25 Mayıs 2013 Cumartesi

“Sen Allahına kadar erkeksen, benim kardeşim de Allahına kadar geydir!”

...
On yıl önceki Diyarbakır’la şimdikini karşılaştırmamın iki sebebi var aslında. İlki, tıpkı 2003’te olduğu gibi tekrar çatışmasızlık dönemine tanıklık ediyor olmamız. Diğeri ise tamamen şahsi; “Militarizm, Vicdani Red Hareketi ve Barış Konferansı”nın yapıldığı mekân, on yıl önce çalıştığım Diyarbakır Gün gazetesinin alt katında, Galerya İş Merkezi’ndeydi…
O bana hep bunaltıcı gelmiş olan Galerya’ya bambaşka insanlar, bambaşka tartışmalar taşınmıştı bu sefer. Vicdani retçiler, antimilitarist mücadelenin önümüzdeki dönemde nasıl sürdürülebileceğine dair hararetli tartışmalar içindeydi. Gerçi şehirde çok sayıda etkinlik olduğu için konferansa katılım istenen düzeyde değildi ama tartışmaların niteliği insana umut veriyordu.
Katılımcılar bir taraftan 1990’lardaki devlet uygulamalarını hatırlatırken, öbür taraftan ordunun profesyonelleşmesi karşısında vicdani ret hareketinin nasıl evrilmesi gerektiğine dair fikir üretiyordu. Savaşta ve barışta kadınların rolüne dair de tartışmaların yapıldığı konferansın bittiği akşam, Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde Can Candan’ın “Benim Çocuğum” belgeselini izlemeye gittik.
Salon tıklım tıklımdı. Eşcinsel, travesti ve transseksüellerin ebeveynlerinin hikâyesinin anlatıldığı belgeseli Diyarbakırlılar ara ara alkışlayarak izledi. Gösterimin sonunda sahneye çıkan belgeseldeki annelerden biri karşılaştığı ilgiye gözyaşlarıyla yanıt verdi. Gösterim sonrasında tanıdık bir genç yaklaşıyor bize ve şu cümleyi fısıldıyor: “Kürt, Türk, LGBT veya heteroseksüel, tüm ezilenlerin ancak bir araya gelip kenetlenerek özgürleşebileceği giderek daha fazla anlaşılıyor.”
Gösterim sonrasındaki söyleşi esnasında Diyarbakırlı bir gey, ilk önce ablasına açıldığını söyleyip lafı ona bırakıyor. Abla fısıldamak yerine haykırıyor: “Sen Allahına kadar erkeksen, benim kardeşim de Allahına kadar geydir!”
On yıl önce Diyarbakır Gün gazetesinin kültür-sanat sayfalarının editörlüğünü yaparken, şehirde hiçbir etkinlik haberi çıkmayınca İstanbul’da olup bitenleri haberleştirdiğimizi ve haberi “yerelleştirmek” için de sonuna örneğin “Diyarbakırlı sanatseverler şimdiden İstanbul’a bilet alsalar iyi olur” gibi cümleler eklediğimizi hatırlıyorum.
Sanırım şimdilerde aynı çağrıyı tersinden yapmak mümkün. Örneğin ilki Ankara’da bugün (24 Mayıs) yapılmaya başlanan “Demokrasi ve Barış Konferansı”nın ikincisi için Diyarbakır’da hazırlıklar başladı. İstanbullular şimdiden Diyarbakır için bilet alsalar iyi olur! Çünkü Ciwan Haco’nun meşhur şarkısında dediği gibi “Diyarbekir mala mina, Diyarbekir cîhê mina!” (Diyarbekir benim evim, Diyarbekir benim yerim!”)

İrfan Aktan - Bianet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder