Yirmi altı yaşında, yapılı ve nazik biri olan Ahmet Yıldız için eşcinsel bir erkek olarak açıkça yaşamayı seçmek ölümle eşdeğer oldu. Savcılar, Ahmet Yıldız'ı İstanbul'un eski bir semtinde, memleketinden 600 milden uzakta kendi babasının öldürdüğünü söylüyor.
Sosyologların dediğine göre Türkiye'deki ilk resmi eşcinsel namus cinayetinin kurbanı olan Yıldız, 16 ay önce öldürülmüştü. Dondurma almak için dairesinden çıkarken kendisine 5 kez ateş edildi. Bir görgü tanığı, onlarca komşunun cinayeti pencerelerinden izlemekle yetindiğini söylüyor. Yıldız'ın cenazesine İslami geleneklere göre ağır bir tecelliyle, ailesi tarafından sahip çıkılmadı.
Kayıplara karışan ve Eylül ayında gıyaben yargılanmaya başlanan baba Yahya Yıldız'ın Kuzey Irak'ta saklandığı tahmin ediliyor.
Ulusal çapta bir kendiyle hesaplaşmaya neden olan dava, karşı cinsin kıyafetlerini giyen pop yıldızlarının olduğu laik ve modern Türkiye ile git gide muhafazakâr İslam'ın egemen olduğu bir Türkiye arasındaki gerilimlere vurgu yapıyor.
Ahmet Yıldız'ın kuzeni Ahmet Kaya, Yıldız'ın, ülkenin güneydoğusunda ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Şanlıurfa'daki son derece dindar ve varlıklı bir Kürt ailesinin tek oğlu olduğunu söyledi.
Kaya, son derece başarılı bir fizik öğrencisi olan ve öğretmen olmak isteyen Yıldız'ın, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmek için sınıf arkadaşlarına özel ders verdiğini söyledi. Ancak ataerkil bir aşirette eşcinselliğini açıklayarak, onu çok seven anne babasının gözünde bile, dini ve evladi şerefe gölge düşürmüş oldu.
Kaya, "Ahmet'in babası onu uyararak köye dönmesini ve eşcinsellikten kurtulması için bir doktora ve imama görünmesini ve evlenmesini istemişti. Ama Ahmet buna karşı çıktı. Ahmet, ailesini herşeyden çok severdi ve onları hayal kırıklığına uğrattığı için vicdan azabı duyuyordu. Ama en sonunda kendi gibi olmaya karar verdi." dedi.
Değer yargılarının çatışması Türk toplumuna işlemiş durumda. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme hevesi, İslam'dan ilham alan hükümeti, kadınlar ve eşcinselleri ilgilendiren özgürlüklüklere boyun eğmeye ve hatta ön ayak olmaya itse de, kimi muhafazakârlar cinselliğe ve cinsel kimlik rollerine müsamaha gösterilmesine karşı çıkıyor.
Yakın zamana kadar "namus cinayetleri" çoğunlukla kadınlarla sınırlı kalmıştı. Kadınlar, evlilik dışı cinsel ilişkiden bir erkeğe göz ucuyla bakmaya kadar uzanan gerekçelerin yarattığı sözde sorunlar nedeniyle, erkek akrabaları tarafından ölümle tehdit ediliyor. Hükümetin yaptığı bir araştırmaya göre, namus cinayeti sonucunda İstanbul'da her hafta bir kişi hayatını kaybediyor. Birleşmiş Milletler'in tahminine göre dünyada her yıl yaklaşık 5 bin kişi namus cinayeti kurbanı oluyor. Türkiye'de bu cinayetten hüküm giyen akrabalar müebbet hapisle cezalandırılıyor.
Güneydoğu'daki en büyük şehir olan Diyarbakır'daki Dicle Üniversitesi'nden, namus cinayetlerini araştıran sosyolog Mazhar Bağlı, haysiyetlerine leke getirdiğini düşündükleri kız çocuklarını öldüren Kürt aşiretlerinin utançlarını silmek için katilleri gizlemediğine işaret etti.
Bağlı, öte yandan eşcinsel namus cinayetlerinin saklı kaldığını, çünkü eşcinsel birinin yalnızca ailesine utanç vermekle kalmayıp, toplumdaki sosyal yapının üzerine bina edilmiş olduğu erkeklik algısını zedelediğini ifade etti.
Bağlı, "Şimdiye kadar eşcinsel namus cinayetleri görünürde değildi çünkü eşcinsellik bir tabu." dedi.
Eşcinsel haklarını savunan örgütler, Türkiye'de açık homofobinin artışa geçtiğini savunuyor. Türkiye'deki laik devletin savunucusu olan ordu, eşcinselliği hastalık olarak kabul ediyor.
Geçen yıl İstanbul'daki yerel bir mahkeme, ülkenin önde gelen eşcinsel hakları örgütü Lambda'nın, toplumsal ahlâkı rencide ettiği yönündeki bir şikayet üzerine, kapatılması yönünde bir karar vermişti. (Karar daha sonra bir yüksek mahkeme tarafından bozuldu.)
Ölümünden önce Ahmet Yıldız'a danışmanlık yapmış olan, Lambda'nın insan hakları avukatı Fırat Söyle, cinayetten üç ay önce Yıldız'ın, ailesinden ölüm tehditleri aldığı için bölge savcılığına bir şikayette bulunduğunu söyledi. Söyle, savcılığın soruşturma başlatmayı ya da Yıldız'a koruma sağlamayı reddettiğini söyledi. Dava devam ettiği için yerel polis ve savcılar bu iddia üzerinde yorum yapmadılar.
Cinayet, Yıldız'ın, eski bir Osmanlı semti olan ve laik ve dindar Türklerin yan yana yaşadığı Üsküdar'daki komşularını bölmüş durumda.
Ahmet Yıldız'ın komşularından Ümmühan Darama, saldırı sırasında dirseğinden vuruldu ve baba Yıldız'a karşı suç duyurusunda bulundu. Darama, olayın ardından polisin hastanede kendini ziyaret ettiğini ve şikayetini geri alması ve "kirli bir suç" olarak tanımladıkları bu olaya karışmaması için telkinde bulunduklarını söyledi.
Altın rengi saten bir başörtüsü takan dindar bir Müslüman olan Darama, komşuları içinden şahitlik etmeye yalnızca kendinin rıza gösterdiğini söyledi.
Darama, "Polis ve yerel din adamları katili korumaya çalışıyor çünkü eşcinselliğin günah olduğunu düşünüyorlar. Ancak İslam'da adam öldürmek daha büyük bir günahtır. Yaşama ve ölüme karar vermeye yalnızca Allah'ın hakkı vardır. Ahmet hoş, kibar bir çocuktu. Ölmeyi haketmiyordu." dedi.
Semte güneydoğudan yeni gelen ve soyadını vermek istemeyen 55 yaşında bir Kürt olan Kemal ise, eğer oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenirse onu evlatlıktan reddedeceğini söyledi. Kemal, tespihiyle oynarken "Evden kovarım. Artık oğlum olmaz." diyordu.
Bazı eşcinsel hak örgütleri Yıldız'ın ölümünden haddini aşan İslami muhafazakarlığı sorumlu tutsa da, bazıları Türk toplumunun aslında cinsel açıdan daha özgürleştiğini savunuyor. Cinsel kimlik sorunları üzerinde çalışmış bir sosyolog, Nilüfer Narlı, İstanbul gibi büyük kentlerde eşcinsellere yönelik kulüplerin ve barların çoğaldığına işaret etti. Narlı, Türkiye'de eşcinelliğe Osmanlılar zamanından beri müsamaha gösterildiğini söyledi.
Türkiye'nin en meşhur şarkıcılarından biri olan Bülent Ersoy bir transseksüel. 1980'lerde askeri hükümet tarafından yasak getirilen Ersoy, bir kadın olarak erkek olduğundan daha popüler oldu.
Narlı, "Türkiye'nin homofobik olduğu bir klişe. Dini muhafazakarlıkta bir yükselme var, ancak aynı zamanda küreselleşme nedeniyle insanlar daha önce asla kabul etmedikleri farklı değerleri kabul ediyorlar." dedi.
Oysa söz konusu kabullenme, her zaman Türkiye'nin dindar kalbine sızmış değil ve bazen ölümcül sonuçlara neden oluyor.
Ahmet Yıldız'ın memleketinden 23 yaşındaki eşcinsel Didar Erdal, kısa bir süre önce, ailesinin peşinde olduğu korkusuyla İstanbul'dan Hollanda'ya kaçtı.
Erdal, ailesinin eşcinsel olduğunu geçen ay cinsel kimliği nedeniyle askerlikten muafiyet başvurusu yaptığında öğrendiğini söyledi. Babasının "çıldırdığını" ve eve dönmesini emrettiğini, kaderine aşiret büyüklerinin karar vereceğini söyledi.
Erdal, "Bana ne olması gerektiğine geleneklerin ne diyeceğini gayet iyi biliyorum" dedi.
26.11.2009
Çeviren: Gani Mete
Dan Bilefsky / New York Times
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder