlike arz ediyor”
Marksist.org'u Facebook ve Twitter'da takip etmek için

Marksist.org, Onur Haftası dosyası kapsamında Deniz Deniz ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Savaşa, ırkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden antikapitalist LGBTİ+ aktivist Deniz Deniz, hareketin bugünkü durumunu, diğer sosyal adalet mücadeleleriyle kurulan bağları, OHAL dönemindeki uygulamaları ve solun LGBTİ+ hareketinin mücadelesine bakışını anlattı.

Röportaj şöyleydi:

- Yakın dönemin ilk kuşak LGBTİ+ aktivistlerinden birisisin desek yanlış olmaz herhalde. İlk Onur yürüyüşünün yapıldığı 2000'li yılların başını, aradaki serüvenini düşününce hareketin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsun?

Bence tam olması gerektiği gibi. Çünkü artık bu sistem için, bu çark için bir tehlikeyiz ve ben de hep bunu arzuladım. Ezberlenmiş, öğretilmiş sistemsel şeyler için korku yaratmayı ve tehlikeli olmayı hep istedim. Şu anda da ne kadar korktuklarını görüyoruz. Bu artık ne kadar görünür olduğumuzu, ne kadar sözümüzün geçtiğini ve ne kadar bu sistem için tehlike olduğumuzu gösteriyor.

- Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin son 10-15 yıllık tarihinde başka mücadelelerle, eşitlik, adalet talep eden hareketlerle etkileşimi nasıl oldu sence?

Yurtdışından bazı etkileşimler vardı ama Türkiye çapında etkileşim çok azdı. Şu anda destek veren birçok örgütten geçmişte destek göremiyorduk. Bu destek giderek arttı fakat Gezi’den sonra görünür oldu. Daha fazla diğer örgütlerle içli dışlı olundu, çünkü o zamanda bir ortak mücadele yürütüldü. 2005’lerden sonra Onur yürüyüşlerinin kalabalıklaşması, daha çok görünür olmak, birçok noktada söz sahibi olmak diğer örgütlerin de ‘ya burda bir şey oluyor’ demesini sağladı. Ben 2003’teki ilk Onur Yürüyüşü yapıldığında, aynı zamanda 169 tane sivil toplum örgütünün koordinasyonunu da yapıyordum Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu’nda. Bu 169 tane örgüte Onur Haftası davetiyesi yolladım ve onlardan destek veren örgüt sayısı sadece ikiydi. Anarşistleri saymıyorum. Şimdi baktığımızda bu, çok daha fazla sayıya ulaşmış durumda. Diğer örgütlerle iş birliği yapılıyor, ortak paydalarda ortak işler yapılıyor. Bu da iyi bir şey. Beni daha çok ilgilendiren, geçtiğimiz sene yapılan Onur Haftası’nda mültecilerle ilgili bölümler vardı. Mülteci eşcinseller, mülteci translar da var. Bu bir dünya meselesi çünkü. Homofobi, transfobi ve birçok fobi dediğimiz şeyin sınırı yok. Bu dayanışmanın artması benim için çok önemli. Yurtdışından insanlarla konuşuyorum, burda şöyle bir problemimiz var, buna karşı ne yapabiliriz konusunda fikir alışverişi yapıyoruz. Başka ülkelerle böyle bir iş birliğimizin olması beni çok sevindiriyor.

- Son dönemde özellikle Avrupa'da hareketin ana akımlaşması, sisteme karşı politik söyleminin silikleştirilmesi bir tartışma konusu. Türkiye'de de belki "görünürlük" söylemiyle yürütülen tartışmalar bu bağlamda değerlendirilebilir. Ancak her şeye rağmen Türkiye'deki LGBTİ+ aktivizmi muhalif, politik söyleminin muhafaza etmeyi başarıyor, birçok Avrupa ülkesinden farklı olarak. Sen bu durumu neye bağlıyorsun, nasıl değerlendiriyorsun?

Bunların bir geçiş süreci olduğunu düşünüyorum. Avrupa’yı düşündüğümüz zaman bizim çok fazla ilgilendiğimiz, hayatımıza bedel olan şeylerle ilgilenmiyorlar. Hakları birçok ülkede alınmış durumda, giderek de artmaya devam ediyor. Benim en çok istediğim şey cinsel kimliğimin sıradanlaşması. Ben cinsel kimliğimle ilgili bir şeyle ilgilenmek istemem. Hayatımı “huzurlu” bir şekilde yaşamak isterim, gündelik sorunlarımla ilgilenmek isterim. Korkunç bir ülkede yaşıyoruz. Mini etek giydiği için bir kadın otobüste dayak yiyebiliyor ve bunu yapan kişi serbest bırakılabiliyor. Baktığımız zaman dünyanın her yerinde homofobi, cinsiyetçilik var ama bizi bu anlamda koruyan bir şey yok. Avrupa’nın bizden farkı biraz da bu, onları koruyacak yasalar var. O ülkelerde birine “ibne” demek suç sayılıp dava açılabiliyor. Bizim geçtiğimiz Onur Yürüyüşü’nde uğramadığımız şiddet kalmadı ve bunun üzerine açılan davada hiçbir sonuç alamadık. Maalesef ki ilgilendiğimiz şeyler ve bu anlamda mücadele ettiğimiz şeyler çok fazla. Ben fazla olmasını istemiyorum. Her yıl yapılan Pride’da gayet güzel güzel yürüyorduk, hiçbir sorun yaşamadan. Şimdi Pride yasaklandı. O yasakçı zihniyet, bunun dinle gelmesi, devlet ile gelmesi, toplumla gelmesi, aile ile gelmesi, bizim ilgilenecek alanımızı çok fazla artırıyor. Devletin baskısından çıkıyorsun aile baskısı, aile baskısından çıkıyorsun okul baskısı, iş baskısı. Birçok trans arkadaşım bana iş başvurusunda bulundu. Çünkü translar çalıştırılmıyorlar. Devlet bize vururken dini de çok fazla kullanıyor.

- Onur Yürüyüşü özellikle Gezi'den sonra adeta zirve noktasına ulaştı ama son iki yılın politik iklimi kuşkusuz LGBTİ+ hareketini de es geçmedi. Bu iklimin etkisi nasıl oldu?

Gezi sürecinde LGBTİ+ hareketi çok fazla mücadele verdi, dolayısıyla bunun yankısı da büyük oldu. Gezi sonrasında birçok insanın onur yürüyüşüne katılması fobilerinden kurtulduklarını, eşcinsellere bakış açılarının değiştiğini göstermiyor. Bir heyecandı o ve o heyecanın içinde olmak istediler. 30 kişiyle onur yürüyüşlerini başlatan biri olarak o kalabalığı görmek çok güzel ama o kalabalık “bu kadar olduk, bu mevzu çözüldü” meselesi değil. Bizim bu anlamdaki mücadelemiz hâlâ devam ediyor. Saldırı olduğunda bir sonraki yıl, Gezi döneminden hâlâ bu mücadelenin içinde olan birçok insan polislere direnirken cinsiyetçi, homofobik küfürler etmeye devam ediyorlardı. Dolayısıyla biz o Pride günü bir taraftan gazlanırken bir taraftan da insanlara “hayır, öyle küfür etmiyoruz”u anlatmaya devam ediyorduk. Çok yakın olduğumuz insanlara, en yakın olduğumuz yerde bile bir şeyler anlatmaya devam ediyoruz, mücadele böyle bir şey.

Son iki yılda içinde geçtiğimiz politik dönemin bir şeyi pek fazla değiştirdiğini düşünmüyorum. Bu hareket hayatta olabilecek her şeyi gördüğü için, aslında yaşanan her şeyde yoluna devam etti. Tabii ki her şeyden biz de olumsuz etkileniyoruz, OHAL vs. Yargıda bir sürü süreç işlemez oldu. Birçok şey bizim de enerjimizi çalıyor, birçok şey üretecekken üretemememize neden oluyor.

- 8 Mart gece yürüyüşleri ve onur yürüyüşleri her yıl öfkenin, coşkunun parladığı kitlesel eylemlerine hâline geldi. Ancak bu kitlesellik gündelik mücadeleye aynı şekilde kanalize olamıyor sanki. Ertesi güne neden bir şey kalmıyor?

Bence bu 8 Mart kadın yürüyüşüne katılan kadınların ya da onur yürüyüşüne katılan LGBTİ+ hareketinin düşüneceği bir şey değil. Çünkü 8 Mart yürüyüşüne katılan kadınlar, ertesi gün kadın olarak mücadeleye devam ediyorlar, Onur Yürüyüşü’ne katılan LGBTİ+ler de ertesi gün mücadeleye devam ediyor. Ben 8 Mart’a politik olarak katılmıyorum ama ertesi günü kadın mücadelesiyle ya da LGBTİ+ hakları mücadelesiyle ilgileniyorum. Bu bence LGBTİ+ olmayan ve kadın olmayan kişilere sorulması gereken bir soru. Onur Yürüyüşü’ne katıldınız ama ertesi günü fobinizi ne kadar yendiniz? Ya da “8 Mart’ı destekleyen paylaşımlar yaptınız ama ertesi gün bir erkek olarak neler yaptınız?”

Burada biraz da korku faktörünü düşünmemiz gerekiyor. Hrant Dink davalarından da biliyoruz bunu, mahkeme önlerinde 15 kişi olduğumuzu da biliyorum ben. Ama Hrant öldüğünde tarihte gördüğüm en kalabalık yürüyüş gerçekleşti. Azınlığın içinde görünmek istemiyorlar, kalabalık insanlara cesaret veriyor. Kalabalığın içinde daha korkusuz olabiliyorlar. Korkulacak çok şey de var, bunun için insanlara bir şey diyemem. Onur Yürüyüşü için bile korkan birçok insan var. Devletin yapacağı şey dışında, dışarıdan gelecek saldırılardan, patlamalardan korkuyor insanlar. Bu insanların kaygısını anlayabiliyorum. Ertesi güne daha az insan kalıyor olması bir gösterge değil benim için. Ermeni Soykırımı anmalarına gittiğimde ya da başka birçok eyleme gittiğimde maalesef o çemberin küçüldüğünü görüyorum. Bunun geçici bir süreç olduğunu düşünüyorum. İnsanların bu korkuyu, bu kaygıyı yeneceğini düşünüyorum. Hep böyle gidemez.

- Genel olarak sol nasıl bir imtihan veriyor sence LGBTİ+ mücadelesinde?

Bu soruların yanıtlarını tamamen LGBTİ+ hareketi açısından düşünüp yorumluyorum ve öyle cevap veriyorum. Birçok anlamda ilerleme görüyorum solda. Aslında LGBTİ+ hareketiyle beraber kendi iç özeleştirilerini de verdiklerini gözlemliyorum. Bu hem benim için hem de hareket açısından iyi bir şey. Katı solcu geçmişten gelen biri olarak, bu değişim bireysel anlamda da bana iyi geliyor. Hiç konuşulmadığı, konusunun açılmadı yerde şimdi insanlar bununla ilgili atölyeler yapıyorlar, konuşmacı çağırıyorlar LGBTİ+ hareketinden. Sol, homofobiyle, cinsiyetçilikle, transfobiyle ilgili özeleştirisini vermeli. Bu meseleye daha çok önem verildiğini görüyorum. Bu yeterli mi? Tabii ki değil ama hayatta hiçbir şey yeterli değil. Bu anlamda ilerlemenin bir sınırı yok. Ben de eşcinsel biri olarak her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bu anlamda kendimi geliştirmemin bir sınırı yok.

Röportaj: Berkay Bağcı

http://marksist.org/icerik/Haber/7398/Roportaj-Deniz-Deniz-LGBTI+-hareketinin-gorunur-olmasi,-sistem-icin-tehlike-arz-ediyor

(Röportaj) Deniz Rojda Tunç: “Biz ezilenler birleşirsek önümüzde hiçbir engel olamaz”
Marksist.org'u Facebook ve Twitter'da takip etmek için

Trans Onur Haftası bu yıl göç temasıyla yapılıyor. İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği aktivistlerinden Deniz Rojda Tunç, devlet baskısı, transların ve tüm ezilenlerin mücadelesi, göç ve ırkçılık üzerine sorularımızı yanıtladı.

Marksist.org’dan Selda Kemaloğlu ve Damla Evren'in Deniz Rojda Tunç ile yaptığı röportaj şöyleydi:

Geçtiğimiz yıllarda serbest olarak kutlanan Trans Onur Yürüyüşü geçen yıl yasaklandı. Bu yıl durum nedir?

Deniz Rojda Tunç: Son iki senedir ‘’Ramazana denk geldi’’ bahaneleri ile bu eylemler yasaklandı. Toplantı ve gösteriler, yürüyüş kanununa aykırı gerekçelerle yasaklanıyor. Ama biz en başından beri çağrımızı yapıyoruz. Belirlediğimiz tarihlerde etkinliklerimizin, yürüyüşümüzün çağrısını yapıp bekliyoruz. İki senedir müdahale ve gözaltılar oluyor. Hatta dün, geçen sene Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan arkadaşlarımızın duruşması vardı. Her biri beraat etti. Mahkemenin beraat kararı, bunun hak ve özgürlük olduğunun bir göstergesidir.

Yasaklamanın ve polis saldırılarının Gezi ile ilgili bir bağlantısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Aslında şöyle bir şey, keşke sadece polisin saldırısı olsa. Alperen ve ülkü ocaklarından, Akit’ten, Müslüman Gençlik’ten farklı örgütlere, bildiğiniz katliam çağrısı yapıyorlar. Devlet, bu nefret söylemleri için gerekli önlemleri almıyor. Geçen sene hakkında dava açılan Alperen Ocakları İstanbul il başkanı, geçen seneden daha sert bir açıklama ile televizyonda nefret saçan sözler sarf etti. Söylediği şey, ‘’Devlet yetkilileri bu ahlaksızlığı engellemez ise, biz iki yüz bin kişi giderek eylemi engelleyeceğiz’’ oldu.

Peki devlet Alperenleri engellemek için gerekli önlemi alıyor mu?

Hukuki bir dava başlatmış olsa da, sanki cezasızlıkla ödüllendirirmiş gibi. Bizim avukatımız Eren Keskin’in ilk duruşmada bir talebi oldu; ‘’Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, tehdit’’ ve bu suçlardan dolayı tutuklanması gerektiğini söyledi. Mahkeme red kararı verdi. Aynı kişi bir yıl içerisinde nefret söylemini tekrar etti. Alperen Ocakları hakkında yeniden suç duyurusunda bulunduk.

Her onur haftasının sonunda on binleri bulan kitle, sizce bu tehditlere boyun eğecek mi?

Ben sayılara takılmıyorum. Bu yetmiş bin de olabilir, bir milyon da olabilir, yüz kişi de olabilir. Burada tek bir şey var, demokratik hakkınızı kullanıyorsunuz. Anayasa bunu teminat altına almış. ‘’Küresel çapta kutlanan barışçıl hiçbir gösteri yasaklanamaz’’. Bu arada biz Trans Onur Yürüyüşü için bugüne kadar valilikten hiçbir zaman izin istemedik. Çünkü bu yasalarla net bir izin. Eğer trafiği engellemeyecek bir alanda basın açıklaması veya yürüyüş yapıyorsanız, bu engellenemez. Geçen sene polis kendisi bizimle görüşmek istedi. ‘’Biz sizi yürütmeyeceğiz’’ dediler. Biz de yürüyeceğimizi bildirdik. Hem İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği adına, hem Trans Onur Haftası Komitesi adına bu yıl bizi yine engelleyeceklerini söylerlerse, biz orada olacağız. Hiç kimse gelmese bile biz komite olarak orada olacağız. Gözaltı tehditleri artık bizi korkutamaz. Korkumuz yok, tehditlerden etkilenmiyoruz.

Bu yıl Trans Onur Haftası’na ‘’Göçmenler ile dayanışma’’ teması yaptınız. Küresel göç ve göçmenliğe nasıl bakıyorsunuz? Neden göçmen temasını tercih ettiniz?

Aslında ben Türkiyeli bir trans olarak kendi ülkemde bir göçmenim. Toplumun çoğunluğunun göçmen birine ve transa bakış açısı aynı. Sahiplenmeme, işsizlik, barınma sorunu, çoğaltılabilir. Aslında temel hakların her biri, devletin anayasasında bulunan her birinin kullanımı. Şimdi Türkiyeli translara baktığımızda aslında barınma sorunu yaşıyoruz. Eğitim ve istihdam sorunları yaşıyoruz. Bu yüzden biz de dedik ki translar her yerde göçmen, bu yüzden temamız göç.

Türkiye’de Suriyeli göçmenlere karşı ırkçılık yapılıyor. Buna ne diyorsunuz?

Ne yazık ki dünyanın her yerinde ırkçılık var. Irkçılığa karşı birleşik, küresel çapta mücadele yürütmeliyiz.

Bugünün Türkiye’sinde trans bireylerin karşılaştığı baskılar ve zorluklar nelerdir?

Trans toplumunu ikiye ayırmak gerekiyor. Zorunlu seks işçisi translar ve çok az da olsa içimizde aslında ‘’Normal hayat süren translar’’. Bazı translar aile yönünden şanslılar, maddi durumları iyi, zorunlu seks işçiliği yapmak zorunda kalmıyorlar. Toplumun ve kolluk güçlerinin sistematik şiddetine maruz kalmıyorlar. Ayrıca sadece sokakta yürüdükleri için idari para ve trafik cezalarına maruz kalmıyorlar. Yani bir transın hayatına bakıyorsunuz, toplumdan ve sosyal hayattan o kadar soyutlanmışlar ki. Seks işçiliği yapan transların yüzde doksanı sabah altı yedide yatar, dörtte beşte kalkar, kuaföre gider, çalışmak için caddeye çıkar. Çünkü toplum tarafından lanetlenmiş bir birey olarak görülür. Trans bireyler, toplumun dayatmalarına karşı gündüz sokağa çıkarlarsa psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalıyorlar. Hakaret, tehdit, tacize tecavüze, nefret cinayetine kadar gidiyor. O yüzden de trans bireylerin büyük bir bölümü toplumun izole ettiği yaşamı yaşamak zorunda kalıyorlar.

Son dönemlerde yargıdaki adaletsizliğe karşı tepkiler büyüyor. Peki yargı, trans bireylere nasıl işliyor?

Türk Ceza Kanunu’nda tasarlayarak insan öldürmenin cezası ağırlaştırılmış müebbet. Bugüne kadar devlet cinayetine kurban giden tek bir trans yoktur ki, bakın, 2012 yılında İzmir’de seri katilin katlettiği Azra Has’tan bahsetmiyorum. Mesela o çok gündem olduğu için ve seri cinayet olduğundan üç kez ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı. Ama onun dışında seks işçiliği yapan, sokakta katledilen transların katillerinin, ağırlaşmış müebbeti bırakın, müebbet aldığı yok. Savcılar davayı müebbetten açıyorlar, iyi hâl ve tahrik indirimi derken bu en fazla on sene oluyor; şartlı salınma da derken üç dört sene sonra bu katil aramızda oluyor. Nefret cinayetlerinde böyle. Polis keyfiyen yolda yürüyen transı gözaltına alabiliyor. ‘’Fuhuş yapıyordu’’ diyor, ’’Yanımda bana hakaret etti’’ diyor, aslında öyle bir şey yok. Transın verdiği tek cevap, ‘’Ben evimden çıktım, yürüyüş yapıyorum, bu benim serbest dolaşım hakkımdır”. Bunu söyleyen trans birey, uydurma birtakım suçlarla gözaltına alınıyor. Mahkeme sonuçlarında mutlaka cezalandırılıyor. Seks işçiliği yapan trans bireylerinin yüzde sekseninin memura mukavemetten muhakkak dosyası vardır.

Bugüne kadar baskılara karşı aralıksız mücadele ettiniz. Baskılara karşı ne tür kazanımlar elde edildi?

Yasal anlamda neredeyse hiçbir kazanımımız yok. Ama biz örgütlenmeyi, dayanışmayı biliyoruz. Mücadelemiz her gün geniş alanlara yayılıyor. 2003’ten beri kazandığımız alanları terk etmiyoruz. Mücadelemiz devam edecek.

Ülkenin diğer ezilenlerine mesajınız nedir?

Benim tek bir mesajım olabilir: ’’Dayanışma’’. Biz ezilenler birleşirsek önümüzde hiçbir engel olamaz. Yeter ki kendimizi, ezilen kim olursa olsun onlardan üstte görmeyelim.

Onur Haftası’na özel paneller atölyeler yapılacak. Bir hafta boyunca nasıl etkinliler olacak?

Trans Onur Haftası’nda iki tane gümbür gümbür panel var. Bir tanesi göç işçiliği üzerine, korumasızlık üzerine ve seks işçiliği üzerine. Bir tanesi kadınlarla olacak bir şey. Kadın kurumları ile yapacağımız ortak işler, içimizde hesaplaşıp tartışıp sonuç çıkaracağımız panel ve atölyelerimiz ile dolu. İnternet sayfamızdan takip edebilirsiniz.

Son olarak bir mesajın var mı?

2 Temmuz saat 17:00’de herkesi Taksim Meydan’a Trans Onur Yürüyüşü’ne dayanışmaya bekliyoruz.

Marksist.org: Biz de dayanışmaya geliyoruz bebeğim.

http://marksist.org/icerik/Haber/7397/Roportaj-Deniz-Rojda-Tunc-Biz-ezilenler-birlesirsek-onumuzde-hicbir-engel-olamaz

LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi'nden açıklama: Valilikler, hükümetler, devletler değişir, biz kalırız.

2017 İstanbul Onur Yürüyüşü engellendi! Saat 18.00’da hepinizi bulunduğunuz yerlerden canlı yayın yaparak basın metnini okumaya davet ediyoruz! #İstanbulOnurHaftası #IstanbulPride
15.sini bugün kutlayacak olduğumuz, özlediğimiz İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’müz, İstanbul Valiliği tarafından bir kez daha yasaklandı.
25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi olarak, bundan 20 gün önce İstanbul Valiliği’ne yürüyüşümüzün yer ve tarihini bildirip görüşmeyi talep etmemize rağmen bir karşılık alamadık.
Valilik bir açıklama yaparak en demokratik hakkımız olan yürüyüşümüzü, planlandığımız günden bir gün önce, itiraz hakkımızı da engelleyerek yasakladığını ilan etti. Türkiye'de 25 yıldır Haziran'ın son haftasının İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası
olarak kutlandığını ve 15 yıldır da Haziran'ın son pazarı gerçekleşen Onur Yürüyüşü’nü yedi cihan bilmektedir. Basın açıklaması haktır, protesto haktır, örgütlenme, itiraz ve mücadele etme haktır; izne tabii tutulamaz.
Valiliğin yasak açıklamasında gösterdiği nedenler, tam da bizim bu yürüyüşü yapma sebeplerimizdir. Evet yaptığımız çağrıya “toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği
görülmektedir”, ancak 12 yıl boyunca coşkuyla gerçekleşen barışçıl bir yürüyüşe tepki gösterilmesinin asıl nedeni nefrettir. Bu bahsedilen kesimlerin başlattığı linç ve savurduğu tehditler, “ciddi bir tepki” değil, kamuya karşı işlenmiş bir suçtur. Toplumun farklı kesimleri tepki göstermiştir, toplumun
kendisi ise haftalardır bu yürüyüşe katılmayı beklemektedir. İstanbul Valiliği verdiği yasak kararıyla toplumun değil, suçluların yanında durduğunu göstermiştir.
Valilik “başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni” bahanesiyle yürüyüşümüzü yasaklamıştır. Bizleri dört
duvar arasına hapsederek, gizlenmemizi isteyerek, örgütlenmemiz ve görünür olmamız engellenerek ve bizi tehdit edenlere cesaret vererek güvenliğimiz sağlanamaz. Bizlerin güvenliği, ne kadar güçlü, ne kadar kalabalık, ne kadar
cesur olduğumuzu göstermekle sağlanacaktır. Güvenliğimiz insan haklarının, ayrım gözetmeksizin tüm insanların haklarının ve toplumsal barışın korumasıyla sağlanacaktır. Güvenliğimiz anayasada tanınmamızla, adaletin sağlanmasıyla, eşitlik ve özgürlükle sağlanacaktır. Güvenliğimiz, LGBTİ+ Onur Yürüyüşlerinin gerçekleştiği bir ülkede yaşamamızla sağlanacaktır.
Bizler korkmuyoruz, bizler buradayız, bizler değişmeyeceğiz. Siz korkuyorsunuz, siz değişecek, siz alışacaksınız. Bizler 12 yıl boyunca bu caddeyi gökkuşağı renklerine boyadık, özgürlüğün sözünü söyledik, beraber yaşamanın, yürümenin güzelliğini tüm
dünyaya gösterdik. Yine buradayız, şimdi de onurumuz için kararlılıkla mücadele edeceğimizi gösteriyoruz.
Bizler aşkın ve cinsiyetin devrimini ilan edenleriz. Bizler dışlanan, görmezden gelinen, yılmayanlarız. Bizler yalnız değiliz, yanlış değiliz, vazgeçmiş hiç değiliz. Valilikler,
hükümetler, devletler değişir, biz kalırız. Tehditler, yasaklar, baskılar vız gelir bize vız. Yürüyüşümüzü özlüyoruz, yürüyüşümüzden vazgeçmiyoruz. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın 25. yılını kutluyoruz, gurur duyuyoruz. Kudurun ayol!

Aşk kazanır

Yargısız ve yüksek bilincin aşkından herkese merhaba...
Hepinize iyi bayramlar diliyorum...
Bu konuyu yazmamaya gerçekten vicdanım el vermiyor.
Tarih boyunca yaşadığımız döngünün içinde her daim bilinç günden güne daha fazla yükselmeye devam ediyor.
Artık insanların tercihlerinin genetik faktörlerden dolayı olduğunu ve insana dair hepimizin bilmediğimiz sayısız gerçeklerin olduğunu her gün daha fazla görüyoruz.
Yaşadığımız dönemde her gün insanların farkındalığının çok daha fazla yükseldiğini görmek ışığa doğru ilerlediğimize dair inancımı kat kat arttırıyor.
Sanat güneşimiz Zeki Müren’i , Divamız Bülent Ersoy’u herkes çok seviyor ve sahip çıkıyor. Zamanında Bülent Ersoy’un çektiği acıları bütün Türkiye biliyor. Ne mutlu ki artık o günler geride kaldı. Devlet büyüklerimiz de Bülent Hanımı çok seviyorlar.
Türkiye’nin pek çok sevdiği önde gelen ismini de herkes zaten biliyor.
Birçoğumuzun giydiği kıyafetleri, moda desenlerini yaratanlar ve dünyanın en büyük markalarının kurucuları eşcinsel.
Dünya’nın birçok önemli politikacıları, valileri, belediye başkanları, sanatçıları eşcinsel.
Tarih boyunca Osmanlı dönemindeki eşcinselliğin ne kadar kabul gördüğünü tarih kitaplarından da biliyoruz.
Hande Kader'in yakılarak öldürülmesine gösterilen geniş çaplı toplumsal tepki çok değerliydi.

Çocukluğumdan bu yana trans bireyler ülkemizde korkunç deneyimler yaşıyor. Ve bunun da değişme zamanının geldiğine inanıyorum.
Trans bireylere devlet tarafından iş olanakları sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu insanlar işsiz kalıyor. Devlet içinde bir birim kurularak bu insanlarımıza sahip çıkılmalı. İnsanların cinsel tercihine göre kimse kimseyi yargılayamaz.
Amerika'da artık eşcinsel evlilikler yasal. Tüm gelişmiş ülkelerde eşcinsel evlilikler yasal. Artık Türkiye’nin de bu konu ile ilgili ilerleme zamanı geldi. Astrolojik olarak zaten birkaç yıl sonra Türkiye’de eşcinsel evliliklerin yasal olacağı görünüyor.
En önemlisi ortada bir gerçek var. Bizler bu bedenler değiliz RUHUZ!
İster kadın ol ister erkek, kim kimi seviyorsa karşılıklı iki tarafında rızası varsa kimse bir şey diyemez.
Küçücük yaştaki kız çocuklarını rızası olmadan kocaman adamlara veriyoruz. Bunu gelenekler kabul ediyorda, iki tarafında rızasının olduğu iki erkek veya iki kadın birbirini sevince, beraber olunca mı gelenekler kabul etmiyor?

Bu konuda elbette anne, babaların da rolü çok büyük. Kendi nesillerinin devam etmeyeceğini, torunlarının olmayacağını düşünerek son derece bencil ve kısıtlı bir bakış açısı ile tepki gösteriyorlar.
Kendi çocukları hırsız, katil, alkolik veya kumarbaz olsa bunu sorun etmezler ama kendi nesillerinin devam etmeyeceklerini fark edince çocuklarını reddediyorlar.
Gerçek şu ki eğer kabul etseler Dünya’da pek çok eşcinsel çiftin çocukları var. Ve bu çocuklara büyükanne ve büyükbabalarının da sahip çıkması durumu çok daha değerli bir hale getiriyor.
Artık Dünya değişiyor! Sevgi büyüyor ve gerçek sevgi ortaya çıkıyor! Herkesin bilmesi gereken en önemli şey bizler kadın veya erkek değiliz. Genetik uzmanlarının son verdiği bilgilere göre bir kaç yüzyıl sonra Dünya'da erkek veya kadın diye bir şey kalmayacak.
Çünkü Dünya'da ki insanlar olarak değişiyor ve birliğe doğru ilerliyoruz, dualiteden çıkmamıza az kaldı. Özetle cinsel ayrımcılık yapan insanların gelecek nesilleri erkek veya kadın bile olmayacak!
Amerikalı politikacı Harvey Milk’in hayat hikayesini konu alan Milk filmini mutlaka seyredin.
Yükseldiğimizde ‘When We Rise’ film serisi özellikle bütün Dünya’daki onur yürüşleri sürecini ve verdikleri müthiş insan hakları savaşını harika bir şekilde işleyerek anlatıyor.
Evrensel sistemde şöyle bir kanun var. Yargılarsan yargılanırsın. İnsanların yargıladıkları ve dışladıkları her şey kendi ailelerinde ve yaşamlarında ortaya çıkar, bu çok bilinen bir örnektir ve gerçektir. Ya da zaten kendisinde olan bir şeyden dolayı duyduğu öfke ona yargılatır.
Bu insanlar Dünya’da çok büyük acılar yaşadılar. Her yıl bütün Dünya’da aynı zaman diliminde pride yani onur yürüşleri yapılıyor. Ve yılmadan tüm eşcinseller, trans bireyler büyük bir mücadele veriyorlar.
Aşk her daim kazanır...
Sevginin kaynağının gücü aşkın kazanmasını sağlasın...
Sizi seven bir Can...

Can Aydoğmuş

Eşcinsel milletvekil Taş: Onur Yürüyüşü'nün yasaklanması utanç verici

Berlin Eyalet Meclisi’nin ilk Türkiye kökenli eşcinsel milletvekili Sol Parti Milletvekili Hakan Taş, İstanbul Valiliği’nin LGBTİ üyeleri tarafından yapılması planlanan "Onur Yürüyüşü"nü, "Vatandaşların ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni" gerekçesiyle yasaklamasını‚ "utanç verici" olarak değerlendirdi.


Taş konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Alperen Ocakları’nın tehdidi sonucunda LGBTİ yürüyüşü Valililk tarafından yasaklandı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırıldığı, onların cezaevlerine gönderildiği, gazetecilerin haksız yere tutuklandıkları, basın-yayın organlarına yasak konulduğu bir ortamda LGBTİ yürüyüşünün yasaklanması beni şaşırtmadı. Türkiye gittikçe demokrasiden uzaklaşmıştır. Alperen Ocakları’nın tehditleri sonucunda bir yürüyüşün yasaklanması utanç vericidir’ dedi.

Bütün yasaklara karşı artık hep birlikte hareket etmenin zamanının geldiğini savunan Taş "Eğer birlikte hareket etmezsek gelecekte bizi yasaklı bir Türkiye bekliyor" dedi.

‘HAYIR CEPHESİ BİRLEŞMELİ‘

CHP’nin başlattığı ‘Adalet Yürüyüşünün’ geç kalınmış bir karar olmasına rağmen desteklenmesi gerektiğini söyleyen Taş konuşmasını şöyle sürdürdü: "Milletvekilleri donunulmazlıklarının kaldırılması için CHP, AKP ile birlikte evet oyu kullandı. Demokrasi açısından bu durumun herkes için tehlikeli olacağını belirtmiştik. CHP geç de olsa bu tehlikenin farkına vardı. Adaleti savunmak için hiçbir şey geç değildir. Hangi partiden olunursa olunsun adalet adına birlikte yol almalıyız. Referandumda hayır diyen bütün muhalifler birleşmelidir" dedi.

Taş ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamburg’da düzenlenecek G20 zirvesi sonrasında Almanya’nın bir kentinde konuşma yapmak istemesini de eleştirerek, "Demokrasiyi kendi ülkesinde ihlal eden birinin, demokratik koşulları kullanarak seçmenlerine yönelik propaganda yapmasını doğru bulmuyorum" dedi.

SÜHEYLA KAPLAN

http://www.birgun.net/haber-detay/escinsel-milletvekil-tas-onur-yuruyusu-nun-yasaklanmasi-utanc-verici-166580.html

LGBTİHABERLERİstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi: Umarız ‘onur yürüyüşü’ yasağından vazgeçilir

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası bu yıl 19-25 Haziran tarihleri arasında düzenleniyor. Haftanın sonunda ise 25 Haziran’da İstiklal Caddesi’nde saat 17.00’deki ‘onur yürüyüşü’ yapılması planlanıyordu. Fakat İstanbul Valiliği bugün yaptığı bir yazılı açıklamayla bu yürüyüşe izin vermeyeceklerini söyledi.


ANAYASA HATIRLATMASI

Yazılı açıklama yapan komite, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, en temel insan haklarından ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu ifade etti.

Bu hakkın da gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerce koruma altına alındığını belirten komite, yasağın AİHM içtihatları, uluslararası sözleşmeler, iç hukuktaki kanunlar ve anayasaya aykırı olduğunu savundu.

VALİLİĞE YALANLAMA

Komite, “Usulüne uygun başvuru yapmadılar” diyen valiliğe de şu yanıtı verdi: “İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ekibi olarak 5 Haziran 2017 tarihinde yazılı başvuru yaparak İstanbul Valiliği’yle görüşme talebinde bulunmuş olduk. Ayrıca verdiğimiz dilekçeyle onur haftası ve yürüyüş tarihleri ve yürüyüşün planlanan konumu da valiliğe bildirilmiştir.”

‘TEHDİT MEŞRULAŞTIRILDI’

Yine valiliğin açıklamasındaki “Toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği (…)” ifadesiyle LGBTİ’lerin toplumun bir parçası olduğu gerçeğinin gözardı edildiğini aktaran komite, nefret suçu işleyen grupların ve kişilerin tehditlerinin ‘hassasiyet’ adı altında meşrulaştırıldığını öne sürdü.

‘UMARIZ VAZGEÇERLER’

Komite şunları söyledi: “‘Turistlerin güvenliği ve kamu düzeni’ ifadeleriyse yıllardır on binlerce kişiyle kutlanan, yurt dışından katılımcıların da olduğu barışçıl yürüyüşü görmezden gelerek barışçıl yürüyüşümüz hakkında farklı bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Umuyoruz ki valilik barışçıl toplanma hakkının yeterli güvenlik önlemleri dahil devlete getirdiği yükümlülüklerin farkına vararak bu kararından vazgeçer ve 25 Haziran Pazar günü 15’inci İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bir kez daha saldırı kararı vermek yerine, toplumu birleştirici, sağduyulu ve insan haklarına saygılı bir tutum alarak, barışçıl ve güven içinde açıklama yapmamız için alan sağlar. Altını bir kez daha çizmek istiyoruz ki bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki ‘Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!’“

http://www.sivilsayfalar.org/istanbul-lgbti-onur-haftasi-komitesi-umariz-onur-yuruyusu-yasagindan-vazgecilir/

Sol Parti milletvekili Taş: LGBTİ yürüyüşünün yasaklanması utanç verici

Berlin Eyalet Meclisi’ne ilk Türkiye kökenli eşcinsel milletvekili olarak giren Sol Parti Milletvekili Hakan Taş, İstanbul Valiliği’nin LGBTİ üyeleri tarafından yapılması planlanan "Onur Yürüyüşü"ne, "Vatandaşların ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek yasaklanmasını‚ utanç verici’ olarak değerlendirdi.


Berlin Eyalet Meclisi’ne ilk Türkiye kökenli eşcinsel milletvekili olarak giren Sol Parti Milletvekili Hakan Taş, İstanbul Valiliği’nin LGBTİ üyeleri tarafından yapılması planlanan "Onur Yürüyüşü"ne, "Vatandaşların ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek yasaklanmasını‚ utanç verici’ olarak değerlendirdi.

Taş ‘ Alperen Ocakları’nın tehdidi sonucunda LGBTİ yürüyüşü valililk tarafından yasaklandı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırıldığı, onların cezaevlerine gönderildiği, gazetecilerin haksız yere tutuklandıkları, basın-yayın organlarına yasak konulduğu bir ortamda LGBTİ yürüyüşünün yasaklanması beni şaşırtmadı. Türkiye gittikçe demokrasiden uzaklaşmıştır. Alperen Ocakları’nın tehditleri sonucunda bir yürüyüşün yasaklanması utanç vericidir’ dedi.

Bütün yasaklara karşı artık hep birlikte hareket etmenin zamanının geldiğini savunan Taş ‘Eğer birlikte hareket etmezsek gelecekte bizi yasaklı bir Türkiye bekliyor’ dedi.

‘ADALET YÜRÜYÜŞÜ  GEÇ DE OLSA ANLAMLI ‘

CHP’nin başlattığı  ‘Adalet Yürüyüşü'nün geç kalınmış bir karar olmasına rağmen desteklenmesi gerektiğini söyleyen  Taş konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘ Milletvekilleri donunulmazlıklarının kaldırılması için CHP AKP ile birlikte evet oyu kullandı. Demokrasi açısından bu durumun herkes için tehlikeli olacağını belirtmiştik. CHP geç de olsa bu tehlikenin farkına vardı. Adaleti savunmak için hiçbir şey geç değildir. Hangi partiden olunursa olunsun adalet adına birlikte yol almalıyız. Referandumda hayır diyen bütün muhalifler birleşmelidir’ dedi.

 Taş ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamburg’da düzenlenecek G20 zirvesi sonrasında Almanya’ nın bir kentinde konuşma yapmak istemesini de eleştirerek ‘ Demokrasiyi kendi ülkesinde ihlal eden birinin, demokratik koşulları kullanarak seçmenlerine yönelik propaganda yapmasını doğru bulmuyorum’ dedi.

Süheyla Kaplan / Almanya

http://www.avrupa-postasi.com/almanya/sol-parti-milletvekili-tas-lgbti-yuruyusunun-yasaklanmasi-utanc-2-h101691.html

İstanbul Valiliği: Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyecek

İstanbul Valiliği, 25 Haziran Pazar günü Taksim Meydanı’nda yapılması planlanan LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğini duyurdu. Uluslararası Af Örgütü kararla ilgili olarak derin bir endişe duyduklarını açıkladı.

29 Haziran 2014 tarihinde düzenlenen Onur Yürüyüşü

İstanbul Valiliği'nin internet sitesinde yer alan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Bazı basın organları, internet siteleri ve sosyal medyada LGBTİ üyeleri tarafından 25 Haziran 2017 Pazar günü saat 17.00'da İlimiz Beyoğlu İlçesi Taksim Meydanı'nda 'Onur Yürüyüşü' adı altında bir yürüyüşe çağrı yapıldığı anlaşılmaktadır.

Söz konusu yürüyüş için çağrı yapılan Taksim Meydanı ve çevresi Valiliğimizce ilan edilen toplantı ve gösteri yürüyüşü alanları arasında bulunmamaktadır. Ayrıca Valiliğimize 2911 sayılı kanun hükümleri uyarınca usulüne uygun bir başvuru yapılmamıştır. Bu arada yine sosyal medya platformlarında bu çağrıya karşı toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği görülmektedir.

Valiliğimizce yapılan değerlendirme sonucunda, düzenlenmek istenen yürüyüşün başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek anılan gün ve öncesi ve sonrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesine izin verilmeyecektir.”

Uluslararası Af Örgütü'nden endişe açıklaması
Uluslararası Af Örgütü, LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesine valiliğin izin vermemesinden dolayı derin bir endişe duyduğunu açıkladı. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, “Alınan bu kararla, LGBTİ+’ların ve onları destekleyenlerin barışçıl toplanma hakkı yine yok sayılmıştır. Türkiye, Onur Yürüyüşlerini yasaklamak yerine korumalıdır” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, 25 Haziran’da yapılması planlanan Onur Yürüyüşü öncesinde Türkiye yetkililerine, lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ) ve onları destekleyenlerin ifade ve toplanma özgürlüğü haklarına hiçbir tehdit veya şiddet korkusu olmadan erişmelerini güvence altına almaları için çağrıda bulundu.

'Yürüyoruz, Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!'
Yürüyüşü organize edenler valiliğin açıklaması üzerine Facebook üzerinden bir duyuru yaptı.  "Yürüyoruz, Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!" başlıklı açıklamada, "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, en temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerce koruma altına alınmıştır. Bu yasak gerek AİHM içtihatları, gerek uluslararası sözleşmeler, gerek iç hukuktaki kanun ve anayasaya aykırıdır" ifadelerine yer verildi.

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası / Istanbul LGBTI+ Pride Week adlı sayfada yer alan açıklamada, "Altını bir kez daha çizmek istiyoruz ki bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki: Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!" denildi.

©Deutsche Welle Türkçe

http://www.dw.com/tr/istanbul-valili%C4%9Fi-onur-y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F%C3%BCne-izin-verilmeyecek/a-39399084

'Onur Yürüyüşü'ne izin çıkmadı

LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) üyeleri tarafından bugün Taksim’de yapılması planlanan ‘Onur Yürüyüşü’ne izin çıkmadı.

Her sene olaylara sahne olan ve geçtiğimiz günlerde Alperen Ocakları’nın, “Devlet müsaade etse de biz müsaade etmeyeceğiz. Yürütmeyeceğiz” açıklaması yaptığı LGBTİ’nin Taksim’deki Onuru Yürüyüşü çağrısına İstanbul Valiliği yasak getirdi. Valilik açıklamasında şöyle denildi: “Valiliğimize 2911 sayılı kanun hükümleri uyarınca usulüne uygun bir başvuru yapılmamıştır. Yine sosyal medya platformlarında bu çağrıya karşı toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği görülmektedir. Düzenlenmek istenen yürüyüşün başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek anılan gün ve öncesi ve sonrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesine izin verilmeyecektir.”

ALIŞIN, BURADAYIZ
Yasakla ilgili İstanbul LGBTİ+Onur Haftası Komitesi tarafından ise şu açıklama yapıldı: “Bu yasak gerek AİHM içtihatları, gerek uluslararası sözleşmeler, gerek iç hukuktaki kanun ve anayasaya aykırıdır. Valilik açıklamasında ‘toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği’ ifadesi lgbti+’ların da bu toplumun bir parçası olduğu gerçeğini göz ardı etmekte. Bundan da önemlisi nefret suçu işleyen grupların ve kişilerin tehditlerini ‘hassasiyet’ adı altında meşrulaştırmaktadır. Altını bir kez daha çizmek istiyoruz ki bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki ‘Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!’

Çetin AYDIN/İSTANBUL
Hürriyet

http://www.hurriyet.com.tr/onur-yuruyusune-izin-cikmadi-40500954

24 Haziran 2017 Cumartesi

Türkiye Onur Yürüyüşlerini yasaklamak yerine korumalı

Uluslararası Af Örgütü, İstanbul Valiliği tarafından bugün yapılan açıklama ile 25 Haziran Pazar Günü LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesine izin verilmemesinden dolayı derin bir endişe duyduğunu belirtti.

Açıklamada bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, “Alınan bu kararla, LGBTİ+’ların ve onları destekleyenlerin barışçıl toplanma hakkı yine yok sayılmıştır. Türkiye, Onur Yürüyüşlerini yasaklamak yerine korumalıdır” ifadelerini kullandı. Uluslararası Af Örgütü, 25 Haziran’da yapılması planlanan Onur Yürüyüşü öncesinde Türkiye yetkililerine, lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ) ve onları destekleyenlerin ifade ve toplanma özgürlüğü haklarına hiçbir tehdit veya şiddet korkusu olmadan erişmelerini güvence altına almaları için çağrıda bulundu.

Bugün İstanbul Valiliği, 25 Haziran tarihinde gerçekleşmesi planlanan İstanbul Onur Yürüyüşü’nün güvenlik sebebiyle yasaklandığını duyurdu.  Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamada “düzenlenmek istenen yürüyüşün başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek anılan gün ve öncesi ve sonrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesine izin verilmeyecektir” diye belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü’nün İstanbul Onur Yürüyüşü’nü düzenleyen komiteden aldığı bilgiye göre komite temsilcileri lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ+) yanı sıra onları destekleyenlerin barışçıl ve güvenli bir şekilde Onur Haftası’nda yürüyüş yapabilmesi için 5 Haziran 2017 tarihinde yazılı başvuru yaparak İstanbul Valiliği ile görüşme talebinde bulundu. Ancak bu talebe Valilik tarafından herhangi bir cevap verilmedi.  Komite ayrıca İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ile de bir görüşme gerçekleştirdi, ancak yetkililer görüşme sırasında yürüyüşe izin verilip verilmeyeceği konusunda net bir geri dönüşte bulunmadı.

Uluslararası Af Örgütü ayrıca, İstanbul Valiliği’nin açıklamasında değindiği sosyal medyada Onur Haftası süresince yapılan LGBTİ+ Onur Yürüyüşü karşıtı homofobik ve transfobik söylemlerin yasaklamaya gerekçe olarak kullanılamayacağını vurguladı. Uluslararası hukukun, ifade ve toplanma özgürlüğü hakkını tanıdığını ve bu hakkın rahatsız eden konuşmaları ve fikirleri de kapsadığını vurgulayan Gardner, “Onur Yürüyüşü’ne konulan yasak, barışçıl toplanma hakkının orantısız bir şekilde kısıtlanmasına yol açıyor. LGBTİ+’lar yürüyüş hakkına ve eşitlik, özgürlük ve ayrımcılık karşıtı seslerini tehdit veya taciz korkusu olmadan duyurma hakkına sahiptir” dedi.

Gardner açıklamasını şöyle sürdürdü: “Uluslararası hukuk ifade özgürlüğüne, diğerlerinin haklarına ya da itibarlarına saygı veya ulusal güvenlik ya da kamu düzeninin korunması gibi belirli amaçlar doğrultusunda orantılı kısıtlamalar getirilmesine izin veriyor. Ancak bu kısıtlamaların Onur Yürüyüşü için geçerli olmadığına inanıyoruz. İfade ve toplanma özgürlüğü gereği olarak, Türkiye yetkilileri yürüyüşün planlandığı şekilde gerçekleştirilmesine izin vermeli ve yürüyüş katılımcılarını korumak için gerekli tüm önlemleri almalıdır.”

Türkiye'de ifade ve toplanma özgürlüğü hakkının kullanımı rutin ve keyfi bir şekilde engelleniyor. Emniyet görevlileri barışçıl göstericilere yönelik yaygın bir şekilde gereksiz veya aşırı güç kullanıyor. 2015 İstanbul Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesi, barışçıl göstericileri dağıtmak için tazyikli su ve biber gazı kullanan polisler tarafından engellendi. Aynı şekilde yasaklanan 26 Haziran 2016 İstanbul Onur Yürüyüşü'nde, polis küçük gruplar halinde Beyoğlu'nun çeşitli yerlerinde bir araya gelen LGBTİ aktivistleri ve onları destekleyenlere yönelik biber gazı ve plastik mermi kullandı. İstanbul Onur Yürüyüşü'nü düzenleyenlerin de yürüyüşün arka arkaya ikinci yıl yasaklanmasıyla ilgili basın açıklaması okuması engellendi.

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye yetkililerini derhal LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne getirilen yasağı kaldırmaya, barışçıl toplanma hakkına saygı göstermeye ve LGBTİ+’ların ve onları destekleyenlerin 25 Haziran tarihinde şiddet veya taciz korkusu olmaksızın Onur Yürüyüşlerine katılabilmesini güvence altına almaya çağırıyor. Bu çerçevede, Uluslararası Af Örgütü Türkiye yetkililerine Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesini güvence altına alacaklarını ve katılımcıların güvenliğini sağlamak için tüm gerekli önlemleri sağlayacaklarını kamuya açık bir şekilde duyurmaları için de ayrıca çağrıda bulunuyor.

İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü komitesi Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamanın ardından konuyu değerlendirdiğini duyurdu. Uluslararası Af Örgütü de bu gelişmeler ışığında, yarın düzenlenmesi öngörülen Onur Yürüyüşü’ne gözlemci göndermeyi planlıyor.

Ek Bilgi

Onur Yürüyüşleri İstanbul’da 2003’den bu yana her yıl gerçekleştiriliyordu. Türkiye yetkililerinin homofobik ve transfobik söylemlerine ve cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığı kanunlarla yasaklamayı reddetmelerine rağmen, Türkiye’deki LGBTİ+ gruplar keyfi kısıtlamalar olmadan, 2013 yılında olduğu gibi İstanbul’da yaklaşık 90 bin kişinin katılımıyla barışçıl toplanma haklarını kullanabiliyordu. Ancak 2015 yılında İstanbul Onur Yürüyüşü’nün gerçekleşmesi, yürüyüşten önceki haftalarda Onur Yürüyüşü temsilcileri ile yetkililer arasındaki görüşmelere rağmen engellendi. Polis biber gazı, tazyikli su, biber gazlı plastik top mermilerin kullanımı da dâhil olmak üzere barışçıl yürüyüşçülere yönelik aşırı ve gereksiz güç kullandı.

Geçtiğimiz yıl da polis, İstanbul Valiliği tarafından yasaklanan 26 Haziran İstanbul Onur Yürüyüşü'nde küçük gruplar halinde Beyoğlu'nun çeşitli yerlerinde bir araya gelen LGBTİ aktivistleri ve onları destekleyenlere yönelik biber gazı ve plastik mermi kullandı. Yirmi dokuz aktivist gözaltına alındı ve aynı gün hepsi serbest bırakıldı. İstanbul Onur Yürüyüşü'nü düzenleyenlerin de yürüyüşün arka arkaya ikinci yıl yasaklanmasıyla ilgili basın açıklaması okuması engellendi.

Barışçıl toplanma hakkı devlete, yeterli güvenlik önlemlerini almak da dâhil olmak üzere belirli yükümlülükler getiriyor. Bu kapsamda, barışçıl toplanmaların gerçekleşmesini güvence altına almak yetkililerin görevi olarak değerlendiriliyor. Resmi makamlara bildirimde bulunma gerekliliği, yetkililerin toplanmanın gerçekleşebilmesini engellemek için değil, uygun hazırlıkların yapılmasının sağlanması için kullanılmalıdır.

https://www.amnesty.org.tr/yazi/turkiye-onur-yuruyuslerini-yasaklamak-yerine-korumali

Facebook Türkiye'den Kaldırılan Gökkuşağı Simgesi Geri Döndü

LGBTQ topluluğuna verilen saygıyı vurgulayan gökkuşağı simgesi ülkemizde dün kullanıma kapatıldı. Ancak, aradan saatler geçtikten sonra tekrar kullanıma sunuldu.

Facebook tarafından "Onur Haftası" ismindeki LGBTQ topluluğuna verilen değeri ve saygıyı vurgulamak için gökkuşağı simgesi tüm kullanıcılara sunulmuştu. Beğenilerimizde kullanacabileceğimiz bu simge, dün Facebook tarafından ülkemizde de kullanıma kapatıldı. Ama saatler sonra gökkuşağı simgesi tekrar kullanıma açıldı.

Gökkuşağı simgesinin kaldırılmasından sonra aklımıza Singapur, Mısır, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Tunus, Sırbistan ve Rusya gibi ülkeler geldi. Siyasi olarak LGBTQ topluluğuna karşı olan bu ülkelere gökkuşağı simgesi kullanıma sunulmamıştı. Bizim de artık bu ülkelerden birisi olduğumuzu bir anlığına düşündük. Ama simgenin tekrar geri gelmesi aklımızdaki bütün olumsuzlukları yok etti.

Facebook tarafından kullanıma sunulan gökkuşağı simgesini henüz kullanmadıysanız; Facebook Pride sayfasını beğenerek kullanabilirsiniz.

https://www.tamindir.com/facebook-turkiyeden-kaldirilan-gokkusagi-simgesi-geri-dondu_h-22303/

Homofobik haber: Hazreti Lut Kavmi... LGBT

Bugün Arefe günü. Yazıma dua ile başlamak istiyorum. Allah'ım, Ramazan ayı boyunca gerçekleştirmeye çalıştığımız bütün ibadetlerimizi eksikleriyle, kusurlarıyla, hatalarıyla kabul et. Sen rahmansın, sen rahimsin, sen merhametlilerin en merhametlisisin, bize merhamet et. Bizi bağışla... Bizi cehennem azabından koru...

ŞEYTANİ AKLIN TUZAĞI
Dünyayı yöneten şeytani akıl, yeni bir iğrençlikle yine karşımızda...
İnsanlığın içine düşebileceği en iğrenç durum... Allah'ın lanetlediği işleri yapan insanlar... İşte şeytani akıl, bu lanetlenmiş insan tipinden oluşan yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. Değerli dostum, stratejist Abdullah Çiftçi'ye ait değerlendirmelerle yazımıza devam edelim.... Şu meşhur LGBT olaylarının perde arkasında kimler var? Ne yapmak istiyorlar? Aslında iğrençliklerin nihai amacı nedir?... "Nötr/ LGBT Projesi...
21. Yüzyıl Tek Dünya Devleti için, erkeğin "erkeksi tavrını, karşı koyma gücünü ve enerjisini" almak... Erkek fıtratına saldırı...
ODTÜ'de de, LGBT tuvalet girişimini, bu arka plan ile birlikte değerlendirmeliyiz.

​EŞCİNSELLİĞİ ÖZENDİRİYORLAR
"Eşcinsel Papaz, siyasetçi, sanatçı, sporcu modelleriyle bilinçaltı göndermeler oluşturuyorlar. Burslar, yardımlar, teşvikler, destekler ile LGBT topluluklarını fonluyorlar. Uluslararası spor, sanat, müzik yarışmalarında sık sık eşcinsellerin kazandığını göreceğiz. Hatta siyasi seçimlerde de... Televizyonlarda, gazetelerde medyanın her yerinde boy boy onları yayınlayacaklar. LGBT/ Cinsiyet Eşitliği kavramları, 'Küresel Tefecilerin', 21. Yüzyılda insan fıtratını değiştirmek için hem kullandığı, hem sömürdüğü kavramlar..." Abdullah Çiftçi, kısaca, kepazeliğin arka planı hakkında bu bilgileri veriyor. Zaten yazılanların tamamı da gerçekleşmiş. Yıllardır eşcinsellik, bütün dünyada adeta özendirilmiyor mu? Aklı başında herkes bu iğrençliğin bazı güçler tarafından normalleştirilmek istendiğini görüyor ve biliyor. Tehlike çok büyük ve ciddi.

KARIŞIK TUVALET İSTEYEN ODTÜ'LÜLER
Ülkemizin en meşhur, en saygın diye bilinen eğitim kurumlarından ODTÜ de bile bu kepazelik gündem olabiliyor.
ODTÜ'lülerin tamamını kastetmiyorum elbette. Ama bu üniversitedeki bazılarının bu anlattıklarımızdan haberleri bile yok. Milli ve manevi değerlerimizle ise zaten ilgileri bile yok. Aslında ODTÜ'yü hemen kapatıp yerine, gerçek ve hakikaten milli bir üniversite kursak nasıl olur?

ŞEYTANİ AKIL İSTİŞARE HEYETİ
Yeni Şafak köşe yazarı Tamer Korkmaz, Bilderberg toplantılarına Türkiye'den katılan isimleri köşesinde ilan etti. Şeytani Akıl İstişare Heyeti diyebileceğimiz bu topluluğu kuran CIA...
01-04 Haziran tarihleri arasında ABD'de Virginia eyaletinde yapılmış. 130 katılımcı arasında Türkiye'den de gidenler var. 5 kişiden bahsediyor. Yazısının tamamını okumanızı öneriyorum.

BATI MEDENİYETİ BİZLERE DÜŞMANDIR
PKK eli kanlı pis bir terör örgütü. Yıllardır bize saldırıyor. Kürtlerin temsilcisi değiller. Kürtlerin katilidirler. Haçlıların ve Siyonistlerin ittifakına hizmet etmek için kuruldular. Yani sahibi, kafirler ve gavurlar. Yani Batı dediğimiz medeniyet mensupları. Dolayısı ile kafirler ve gavurlar tarafından korunuyor ve kollanıyorlar. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Almanya silah veriyorlar. Mühimmat veriyorlar. Peki sizler hiç bu ülkelerde yayın yapan televizyoncuların, gazetecilerin bunu yayınladıklarına tanık oldunuz mu?...
Olmadınız... Olmayacaksınız... Konu Türk ve Müslüman düşmanlığı olunca demokrasi, özgürlükler, insan hakları, basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü birden bire ortadan kalkıverir...

Erkan Tan

http://www.takvim.com.tr/yazarlar/erkan-tan/2017/06/24/hazreti-lut-kavmi-lgbt

Okur yakışıklılar!

Yakışıklı deyip geçmeyin! Onlar diğerlerinden farklı


Sosyal medyada bir süredir olan bir akım binlerce takipçisiyle diğerlerinden ayrılıyor. Dünyanın her yerinden erkekler #hotdudesreading’ etiketiyle kitap okurken çektirdikleri fotoğrafları hesapta paylaşıyor.

Genellikle estetiğin öne çıktığı Instagram’da bu kez yalnızca göze değil, akla da hitap eden bir akımdan bahsetmek mümkün.

#hotdudesreading (seksi adamlar okuyor) etiketi altında kitap okuyan milyonlarca erkek bir araya geldi.

Kullanıcıların kimi duşta, kimi plajda, kimi metroda veya otobüste kitap okurken çektirdikleri fotoğraflarını paylaştı.

Bu akım özellikle kadınların dikkatini çekti. Nitekim fotoğraftakilerin çoğu, yakışıklı görüntülerinin yanı sıra entelektüel kimliklerini de gözler önüne seriyor.

Hürriyet