20 Şubat 2021 Cumartesi

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ gündemi devam ediyor

 TİP Genel Başkanı Erkan Baş'a gönderilen gökkuşağı bayrağına el konuldu: 'Umarım bunu eşitliğin, özgürlüğün bir simgesi olarak asarlar'

TİP Genel Başkanı Erkan Baş'a gönderilen gökkuşağı bayrağına Meclis girişinde el konuldu. Baş, "Umarım bunu eşitliğin, özgürlüğün bir simgesi olarak asarlar" dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmada bir yurttaşın kendisine gökkuşağı bayrağı gönderdiğini ve bu bayrağa Meclis girişinde el konulduğunu söyledi.

Basın toplantısı öncesi bayrağı alabilmek için Meclis personeliyle tartışan Baş, "Suç işliyorsunuz, bir vekile gelen pakete nasıl el koyabiliyorsunuz. Paketim nerede, kim aldı?  Yaptığınızın suç olduğunu siz de biliyorsunuz" dedi.

Meclis'te birçok AKP bayrağı olduğunun altını çizen Baş, "Bütün grup toplantılarında AKP bayrağı sallanıyor" ifadelerini kullandı.

Baş Meclis'te düzenlediği basın toplantısında ise şunları kaydetti:

"Henüz bir saat kadar önce bir yurttaşımız bize gökkuşağı bayrağı gönderdi. Bu bayrağa TBMM kapısında el konuldu. Şu anda Meclis İdare Amirliği tarafından soruşturma delili olarak tutuluyor. TBMM’nin artık bir gökkuşağı bayrağı var. Umarım bunu eşitliğin, özgürlüğün bir simgesi olarak asarlar."

https://ilerihaber.org/icerik/tip-genel-baskani-erkan-basagonderilen-gokkusagi-bayragina-el-konulduumarim-bunu-esitligin-ozgurlugun-bir-simgesi-olarak-asarlar-122528.html


HRW Boğaziçi eylemleriyle ilgili rapor hazırladı: Orantısız polis şiddeti uygulandı

Raporda, devletin üst düzey yetkililerinin 'terörist', 'LGBTİ sapkınları' gibi nefret söylemleriyle polisin sert müdahaleye teşvik edildiği ifade edildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Melih Bulu‘nun Boğaziçi Üniversitesi‘ne rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestolar sırasında polisin öğrencilere müdahaleleri ve hükümetin tutumunu inceleyen bir rapor yayımladı.

Kapsamlı bir şekilde hazırlanan raporda, dördü gözaltı sonrası serbest bırakılmış 18 öğrenci, dört avukat ve iki akademisyenle mülakat yapıldığı, görüntü analizleri ve resmi belgelerden yararlanıldığı ve öğrenciler tarafından düzenlenen dört protestonun gözlemlendiği de vurgulandı.

Ayrıca, Türkiye genelindeki 38 kente yayılan protestolar sırasında 560’ın üstünde göstericinin gözaltına alındığı, polisin bazı durumlarda göstericilere orantısız şiddet uyguladığı da kaydedildi.

Polis şiddeti

HRW raporunda, üç kişinin polisin ev baskınları esnasında başına silah dayadığını söylediğini, iki kişinin de kendisine tokat attığı ve hakarete uğradığını belirttiğini ifade etti.

HRW’ye mülakat veren kadın öğrencilerden biri, 4 Ocak tarihinde protestolar sırasında polisin kendisini yakalayarak yerde sürüklediğini, el bileği, sırtı ve kolunda yaralar oluştuğunu kaydetti. Bir başka öğrenci de polisin bir protestocuyu kampüs içinde park halinde bulunan bir otobüse sürüklediğini söyledi.

HRW, 1 Şubat’taki protestoda polisin hiçbir şiddet eyleminde bulunmayan en az dört öğrenciye orantısız güç kullandığını ifade etti.

2 Şubat’taki protestoda ise aşırı güç kullanımının arttığı belirtildi. Polisin, gözaltına direniş göstermeyen protestocuları tekmelediği, dişi kırılmış, yüzü kanlar içinde olan öğrencilere ait fotoğraf ve videoların da olduğunu vurguladı.

Ankara’daki protestolarda da bir öğrencinin bacağının kırıldığının da altı çizildi.

Raporda, kolluğun protestolara katılan iki trans kadının evine yaptığı baskında başlarına silah dayadığı ve tokat attığı, ayrıca ellerindeki copları göstererek tecavüz tehdidinde bulunduğu da kaydedildi.

Siyasiler, polisi sert müdahaleye teşvik etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın protestoculara terörist demesi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “LGBTİ sapkınları” ifadesi gibi nefret söylemlerinde bulunan üst düzey devlet yetkililerinin açıklamalarıyla polisin sert müdahaleye teşvik edildiği ifade edildi. Bununla birlikte, LGBTİ+ öğrenci ve protestocuların hedef gösterildiğine de dikkat çekildi.

‘Hükümet, temel insan hakları konusuna kayıtsız’

HRW Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, konuyla ilgili şu açıklamada bulundu:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmemiş bir rektörü ataması ve polisin barışçı gösteri hakkını kullanan öğrencilere uyguladığı şiddet içeren gözaltılar, hükümetin temel insan hakları konusundaki kayıtsızlığını, akademik özgürlükler ve üniversitelerin özerkliğine saygı duymadığını ortaya koymaktadır.”

Williamson, yetkilileri LGBTİ+ öğrencilerin toplanma ve ifade özgürlüğü haklarını tanımaya ve korumaya çağırarak, “Türk yetkililer toplanma hakkına saygı duymalı, farklı görüşleri susturmak için polis gücünü kullanmaya son vermeli ve keyfi bir şekilde gözaltına alınan öğrencileri serbest bırakmalıdır” dedi.

Uluslararası sözleşmeler hatırlatıldı

HRW, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri de hatırlatarak şunları ifade etti:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10 ve 11’inci maddeleriyle Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin (ICCPR) 19 ve 21’inci maddeleri dahil olmak üzere uluslararası hukukça güvence altına alınmış olan ifade ve toplanma özgürlüğü herkesi kapsamakta ve barışçı gösteri hakkını koruma altına almaktadır.

Avrupa Konseyi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu üye ülkelere akademik özgürlükler ve kurumsal özerkliğe riayet edilmesi yükümlülüğü getirmektedir. Türkiye’nin üyesi bulunmadığı AB’nin Temel Özgürlükler Şartı’nın 13’üncü maddesi de akademik özgürlüklere saygı gösterilmesi yükümlülüğünü içermektedir.”

https://yesilgazete.org/hrw-bogazici-eylemleriyle-ilgili-rapor-hazirladi-orantisiz-polis-siddeti-uygulandi/


Cumhurbaşkanlığı'nın 'Boğaziçi' yalanı belgelendi

Fahrettin Altun'un sosyal medyadan Boğaziçi'ndeki eylemler için ''terör propagandası'' suçunu örtbas etmek istiyorlar imasını Boğaziçili Akademisyen Tolga Sütlü belgeyle yalanladı.

Melih Bulu'nun AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi'ne kayyum rektör olarak atanmasının ardından başlayan eylemler devam ediyor. Dün sabah saatlerinde başlayan ve gece geç saatlere kadar devam eden eylemlerde gözaltına alınan ve üniversite kampüsü içinde ablukaya alınan öğrenciler için bugün Boğaziçi Rektörlüğü'nden bir açıklama yayınlandı.

Açıklamada Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü tarafından sanat sergisinde sergilenen bir sanat eserinin 'terör örgütü propagandası' içerdiği iddiasıyla kulübün adaylıktan düşürüldüğü bildirildi. Rektörlük tarafından yazılan açıklamanın atanan Rektör Melih Bulu tarafından değil Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun tarafından sosyal medyada duyurulmasına tepkiler gelirken Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Tolga Sutlu tarafından açıklama gerekçesi yalanlandı. 

Altun sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda dün gerçekleştirilen Boğaziçi eyleminin arka yüzünde suç işlediği iddia edilen  LGBTİ Çalışmaları Kulübü'nün  korunmaya çalışması olduğunu iddia ederek ''Boğaziçi Üniversitesi'ndeki "Rektörlük Ablukası" suçunu işleyenleri harekete geçiren şey, aşağıdaki karardır. Görüleceği üzere kutsal değerlerimizi ayaklar altına almaya çalışanlara karşı üniversite yönetimi meşru bir tasarrufta bulunmuştur. Olay bundan ibarettir'' dedi.

''YALAN SÖYLÜYORSUNUZ''

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Tolga Sutlu, Altun'un paylaşımına karşılık belgenin eylemden sonra imzalandığını söyleyerek yalan söylediğini ''Yalan söylüyorsunuz. 1. Bu belgenin imza saati 18:15. İsteyenler belge üzerindeki kodla teyit edebilir. 2. Öğrencilerimizin kampüs kapısından çıkartılmadıkları için rektörlüğe yönelme saati 16:46, varışları 16:52.'' ifadeleriyle belirtti. 

https://ilerihaber.org/icerik/cumhurbaskanliginin-bogazici-yalani-belgelendi-122533.html


Boğaziçi Üniversitesi’ndeki LGBTİ+ öğrencilerle uluslararası dayanışma

Boğaziçi direnişi hükümetin tüm hedef göstermelerine rağmen devam ederken, hem Türkiye içinden hem de dışından öğrencilerle dayanışma büyüyor.

İrlanda’da mücadele eden Kârdan Önce İnsan (People Before Profit) Koalisyonu üyesi LGBTQ aktivistler ile Q Soc Trinity Üniversitesi LGBT+ topluluğu, Antikapitalist Öğrenciler aracılığıyla Boğaziçi’ndeki LGBTİ+ aktivistlere bir dayanışma mesajı yolladı. Metin şöyleydi :

"Bizler, İrlandalı sosyalistler ve LGBTI+ aktivistleri olarak Boğaziçi Üniversitesi LGBTI+ kulübüne, eşitlik ve ifade özgürlüğü için hükümetin müdahalesine karşı mücadele veren öğrenci hareketine dayanışmamızı ve desteğimizi ifade etmek istiyoruz. İnsan hakkı olan kendini ifade etme özgürlüğünü kullandıkları için hapse atılan öğrenci ve sanatçılar, kendine güveni olmayan ve otokratik bir rejimin göstergesidir. 

Politik, akademik ve cinsel özgürlük tam anlamıyla demokratik bir toplum için kaçınılmazdır, sizlerin verdiği mücadele de bütün dünyada baskıya, cehalete ve bağnazlığa karşı mücadele eden insanlar için bir ilham kaynağı oluyor. 

İrlanda on yıllar boyunca eşcinselliği suç olarak tanımladı, edebiyatı sansürledi ve kadınlara ikinci sınıf vatandas muamelesi yaptı. Ancak geçtiğimiz yıllarda toplum ayaklandı ve toplumun taleplerinden habersiz olan hükümetten değişim talep etti. Biliyoruz ki sizler buna benzer bir sosyal devrimin Türkiye’deki öncüsüsünüz. Size hayranlık duyuyoruz!"

İngiltere’den dayanışma

Ayrıca, DSİP’in İngiltere’deki kardeş örgütü SWP’nin öğrenci örgütü olan Sosyalist İşçi Öğrenci Topluluğu (SWSS) da Boğaziçi’ne bir dayanışma mesajı yolladı. 

https://marksist.org/icerik/Dunya/15452/Bogazici-Universitesindeki-LGBTI+-ogrencilerle-uluslararasi-dayanisma


Adana’da üniversiteliler kaçırılan arkadaşları için seslendi: “Gücümüz yerinde, yüreğimiz yetiyor; tüm kayyumları göndereceğiz!”

Üniversite öğrencileri Adana'da basın açıklaması yaparak, Ankara'da kaçırılıp daha sonra bırakılan arkadaşları için "Gücümüz yerinde, yüreğimiz yetiyor! Tüm kayyumları göndereceğiz!" dedi

Adana’da üniversiteliler kaçırılan arkadaşları için seslendi: “Gücümüz yerinde, yüreğimiz yetiyor; tüm kayyumları göndereceğiz!”

Üniversite öğrencileri, Ankara’da kaçırılan sıra arkadaşları için Adana Eğitim Sen’de basın açıklaması yaptı. Üniversiteliler, Ankara’da kaçırılıp daha sonra bırakılan arkadaşları için “Gücümüz yerinde, yüreğimiz yetiyor! Tüm kayyumları göndereceğiz!” diyerek açıklama yaptı.

Açıklamayı Öğrenci Kolektifleri’nden Ayşe Bezeğiş okudu. Bezeğiş açıklamada şunları söyledi:

4 Ocak günü Boğaziçi önünde başlayan ve ardından İzmir’e, Ankara’ya, Bursa’ya Çukurova’ya, Karadeniz’e ve ülkenin dört bir yanına yayılan üniversite öğrencilerinin direnişi günden güne büyüyerek devam ediyor. Direnişin başladığı ilk günden bu yana devlet, polisiyle mahkemeleriyle, bakanları, diyanet işleriyle çeteleriyle her yandan öğrencilere yönelik saldırılarını devam ettiriyor. Havuz medyası eliyle her gün basında hedef göstererek sapkın, marjinal ve direnen herkese söylenen ‘Terörist’ söylemleriyle saldırı boyutları şekillendirerek büyütüyor. Boğaziçi direnişi taleplerinin diğer üniversitelilerinde talepleriyle ortaklaşması ile birlikte direniş büyüyor ve yaygınlaşıyor.

Dün Ankara’da Öğrenci Dayanışması’ndan 3 üniversiteli evlerinin önünde GBT yapıldıktan sonra sivil araçlarla kaçırıldılar. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden avukatların aldıkları bilgiye göre gözaltı veya hastane işlem kaydı bulunmadığı söylendi. Arkadaşlarımızın nerede olduklarına, kim tarafından kaçırıldıklarına dair haber alamadık. Aradan geçen 2 saatin sonunda bir arkadaşımızın darp edilerek Gölbaşı’nda, bir arkadaşımızın Pursaklar’da bırakıldığını, 3 saat sonra ise diğer arkadaşımızın Sincan’da bırakıldığını öğrendik. Teşhir ediyoruz, Ankara Emniyeti şehir eşkıyası gibi sokak ortasından arkadaşlarımızı kaçırarak suç işlemiştir. Arkadaşlarımızı saatlerce alıkoyup darp edip “Bir daha Boğaziçi eylemlerine katılmayacaksın” şeklinde tehdit etmiştir. Bu saldırı, özerk-demokratik üniversite mücadelesine, gençliğin iradesine yönelik bir saldırıdır. Bu yöntemler bu devletin tarihinde var. Öğrencileri kaçırıp ajanlaştırma teklifleri, öğrencileri kaçırıp işkence yapma, öğrencileri kaçırıp faili meçhul cinayetler işlemelerinden biliyoruz. İnsan öldürmenin kodlarına işlendiği bu devletin yapısını bugün bütün aymazlığı ile hepimiz görüyoruz. Bir tek sıra arkadaşımızın dahi başına gelecek her hangi bir şeyden başta EGM olmak üzere, İçişleri Bakanlığı sorumludur.

Biz, aşağı bakmayanlar, kayyum rektöre, kadın üniversitesine karşı nasıl direndiysek faşizme de öyle direniyoruz. Baskılarınız karşısında yenilmiyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanması sonrasında Boğaziçi’nde ve memleketin dört bir yanından kayyum siyasetine karşı üniversiteliler olarak eylemlerimizi yaptık, kabul etmediğimizi ve vazgeçmediğimizi defalarca kampüslerimizde, kent meydanlarında haykırdık. Buradan tekrar söylüyoruz, Melih, Verşan, Necdet, Meryem ve tüm kayyumlar gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek.

Bu süreçte AKP iktidarının üniversiteden, bilimden, gençlikten korkusunu 9 üniversiteliyi hukuksuzca tutuklamasından, 25 üniversiteliye ev hapsi vermesinden, gözaltındaki arkadaşları için adliye önünde bekleyenleri dahi gözaltına almasından, gökkuşağı bayraklarına el koyup suç delili diye paylaşmasından görüyoruz. Boğaziçi eylemlerine katılanları işkenceyle, küfürlerle gözaltına alıp gözaltında çıplak arama dayatmasından, gözaltında arama bahanesiyle polis tacizlerinden; ertesi günün sabahında silahlarla öğrencilerin ve ailelerinin evlerini duvarları kapıları kırarak basmalarından biliyoruz. Üniversiteyi savunmak, kayyum siyasetine karşı çıkmak suç değildir. Dinci-gerici, kadın düşmanı, LGBTİ+fobik uygulamalarla üniversitelileri hedef gösteren, suç uyduran faşist AKP-MHP iktidarı bilmelidir ki baskılarınız, gözaltılarınız, tutuklamalarınız bizleri hiçbir zaman yıldıramadı yıldıramayacak.

Üniversiteliler olarak evimizin önünde bekleyen polis araçlarına, her sokağa çıkışımızda GBT bahanesiyle durdurulup gözaltı yapılmasına, gözaltılardan sonra ailelerin aranmasına, kısacası faşizmin her türlü aygıtıyla bizleri sokaklardan çekme çabasına hiçbir zaman baş eğmedik.

Pandemiyi yönetemeyip sağlık krizini kendi için fırsata çeviren, işsizlikle, ücretsiz izinlerle, zamlarla halkı yoksulluğa terk eden; işçileri sendikalı oldukları için kod:29 ile işten çıkaran; kuzey ormanlarını, Kazdağlarını, memleketin her güzelliğini ranta açıp talan eden; kadın cinayetlerinin cins kırımına döndüğü, devletin bütün organlarıyla LGBTİ+’lara yönelik nefret suçu işlediği şu dönemde İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açan AKP bir de kendisine karşı çıkan her sesi, herkesi terörist ilan eden bir halk sağlığı sorunudur.

Sizin halk düşmanı, kadın düşmanı, LGBTİ+ fobik, öğrenci düşmanı, işçi düşmanı iktidarınız gidecek; faşizm yenilecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek.

Yaşasın öğrenci dayanışması, yaşasın devrimci dayanışma.

https://sendika.org/2021/02/adanada-universite-ogrencilerinden-ankarada-kacirilan-arkadaslari-icin-basin-aciklamasi-609020/


Sağlık-Sen Adıyaman şubesinden LGBTİ açıklaması

Sağlık-Sen Adıyaman Şubesi, sendika isminin LGBTİ'lilere destek veren STK'lar arasına yazıldığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

Boğaziçi Üniversitesinde başlayan eylemlerin ardından LGBTi bireylerini destekleyen 328 sivil toplum kuruluşunun ismi bildiri ile yayınlandı.

Bildiride Sağlık-Sen Adıyaman Şubesi’nin de ismi yer aldı. Sağlık-Sen Adıyaman Şube Başkanı Yasin Barutcu, bu listeye kendilerinin bilgisi dışında isimlerinin eklendiğini öne sürerek savcılığa suç duyurusunda bulundu.

"LGBTi+’lere nefret söylemine karşıyız" bildirisi

Başkan Barutcu, yaptığı açıklamada, “Bir internet sitesinde ‘328 STÖ LGBTİ+’lara nefret söylemi ve polis şiddetine karşı beraberiz dedi’ başlıklı bir imza kampanyası düzenlediğini ve Sağlık-Sen Adıyaman Şubesinin de isminin destek veren STK’lar arasında yer aldığını fark ettim. Sağlık-Sen Adıyaman Şubesi olarak bu kampanya ile uzaktan yakından hiçbir ilgimiz ve desteğimiz kesinlikle yoktur. Tam aksine bu konudaki fikrimizi sosyal medya hesaplarımızdan ‘Boğaziçi Üniversitesinde bir grup sapkın alçağın, kıblemiz Kabe’ye yönelik yapmış olduğu saygısızlığı kınıyorum. Bu alçakların yaptığı fikir özgürlüğü değil, apaçık toplumu kin, nefret ve kutuplaştırmaya yönelik dini değerlere saldırıdır’ içerikli paylaşım ile düşüncelerimizi beyan etmiştik. Sendikamızın ismini siteye destek veriyormuşuz gibi ekleyenler sendikamıza açıkça iftirada bulunmuş ve asılsız bir paylaşımda bulunmuşlardır. Bilgimiz ve rızamız dışında sendikamızın ismini kullanarak ilgili kampanyaya destek veriyormuşuz gibi paylaşımda bulunan sorumlulardan şikâyetçiyiz” dedi.

https://haberglobal.com.tr/gundem/saglik-sen-adiyaman-subesinden-lgbti-aciklamasi-94882


Boğaziçi'ndeki hukuksuzluklara 501 avukattan ortak bildiri!

Melih Bulu'nun AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi'ne atanması ile başlayan süreçte yaşanan hukuksuzluklara karşı mücadele edeceklerini söyleyen 501 avukatın ortak bir bildiri yayımladığı öğrenildi.

Melih Bulu'nun AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi'ne atanmasıyla başlayan süreçte yaşanan hukuksuzluklara karşı mücadele edeceklerini söyleyen 501 avukat, toplumsal muhalefetin tüm unsurlarının yalnız bırakılmaması için mücadele edeceklerini vurguladı.

Avukatların yayınladığı ortak bildiride, "Hemen her gün onlarca öğrenci gözaltına alınmaktadır. Yargı mekanizması da ne yazık ki, öğrencilerin düşünce ve ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri özgürlüğünü koruma görevini üstlenmek yerine, doğrudan ev hapsi ve tutuklamalarla siyasal iktidarın yanında konumlanmaktadır" açıklaması yapıldı.

Boğaziçi Üniversitesi'ne 'üniversite bileşeni olmayan' bir kişinin rektör olarak atanmasının haklı olarak tepkiyle karşılandığının belirtildiği açıklamada, "Kayyım rektör uygulaması olarak adlandırılan bu uygulamanın gerek Boğaziçi Üniversitesi teamülleri ile uyumsuz olması, gerekse üniversitelerin özerk ve demokratik yapısına yönelik bir müdahale olması tepkilerin kolektif meşruluk zeminine işaret etmektedir" ifadelerine yer verildi.

501 avukatın yayınladığı ortak bildirinin tamamı ise şu şekilde:

 ayında Boğaziçi Üniversitesi’ne üniversite bileşeni olmayan bir kişinin rektör olarak atanması üniversite bileşenleri tarafından haklı olarak tepki ile karşılanmıştır. Kayyım rektör uygulaması olarak adlandırılan bu uygulamanın gerek Boğaziçi Üniversitesi teamülleri ile uyumsuz olması, gerekse üniversitelerin özerk ve demokratik yapısına yönelik bir müdahale olması tepkilerin kolektif meşruluk zeminine işaret etmektedir.

Öğrencilerin başlatmış olduğu eylemler karşısında, gerek LGBTI+’ların özel olarak hedef gösterilip adeta toplumsal bir linç ile karşı karşıya bırakılması, gerekse öğrencileri ve öğrencilere destek veren diğer protestocuları hedef alan ve işkenceyi de içeren polis şiddeti, protesto ve tepkilerin artmasının temel nedenidir. 

Siyasal iktidar bir kez daha meşru ve haklı talepleri dinlemek yerine protestoları şiddetle bastırma yolunu seçmiştir.

Hemen her gün onlarca öğrenci gözaltına alınmaktadır. Yargı mekanizması da ne yazık ki, öğrencilerin düşünce ve ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri özgürlüğünü koruma görevini üstlenmek yerine, doğrudan ev hapsi ve tutuklamalarla siyasal iktidarın yanında konumlanmaktadır.

Bizler, protesto hakkı da dahil olmak üzere, düşünce ve ifade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri özgürlüğünün Anayasal birer hak olduğunun bilincinde olan avukatlar olarak, bu süreçte öğrencilerin ve onlarla dayanışan eylemcilerin ve elbette toplumsal muhalefetin tüm unsurlarının yalnız bırakılmaması için mücadele edeceğimizi ve tamamının savunmanlığını üstlendiğimizi bir kez daha vurgulayarak taleplerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz:

 LGBTI+`ları hedef alan nefret söylemi derhal son bulmalıdır.

 Rektörler tüm üniversitelerde demokratik yöntemlerle ve üniversite bileşenlerince belirlenmelidir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin önüne engel olan tüm uygulamalara bir an önce son verilmelidir.

Kampüslere yayılan ve tüm demokratik protestoları hedef alan polis ablukası ve şiddetine derhal son verilmelidir.

Ev hapsi uygulamasından geri dönülmeli ve tutuklu tüm öğrenci ve protestocular serbest bırakılmalıdır.

https://www.yurtgazetesi.com.tr/guncel/bogazicindeki-hukuksuzluklara-501-avukattan-ortak-bildiri-h175716.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder