26 Mayıs 2011 Perşembe

"Belki sinema oyuncusu olmayacaktım."



'Hayatımmış gibi oynadım'

Yazar Feridun Andaç, Türk sinemasının 'Sultan'ının kitabını yazdı. 'Türkan Şoray ile Yüz Yüze' adlı kitapta, yazarın yaptığı söyleşiler, Safa Önal ve Selim İleri'nin gözünden Şoray ve oyuncunun filmografisi var. Buğulu bakışlı, ürkek duruşlu 'Sultan'a saygı duruşu niteliğinde, aşk mektubu tadında...

Andaç’ın Şoray’la söyleşilerinden:

Feridun Andaç: 1944…Anneniz Meliha Hanım ile babanız Halit Şoray evleniyor. Bunun öyküsünü siz onlardan dinlediniz mi?

Türkân Şoray: Ne oldu, nasıl tanışıp evlendiler annemden dinlemedim. Ama akrabalarımdan, kız kardeşinden dinledim. Birbirlerini görüp âşık oluyorlar. Babam Kafkasya kökenli, Çerkez, annem Trakya Havsa kökenli.

F.A.: Peki, o dönemle ilgili belleğinizde aile ortamı konusunda neler var?

T.Ş: Babam hatırladığım kadarıyla ailesine çok bağlı biriydi. Ailede herkes okumuş. Halam öğretmen, amcalarım Cumhuriyet Halk Partisi’nde görevli, okumuş etmiş insanlar. Benim de yüksek tahsil yapmamı isteyen bir aile. Eyüp’te Tokmaktepe diye bir yer vardı, tüm aile orada beyaz bir konakta otururdu. Annemle babam evlendiklerinde ayrı evde oturuyorlarmış. Sonra nedense biz de aynı konağa taşındık. Orada çok hoş bir çocukluk geçirdim. Halam “Benim kızım Siyasal’da okuyacak…” gibisinden sözler ederdi. Bunu hep hatırlarım. Sonra oradan ayrıldık. Orada oturmaya devam etseydik, belki de hayatım çok başka yöne gidecekti. Sinema oyuncusu olmayacaktım. Her şey olabilirdi, tesadüflere çok inanırım.

Sinemayla tanışma

T.Ş.: Uzunca bir süre anneannemlerle yaşadım. Hafta sonları annemin yanına gidiyordum. Annemin oturduğu evin sahibinin kızı sinema oyuncusu. Arada bir onu görüyorum. Genç kızlığa yeni adım attığım yıllar. O naylon çoraplar giyiyor, takıp takıştırıyor; onu hayranlıkla seyrediyorum, sonra tekrar dedemlere dönüyorum. Çok kapalı bir çevre. Onlar da hiç dışarı bırakmıyorlar.

Bir gün gene hafta sonu. Anneme gittiğim bir gün. Komşumuzun kızı Emel (Yıldız) “Hadi seni de film setine götüreyim” dedi. Gittiğimiz sette dikkat çekmişim. Bundan hiç haberim yok. Sinema dünyasıyla tanışmam işte böyle oldu.

F.A.: Meliha Hanım’ı ikna ediyorlar…

T.Ş.: 1960’ta ilk filme başladık, Köyde Bir Kız Sevdim. Yönetmen Türker Bey (İnanoğlu), “Ağla” diyor, ağlıyorum; “Gül” diyor, gülüyorum. Her şeyimle o kadar doğalım ki… Sanki annem beni sinema setinde doğurmuş. Ama neden heyecanlanmadım biliyor musunuz? Sinemanın ne kadar önemli olduğunu bilmiyorum, bilsem elim ayağım titreyecek.

F.A.: Bir özdeşleşme vardı sanırım, yaşadıklarınızla sinemada çizdiğiniz tipler arasında.

T.Ş.: Farkında olmadan, bu özdeşleşme benim oyun tarzım oldu. Oyunculuk için ayrı bir şey yapmadım, şimdi de sete çıktığım zaman, kendi hayatımdan bir şey oynuyormuş gibi hissediyorum kendimi. Onun için ‘hayatımmış gibi’ oynuyorum.

F.A.: Sinemayı ne zaman keşfettiniz?

T.Ş.: Yavaş yavaş oldu her şey. Acıyla dolu günler geçirdik. Şimdi ne kadar kolay oluyor. O yıllarda sinemada bir yerlere hiç de kolay gelmedik. İlk filmimden sonra hemen teklifler almadım.

F.A.: 60’larda ilgi yeterli miydi?

T.Ş.: Bugünkü gibi magazin basını yok. Öyle hemen çıkıp tanınmanız mümkün değil. Yavaş yavaş söylentilerle başlıyordu her şey. “İşte bir kara kız geldi.” Adım da bilinmiyor.

F.A.: Filmler sizin üzerinize kuruluyor. Güzelliğiniz, kadınlığınız…

T.Ş.: Evet evet. Ağlayan kadın, tapılacak kadın, bilmem ne kadın…Onlar benim severek yaptığım çok sıcak filmlerdi. Salon ve melodram filmlerinin yanında artık çok gerçekçi filmler yapılıyordu. Lütfi Akad’a ulaşmam lazımdı. Nasıl yaptım, hatırlamıyorum, kendimi Lütfi Akad’a duyurdum. Sonra onunla film yapmaya başladım. O benim için sinema yaşamımda dönüm noktası oldu.

Ana filmi benim için bir sinema okuluydu. Mesela yakın planlarım vardı orada. Lütfi Bey “Bak,” diyordu; “Sadece dimdik bak, gözlerinle ifade et,” diyordu.
...
Elif Türkölmez - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder