'Duran Adam', dijital, küresel, görsel 'çağ hali'yle uyarlı bir statüko-karşıtlığının bu coğrafyada karşımıza çıkan gurur verici bir örneği.
'Duran Adam’, hayatının akışına müdahale edildiği ve daha da edileceği hissiyle, dolayısıyla ‘yaşarken ölme’ noktasına geldiği kaygısıyla günlerce sokaklarda çığlık atmış;
Ama hiç anlaşılmayıp komplo teorileriyle değerlendirilmiş, dış mihrakların oyunu retoriğiyle karşılanmış ve illegal grupların tahripkâr eylemleriyle özdeşleştirilmiş;
Böylece kıyıya itilmiş, yani evet, marjinalleştirilmiş bir kitlenin çekirdeği...
‘Duran Adam’, belki kendisi 90’lı olmasa da günlerdir sokaklarda ve sosyal medyada umulmadık bir tepkisel varlık göstererek siyasal iradeye, “Geçmişe dönük rövanşist motivasyonun en çok beni tedirgin ve ‘tedhiş’ ediyor” diyen kuşağın ruhuna uyarlı, bize onu yansıtan bir protestocu.
‘Duran Adam’, dijital, küresel, görsel ‘çağ hali’yle uyarlı bir statüko-karşıtlığının bu coğrafyada karşımıza çıkan gurur verici bir örneği. Bir postmodern âsi! Üstelik tam anlamıyla ‘müeddep bir âsi’...
‘Duran Adam’, tüm postmodern kültürel bagajı ve örüntüsüyle çağcıl bir nişane olarak karşımızda dururken, ona kafasını kaşıya kaşıya yaklaşıp sonra da üstünü başını arayanların ‘kadim’ tavrı karşısında bizi hüzünlendiren bir figür. Bu iki, biri postmodern, diğeri ‘pre-modern’ dünyayı nasıl buluşturacağız, ‘seviştireceğiz’, birleştireceğiz diye bizi kara kara düşündüren bir figür. “Polise durarak mukavemet etmek” gibisinden bir suçlamayla gözaltına alınıp, ciddiyetimizin mini minnacık bir ‘mizah duyusu’na dahi el vermeyecek devasa bir ölçeğe ulaştığını kanıtlayan bir figür...
Evet, ‘Duran Adam’ tam da 90’lar kuşağıyla karakterize olduğu üzere protestoyu ‘mizah duyusu’ (sense of humor) ile harmanlayabilmenin timsali... ‘Dinsel duyu’yu hayatın her milimetrekaresine yayma azmiyle yol aldığı sanısı veren bir ‘yaşlı’ ve mutaassıp anlayışa, onda bir türlü gözlemleyemediğimiz ‘mizah duyusu’ ile “Yapma Baba’cım, bu kadar da olmaz!” demeye çalışan muzip ama aynı zamanda mülayim bir evlât...
Fakat ‘Duran Adam’, aynı zamanda tüm mizahı, çocuksuluğu ve naifliğiyle birlikte karamsarlığı ve endişesi de yüzüne yansıyan bir tip. Hele hele Başbakan’ının, önceki seçimlerde AKP’ye oy verdiği halde veya daha genel anlamda ‘Müslüman’ kimliğiyle eylemlere katılanlara yönelik “Kişi, arkadaşının dinindendir” sözüyle “Eyvah!” demiş bir çaresiz!..
Bu sözle ‘farklılıkların biraradalığı’nın nasıl sağlanacağını umutsuzca merak eden bir vatandaş... Aynı noktadan hareketle bu coğrafya insanının ken‘din’den saymadığı komşusuyla muhabbetin reddine giden yolun açılacağı endişesi duyan bir ‘öteki’... Tabii bu sözü sarf eden Başbakan’ın bir zamanlar İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile, onu evlâdının nikâh şahidi yapacak kadar nasıl ‘ahbab’lık kurabildiği konusunda da kafası karışmış biri...
Aynı zamanda Başbakan’ın bu sözü söyledikten sonra “Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” demeye nasıl devam edeceğini fazlasıyla merak eden bir mümin...
Nihayet, ‘Duran Adam’, Başbakan’ın Hucurât suresinin “Ey insanlar! Biz sizi ... örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye milletlere, boylara ayırdık” (Y.N. Öztürk, ‘Kur’an-ı Kerim Meali’, 1994)* diyen 13’üncü ayetini nasıl ihmal ettiğini de soran bir Müslüman...
* * *
*Burada Kur’andan bir ayete yer vermem, hâşâ, âlimlik taslamaktan değil. Söz konusu ayet, Müslüman olmuş İngiliz entelektüel ve medya profesyoneli Merrly Wyn Davies’in bir İslâmi antropoloji biçimlendirmeye yönelik çalışmasının hareket noktasını oluşturur. Davies bize bu ayet doğrultusunda dünyanın farklı gelenek, görenek, değer, inanç ve ritüellere sahip halklarına antropolojik anlama çabasıyla yaklaşmanın İslâmî çerçevede de mümkün olabileceğini önerir (M.W. Davies, ‘Knowing One Another: Shaping an Islamic Anthropology’, 1988).
Tayfun Atay - Radikal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder