Büyük tepki toplamıştı… Canlı yayına çıkmaya hazırlanıyorlar
Yaklaşık 3 ay önce Türkiye gündemine oturan Boğaziçi olayları bir kez daha gündeme gelecek gibi duruyor. Türkiye’de büyük tepkiye neden olan ‘Kabe’ resminin yere serilmesi olayına da karışan LGBTİ üyeleri 23 nisan tarihinde YouTube üzerinden bir canlı yayın yapmaya hazırlanıyor.
Büyük tepki toplamıştı… Canlı yayına çıkmaya hazırlanıyorlar
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir meydan sergisinde Kabe figürü etrafına LGTBİ bayraklar çizilmiş bir görsele yer verilmesi büyük tepki çekmişti. Olayı organize eden 4 öğrenci tutuklanmıştı.
İnternet siteleri yere serildiği de görülen söz konusu resmi ‘büyük provokasyon' diye nitelemişti.
Bu olayı gerçekleştiren öğrenciler şimdi bir kez daha ortaya çıktı.
LGBTİ üyesi öğrenciler 23 nisan tarihinde 10 bin aboneye sahip ‘Boğaziçi Direnişi' kanalından canlı yayına geçecek.
https://www.timeturk.com/buyuk-tepki-toplamisti-canli-yayina-cikmaya-hazirlaniyorlar/haber-1683088
Kab’ye hakaret eden LGBT’li öğrenciler tekrar ortaya çıktı
Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe fotoğrafını yere atıp üzerine simgeler yerleştirerek hakaret eden LGBT’li eylemciler yeni bir provokasyona daha imza atıyor. Eylemciler tahrip edilmiş Kabe görselini sosyal medyadan tekrar paylaşarak “Yargılanan Sanat” başlığıyla yapacakları provokatif canlı yayının duyurusunu yaptılar. Sosyal medya kullanıcıları ise “#KabeOnurumuzdur” hashtagiyle skandal etkinliğe tepki gösterdi.
Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe fotoğrafına LGBT figürleri yerleştirip yere sererek kutsal değerlere hakaret eden provokatörler yeni bir skandala daha imza atıyor. Eylemciler tahrip edilmiş Kabe görselini sosyal medyadan tekrar paylaştı. Paylaşılan görselde ise "Yargılanan Sanat" başlığıyla yapılacak provokatif canlı yayının duyurusu yapıldı. Sosyal medya kullanıcıları ise dini değerlere hakaret edilen etkinliğe yoğun tepki göstererek yapılacak olan canlı yayını şikayet etti. Yapılan şikayetler üzerine eylemciler, 'Boğaziçi Direnişi' isimli sosyal medya hesabını yoruma kapattı.
PROVOKATİF ETKİNLİĞE YOĞUN TEPKİ
Dini değerlere hakaret eden Boğaziçili öğrenciler bir kez daha ortaya çıktı. LGBTİ üyesi öğrenciler 23 Nisan tarihinde 'Boğaziçi Direnişi' kanalından canlı yayına geçecek. Sosyal medya kullanıcıları bu etkinliğe tepki göstermek için "#KabeOnurumuzdur" hashtagiyle paylaşım yaptı.
Yapılan saygısızlığa sosyal medya kullanıcılarının verdiği tepkiler şu şekilde:
"Provokatörler iş başında, oyunlara dikkat edelim... Boğaziçi'ndeki tetikçi piyonların iplerini elinde tutan karanlık hayalbazlar, Ramazan ayına has provokatör eylem içine girdiler, lütfen oyuna gelmeden bu oyunu hikmetle def edelim."
"Kutsallarımıza saygısızlık yapan dış güçlerin maşalarını nefretle kınıyorum."
"Bu afiş sanat değil. Bu afiş benim dini değerlerime saldırı ve saygısızlıktır. Bu canlı yayının iptalini istiyoruz. Kimse benim dini değerlerime saldıramaz. Hele de %98'i Müslüman olan bir ülkede."
"Ka'be-i Muazzama görselini tahrif edip İslâm'a saldıran Boğaziçi Üniversiteli öğrencilerin, 23 Nisan'da aşağıda afişi bulunan "Yargılanan Sanat" başlığıyla yapacakları çirkin ve sapkın canlı yayını hep beraber iptal ettirelim."
"Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! Yetkililerin bu kışkırtıcılığa dur demesini temenni ediyoruz."
"Bu afişi hazırlayanlar hakkında hemen işlem başlatılmalı, bu kutsal ayda bu alçak saldırıyı yapanlar cezasız kalmamalı."
"Kutsallarımıza saldırmak asla özgürlük olamaz!"
"Bu topraklarda inanmasan da inancıma saygı duyacaksın."
"Yetkililerimizden bu canlı yayını durdurmalarını bu saygısızlığı yapanlara gereğinin yapılmasını talep ediyoruz."
https://www.sabah.com.tr/gundem/2021/04/22/kabeye-hakaret-eden-lgbtli-ogrenciler-tekrar-ortaya-cikti
Sinsi plan devrede... Toplumsal cinsiyet tehlikesine dikkat!
İstanbul Sözleşmesi'nde geçen toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı, ilk başta kadın - erkek eşitliği gibi görünse de eşcinselliği ifade ediyor. Toplumsal cinsiyet adı altında eşcinselliğin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Gerçek Hayat Yazarı Şükrü Kanber ise, eşcinselliğin hem bireysel hem de toplumsal tehlikesine dikkat çekti. İşte Kanber'in 'Anne bu benim eşim(!)' başlıklı yazısı...
İstanbul Sözleşmesi en büyük rakibinin bu topluma ait değerler olduğunu bildiği için, sözleşmenin 12. maddesinde konuyu es geçmemiş; “kadına ve erkeğe ilişkin alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan örf, adet, gelenek ve her türlü uygulamanın ‘kökünden kazımasının’ (eradicating) amaçlandığı söylenmektedir. Türkçe metinde “ortadan kaldırma” olarak çevrilen bu kelime aslında “kökünü kurutmak, kökünden söküp atmak, kökünü kazımak” gibi mânâlara gelmektedir.”
Kapı çalınıyor…
Anne heyecanla altı aydır görmediği oğlunun üniversiteyi bitirip eve dönüşünü bekliyor.
Kalbi küt küt atıyor tabii olarak.
Kafasından bir yığın hayal geçmiş ve geçmekte.
E, hayırlısıyla sırada oğlunun işini ve mürüvvetini görmek var. Daha tatlısı, torun sevmek var torun…
Akranları çoktan evdeki altıntopları sevmeye başladılar bile, şimdi sıra kendisindeydi.
Baba ise bin bir emekle büyüttüğü oğlunun bir adam olarak hayata atılacağı günün arifesinde gururlu, mutlu ve heyecanlı…
Kapıyı açıyor anne, gözleri çoktan nemlenmiş sevinçten.
Oğlunu bekleyen anne yanında bir başka delikanlıyı görünce hafif bir duralıyor ama o yürek var ya o yürek, anne yüreği, fren yapar mı hiç, durmaksızın oğlunun boynuna sarılıyor.
Başını okşayarak seviyor da seviyor…
Baba içeriden sesleniyor, o ağır adam, kapıda karşılamaz oğlunu ne de olsa; “Hadi hanım, ağaç etme çocuğu kapıda.”
Oysa içi kıpır kıpır, zıplayası geliyor ama işte babalığın verdiği ağırbaşlılığı koruması gerek…
İçeriye anneyle beraber iki kişi giriyor.
Birisi oğulları, can pareleri, gözbebekleri. Diğeri ise bir başka erkek, tanımadıkları, daha önce hiç bahsi geçmeyen…
Oğullarının gelişini dört gözle bekleyen ailenin duygularında bir durulma oluyor hafifçe.
“Anne, baba bu benim eşim…”
Ne de olsa içeriye bir yabancı girdi, belli etmemek lazım.
Heyat, hasret, mutluluk, kavuşma heyecanı sarmaş dolaş olmuş, evin içini kaplamış durumda.
Ancak ortada bir gariplik var.
Anne-babada tavan yapan heyecan ve mutluluk oğullarında görülmüyor.
O biraz zoraki tebessümle karşılık vermesine rağmen apaçık tedirgin.
Anne zaten çoktan çayları koymuş, hemen mutfağa koşuyor ve elinde tepsiyle geri dönüyor.
Herkes oturuyor, çaylar yudumlanmaya başlıyor.
Ve bakışlardaki soru işareti, “Eeee, bu kim?”
Soru hiç sorulmasa da evin orta yerinde büyük bir afiş gibi asılı kalmış duruyor.
Evin oğlu hafiften öksürüyor, yutkunuyor, yudumunu yarım içtiği çayı bırakıyor.
Belli ki çok önemli bir şey söyleyecek ve bu onu biraz terletiyor.
“Çok da uzatmamak lazım” diye geçiriyor içinden, “Nasıl olsa öğrenecekler!”
Eliyle yanındaki erkeğin elini tutuyor.
Anne ve babanın büyüyen gözbebekleri bu hareketi görüyor ve şaşırıyorlar.
Sonra oğulları nükleer bombayı odanın ortasına bırakıveriyor;
“Anne, baba bu benim eşim…”
“Eş mi?”
Kulakları sağır eden bir sessizlik kaplıyor odayı.
Biraz önce güneşin dolaştığı odanın içine koyu bir karanlık çöküyor.
Annenin gözü kararıp bayılmaya doğru giderken, babanın nutku tutuluyor, kalakalıyor yerinde.
Oğulları konuşmaya devam ediyor, konuyu kendince izah etmeye çalışıyor ama ses o kadar uzaktan geliyor ki, duymuyorlar.
Baba gayri ihtiyari yerinden kalkıyor, oğluna yaklaşıyor ve suratına okkalı bir Osmanlı tokadı indiriyor.
Oğlu yere kapaklanırken yanındaki kişi de uzağa kaçıyor.
Oğulları buna rağmen durumu izah etmeye çalışsa da baba onu duymuyor, bayılan eşinin başına gidiyor.
Bu arada oğullarının eşim dediği kişi 155’i arayarak “şiddete uğradıklarını” şikâyet ediyor odanın öte tarafında.
Evin oğlu ha bire durumu izaha çalışıyor, baba kendine yeni gelen ama durumu kavramaya çalışan anneyi teskin etmeye çalışıyor, evin yeni “gelini ya da damadı” da pencereden polisin gelmesini bekliyor.
On beş dakika sonra polis geliyor, duruma müdahale ediyor, evin babası Türkçesinde ‘aile içi’ diye çevrilen, orijinalinde ‘ev içi şiddet’ maddesi diye ifade edilen İstanbul sözleşmesine dayalı 6284 sayılı kanun çerçevesinde ifadesi alınmak üzere karakola götürülüyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla, Türkiye’yi çıkardığı İstanbul Sözleşmesi gereği bu baba “cinsiyet ayrımcılığı ve şiddet” suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyordu.
****
Konuyu hikâyeleştirerek basitleştirmek ve anlatmak istedim.
Siz bu sahnelerdeki anne baba dışındaki aktörleri değiştirebilirsiniz.
Kapıdan giren kişi;
Kadın olmuş erkek…
Erkek olmuş kadın…
Çift cinsiyetli…
Cinsiyetsiz…
Gay…
Lezbiyen…
Hepsi olabilir.
Siz Türkiye’de böyle bir manzarayla karşılaştığında kaç ailenin “A olsun ayol, cinsel yönelim özgürlüğü var” deyip kabulleneceğini düşünüyorsunuz?
Kanun çıkarılırken yaşadığınız toplumun inancını, değer yargılarını, kültürünü, örfünü dikkate almak zorundasınız.
Siz Türkiye’de böyle bir manzarayla karşılaştığında kaç ailenin “A olsun ayol, cinsel yönelim özgürlüğü var” deyip kabulleneceğini düşünüyorsunuz?
İstanbul Sözleşmesi de zaten en büyük rakibinin bu değerler olduğunu bildiği için, sözleşmenin 12. maddesinde konuyu es geçmemiş; “kadına ve erkeğe ilişkin alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan örf, adet, gelenek ve her türlü uygulamanın ‘kökünden kazımasının’ (eradicating) amaçlandığı söylenmektedir. Türkçe metinde “ortadan kaldırma” olarak çevrilen bu kelime aslında “kökünü kurutmak, kökünden söküp atmak, kökünü kazımak” gibi mânâlara gelmektedir.”
Yani neymiş, bize ait her şeyi kökünden kazımak gerekliymiş.
Bu toprakların değer yargılarının en önemli kaynağı nedir?
Elbette İslam’dır.
Adamlar bu süslü cümleleriyle, kadına şiddeti önlemek adı altında İslam’a savaş açarken her türlü sapkınlığı da devlet garantisi altında legalleştirmeye çalışıyorlar.
Sözleşmeden çıkıldı ama yeter mi, hayır.
Şimdi bu sözleşmeye dayanılarak çıkarılan 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kendi “inancımıza, değerlerimize, örfümüze” göre güncellenerek yenilenmelidir.
Kadını korumak için bizim, ithal tercüme metinlere ihtiyacımız yok.
“Dikkat edin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır” diyen bir Peygamberin (sav) ümmetinin inandığı kitaptaki tek bir ayet bile bunu anlamaya yeter;
“İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazmıştık: “bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliler getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” Maide/32
https://www.milatgazetesi.com/haber/arac-sahipleri-dikkat-egzoz-muayenesinde-yeni-donem-7993/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder