Modacı Cemil İpekçi'nin, eşcinsel evliliklere karşı olduğunu söylemesi bu hafta epeyce gündeme geldi. 'Epeyce' gündeme gelmesinin nedeni tabii ki Cemil İpekçi'nin de eşcinsel olmasıydı. Bizde düz mantık işler: Konu eşcinsellik mi? "Git 'ünlü' bir eşcinsel bul, konuş"; vaka Ermenilerle mi ilgili? "Git 'ünlü' bir Ermeni bul, konuş" (Sevan Nişanyan internet sitesinde İslam'la ilgili bir yazı yayınladı diye Antakya'da bulunan Türkiye'nin tek 'Ermeni köyü'nün muhtarı bulunup "Ne diyorsun bu konuda?" diye sorulmuştu mesela)
Gazeteler okurun ilgisini habere çekmek için çeşitli yöntemlere başvurur tabii. Kamuoyunca tanınan ve eşcinsel olduğunu şu toplumsal dokuya alenen açıklayabilmiş birine bu konuda mikrofon uzatılması da 'haber değeri' bakımından önemlidir. Ve bence bu çok olumludur. Birincisi, eşcinsellerin 'uzaylı' değil yanı başımızda yaşayan, 'bildiğimiz insanlar' olduğunu göstermesi açısından olumludur. İkincisi eşcinsel evlilik konusunun -bile- (negatif yönden olsa da) tartışılabilir hale gelmesi açısından olumludur. Toplumun bütün diğer dezavantajlı grupları gibi eşcinsellerin de sesi ne kadar çok duyulsa o kadar iyidir. Sorunları kavga gürültüyle değil de tartışarak çözme kültürünün birikimine katkısı olur.
Ancak burada gözden kaçan bir nokta var. Cemil İpekçi eşcinsel evliliğe kendisi eşcinsel olduğu için karşı çıkmıyor. Muhafazakâr olduğu için karşı çıkıyor. Şöyle diyor İpekçi:
"Evlilik dediğiniz şey kadın ile erkek arasında olur. Evlilik daha çok kadını korumak için oluşturulmuş bir şey. İki erkek elbette bir çocuğu sevgi ile büyütebilir ama bir çocuk biyolojik olarak kadın olan ve biyolojik olarak erkek olan bir ana babaya ihtiyaç duyar"
"Kadın ile erkeğin kanun ve insan hakları önünde eşit olmalarını anlıyorum. Ama kadınla erkeğin doğada eşit olmadığını kabul etmemiz lazım" (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1119881&CategoryID=41)
Kadın-erkek, cinsellik, eşcinsellik vb meselelere tipik bir muhafazakâr bakış bu. Bir 'eşcinsel bakışı' değil. Eşcinsel olmayan herhangi bir muhafazakâr da benzer şeyleri (eşcinsel evliliğe karşı olduğunu) söyler. Cemil İpekçi (mesela Fransa'da hararetle sürmekte olan) eşcinsel evlilik tartışmasına katkısını muhafazakâr bakış açısından sunuyor. "İki erkek elbette bir çocuğu sevgi ile büyütebilir" diye başlayan cümlesinde İpekçi'nin eşcinselliğin dışlanmışlığını onarma çabasını görebiliriz. Cümleye "...ama bir çocuk biyolojik olarak kadın olan ve biyolojik olarak erkek olan bir ana babaya ihtiyaç duyar" diye devam ettiğinde ise genel muhafazakâr bakışın izlerini görürüz.
İpekçi'nin "Ben kadının kadın halini, erkeğin de erkek olanını seviyorum" sözleri de muhafazakâr fikriyatın ürünü. Eşcinsel kimliğini açık yaşamasıyla toplumun büyük çoğunluğuna bir nevi 'meydan okuyan' Cemil İpekçi, aynı anda toplumsal cinsiyet rolleri konusunda muhafazakâr değerlere sıkı sıkıya bağlılığını da ilan ediyor. Kadının evlilik ve doğurganlık 'görevleri' hakkında onun kafasında da toplumun çoğunluğunun kabul ettiği ve değişmesini istemediği fikirler var. Bu fikirler kadın-erkek rolleri konusunda şöyle deyim ve atasözleri üretmiş olan fikirler:
"Oğlanı her karı doğurmaz, er karı doğurur", "Avradı er zapdetmez, ar zapdeder", "Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün", "On beşinde kız, ya erde gerek ya yerde", "Alma soysuzun kızını, sürer anasının izini", "Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don"...
Bu fikirlerin eşcinsellikle değil muhafazakârlıkla ilgisi var.
Cengiz Alğan - Marksist.org
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder