19 Ağustos 2013 Pazartesi

'YÖK' canım, daha neler!

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'nın verdiği bir söyleşide, 'Gezi olayları' üzerine yorumlarını okuyunca bilim ve vicdana ilişkin hislerim dumura uğradı!

YÖK’ü nasıl bilirdiniz?..” Bir imam tabutun başında bu soruyu sorsa, üniversite dönemi 12 Eylül’ün en civcivli zamanlarında geçmiş bir öğrenci olarak çok şey söyleyebilirim. Lakin ‘her türlü darbe’ye karşı bir iktidarın, ‘11. zafer yılı’nda bile bu ‘12 Eylül kurumu’nu yaşatması ve mesela rektörlerin bile ‘merkez’den (Cumhurbaşkanı tarafından yani) seçilmesi, bilime ve demokrasiye ne denli inanıldığını gösteriyor! Tabii bunlar ‘teorik’ meseleler, ya somut göstergeler? Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ‘Gençlik Spor Dergisi’ adlı dergisinin ağustos sayısında YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’yla yapılmış bir söyleşi var. Bu söyleşiden bazı soruları ve cevaplarını aktararak bilim dünyamızın hal-i pürmelaline dikkat çekmek istiyorum.

Söyleşinin sondan ikinci sorusu şu: “Gezi olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?” Ve Çetin- saya’nın cevabı: “Üniversite ve şiddet kavramları asla ve asla bir araya gelemez. Demokratik ve akademik gelenekler içinde herkes fikrini söylemekte özgür. Ama bunun kesinlikle şiddetle yan yana gelmemesi ve hiç kimsenin şiddeti teşvik etmemesi lazım. Şiddet içeren, şiddeti öven talep ve fikirler akademik özgürlük sınırlarıyla bağdaşmaz. Akademisyenler, toplumsal, kültürel, siyasi sorun ve gerilim alanlarına futbol taraftarlığı düzeyinde yaklaşamaz.”

Şimdi akıl ve izan sahibi herkesi bir kez daha ‘düşünmeye’ davet ediyorum: ‘Gezi Parkı olayları’nı değerlendirirken aklınıza ilk olarak şiddet mi geliyor? Diyelim ki geldi, bu şiddetin sahibi kim? Malum olaylarda beş kişi öldü, birçok insan çeşitli uzuvlarını kaybetti, çok sayıda direnişçinin kafası, kolu kırıldı, kitleler sürekli biber gazı ve tazyikli suya muhatap oldu. Zaten her şey, Gezi Parkı’ndaki çadırların yakılması akabinde herkesin gözü önünde (‘Kırmızılı Kadın’ da dahil) insanların gaza boğulmasıyla baş-ladı. Sonrasında evet, polis şidde- tine kendince ‘şiddetle’ tepki verenler de oldu ama hareketin genel karakterinin şiddetle pek bir ilgisi yoktu. Palalısından sopalısına, gerçekten de Çetinsaya’nın kastettiği şiddeti kim yarattı? Tüm bunları geçelim; İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevda Alankuş’un görevine son verilirken resmi bir açıklama yapılmasa da gerekçenin, Alankuş’un Gezi Parkı eylemleri ve ODTÜ’de yaşanan olaylar sırasında hükümet karşıtı tutumundan kaynaklandığı ileri sürüldü. Başka örnek: Bursa Uludağ Üniversitesi mezuniyet töreninde, üstünde ‘Diren’ yazılı tişörtle konuşma yapan Hukuk Fakülte si’nden Yrd. Doç. Dr. Timuçin Köprülü hakkında rektörlük soruşturma açtı. Eylemlere katılan birçok sanatçıya yönelik linç kampanyalarını, işlerini kaybeden gazetecileri saymıyorum bile. İşte bu ülke tablosuna, bilimin vicdanının sesi olmaya koyulmuş eğitim sisteminin en üstünde bulunan kişinin yorumu böyle.

Devam edelim ve Çetinsaya’nın bir önceki “Sizin kuşağınızla bugünün genç kuşaklarını karşılaştırdığınızda gördüğünüz temel farklılıklar nelerdir?” sorusuna cevabına bakalım: “Bizler Soğuk Savaş dönemi kuşağıyız. Bizlere tektip olmamız gerektiği düşündürülürdü. Şimdi başka bir dönem yaşıyoruz. Zihni ve fiziki sınırların kalktığı, çeşitliliklerin zenginlik olarak ifade edildiği, fikirlerin, insanların ve eşyaların rahatça dolaştığı bir çağdayız. Bu anlamda değişen Türkiye’nin ve dünyanın koşullarına ayak uydurabilecek, farklılıklardan korkmayan, geniş perspektifli, yeniliğe açık bir nesil olacağını düşünüyorum.” Çetinsaya ‘teorik’ olarak konuya aslında hâkim. Çeşitlilikleri zenginlik olarak görüyor, farklılıklardan korkulmaması gerektiğini söylüyor, yeniliğe açık bir nesil çağrısında bulunuyor amma velakin ‘Gezi’de bütün bu beklentilerini pratiğe çevirenleri ‘Şiddet’ parantezinde yargılıyor. Son olarak Çetinsaya’nın “YÖK, toplum tarafından olumsuz şekilde algılanıyordu.

Gelinen noktada YÖK’ün durumu nedir?” sorusuna verdiği cevabın ilk cümlesi şöyle: “İlk olarak YÖK’ün vesayetçilik özelliğini gidermeye, 28 Şubat benzeri süreçlerin kalıntılarını temizlemeye yönelik atılması gereken adımları attık.” Bu noktada tablonun benim için genel tasvirini aktarayım: “28 Şubat’lar bitmez, sadece kılık değiştirir...”

Uğur Vardan - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder