Bugün başlayan !f Film Festivali kapsamında gösterilecek olan 'Köpek' filmi Türkiye'nin şiddet sarmalına çok naif ve çok çarpıcı bir yerden bakıyor. Filmin senaryosunu ve yönetmenliğini üstlenen Esen Işık'la konuştuk
Köpek filmi, bugün başlayan !f İstanbul Film festivalinin en çarpıcı filmlerinden biri. Filmde mendil satarak para kazanan Cemo, sıradan bir evliliği olan Hayat ve trans kadın Ebru’nun İstanbul’da geçirdikleri çok tanıdık ama bir o kadar da sarsıcı 1 gününe tanıklık ediyoruz. Barış Atay, Beren Tuna, Bekir Sevenkan, Salih Bademci gibi isimlerin rol aldığı filmde trans oyuncu Çağla Akalın’ın performansı dikkat çekiyor.
Zurich Film festivalinde dünya premiyerini yapan Köpek, Almanya, Gürcistan, İspanya’da festivallerde gösterildi. Film aynı zamanda İsviçre Film Ödülü’ne ‘en iyi senaryo’, ‘en iyi film’, ‘en iyi kamera’, ‘en iyi müzik’ ve ‘en iyi kadın oyuncu’ (Beren Tuna) dallarında aday gösterildi.
Köpek'in senaryosu 1990 yılından beri İsviçre'de yaşayan Esen Işık'a ait. Işık filmi Dünya barışı için gelinlikle tura çıkan ve Türkiye’de tecavüz edilerek öldürülen ‘Barış Gelini’ Pippa Bacca’ya adadı. Işık, “Pippa Bacca bu senaryoyu yazmamdaki birinci sebepti” diyor.
1990 yılından beri yurtdışında yaşıyorsunuz. Ancak filmde hiç de yabancı bir ülkede yaşayan bir yönetmen tarafından çekilmiş hissi almıyoruz, Türkiye’nin görmezden gelinen kesimlerini nasıl bu kadar yakından gözlemleyebildiniz?
Böyle hissetmiş olmanıza çok sevindim. Evet, uzun yıllardan beri Türkiye’de yaşamama rağmen, Türkiye’yi oldukça yakından takip ediyorum. Daha önce de Türkiye’de film çalışmalarım oldu. ‘Babamı Hırsızlar Çaldı’ kısa filmim kayıplar üzerine yapılmış bir filmdi ve Avrupa’nın en çok izlenen kısa filmi oldu. Fransız ARTE kanalına İstanbul belgeseli çektim. Yani, Türkiye’ye hiç bir zaman uzak olmadım.
Filmde güç kavramı üç farklı karakter üzerinden işleniyor. Bu karakterleri oluştururken nereden yola çıktınız, nelere dikkat ettiniz?
Senaryoyu yazarken kafamda kurduğum bir üçgen vardı; mağdur, şiddeti uygulayan ve seyirci kalan… Bütün sahneleri bu üçgen üzerine kurmaya çalıştım. Aslında senaryonun ilk versiyonunda 5 bölüm vardı; ülkenin can alıcı sorunları, konularını kapsayan... Fakat azaltmak durumunda kaldım, çünkü her karakter, her konu kendi başına ayrı bir film olabilecek yoğunluktaydı. Kadın cinayetleri, LGBTİ bireylerinin hayatın her alanındaki mağduriyetleri ve fırsat eşitsizliği, Türkiye’ye dışardan baktığımızda ilk gördüğümüz resimlerden biridir. Sinemanın yanında, uzun yıllardan beri şiddete maruz kalan kadın ve çocuklarla çalıştığım için doğal olarak senaryo böyle gelişti. İsviçre’de de kadına şiddet ile ilgili filimler yaptım. ‘Ölmeye Yatmak’ adlı kısa filmim İsviçre parlamentosunda gösterilip 1998 yılında bir kanun değişikliğine yol açtı.
Filmi Pippa Bacca’ya adadınız, Pippa Bacca’nın sizin için anlamı ne oldu, ölümünü duyduğunuzda neler düşündünüz?
Pippa Bacca bu senaryoyu yazmamın birinci nedenidir. Her gün bu kadar kadın öldürülürken neden Pippa beni bu kadar çok etkiledi sorusunu ben de kendime çok sordum. Zannedersem, sanatçı kimliğini dolduruş biçimi, benim de sinemadaki derdimdir. Avrupa’nın göbeğinde sanatını yapan, hayatı, her şeyi yolunda olan genç bir kadının, hem de aristokrat bir ailede yetişmiş genç bir sanatçının ‘Dünya Barışı’ için yollara düşmesini, en iyi anlayacak ya da anlaması gereken ülkelerden birine mensup olmam bir neden olabilir. Barışa hasret, savaşların, baskıların, katliamların harmanlandığı bir tarihimizin olması ve Pippa’nın başına gelenler, beni ve birçoklarını farklı etkiledi ya da etkilemeli diye düşünüyorum.
PİPPA’NIN ÖLÜMÜNDEN SONRA YAZILAN YORUMLAR İÇLER ACISIYDI
Filmdeki üç karakter de hayatlarındaki sevgiye ulaşmaya çalışırken kendini şiddetin içerisinde buluyor, filmde kullandığınız sevgi ve şiddet ilişkisini nasıl görüyorsunuz?
Zor bir soru, şiddeti hangi açıdan tanımlayacağımıza bağlı, sosyolojik, sosyo-politik, felsefi ve psikolojik olarak baktığımızda farklılıklar gösterebilir. Fakat şunu söyleyebilirim. Senaryoyu yazarken klasik kahraman hikâyesi yazmamaya çalıştım. Seçtiğim karakterler filmin temasının üzerine çıkmamalıydı. Her karakter sadece temsili olarak, olmalı diye düşündüm. Ana temaya şiddet, ayrımcılık (ırkçılık) fırsat eşitsizliği olarak bakarsak karşısına koyduğum kavram önemliydi. Şiddetin karsısına koyabileceğimiz en güzel kavram zannedersem sevgidir.
Filmdeki polis zabıta ve güvenlik karakterleri benzer davranışlar gösteriyor. Buradan yola çıkarak erkek şiddeti ile devlet şiddeti arasında bir bağ mı kurdunuz?
Tabii ki, hem de direkt, birebir bir bağ olduğunu düşünüyorum. Pippa’nın ölümünden sonra hakkında yazılan yorumların birçoğu bence içler acısıydı. “Kendi hatası”, “genç bir kadın otostop yaparsa sonucu budur”, “bu kadar naif olmamalıydı”... Sosyal medyadaki yorumlar daha da ileri gitmişti. Seyirci kalan toplumdan bahsedeceksek bunları görmezden gelemeyiz. Bugün de yaşanılan birçok katliamlarda bu tür yorumları görüyoruz. Şiddeti öven, destekleyen hatta kutsallaştıran... Peki, toplum dediğimiz bu kesim nerden ve nasıl besleniyor. Devlet mekanizması toplumun bütün hayatını belirleyen bir yapıdır; eğitimle, hukukla, yasalarla… Devletin duruşuna bakarsak bu bağın nasıl işlediğini görürüz.
ŞİDDET GÖREN ÇOCUKLAR KENDİNDEN DAHA ZAYIFA ŞİDDET UYGULUYOR
Filmi izlerken aklıma Rakel Dink’in “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim” sözleri geldi. Cemo’nun dönüşümü bu sözlerle açıklayabilir miyiz?
Rakel Dink’in sözleri Türkiye tarihi ile ilgili o kadar fazla şey anlatıyor ki… Bunun üzerinde bir şey söylemek mümkün müdür, bilmiyorum. Bu söz beni dinlediğimde olağanüstü etkilemişti. İçinde hem bir tespit hem de bir çözüm öneren bir söz olduğu için çok önemlidir. Evet, Cemo’nun hikâyesine böyle bakarsak bu bağı görmemiz mümkündür. Ben şiddete maruz kalan kadın ve çocuklarla çalışıyorum. Değişik çalışmalar yapıyoruz çocuklarla. Gözlemlerimden biri de, dayak yiyen kadınların çoğunun kendi çocuklarını da dövdüğüdür. Ya da şiddet gören çocuklar kendinden daha zayıf çocuklara şiddet uygulamaları. Bu öğrenilen ve aktarılan bir durumdur. Cemo hikâyesinde çıkış noktam budur.
Trans oyuncu Çağla Akalın ile yolunuz nasıl kesişti, Akalın zaten oyuncu muydu yoksa bu onun ilk oyunculuk denemesi mi oldu? Çekimler sırasında Akalın kendi yaşadığı deneyimleriyle filme katkıda bulundu mu?
Türkiye’de cast direktörlüğünü Arzu Gamze Kılınç yaptı. Birçok trans birey deneme çekimlerine davet edildi. Çağla da onlardan biriydi. İnternet üzerinden bulundu. Bu onun ilk oyunculuk deneyimi. Evet, Çağla ve tanıştığım birçok trans bireyin hüzünlü aşk hikâyelerini ve hayat hikâyelerini dinledim. Çağla senaryoyu ilk okuduğunda “Bu benim hikâyem” demişti.
Köpek filmini 20 Şubat saat 13’te Cinemaximum City's Nişantaşı’nda görebilirsiniz.
Ece Çelik - Radikal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder