By Aysun Saygı Köknar
İstanbul’da düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için Taksim’de toplanan LGBTİ+ lara polis sert bir biçimde müdahale etti.
Müdahale sonucunda 35 kişi gözaltına alınırken yürüyüşe katılan üyelere sanki suçlularmış gibi tartaklanarak, itilip kakılarak, sevgisiz, saygısız bir biçimde davranıldı.
Sosyal medyada polisin etkinliğe katılan vatandaşlara davranışı halktan ne kadar kopuk olduğunun altını çizer gibiydi.
Artık hiçbir şeyin gizli kalamadığı gibi, sivil bir polisin “Ağzını açanı alıyorsunuz arkadaş!!!” diye bağırdığı da gizli kalmadı. Bir grup polisin sanki bir düşmana karşı durum alıp, kol kola girerek plastik mermi ve gaz kullanarak insanlara muamele ettiğini izledik.
Herkes herkesten bir şeylerin hıncını alıyor, ama neyin?
Huyumdur; kim eziliyor, zora uğruyor, hora alınıyorsa yüreğim ondan taraf olur.
Bundan dolayı bugün siz ve yere batasıca tabularınız, inançlarınız ve sistemin dayatmaları LGBTİ+ ların üstüne çullanıyorsa içimden sanki bir erkek, lezbiyen, gay, trans ya da pan çıkıyor ve elinde ışın kılıcı zorbanın önüne dikiliyor.
Ve delice haykırıyorum “Asla yalnız yürümeyeceksiniz! Yanınızda ben de olacağım! Onlar bir yerlerden aldığı emirleri uyguluyor, bizse bedenimiz ve ruhumuzun bize verdiği emirleri.”
Sosyal medyaya yansıyan görüntüleri gördüğümde aklımdan “Bu kişiler bizim huzur ve refahımızı sağlamak için göreve gelmediler mi? Birbirini seven iki insandan kime, ne zarar gelir ki? Nedir bu nefretiniz? ” diyen sorular geçti.
Bu işte bir terslik var. Görüyorsunuz işte, katillerin sırtını sıvazlayıp “Adın ne abicim?” diyen de aynı teşkilatın üyesi, sevgi ve aşktan bahseden bir bildiriyi okuyan bireyin elinden nefret kusarak kâğıdı yırtıp parçalayıp alan, yaka paça gözaltı yapan da…
Bugün bana, yarın sana!
Hepimiz bu ülkede eşitlik, özgürlük ve kişisel haklara saygı için yanıp tutuşuyoruz. Gel gör ki devlet kafamıza copla vuruyor.
Akabinde tüm dünyada parmakla gösterilmemize neden olan bu değerli! anları makinesiyle ölümsüzleştirdi diye Pulitzer’e aday gösterilmiş, ülkenin en başarılı foto muhabirlerinden Bülent Kılıç canına kastedilerek, yere yatırılarak, ters kelepçe ile gözaltına alınıyor.
Yetmiyor, “Başörtüsüne özgürlük” diyerek iktidara gelenler şimdi dilediği gibi yaşamak istiyor diye başı açık bir kadını üç başörtülü polisle içeri tıkma telaşesi içine giriyor. İnsanlar yerlerde sürükleniyor. Bağırış, çağırış, darp, cop, plastik mermi ve gaz…
Yana yakıla anlattıkları “Yeni Türkiye’de ileri demokrasi” bu olmalı.
İster beğenin ister beğenmeyin insanların kendi kimliklerini içlerinde mutlu oldukları bedende, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlıklarını koruyarak, bireysel bütünlüklerini sağlayarak var olmalarını kabul etmek zorundasınız.
Bu hepimizin hem insani hem demokratik hem de yasal en doğal hakkı.
Eşit, adil bir dünyada saygı duyularak, onurlu bir şekilde yaşamak için nerede yürünecekse yürüyeceğiz. Nefes alamıyorum diyenlerin özgürce nefes alabildiği, yalanlarla uyutulmayan Türkiye’nin kurulması için mücadelemizi hep birlikte sürdüreceğiz.
Kırmızıdan mora gökkuşağının her rengini koşulsuz, şartsız sevgiyle kucaklıyor; biz beraber güzeliz, birlikte güçlüyüz demek istiyorum.
***
KUTUPLAŞMA, HOŞGÖRÜSÜZLÜK VE SEVGİSİZLİK
Bu üçü toplumun her katmanına salgından bile beter bir durumda yayılmış halde.
Türkiye aşı takviminde hızla ilerliyor. Aşılar günde bir milyon dozu aşan bir biçimde gayet başarılı bir şekilde uygulanmaya devam ediyor.
Şener Şen, Cem Yılmaz, Ezgi Mola, Candan Erçetin, Okan Bayülgen’den sonra Kıvanç Tatlıtuğ’da aşı kampanyasına katılan ünlüler kervanında yerini aldı.
İnanması zor ama bu konu bile bizi ikiye bölmeye yetiyor. Sağlık Bakanlığı’nın aşı karşıtlarını etkilemek için kullandığı isimleri iktidara yalakalık yapmakla suçlayanlar var.
Cem Yılmaz’a sosyal medyadan “Ne kadar aldın?” diye soranlar oldu. “Bu destek için para aldığımızı düşünmek için gerçekten aptal olmak gerekir.” diye cevabını aldı.
Candan Erçetin trend topic olunca kendisine yazılanlara baktım. Biri “Senden bunu beklemezdim. Demek ki seni de kaybettik.” diyerek abuk bir eleştiride bulunmuş.
Bu zihniyete gel de ilimi, bilimi anlat da anlasın.
Hepimiz canımızın derdindeyiz. Milyonlarca insan ölmüş, hasta olmuş, ekonomi desen ölmüş de ağlayanı yok hâlâ bu saçma argümanlarla insanları yaftalamayın, birbirinden ayrıştırmaya çalışmayın. Unutmayınız kriz anları bölünme değil bir olma, birleşme vaktidir.
Merak etmeyin mRNA aşılar DNA yapınızı değiştirmiyor. Ama keşke sizin şu kafa yapınız bir değişse!
***
Z KUŞAĞI BU YAPTIĞINIZI DEFTERE YAZDI
Geçtiğimiz hafta sonu sevgili kızımın da içinde bulunduğu 2 milyon 433 bin genç Yükseköğretim Kurumları Sınavında ter döktü.
Öncelikle hayatının en önemli sınavını bu şekilde iki güne sığdırılması bana çok acımasızca geliyor. Ama düzen böyle, yapacak bir şey yok.
Sınav öncesinde gençlerin çoğunda görülen gerginlik, sinirlilik, karamsarlık ve yoğun endişe duyguları anne babalara da sirayet etmiş görünüyordu.
Benim gece yarısı kaçan uykuma, arabasını okulun kapısına kadar getirip trafik tıkanınca sinirlenip sabahın körü demeden uzun uzun kornaya basan, birbiri ile kavgaya tutuşan velilere bakılırsa sınava hep beraber girdik. Kolay mı, ilkokuldan beri bugün için yaşıyoruz.
Kızımdan aldığım bilgilere göre sınav sırasında baş ağrısı tutan, bayılan, kusan arkadaşları olduğu gibi stresten kaskatı kesilip, yürümekte bile zorlananlar vardı. Bunun yanında sınava iki dakika kala sallana sallana gelenler mi, az sonra katılacağı sınava katılım belgesini bakkaldan bastırmaya çalışanlar mı dersin. Okul önü kelimenin tam anlamıyla ana baba günü. Ortalık tam bir curcuna! Vallahi billahi yazık bu çocuklara…
TYT ve AYT de sorulan soruların zorluğu hem uzmanların hem de sınava giren adayların ortak görüşüydü. Çocuklar yıllardır gece gündüz çalıştılar, binlerce soru çözdüler ancak söylendiğine göre bu sene çıkan soru tipinde sorularla ile hiç karşılaşmamışlar. Öyle ki geçen sene yapılan sınavda dereceye giren öğrenciler bile bu sınavda birçok soruyu boş geçmek zorunda kalmış.
Çok merak ediyorum iki yıldır okul yüzü görmeyen gençleri bu kadar zorlamanın manası ne? Ne verdiniz ki ne istiyorsunuz? Buraya da mı nefret salınmaya çabalanıyor hiç anlamıyorum. Daha soruya gelmeden başını unutturacak upuzun paragraflar, olimpiyat soruları..Ne istiyorsunuz okumaktan, okuldan iyice mi soğusunlar?
Bu işin duayenlerinden biri olan Abbas Güçlü sosyal medya hesabından “işte AYT’nin özeti” diyerek şu cümleleri paylaştı:
“Sınavlara öğrenci hazırlayan Matematik öğretmeni olarak 28 yıldır üniversite sınavlarına giriyorum, böylesi zor sınav görmedim. Çok seçkin öğrenciler için hazırlanmış, çok iyi sorular ama bu sınav için çok ağır. Verilen eğitimle bu süreçte çözülmesi mümkün değil.
Matematik yine ezdi geçti! ÖSYM ne yapmaya çalışıyor? Verilen eğitimle sorulan sorular ne kadar örtüşüyor? Bu yıl hem eğitim yoktu, hem de ek süre. Çocuklarımız ve onların karşısında eriyip biten velilerimize, bu eziyeti çektirmeye hiç kimsenin hakkı yok. Başarısız olan MEB ve ÖSYM’dir.”
Arayıp bulamadığımız adalet konusu gene geldi burada karşımıza çıktı. İki yıldır online biçimde eğitim almaya çalışan çocuklarımıza bu yapılan büyük bir haksızlıktır. Bilesiniz, Z kuşağı bu yaptığınızı deftere yazdı.
Ve sizi asla affetmeyecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder